peter ackroyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
peter ackroyd etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24.02.2022

hawksmoor

peter ackroyd

methe kıymet vermek budalaca bir çılgınlıktır. en güzel şeylerin daha az hayranı olur; çünkü ahmakların sayısı ehil insanlardan ziyadedir.

keder nedir? alemin gıdası. insan nedir? değiştirilemez şer. vücut nedir? cahilliğin öbeği, tüm haylazlıkların temeli, kokuşmuşluğun bağı, karanlık mahfaza, yaşayan ölüm, beraberimizde taşıdığımız kabrimiz. zaman nedir? insanın salahı. bunlar kadim öğretilerdir.

unutkanlık zamanın büyük muammalarından biridir.

salgın veya yangının nedeni günaha atfedilemez. bu felaketleri harekete geçiren, insanoğlunun ihmalidir ve ihmalkarlığın tedavisi yoktur; dehşet tek maniadır.

büyüklük adım adım artıp da zafer mertebesine ulaştığı gibi, sefalet de aynı biçimde devamlı felaketler nedeniyle sefilliğin en alt seviyesine batar. buna rağmen, çoğu insanın sadece bildiklerini değil; aynı zamanda fazilet ve namuslarını da bolluğa borçlu oldukları inkar edilemez; alemde insanlarla sürdürdükleri dürüst ve adil münasebetleri sayesinde büyük şöhret sahibi olduğu halde hezeyanlarına terk edilecek olsalar, kısa zamanda tüm şöhretlerini kaybedip sefil ve ahmak kişiler olacak kaç bin kişi vardır? yine de fakirliği bir suçmuş gibi cezalandırır ve zenginliği de bir faziletmiş gibi taltif etmeye devam ederiz. işte hayatımızın takip ettiği daire budur: fakirlik günahı, günah da cezayı doğurur.

tabiat, ileri ve cesur olan önünde eğilir.

cinayet eğilimi herkeste vardır ve bir katil hakkında, cinayetinin türüne bakarak birçok şey söyleyebilirsiniz. kararlı birisi aceleyle öldürür; tereddütlü birisi daha yavaş. bir doktor ilaç kullanır; bir işçiyse levye ya da kürek. bu durumda sormanız gereken soru, elleriyle ve çabucak öldüren bir adamın nasıl birisi olduğudur. cinayeti izleyen eylemlerin sıralamasını da hatırlamanız gerekir. katillerin çoğu yaptıklarından dolayı afallar. terlerler ve bazen çok acıkır ya da susarlar. çoğu da, kurbanları gibi, ölüm anında dışkılama sistemlerinin denetimini yitirir. katiller olayların sıralamasını hatırlamaya çalışır ve hatırlarlar; fakat asla öldürme anını hatırlayamazlar. katil onu hep unutur; bu yüzden de hep bir delil bırakır. bizim de aradığımız budur.

hakikatin içinde yattığı uçurumun dibi yoktur ve içine atılan her şeyi yok eder.

insanoğlunun aklının ulaşamayacağı kadar yukarıda veya anlaşılması zor olan bir hakikat yoktur.

1. ilk şehri inşa eden kabil'dir.
2. resmi öğretimi bastırılmış olsa da, dünyada "scientia umbrarum" (hayalet bilimi) denilen hakiki bir ilim vardır ve mazbut bir sanat erbabının bunu kavraması şarttır.
3. mimarlığın hedefi ebediyettir ve ebedi kuvvetlere sahip olmalıdır; sadece sunak ve kurbanlarımız değil, mabetlerimizin şekilleri de mistik olmalıdır.
4. mevcut hayatın ıstırapları ve beşeriyetin vahşeti, kaderin hepimizi tabi tuttuğu zorluklar ve ebedi perişanlığımızın neden olabileceği tehlike, hakiki mimarı mutabakata veya akli güzelliğe değil, bayağı farklı ve tertibe sevk eder.

katiller kendilerini öldürdükleri zaman bunun da bir başka cinayetmiş gibi görünmesini sağlamaya çalışırlar.

ahlaksız: efendi, kadınlar neden kurbağa gibidir?
arkadaşı: sen söyle, kadınlar neden kurbağa gibidir?
ahlaksız: çünkü erkekler onların da sadece alt taraflarını yer.

muhteşem vergilius neredeyse tüm eserlerini başkalarından almıştır; egloglar'ını theokritos'tan, georgica'sını hesiodos ve aratos'tan, aeneis'ini homeros'tan. aristo ise birçok şeyde hipokrat'ın eserlerinden, plinius da dioskorides'ten ilham almıştır. homeros'un da bazı eserlerini kendinden önce gelenlerden bazılarının yazdıklarına istinat ettirerek inşa ettiği konusunda temin ediliyoruz. çeşit ve orijinallik itaatsiz hayalden başka bir şey değildir.

bütün alemde bu böyledir: gurur emareleri ve kendilerine fazla kıymet vermeleri haricinde tavsiye edilmelerini gerektirecek hiçbir hususiyetleri olmayanlar, sırf sanki bir matahmış gibi bir hava neşrettiklerinden, öyle sanılarak hep itibar görmüşlerdir.

tahribat, hacmi hızıyla birlikte artan, yamaçtan aşağı yuvarlanan kartopu gibidir.

28.08.2015

troya'nın düşüşü

peter ackroyd

bütün altın şeyler toprağa düşmek zorundadır. yeryüzünde geçici olmayan hiçbir güzellik ya da haşmet yoktur.

bir türk'e asla hediye verme. reddedemez ve karşılığını vermek zorunda kalır.

hayatta, en hayal edilmez romanda bile izin verilmeyen garip rastlantılar olur.

yaşamın amacı nasıl ölüneceğini öğrenmektir.

her şeyi başarmanın dolambaçlı bir yolu vardır.

kalp konusunda kural işlemez.

yeryüzünde aşka eş tutulacak bir güç yoktur.

bir yığın mücevher bir taşın altına gizlenirken duyulan bir anlık korku, yangın bir evin duvarlarını yalarken duyulan bir anlık tehlike, bir ok bir kafatasını delerkenki bir anlık ölüm.. bütün bunlar, bir arkeologun ortaya çıkardığı anlardır. orada yaşamış ve acı çekmiş insanlar için binlerce yıl değil, bir insanın yaşamında önemli az şeyin olabileceği kısacık bir süredir söz konusu olan. yeryüzünde oraya buraya saçılmış durumda bulunan kırılmış çanak çömlek parçaları, pek de değişmişe benzemeyen sıradan insan varlığının işaretleridir. yine de, antik tarihçinin gördüğü değişiklikler ne kadar geniştir! işte arkeologun görevi budur: sonsuz derecede büyükle sonsuz derecede küçüğü bir araya getirmek.

2.01.2013

chatterton

peter ackroyd

mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.

gerçek, düşgücü olmayan insanların yarattığı bir şeydir. 

gerçek de gerçeküstü kadar yapay bir şey aslında. gerçek dünya bir dize yorumdan ibarettir. yazıya dökülen her şey, yazıldığı andan itibaren edebiyat niteliği kazanır.

her şey aslında tek bir şeyin parçasıdır.

kendin için bile bir sır olmalısın.

kimi zaman gerekçeler önemli olmayabiliyor. kimi zaman insan istediğini yapmalı.

artık hiçbir şeyin ölümsüz olmadığının farkında değil misin sen? her şey anında unutuluyor. artık tarih diye bir şey yok. bellek yok. kalıcılığı özendiren, destekleyen standartlar yok; yalnızca yenilik var. bir de bitmez tükenmez bir yeni nesneler döngüsü. kitaplar ise yalnızca nesne, alınıp bir kenara bırakılan tüketim maddeleri.

kimi zaman, görmemek daha iyidir.

neden bazı insanlar yapıtlarını başkalarına göstermekten utansalar dahi yaşamları boyunca yazar ya da şair olmak için çabalarlar? neden denemeyi sürdürürler? neden yazarlar, yazarlar da yazdıkları her öyküyü ya da şiiri yazar yazmaz ortadan kaldırırlar? onların düşü nereden gelir?

en büyük uzmanlar müşterileriyle aynı görüşü paylaşan uzmanlardır. başkalarının beklentileriyle beslenirler.

montaigne ne demişti: ben kitabı yazana kadar kitap beni yazıyor.

12.11.2012

ingiliz müziği

peter ackroyd

kendine karşı dürüst ol. o zaman başkalarına karşı da dürüst olursun.

düşler çok özel şeylerdir. sıradan dünyadaki herhangi bir şeyden çok daha fazla gerçek olabilirler.

st. augustine: gördüğünü yorumlayabilen kişi, onu yalnızca görmüş olandan daha yüce bir peygamberdir.

mutsuz olduğunda küçülüyorsun, daralıyorsun. hiç kimseciklerle kaynaşamıyorsun. gökyüzü üzerine çöküverecek sanıyorsun.

gerçek, herhangi bir uydurma öyküden daha tuhaftır.

hiçbir şeyden hiçbir şey çıkmaz.

dünya bir denizdir: içinde mutlaka hepimizin boğulması gereken denizdir, dünya.

günün sıcağının yolunu kesmek için onların sözcüklerini kendimizinkilerle karıştırıp dokuyarak dünyaya karşı barikat oluşturmak amacıyla da pekala kullanabiliriz kitaplarımızı.

kitaplar eskimez. onların gösterişli bir bilgelikle, buluşla yeniden can kazandırılmaya gereksinimleri vardır.

en iyi yürüyüş, belleğin yolunda yapılandır.

platon: müzik, şarkıcılar topluluğunu ya da bir araya toplanmış şarkıcıları onun aracılığıyla yönettiğimiz bilgidir.

yürümek en iyi ilaçtır derler. günde üç saat yürüyen kişi 7 yılda dünyanın çevresine eşit yol almış olur.

gerçek her zaman dürüstçe arandığı yerde bulunur.

insanın çerçevesi, doğadaki herhangi başka bir nesneden daha çok yılansı çizgilerden oluşmuş kısımlara sahiptir.

enerji her şeyi değiştirir. enerji ve hayal gücü dünyayı değiştirebilir.

hiçbir şey yitip gitmez: hep kalır o düşünceler, havada asılı.

joshua reynolds: hiç yoktan hiçbir şey var olamaz.

düş, dünyanın gizli yaşamını açığa çıkarır.

31.07.2012

uzun lafın kısası

montaigne: dünyayı döndüren, çiftleşmeye duyulan arzudur.

machiavelli: insanlar babalarının kaybını unuturlar da mallarının kaybını unutmazlar.

lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.

samuel daniel: ürkek bilgi kararsızlıkla kıvranırken, cüretkar cehalet işi bitirir.

descartes: bütün iyi kitapları okumak, onları yazmış olan geçmiş yüzyılların en kültürlü insanlarıyla bir konuşma gibidir; hatta, onların bize, fikirlerinin sadece en iyilerini gösterdikleri, üzerinde inceden inceye düşünülmüş bir konuşmadır bu.

albert camus: saygınlığını elde etmenin en emin ve en hızlı yollarından biri paradır.

francis bacon: kadın kocasının gençlikte sevgilisi, orta yaşlılıkta yoldaşı, yaşlılıkta da bakıcısıdır.

john steinbeck: insanlar birbirlerine ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, masa başına geçtiler mi işi çözerler. 

peter ackroyd: kendine karşı dürüst ol. o zaman başkalarına karşı da dürüst olursun.

thomas paine: yahudiliğin, katolikliğin, ortodoksluğun, müslümanlığın, protestanlığın ve bildiğim tüm din kurumlarının öğretilerine inanmıyorum. benim din kurumum aklımdır.

sigmund freud: evliliğin neden olduğu sinir hastalıklarının şifası, sadakatsizliktir.

carl gustav jung: insanın varoluşunun tek nedeni, yalnızca var olmanın karanlığına bir ışık tutabilmektir. dünyanın öbür kutbuna yapılan bu keşif gezisi rağbet görmez; çünkü belirsizlikler ve tehlikelerle doludur.

2.04.2012

ilk ışık

peter ackroyd

bedenlerimiz ölmüş yıldızların fosilleşmiş kalıntılarından oluşmuştur. dünyanın oluşmasından milyonlarca yıl önce artık varlıklarını yitirmiş olan yıldızların. onların ışıklarını içimizde taşıyoruz. bunun için her şey geriye gidiyor. her şey desenin bir parçası. kökenimizi içimizde taşıyoruz; geriye dönünceye kadar hiç rahatlayamayacağız.

oscar wilde: yaratılış siz doğduğunuzda başladı. öldüğünüz gün sona erecek.

bazı şeyler değişir; fakat önemli şeyler aynı kalır.

bilim, kurgu gibi bir şeydir. hikayeler uydururuz, anlatılar karalarız, olayların altında birtakım kalıplar bulmaya çalışırız. bizler her şeyle ilgilenen gözlemcilerizdir. hikayenin sürmesi hoşumuza gider, ilerlemeyi severiz, ilerleme kaydetmek isteriz. bunlar karanlıkta anlatılmış hikayeler olsa bile.

deli, öteki insanların korkularının şeklini alır.

ancak bir profesyonel, gülünç duruma düşmekten korkmaz.

matematik, dil gibidir. nereden geldiğini kimse bilmiyor. nasıl işlediğini gerçekten kimse bilmiyor. daha çok at ve balık. simgeler içine kapatılmış atlar ve balıklar.

her zaman kıyıda terk edilmiş biri vardır.

bazen tedavi hastalıktan daha kötüdür.

değişim zamanı bu, ölümün önceden haber verdiği garip zaman. dev höyüğe, taştaki dehşete ve altımızdaki karanlık dünyaya dikmişiz gözlerimizi. umutsuzluğumuz bir taş gibi. ağlayarak bir yandan öbürüne dönüyoruz. zaman. bir başka zaman. bir başka şafak. büyük güneş. yükselen kızıl güneş. aleve buzla dokunan, tepeleri mora çeviren. tarlaların üzerine taşın gölgeleri, hayvanların gölgeleri, bedenlerimizin ince gölgeleri düşüyor. güneş doğdukça ve bu vadiyi ışığa boğdukça. burası, bizim evimiz. bir başkası yok.

29.04.2011

uzun lafın kısası

herodotos: en değerli şey, zeki ve güvenilir bir dosttur.

adam fawer: bazen insan istatistiklerin canı cehenneme demeli ve içinden geleni yapmalı.

catherine clement: hiçbir hac yolculuğu masum değildir. 

franz kafka: sorgu yargıcına uzaktan bir kadın göster; kadını kaçırmamak için kürsüyü ve sanığı çiğneyip koşar.

jose ortega y gasset: sürekli bir göç durumu içinde olmak, sevgi içinde olmak demektir.

charles bukowski: birkaç yıl önce dinle ilişkimi kesmiştim. gerçek olduğunu varsayarsak insanları aptallaştırıyor veya aptalları çekiyordu. gerçek değilse, aptallar daha da aptaldılar.

montaigne: hiçbir kazanç başkasına zarar vermeden sağlanamaz.

ece temelkuran: bir yolculuk eğer gerçekten bir yolculuk ise yolcunun sorduğu sorulara cevap vermez. iyi bir yolculuk, yolcunun sorularını değiştirir.

peter ackroyd: mutlulukla başlarız gençlikte; sonumuz delilikle yoksulluktur.

hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

turgenyev: acı çekerek eğitim görmeyen insan, her zaman çocuk olarak kalır.

arturo perez-reverte: ülkesini satan bir fanatik olmayı, hayatımı "yaşasın zincirler!" diye bağırarak geçirmeye tercih ederim.

28.02.2011

uzun lafın kısası

david mamet: oğlan kıza "ne güzel bir elbise!" der; "altı haftadır sevişmedim." demez.

arthur rimbaud: tiksinirim mesleklerin tümünden. işçiler ve ustaları, köylüdür, hepsi iğrençtir. kalem tutan eldir üstün olan, çift süren el değil.

mihail lermontov: bazı insanların alınyazılarında inanılmaz serüvenler yazılıdır.

e.m. forster: her inanç mümkün olduğunca az başvurulması gereken bir katılaşma süreci, bir tür zihinsel donmadır.

jose ortega y gasset: bu dünyada hiçbir şey, kitle kültüründeki kötü zevk kadar bulaşıcı değildir.

catherine clement: bütün iktidarlar cenaze törenleriyle yaşarlar. herhangi bir yerde yönetilecek bir ölü hep vardır.

tolstoy: yalnızca budalalar şanslarına güvenerek kumar oynar.

machiavelli: akıllı hükümdar, yurttaşlarını her zaman ve her durumda kendisine muhtaç bırakmalıdır. onların sürekli olarak bağlılığını sağlayacak tek yol budur.

david harvey: kendine iyi bir takım elbise edin; savaşın yarısını kazandın demektir.

peter ackroyd: methe kıymet vermek budalaca bir çılgınlıktır. en güzel şeylerin daha az hayranı olur; çünkü ahmakların sayısı ehil insanlardan ziyadedir.

turgenyev: bir katilin kurbanından daha uzun yaşaması saçmalıktır.

franz kafka: rahatını kaçıran ne? kalbinin kararını nedir bozup dağıtan? kapının tokmağına el süren kim? kim sokaktan sana seslenip de açık kapıdan girip yanına gelmeyen?

13.12.2008

karanlık

peter ackroyd

dünya ve görünür evren, başıboş maddenin sonsuz hiçliğin içine doğru patlaması, püskürmesidir; uzayın ve zamanın birlikte yaratıldığı o akıl almaz zamanın bir kalıntısıdır; o ilk rastlantı anının ve gereksiz yaratışın estirdiği yıldız rüzgarının bir araya getirdiği fosillerdir.

karanlık. ve biliyorum ki, maddenin kendisi bir kalıntıdır, kozmosun kusursuz örnekleme yolunda bir engeldir, ilk hiçliğin yüzeyinde bir benektir. nesneler olmaksızın yerçekimi olamaz; yerçekimi olmaksızın nesneler olamaz; uzay, zamanın dışında akıl almaz bir şey, zamanın kendisi ise uzayın bir yönünden başka bir şey değil. bu güçler parçalanmış ve eksiktir; öyleyse, yalnızca onların arasındaki ilişki anlamlıdır; çünkü bu ilişkide, görünür evrenin yaratılışından önce var olan düzenin zayıf bir yankısı vardır. belki de ben, kusursuz düzenin bir yankısını duyuyorum.

karanlık. maddenin kendisi, ancak nispeten düşük bir enerji altında incelendiğinde tanınabilir bir şekil alır; daha yüksek bir enerjide gözlendiğinde kararsız bir duruma dönüşür -şiddetli, kendiliğinden, anlaşılmaz, belirsiz, daha büyük bir gücün çakışları. içini delip geçen bu uzay-zaman sarmalları olmaksızın var olabilseydi bu güç, ne kadar basit, ne kadar katışıksız olabilirdi? evren, kendinden kurtulmak istediği için mi genişliyor?

karanlık. ama yine de evren, kökeninin kalıntılarından kaçamıyor -zamanın ve uzayın içine itilmiş, bu yolla "yaratılmış", ışığa ve sıcaklığa dönüşmüş, ağır ağır görünür varlığına ayrışmakta olan enerji. dünya kendi gelişiminin kalıntılarından nasıl kurtulamazsa, kozmos da uzay ve zaman boyutlarına indirgenişini geriye döndüremez artık. işte bunun içindir ki, tümülüsün içine gömülmüş olanlar benden bir parçadır; benim de onların bir parçası oluşum gibi. her şey başka her şeye dokunuyor, dışa doğru genişliyor; fakat yine de birbirine karışıyor. eğer bir tek ağacın bir yaprağı mucizeyle kaybolsaydı, bütün evren yok olurdu; çünkü o anda güçler dengesi bozulmuş olurdu.

karanlık. ve ben de, o düzenin bir parçasıyım, uzay ve zamanın birlikte dokumakta oldukları ilk yaratılışın bir anısıyım: görünür evrenin şekli ustaca değişmedikçe bana hiçbir şey olamaz. sonsuz uzayın içinde ben de giderek uzaklaşıyorum; bana sonsuz dehşet gibi gelen o sonsuz genişlemenin parçasıyım ben. yine de kendim değilim; kozmosun öteki her parçası kadar gelip geçici ve değişkenim; parçacıkların rastlantısal bir düzeniyim; uzayın ve zamanın sonsuz ayrışımı içinde ufak bir düzlüğüm; madde haline dönüşmüş olan güçler savaşımında bir denge haliyim.

karanlık. ama yine de madde değilim ben; içinden evrenin güçlerinin geçtiği uzayım sadece; tıpkı kozmos içindeki gezilerinde içimden geçen milyarlarca zerre gibi. bir gaz bulutu ya da bir takımyıldızla aynı varoluş düzenindenim ben. her şey bir başka şeyi seyrediyor ve şimdi damian, gözlemevinin açık kubbesinden yukarı baktıkça, çalkantılı hava içinde titreşen ve dans eden yıldızları görebiliyordu.