sophokles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sophokles etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.08.2018

sevginin ve şiddetin kaynağı

erich fromm

çoğunluğa karşı direnecek ölçüde güçlü inancı olan kişi kural değil, istisnadır; çağdaşlarının alaya aldığı, ama yıllar sonra hayran olunacak bir istisna.

bir davranışın kendisini, kökenini, izleyeceği yolu ve yüklendiği enerjiyi ancak o davranışın bilinçaltı dinamiklerini açıklayarak anlayabiliriz.

insan olmak, nesne olma durumunu aşmak demektir.

"zevk" der spinoza, "kendi içinde kötü değil, iyidir; bunun tersine acılar, kendi içinde kötüdür." aynı çizgide şöyle devam eder: "özgür insan ölümü her şeyden az düşünür; onun bilgeliği, ölüme değil yaşama yoğunlaşmasından doğar."

insanların her şeyin tümden yok edilmesinden korkmamaları, yaşamı sevmemelerindendir; ya yaşama karşı umursamaz olmalarından ya da giderek çoğunun ölüme çekilmesindendir.

bir yazar bir dostuna rastlar, uzun süre ona kendinden söz eder; sonra şöyle der: "hep kendimden söz ettim. şimdi biraz da senden söz edelim. son kitabımı nasıl buldun bakalım?"

sophokles: insan olmaktan daha güzel bir şey yoktur.

kötülük, insanın insanlık yükünden kurtulma yolunda giriştiği trajik çabada kendisini yitirmesidir.

spinoza'ya göre "bir at, insan biçimine sokulduğunda tıpkı bir böcek biçimine sokulduğu zamanki kadar yıkıma uğramış olacaktır."

toplum içinde yükselmek için hiç durmadan savaşmak, hep başarısızlık korkusu içinde yaşamak sıradan insanda kendisini ve tümüyle dünyayı bekleyen tehlikeleri unutturacak sürekli bir huzursuzluk ve gerginlik yaratır.

"adamı astık, şimdi sıra duruşmaya geldi." (george bernard shaw)

1939'da hitler silezya'da bir radyo istasyonuna sözde polonyalı askerler tarafından düzenlenmiş gibi gösterilen (bunlar aslında ss'lerdi) yalancı bir saldırı tertipletmek zorunda kalmıştı. amacı halkına saldırıya uğradığı sanısını vermek, böylece polonya'ya karşı giriştiği haksız saldırıyı "haklı bir savaş" gibi göstermekti.

iyilik, varlığımızı özümüze gittikçe daha çok yaklaşacak biçimde değiştirmek demektir; kötülük de varlıkla öz arasında gittikçe büyüyen bir yabancılaşma yaratmaktır. insan yaşama karşı ilgisini yitirmişse iyiliği seçebileceğini ummamalıdır artık.

17.06.2018

epigraflar


vitae nomen quidem est vita, opus autem mors.
yaşam, yaşam adını almış ama gerçekte ölümdür onun adı.
(herakleitos)

optima sors homini non esse.
doğmamış olmak insan için en iyi şey olmalı.
(theognis)

omnis hominum vita est plena dolore.
insanın tüm yaşamı acı doludur.
(euripides)

non enim quidquam alicubi est calamitosius homine omnium, 
quotquot super terram spirant.
şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında
insandan daha acınacak bir yaratık yok.
(homeros)

nullum melius esse tempestiva morte.
hiçbir şey zamanında bir ölümden daha değerli değildir.
(plinius)

o, if this were seen -the happiest youth
-would shut the book and sit him down and die.
ah, bir görebilseydi, en mutlu genç bile
kitabı kapatır ve oturup ölümü beklerdi.
(shakespeare)

natum non esse sortes vincit alias omnes.
hiç doğmamış olmak insan için en iyisidir.
(sophokles)

this something better not to be.
daha iyisi var olmamaktır.
(lord byron)

via marcel proust

7.05.2018

umut

andre malraux

insanların nicesi saçma sapan şeylerle ömür tüketiyor.

devrimin en büyük gücü umuttur.

kafası işleyen için bir tragedyadır devrim. ama hayatın kendisi de o kadar acıklıdır böyle bir adamın gözünde. eğer kişisel tragedyasını ortadan kaldırmak için devrime güveniyorsa kafası tersinden işliyor demektir, işte o kadar.

fikirler düşünmek için değil, yaşanmak içindir.

gerçekten başka adalet yok. sophokles, gerçek akıldan da güçlüdür demişti. nasıl ki hayat zevkten de, acıdan da güçlüdür; o halde benim parolam akıl ve zevk değil, gerçek ve hayat. kahırlı da olsa gerçek içinde yaşamayı, zevk içinde akıl kullanmaya ya da akıl içinde mutlu olmaya yeğlerim ben.

genel olarak bir şefin kişisel cesurluğu, şeflik bilincinin zayıflığı oranında yüksektir.

dostluk, dostunuz haklıyken değil, haksızken onunla birlik olabilmektir.

hoşa gitmeye çalışmaksızın sevilmiş olmak insanın erişebileceği en yüce mertebelerden birisidir.

hangi devrim olursa olsun, bilirsiniz ki başlangıçta hepsi az buçuk tiyatroya benzer.

t.e. lawrence: gündüzleri rüya gören adamlar tehlikelidir; çünkü rüyalarını gerçekleştirmeye kalkışmaya eğilimleri vardır.

dünyada hiçbir şey insanları yapacakları şey üzerinde düşündürmekten daha zor değildir.

güç olan, dedi, insanın haklı oldukları zaman değil, haksız oldukları zaman dostlarıyla birlik olmasıdır.

güzelliğe oranla çok daha su götürür bilgelik, bir sanat olarak arı değildir çünkü.

hangi yazar söylemiş bilmiyorum şu sözü: "eski bir mezarlık gibi ölülerle doluyum, tıklım tıklım."

31.03.2018

uzun lafın kısası

sophokles: devlet esenlik içindeyse her şeyimizi onda buluruz; dostluklarımızı bile.

kürşat başar: ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana, sözcüklerden geçer. hatta o yol sözcüklerle döşelidir. başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez.

michel tournier: şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.

jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.

jerzy andrzejewski: sorgulamak istemeyen insan, insan olmak istemeyen insandır.

maurice duverger: imparatorluk, başka ulusları fetheden bir ulusun egemenliği altında kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.

lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.

max horkheimer: insanlar gerçekte yaptıklarından, düşündüklerinden ve hissettiklerinden daha iyidirler.

lidia yuknavitch: tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.

mehmet eroğlu: yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.

3.03.2017

elektra

sophokles

iyi cins bir at, yaşlansa da yitirmez cesaretini hiçbir tehlike karşısında.

ve nasıl hâlâ dimdik tutarsa kulaklarını, sen de öyle cesaret vererek bize, peşinden yürüyorsun önden gidenin.

derslerini ver onların, yüce tanrısı olimpos'un azap, ıstırap veren acılar çektirerek! hiçbir zaman sevinç getirmesin size, değil mi ki giriştiniz böyle melun bir işe?

toprağın altında gömülmüş yatarken ölü, bir hiç olarak, unutulmuş ve olmayanlar onun kanından ödemezlerse kanlarıyla günahlarını ölür utanma denen şey ve bütün insanların onuru.

çok az şey var söyleyebileceğim sana. çoğu zaman az, önemsiz bir söz devirmiştir yere insanları ya da kaldırmıştır ayağa.

asla unutmayacak baban seni helenlerin güçlü hükümdarı, ne de o eski, çift ağızlı tunç baltayı, utanç vererek öldüren onu. evet yüzlerce ayağıyla ve eliyle intikam tanrıçası erinye, tunçtan ayaklarıyla insafsız tuzakların içinden çıkıyor ortaya. çünkü cinayetle lekelenmiş evliliğe, üç kuruşluk yatağa duyulan iğrenç arzu kışkırttı onları. bu nedenle güveniyorum, bu işaret hiçbir zaman, faillere ve suç ortaklarına, yaklaşmayacak onları kahretmeden. gece görünen bu yüz, doğru hedefe götürmezse bizleri, ne dehşet verici bir rüya ne de bir tanrı kehaneti bir daha, bildirir geleceği.

işte her şey böyle başladı. ancak yazmışsa sana felaketi bir kez tanrılar, en güçlü insan bile kaçamaz bundan.

anne kanı güçlüdür. fenalık da görse çocuklarından, nefret etmez hiçbir zaman onlardan.

alçakça yaşamak alçaklıktır soylular için.

insanlar için daha iyi bir kazanç yoktur, kurnazca temkinden ve akıllı düşünceden.

sadece ölüler acı çekmekten kurtulurlar.

8.09.2015

rotterdamlı erasmus

stefan zweig

kendini hiçbir dogmaya adamayan ve hiçbir taraftan yana olmayan özgür ve bağımsız düşünüre, yeryüzünün hiçbir yerinde vatan yoktur.

hiçbir düşünce, tek başına gerçekliğin bütününü oluşturamaz; ama her insan, başlı başına bir gerçektir.

nesnel kişiliklerin kendilerine güvenleri azdır. kendi görüşlerinden kolaylıkla kuşkuya düşerler ve hasımlarının kanıtlarını en azından gözden geçirmeye her zaman hazırdırlar.

kim insanlığın ahlak yolunda ilerlemesine ilişkin umut besleme gücünü yeni bir ideal ile pekiştirmeyi bilirse, kuşağının önderi olur.

herkes, kaderinin hazırladığı trajediyi yaşar.

bütün tutkuların kaderi, günün birinde gevşemektir; her türlü bağnazlığın varabileceği nokta, günün birinde kendi başını yemektir. akıl ise beklemeyi ve direnmeyi bilir. kimi zaman, çevresindekiler sarhoşluk içerisinde tozuttuklarında susmak zorunda kalır. ama kendi sesini duyuracağı günün de geleceğini bilir; çünkü hep gelmiştir.

özgür ve ön yargısız bir kafanın hiç kimseye aldırmaksızın elini değdirdiği her şey, artık çoktan eskimiş tasarımların kafesinde yaşayan bir dünya için yepyeni bir görünüm kazanır. çünkü bağımsız düşünebilen kişi, aynı zamanda başkaları için de en iyi ve en destekleyici biçimde düşünmüş olur.

martin luther: iyi bir işin bilgelik ve sakınganlığın ürünü olması enderdir; ne olacaksa, ayrıntılı bilgi edinme çabasına girişilmeden olmalıdır.

bir sanatçının yaşamında en mutlu rastlantı, içerisinde yeteneklerinin tümünü uyumlu olarak bir araya getirebileceği ve işlemek istediği konuya uyan sanatsal biçimi bulabilmesidir.

sophokles: hayat, ancak anlaşılmadığı takdirde zevklidir.

akıl her zaman yalnızca düzenleyici bir güçtür; ama hiçbir zaman tek başına yaratıcı bir güç değildir; asıl üretici yan, gerçekten de hep bir deliliğin varlığını şart kılar.

cicero: adil olmayan bir barış bile, en haklı savaştan daha iyidir.

erasmus: savaşın en büyük yükü, bu savaşın hiç ilgilendirmediği kişilerin sırtına biner ve savaşta herhangi bir başarı söz konusu olsa bile, taraflardan birinin mutluluğu, öteki tarafın zararı ve yıkımı demektir.

erasmus: her savaştan bir başkası, bir savaştan bir ikincisi doğar.

yön verici güçlerin, yani kaderin ve ölümün insanlara uyarısız yaklaştıkları enderdir. bunlar her defasında yüzü örtülü, sessiz bir haberci gönderirler ve kendisine haberci gönderilen, hemen her zaman yöneltilen esrarlı seslenişi duymazdan gelir.

tarafsız kişi, taraf tutan için her zaman en iyi bayraktır.

erasmus: her zaman gerçeği olduğu gibi söylemek zorunluluğu yoktur. önemli olan, gerçeğin açıklanış biçimidir.

tarafsız olan, her zaman kavgaların en acımasızı ile karşı karşıya kalır.

bütün irade
bir istemektir sadece, istememiz gerektiği için
ve istek, durur iradenin önünde (goethe)

martin luther: prenslerin safında ölen, kutsal bir din savaşçısı olarak cennete gidecek; ötekilerin safında ölenlerin ruhları ise şeytanın olacaktır. bu gibilerini herkes boğmalı, hançerlemeli, açıkça meydan okuyarak ya da tuzağa düşürerek öldürmeli, bu arada bir asiden daha zehirli, zararlı ve şeytani bir varlık olamayacağı düşünülmelidir. eşek sopayla, halk denen güruh ise kaba güçle yola getirilir.

4.12.2013

kral oidipus

sophokles

adaletsiz krala boyun eğilmez.

sadık bir dostu reddetmek, kendi kendimizi hayatın en aziz bildiğimiz bir parçasından yoksun bırakmaktır.

yersiz de olsa şüphe insanı yaralar.

"sabahleyin dört, öğleyin iki, akşam üç ayakla yürüyen yaratık hangisidir?" insandır; çocukluğunda iki eli, iki ayağıyla yürümeye çalışır, büyüdüğü zaman iki ayağıyla yürür, ihtiyarlığında da bir değneğe dayanır.

en felaketli hadiselerden uğurlu sonuçlar doğabilir.

acıların en acısı kendi kendimize çektiğimizdir. 

son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin.

4.06.2013

dışa yolculuk

virginia woolf

kadın olsun erkek olsun, eğer bir yaratık bir oyun kendisine herhangi bir yararı olduğunu düşünecek kadar kandırılmışsa, bırakın oy kullansın. çok geçmez, aklı başına gelir.

bir sanatı gerçekten önemseyen insanlar her zaman en az duygulananlardır.

bir katil bile can sıkıcı birine yeğlenir.

hep dinin böcek koleksiyonu yapmaya benzediğini düşünmüşümdür. biri kara böceklere tutkundur, öteki değildir. bu konuda münakaşa etmenin yararı yok.

en önemsiz vida bile görevinde başarısız olursa, bütünün doğru düzgün çalışması tehlikeye girer.

siyaset içgüdüsü diyebileceğim şey hiçbir kadında yoktur.

iki partinin ortak yanları insanların genellikle kabul ettiğinden daha çoktur.

çocukların mutlu olduğunu düşünmek yanılgıdır. öyle değillerdir, mutsuzlardır. hiçbir zaman çocukken çektiğim kadar acı çekmedim.

çocuklar adaletsizliği asla unutmazlar. yetişkin insanların umursadığı yığınla şeyi affederler; ama o günah, bağışlanamaz günahtır.

dünyadan pek çok mucize geçer
korkunç, harika
ama hiçbiri kış yağmurunun altında
denizin gri derinliklerinin üzerinde yol alan
insanlık kadar değil (sophokles)

önemli olan şeyler değil, onları söyleme biçimidir.

iyileşmenin üç aşaması vardır: süt aşaması, tereyağlı ekmek aşaması ve kızarmış et aşaması.

insanın bu dünyada bedeninin kölesi olduğunu fark etmesi utanç verici. ocağın üstünde çaydanlık yoksa asla çalışamam. fazla çay içmem ama istersem içebileceğimi bilmem gerekir.

nasıl da yapayalnız buz dağlarıyız biz. ne kadar az iletişim kurabiliyoruz!

iki insan hiçbir zaman şu kadarcık bile aynı değildir.

yumurta kırılınca, omlet yenmeli.

insana acayip şeyler oluyor. rahatın yerinde yaşayıp gidiyorsun, bir şeyin ardından başka bir şey geliyor; her şey hoş ve kolayca akıp gidiyor; hepsini bildiğini düşünüyorsun ve birdenbire nerede olduğunu hiç mi hiç bilmiyorsun; her şey eskisinden farklı görünüyor.

insanlar her zaman kendi yollarına giderler. hiçbir şey onları etkileyemez.

keşke şu insanlar bir şeyler hakkında düşünselerdi, dünya hepimiz için çok daha yaşanacak bir yer olurdu.

keşke insanlar düşündükleri şeyleri dosdoğru söyleselerdi, ne çok can sıkıntısından kurtulurlardı!

insanlar olduklarından gazla bir şey değillerdir.

dostluk istiyorum; benden daha önemli, daha soylu birini sevmek istiyorum; bana aşık oluyorsa bu benim suçum değil; bunu ben istemiyorum; bundan gerçekten nefret ediyorum.

farklı insanlar arasındaki ilişkilerin böyle doyuruculuktan uzak, böyle kırık dökük, böyle riskli; sözcüklerinse, başka bir insana karşı anlayışlı olma içgüdüsünün dikkatle incelenmesini ve büyük olasılıkla da yok edilmesini gerektirecek kadar tehlikeli olmasının nedeni neydi?

insan, herhangi birinin ne hissettiğini asla bilemiyor. hepimiz karanlıktayız. bulup ortaya çıkarmaya çalışıyoruz; ama bir insanın başka bir insanla ilgili fikirlerinden daha gülünç bir şey hayal edebiliyor musunuz? insan, bildiğini sanarak yoluna devam ediyor; ama gerçekte bilmiyor.

genç kadınlarla arkadaşlık etmenin en kötü yanı da bu -hemen aşık oluyorlar.

sıradan bir kadın yalnızca iki yaratığı umursar: çocuğunu ve köpeğini; erkeklerdeyse bu sayının iki olduğuna bile inanmıyorum.

aşık olmak neden bu kadar acı vericiydi; mutluluğun içinde neden bu kadar çok acı vardı?

yalın olmak, onu pençesine alan, hiç durmadan ona bir aynada kendi yüzünü ve sözlerini gösteren o korkunç benmerkezcilik olmaksızın, ne hissettiğini yalınlıkla söyleyebilmek, işte bu, neredeyse bütün öteki yeteneklere bedeldi; çünkü insanı mutlu ediyordu. 

20 kişi -hayır, hevesli olurlarsa 10 da yeterdi- bir şeyleri konuşmak yerine yapmaya başlarsa, var olan hemen her kötülüğü ortadan kaldırabilirdi.

pek uzak olmayan bir yerde zarif bir peri vardır.
nemli yularından tutup severn'in pürüzsüz akıntısını dalgalandırır (john milton)

yaşamayı istemek korkaklık değildir. korkaklığın tam karşıtıdır.

6.11.2010

felsefenin tesellisi

alain de botton

insan ancak bir şeyin "ne olmadığını" anlamak suretiyle onun tam olarak ne olduğu bilgisine yaklaşabilir.

seneca: bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.

pliny: kesin olan bir tek şey vardır; o da hiçbir şeyin kesin olmadığı, yeryüzünde insandan daha sefil, daha kibirli bir yaratık bulunmadığı.

gerçek saygınlık çoğunluğun iradesinden değil, sağlam bir akılyürütmeden kaynaklanır.

sokrates bize yol göstererek iki büyük hataya düşmemizi önlemeye çalışmıştır: çevremizdekilerin söylediklerini her zaman dinlemek ve hiç dinlememek.

epikuros: tat alma, duyma zevkini, cinsel zevkleri, güzel şeyler görünce içimde uyanan hoş duyguları bir kenara atarsam, iyiyi kötüden nasıl ayırırım bilmiyorum.

ağrı çekerken insan zihni çare olarak çok garip yöntemler bulmaya eğilimlidir.

seneca: varlıklı olmak öfkeyi körükler.

sokrates: gerçek söz konusu olduğunda sayısal çoğunluk tamamen değersizdir; çünkü kişinin, aslında sözde saygınlıklarından başka hiçbir şeyleri olmayan ve nedense birdenbire kendisi aleyhinde ifade vermeye karar vermiş tanıklardan oluşan bir ordu tarafından yenilgiye uğratılması pekala mümkündür.

eğer kimse bizim var olduğumuzu görmüyorsa var olamayız; söylediklerimizi kimse anlamıyorsa söylediğimiz şeylerin bir anlamı yok demektir.

her düş kırıklığının temelinde aslında aynı şey yatar: isteklerimiz gerçekliğin o yıkılmaz duvarına çarpar.

seneca'nın yapıtlarında aslında bir tek düşünce hakimdir: öngörüp kendimizi hazırladığımız ve nedenlerini anladığımız düş kırıklıklarına daha kolay katlanırız; en büyük yaraları ise hiç beklemediğimiz ve başa çıkamayacağımız türden düş kırıklıkları karşısında alırız. felsefe bizi gerçeklikle barıştırmalı; böylece düş kırıklığının kendisini olmasa bile beraberinde getirdiği zararlı duyguları ortadan kaldırmalıdır.

epikuros: zevk, mutlu bir yaşamın başlangıcı ve amacıdır.

seneca: büyük hedonist öğretmen epikuros, belli dönemlerde kendisini bazı şeylerden mahrum bırakır ve o anda arzuladığı şeyleri elde etmek için büyük zahmetlere katlanmanın gerekli olup olmadığını anlamaya çalışırdı.

sophokles: en mutlu yaşam, düşünmeden geçirilen yaşamdır.

"bilge olduğunu sanan bir adam mı gördün? bir deliden beklemeyeceğin davranışları bu adamdan bekle." (atasözü)

epikuros: felsefe yapmaya henüz hazır olmadığını ya da felsefe yapacak yaşı çoktan geçtiğini söyleyen adam, mutlu olmak için çok genç ya da çok yaşlı olduğunu söyleyen bir adama benzer.

terentius: insanım, insanca olan hiçbir şey bana yabancı değildir.

bilgeliğe ulaşmak için çabalamak; fakat hiçbir zaman budalalıktan tam olarak kurtulamamak, erdemli fakat sıradan bir yaşam sürmek yeterince büyük bir başarı aslında.

aşk, filozofları genellikle pek ilgilendirmez. aşkın gelgitleri, üzerine düşünülmeyecek kadar çocukça gelmiştir filozoflara. bu konu şairler, histerikler için daha uygundur. el ele tutuşmalar, parfüm sıkılmış mektuplar.. bunlar filozoflara göre değildir.

en büyük sanat yapıtları bizim kim olduğumuzu bilmeksizin doğrudan bize seslenen yapıtlardır.

schopenhauer: şair, tek bir özel yaşamdan yola çıkarak onu bütün bireyselliği içinde olduğu gibi dile getirir; ama bunu yaparken aslında insan yaşamının bütününü yansıtmaktadır. tek bir özel yaşamla ilgileniyor gibi görünse de, asıl ilgilendiği her yerde, her zaman yaşanandır. işte bu yüzden, özellikle dramatik şairlerin cümleleri, özlü söz olmadıkları halde tıpkı özlü sözler gibi, gerçek yaşamda sıklıkla kullanılır.

"devenin iğne deliğinden geçmesi, zenginin rabbin krallığına girmesinden kolaydır." (markos)

seneca: asıl bilgelik, gerçekliği ne zaman kendi isteklerimize göre şekillendirebileceğimizi, değiştirilemeyecek olanı ise ne zaman sükunetle kabulleneceğimizi bilmektir.

31.08.2009

uzun lafın kısası

irvin yalom: 
herkes aynı yemeği yemekten bıkar. her güzel kadının olduğu yerde, bir de onu düzmekten bıkmış zavallı bir erkek vardır.

mahabharata: bilgi gerçeği anlamaktır. barış, ruhun sükun bulması.

cevdet kudret: her işte böyledir: insan, diplomasız asistan olamaz fakat profesör olur; kaymakam olamaz fakat vali olur; katip olamaz fakat mebus olur.

george sand: evlilik, toplumun icat ettiği en barbar kurumlardan biridir.

nicholas malebranche: insanların körlüğü ve bilgisizliği bizi şaşırtmamalıdır; çünkü zihinleri, önemli bir zorluğu içeren hiçbir şeye nüfuz edemez.

marguerite yourcenar: insanın gerçek doğum yeri, onun kendisine ilk kez aklıyla baktığı yerdir.

sophokles: en keyifli hayat, hiçbir bilgelik olmadan sürüp giden hayattır.

platon: iyi bir dost dünyanın en güzel bıldırcınından, en güzel horozundan; hatta en güzel atından ve köpeğinden çok daha değerlidir.

nezihe meriç: yıkanmış taşlık, sulanmış bahçe demektir bir bakıma yaşamak.

veysel atayman: şiddet, modern toplumun hayal kırıklıklarından ve duygusal soğukluğundan doğar.

lord byron: şeytan sanıldığından daha sık doğruyu söyler; ama dinleyicileri cahildir.

ahmet ümit: iktidar kanla beslenen bir organizmadır. kendisini yöneten insanları güç kadar kötülükle de ödüllendirir. ister romalı olsun, ister osmanlı, birkaç istisna dışında eline kan bulaşmamış hükümdar yok gibidir.

31.05.2009

uzun lafın kısası

elsa morante: 
dünya, evrensel bilincin tapınağıydı; siz onu bir hırsız yatağına dönüştürdünüz!

george sand: geziye çıkınca en güç şey saf doğayı bulabilmektir; çünkü insanoğlu her yeri düzenlemiş, hemen her yeri bozmuştur.

kemal tahir: insanı aramayan, insanı bilmeyen toplumlarda özenti ile alınan her yeni sosyal müessese, işleri biraz daha karıştırıp berbat etmekten başka bir şeye yaramaz.

irvin yalom: kimsenin seyretmediği bir hayat yaşamaktan kötüsü olamaz.

jean-paul sartre: yazarın görevi, hiç kimsenin dünyadan habersiz kalmamasını ve bu yüzden kendisinin suçsuz olduğunu ileri sürememesini sağlamaktır.

jerome k. jerome: bir kediyi boş laflarla, bir köpeği kandırdığınız gibi kandıramazsınız.

marianne williamson: korkumuzdan kurtulduğumuzda, varlığımız, başkalarını da kendiliğinden özgürleştirir.

platon: oligarşilerde baştakilerden başka hemen herkes dilencidir.

nermi uygur: yüce esinlilere, din kurucularına, ermişlere dağ çölleri, ormanlar, mağaralar gerek; hiç olmazsa bir süre. sıradan insanlara azıcık hastane yeter.

sophokles: sadık bir dostu reddetmek, kendi kendimizi hayatın en aziz bildiğimiz bir parçasından yoksun bırakmaktır.

ayfer tunç: efendinin bokuyla bile gururlanmak sadakatin önemli bir göstergesidir.

joel bakan: her şeyin ya da herkesin mülk edilebildiği, manipüle edilebildiği ve sömürülebildiği bir dünyada eninde sonunda her şey ve herkes mülk edilecek, manipüle edilecek ve sömürülecektir.

31.01.2009

uzun lafın kısası

ayfer tunç: kevaşelerin gözden düşüşü daha ikinci gecede başlar.

julian barnes: yurtseverliğin en istekli yatak arkadaşı bilgi değil, cehalettir.

louis de bernieres: bu lanet olası dünyada biz insanlardan daha aşağılık, daha namussuz bir hayvan yoktur.

elsa morante: insana karşı girişilen en kötü şiddet eylemi, aklın küçük düşürülmesidir.

viktor emil frankl: alkol mutsuzluğunuzun ortadan kalkmasını sağlar; ama mutsuzluğun nedeni olduğu gibi kalır.

george sand: insanlar kendilerini oldukları gibi görmekten hoşlanmazlar.

irvin yalom: ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

mario puzo: bir avukat, evrak çantasıyla, eli silahlı yüz kişinin çalacağından daha fazlasını çalar.

platon: şeyleri oldukları gibi görmek, saf ve anlatılamaz bir mutluluktur.

nazım hikmet: kötü yüreklerde kıskançlığın en büyük nedeni, bir kadınla erkeğin mutluluğudur. çünkü onlar iki önemli sorunu, sevgi ve sadakat konularını çözmüşler demektir.

sophokles: son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin.

kenneth v. lanning: şeytan adına yapılanlardan çok daha fazla kanunsuzluk ve çocuk istismarı, tanrı'nın, isa'nın ve muhammed'in adına, dindar kişiler tarafından yapılmaktadır.