31.7.15

uzun lafın kısası

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

andre malraux: insan dediğin nedir ki? küçük, acınacak bir gizler yığını. insan bir rastlantıdır ve temelinde dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

alexandre dumas: tüm vahşi yapılı insanlar güçlü bir eylemi beğenmeye yatkındırlar.

bertrand russell: olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

christine arnothy: sağcılar, her türlü iktidarın kıçını yalayan insanlardır.

erik orsenna: tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

lucrezia borgia: sanatları sevmek, düşüncenin yapıtlarını sevmek, sevdiklerimizi sevmek; dünyada budur yalnız büyük olan.

jean jaures: bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

konfüçyüs: bir insan uzağı düşünmezse, yakın bir zamanda kesinlikle üzüntüyle karşılaşacaktır.

oscar wilde: çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.

sadi şirazi: mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

mehmet eroğlu: hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.

28.7.15

gönül

ömer hayyam


var mı bir haber öbür dünyadan ey gönül
söyle, kim gidip dönmüş oradan ey gönül
ne umut beslemek ne korku duymak gerek
yoksa bir tek kanıt, bir tek nişan ey gönül

25.7.15

true detective

hak ettiğimiz dünyada yaşarız.

her bir beden, dürtülerinden daha fazlası olduğuna öyle emin ki.. tüm o işe yaramaz danslar, yorulmuş zihin arzu ile cehaletin çarpışması.

bağışlanma diye bir şey yok. insanların kısa hafızası var sadece.

insan bilinci evrimde trajik bir şekilde ilerledi. çok fazla bilinçlendik. doğa kendinden bağımsız bir bakış açısı yarattı. bizler doğa kanunlarına göre var olmaması gereken yaratıklarız. hepimiz bir yanılsama içindeyken duyusal deneyimler ve hislerin gelişimi sayesinde birey olduğumuzu sanan fakat aslında bir hiç olan bireyleriz. bence türümüzün yapması gereken onurlu davranış programlamamızı reddedip üremeyi durdurmak ve hep birlikte soyumuzu tüketerek kardeşçe bu haksızlığa bir gecede son vermektir.

din, beyinde bazı patikaları düzenleyerek eleştirel düşünceyi körelten bir virüstür.

herkes olmadığı bir şey olacağını sanır. herkesin büyük planları vardır.

bütün tarih boyunca ihtiyarların hepsinin aynı şeyleri söylediklerinden eminim. ama ihtiyarlar ölüyor ve dünya dönmeye devam ediyor.

hepimiz bu hayat tuzağının içindeyiz. kendi içinde herkes düşünüyor ki her şey farklı olacak. başka bir şehre gidecekler, sonsuza kadar arkadaş olacakları insanlarla tanışacaklar. aşık olacaklar ve tamamlanmış olacaklar. tamamlanmakmış. bir de sonuca bağlamak var. bu ikisi her ne sikimse! bu hayatı doldurmak için uydurulmuş sikik şeyler. sona ermediği sürece, hiçbir şey, hiçbir zaman tamamlanmaz. sonuca bağlamakmış. hayır, hayır, hayır. hiçbir şey, hiçbir zaman bitmez.

en çok şişenin dibinde gördüm kaybolan ruhları.

insanlar.. binlerce hayatın sonunu gördüm. genci, yaşlısı.. her biri gerçekliğinden emindi. duyumsal tecrübelerinin oluşturduğu amacı ve anlamı olan özel bireyler. biyolojik bir kukladan fazlası olduklarına o kadar emindiler ki.. gerçek er ya da geç ortaya çıkar ve herkes görür. ipler kesildiğinde herkes aşağı düşer.

geceki gökyüzü gibi hiçbir şey yoktur.

erkekler aşık olamaz, en azından kastettikleri şekilde. gerçekliğin yetersizlikleri her zaman bastırır.

önemi olan tek şey çocuklardır. bir kadın-erkek dramasının tek sebebi onlardır. insanlar sıçar batırır. yaşlanırız. kadın-erkek ilişkisinin çocuk yapmak haricinde yürümesi gerekmiyor zaten.

herkes suçludur. ya güzel yıllarınızı, onları yaşarken bilirsiniz ya da onları beklerken kanser olup güzel yılların çoktan gelip geçtiğini fark edersiniz.

17.7.15

hayata farklı bakanlar

hakan günday

eskiden hayata farklı bakanlar bulurlardı beni. gerçek entelektüeller, anarşistler, nihilistler.. mıknatıs gibi çekerdim toplumun dışında yaşamayı seçmiş robinson crusoe'ları. ama şimdi seyrek de olsa benimle karşılaştıklarında başlarını önlerine eğiyorlar, bakışlarımızın kesişmesini engellemek için. çünkü anlayabildikleri kadar anlıyorlar benim artık uzun, alkollü, yüksek sohbetlerden eyleme, gerçeğe geçtiğimi. ve korkuyorlar. çünkü onların oynadıkları oyun, günün üç saatini, içlerinde bağırıp çağıran anarşiste ayırıp geri kalan zamanında normal bir insan gibi yaşamaktan ibaret. çok azı söylediklerini yapar. çok azı gece anlattığını gündüz yaşar. bunlar daha çok düşünsel kurt adamlardır. barış ve anarşi işaretlerini sokaktaki aynı kadın heykelinin iki göğsüne çizenler bu salaklardır işte. coşarlar insan hayatının değersizliğini anlatırken. ama daha sonra işkence gören bir teröristin haberi karşısında en çelik hümanist kesilip insan haklarından dem vururlar. çelik hümanistler çelik kapı taktırırlar evlerine, adlarına methiyeler dizdikleri kaosun, devrimin geldiği gün kedilerine bir zarar gelmesin diye. sağdan nefret ederken soldan da etmeyi unutanlardır bunlar. kişisel muhalefetlerine bir kalabalığın fikrini eklemekten zevk duyarlar. "sola daha yakınım" derler utanmadan. gölgesiz yaşayamazlar, yalnız kalmaktan ödleri koptuğu için. yakın olmazlarsa herhangi bir tarafa, yok olacaklarını düşünürler. açık deniz adamlarının yanında karadan uzaklaşamayan dubalar gibi dururlar.

14.7.15

yaşamımdan şiir ve hakikat

goethe

ustayı usta yapan, ortaya çıkardığı iştir.

anekdot ve özdeyişler dağarcığı, görgülü adam için en büyük hazinedir; eğer birincilerini yeri geldikçe sohbetlerinde kullanmayı, ikincileri de yeri geldikçe hatırlamayı bilirse.

bir eve girer girmez sahibinin ne olduğu nasıl hemen anlaşılırsa, bir kasabaya ayak basar basmaz da yöneticiler hakkında hüküm verilebilir.

henüz hiçbir şeye sahip olunmayan ya da rahat bir mülkün değerinin bilinmediği gençlikte hepimiz demokratızdır.

en iyi insanlar yaşadıkları sürece onların kıymeti bilinmez de öldükleri zaman arkalarından aval aval bakılır.

insanlar önce yanılgım yüzünden benden hoşlanmadılar, sonra ciddiyetim yüzünden. nasıl davranırsam davranayım hep yalnızdım.

içinde huzur olmayan her imparatorluk çöker; çünkü prensleri hırsızlarla işbirliği içindedir.

ironinin kesintisiz kullanılmasından zeki insan sıkılır, fazla zeki olmayanın kafası karışır, büyük çoğunluğu oluşturan ortalama insan ise hoşlanır; çünkü bu grup çok fazla düşünme ihtiyacı duymadan kendisinin diğerlerinden daha akıllı olduğunu sanır.

yaşamda sadece eylem söz konusudur; zevk ve acı kendiliğinden gelir.

sadece geride bir şey bırakan değil, bir konuda etkin ve faydalı olup başkalarını da etkin ve faydalı kılan insan önemini korur.

zaman sonsuz denecek kadar uzun. gerçekten dolu dolu yaşamak isterseniz, her geçen gün, içine pek çok şey koyabileceğiniz bir fıçı aslında.

gerçek hayat bazen pırıltısını öyle kaybediyor ki, zaman zaman hayal ürünü denen cilayla yaşamın parlatılması gerekiyor.

her kentin, çocuklarını ya da torunlarını korkutan bir tragedyası vardır.

filizlenen bir sevgide güzel olan şey, insanın başlangıcını bilmediği gibi sonunu da kestiremeyişidir; insan kendini mutlu ve neşeli hissettiği gibi, bir mutsuzluğa neden olabileceğini de sezemez.

insan, gençliğinde sahip olmak istediği şeye yaşlılığında bolca kavuşur.

sessizce içinden okumak, konuşmanın hüzünlü bir yedeğidir.

kızlar göründükleri haliyle, delikanlılar ise vaat ettikleri şeylerle sevilir.

sevdiğiniz insanda bulabileceğiniz en katıksız mutluluk, onun başkalarını sevindirdiğini görmektir.

doğanın elinden çıkan her şey iyidir. insanın elinde her şey kötüleşir.

kendi olumlu yanlarımızla ilgili düşüncemiz bizde öyle kök salmıştır ki, bunların birazını bile etrafımızdakilere layık görmeyiz, mümkün olsa benzerlerimizi bile seve seve köreltiriz.

her yeteneğin temelinde önemli bir karakter yapısı vardır; bu bize büyülü bir şey gibi gelir; çünkü ne yeteneği ne de yeteneğin ortaya koyduğu şeyleri tek bir kavrama indirgeyebiliriz.

çiçeklerin ve kirazların tadını çocuklara ve serçelere sormak lazım!

hükmetmek kolay öğrenilir; yönetmek güç.

nice krallar vardır bakanların yönettiği; nice bakanlar vardır sekreterlerin yönettiği.

evin kıymeti ancak akşam olunca anlaşılır.

hayatın amacı, hayatın kendisidir.

çoğu zaman en küçük rastlantılar, hayatta en sürekli ilişkileri belirler.

hayata katlanabilmek ve ona yenilmemek için onunla uzlaşmayı öğrenmek gerekir.

hiçbir şey, kendisine benzer bir şey, yani bir iz bırakmayacak kadar yüzeysel değildir.

insanı gerekli kılan tek şey sevgidir kuşkusuz.

karşısındaki insana açılan büyük bir insanı görme kadar gerçek ve sıcak bir sevinç dünyada yoktur.

eğer insanlar, imgelemleriyle, geçmişteki kederin anılarını çağrıştırmak uğruna bu denli çaba gösterecekleri yerde, kayıtsız bir şimdi'ye katlansalardı, çektikleri acı daha az olurdu.

dünyadaki karışıklıklara yol açan şeyin, kurnazlık ve kötü niyetten öte belki de yanlış anlamalar ve atalet olduğunu bir kez daha saptadım. en azından ilk ikisine daha az rastlanıyor.

sanat uzun, hayat kısa

zülfü livaneli

yaşamak, direnmektir.

sürüden ayrılan insanı hiçbir rejim sevmez. sürüden ayrılmanın, birey olmanın ve kendi kafasıyla düşünmenin en önemli göstergesi ise okumaktır.

karl marx: sahip olduklarınız ne kadar çoksa, siz o kadar azsınız.

yüzlerce yıldır din kavramının öldürdüğü insan sayısı, belki de ruhunu kurtardığı insan sayısından daha fazladır.

geçenlerde iki kızımız kitapçı vitrinine bakarken biri ötekine dönüp "aaa bak kız!" demiş, "aşk-ı memnu'nun kitabı da çıkmış." öteki, "amma da çabuk yazıvermişler!" demiş.

sanat, güzellik yaratmanın, kendini ifade etmenin ve varoluşunu gerçekleştirmenin olduğu kadar, dünyaya müdahale etmenin de bir yoludur.

nef'i: allah türk'e çeşme-i irfanı haram kılmıştır.

mağara resimlerini görünce tektanrılı dinler tarihinin ne kadar kısa olduğunu bir kez daha dehşetle fark ediyorsunuz. dünyanın kabul ettiği milat daha dün gibi. demek ki insanlar o kayalara resim çizerken daha milada 28 bin yıl varmış.

stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.

insan dediğin öyle ideallerden falan oluşmaz. hırs, başarı arzusu, para kazanma hırsı, cinsel tutku, kıskançlık, başkalarını ezme duygusu.. işte insan budur. ve amacına ulaşmak için her türlü aşağılık numarayı çevirir.

bernard shaw: dans etmek, yatay bir isteğin, dikey anlatımıdır.

"her şeyi kaybeden, her şeyi kazanır."

montaigne: bana doğru gibi gelen hiçbir fikir yoktur ki aynı zamanda yanlış gibi de gelmesin.

ilerleme, insanın başkaldırması ve kendisini engelleyen yasakları geçersiz kılması demektir. en yalın tarifiyle "ilerici" olmak da budur. ciddi bir düşünce ortamında, yasaları savunmaya öncelik verip de "ilerici" gibi görünmenin yolu yoktur. ama ne yazık ki türkiye'de böyle gariplikler yaşanabiliyor.

gülmek zeka belirtisidir.

bilimin sustuğu noktada şiir başlar ve evrenin gizli kapıları şiirle açılır.

jean-paul sartre: savaşta ölen bir tek çocuk karşısında benim bütün kitaplarımın ne değeri var?

jose ortega y gasset: ben, kendimin ve çevremin toplamıyım.

ahmet ertegün: kültür azınlık içindir. yani piramidin en tepe noktasıdır. eğer insanlara bir şey satmak istiyorsan, piramidin en alt tabanına hitap edeceksin.

thomas jefferson: siyasetçileri zapturapt altına almak için onları anayasaya zincirlemek gerekir.

platon: bir toplumu yönetecek olan kişiler bu işe çok istekli olmamalı. neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. filozoflar arasından seçilmeleri daha uygundur.

zaman bütün devletlerden güçlüdür.

bernard shaw: sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler budalaca bir didinmeyle laboratuvarlarında yeniden ortaya çıkarırlar, uzun süre sonra.

spinoza: üzülme, öfkelenme; sadece anla!

toplumların tarihleriyle yüzleşmelerinin ve kendilerini tanımalarının en önemli yollarından biri de romanlardır.

bernard shaw: gazetecilik, bir bisiklet kazası ile uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir alandır.

egoyu sadece aşk yenebilir.

edebiyatımızda bir raskolnikov yoktur. türkler suçluluk duymaz ama utanır. bu kültürde rezil olmak, küçük düşmek korkusu, işlenen bir suçun yaratacağı vicdan azabından kat kat güçlüdür.

joseph campbell: çocuğu olduktan sonra bir insan doğa bakımından ölü sayılır.

sizi bilmem ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır. zehirli tutkular ve fanatik öfkeler üretir. en kötü yanı da cahilin, cahil olduğunu bilmemesidir.

içten olmak bir sanatçının en önemli avantajı ama bir politikacının da büyük zaafı.

dünyada komünizm bitti ama bizdeki anti-komünizm henüz bitmedi.

yaşam dediğimiz, duyumsamalarla, çağrışımlarla zenginleşen, ayrıntılarla yoğunlaşan bir şey. bu ayrıntıları ve duyguları çıkarıp attınız mı, elinizde kuru bir kabuk kalıyor.

hayatta referans noktaları olmayan insan, uçuruma düşer.

hiçbir başarı küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz. hiçbir ün, baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir. bir insanı sevmenin derinliği hiçbir iktidarla kıyaslanamaz. mutluluk, insanın kendi yaşamında. küçük görülen, horlanan insani ilişkilerinde ve doğayla uyumunda.

sanat da hayatın gerçeği gibi devrimcidir.

antonio gramsci'nin dediği gibi, "eskinin çürüyüp yok olduğu, yeninin ise bir türlü ortaya çıkamadığı" bir değersizleşme, bir çürüme, bir nihilizm dönemi yaşıyoruz.

* ars longa, vita brevis: lat. sanat uzun, hayat kısa.

12.7.15

öteki peygamberler

anthony storr

en derinlerde hissedilen temel insani deneyimlerden bazıları bütünüyle mantık dışıdır.

eğer hiç kimse paylaşmıyorsa, yeni bir görüşün güvenilirliğine duyulan inancın sürdürülmesi oldukça güçtür.

bazı insanlar için, bir başka kişinin dinlemeye ve onu yakından tanımaya hazır olduğunu bilmek ve tanındığı halde reddedilmediğini keşfetmek, başlı başına bir aydınlanmadır.

"inancını yitirmek istiyorsan rahiple arkadaş ol."

mitler çoğunlukla, bizim yansıtmalarımız üzerine yapılanırlar; tüm gerçeklerin ortada olduğu yerde hayal gücü yeşermez.

yeni bir mesajı olan her peygamber, kurulu düzen tarafından dışlanır.

çoğumuz, siyahın siyah, beyazın beyaz olduğu, iyinin kötüyü yeneceği ve erdemlilerin cennete gideceği, günahkarların ise cehennem ateşine atılacağı çocukluk günlerine geri dönme isteğini gizli gizli taşırız.

bir şiirde ya da bir başka sanat yapıtında yeni bir bütünlük yaratmak, aslında sanatçının, kendi ruhunun iç dünyasında kaybettiği bütünlüğü bulma veya yeni bir bütünlük oluşturmasının yanı sıra, dış dünyada gerçek bir varlık bulan bir ürün yaratma çabasıdır.

en aklı başında ve mantıklı insanlar bile, aşkın çekiciliği ve kuruntularına karşı bağışıklık sahibi değildir. aşkta hayal kırıklığına uğramak yıkıcı olsa da, hiç aşık olmamış olmaktan daha iyidir.

dünyada pek çok insan, hiçbir kanıtı olmayan ve eleştirel olarak incelemeye açık olmayan inanç sistemlerine sahiptir.

ünlü kişileri olduklarından daha değerli görme eğilimi sadece guruların müritlerine has bir özellik değil, hepimizin paylaştığı insani bir zaaftır.

11.7.15

evlilik yıl dönümü

~the sopranos

zengin bir adamla fakir bir adamın evlilik yıl dönümleri aynı günmüş. her yıl madison caddesi'nde buluşup karılarına hediye alırlarmış. fakir adam zengin adama: 

"bu sene karına ne aldın?" diye sormuş.

"ona kocaman bir pırlanta yüzük ve yepyeni bir mercedes aldım." demiş zengin adam.

fakir adam:

"neden ikisini birden aldın?" demiş.

zengin olan da: 

"pırlanta yüzüğü beğenmezse bile onu iade etmeye mercedes'le gider ve yine mutlu olur." demiş.

zengin adam fakir adama:

"sen karına bu sene ne aldın?" diye sormuş.

"bir çift terlikle bir de vibratör." demiş fakir adam.

zengin adam:

"neden karına bir çift terlik ve bir vibratör aldın?" demiş.

fakir adam da:

"eğer terlikleri beğenmezse gidip kendini becersin diye." demiş.

10.7.15

martin eden

jack london

aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir. 

hizmet edilecek tek efendi güzelliktir.

güneş altında uyuklayan köpekler sık sık sızlanıp havlarlar; fakat kendilerini böyle sızlandırıp havlatan şeyin ne olduğunu anlatamazlar. 

insan mutlak doğrulara asla ulaşamaz.

gerçekten büyük olan şairlerin her dizesi güzel hakikatlerle doludur ve insanın içindeki yüce ve soylu hislere seslenirler. onların bir dizesini bile atmak dünyayı aynı ölçüde yoksullaştırmak olur.

kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.

gazetecilik yazı üslubunu mahveder.

yeryüzünde her şey yolunu şaşırabilir, aşk dışında. zamanla zayıflayıp tökezlemediği sürece aşk yolunu şaşırmaz.

"talihin ağır darbeleri altında
kan revan içinde ama dimdik başım" (william ernest henley)

bilinmeyenden başka tanrı yoktur, herbert spencer da onun peygamberidir.

insanlar görüşlerine göre hareket ederler, daha fazlası da gelmez ellerinden.

eğer bilmediğin bir oyun oynuyorsan ilk hamleyi daima rakibine bırak.

"değil mi ki hayat sonsuza dek sürmez
ölüler asla dirilmezler
ve en yorgun ırmaklar bile
bir yerde ulaşırlar denize" (algernon charles swinburne)

nietzsche haklıydı. dünya güçlülerindir, aynı zamanda soylu olan güçlülerindir. domuzların ticaret ve alışveriş teknesinde yuvarlanmayanlarındır. dünya gerçek soylulara, büyük sarışın canavarlara, uzlaşmayanlara, evetleyenlere aittir. bunlar, sizin gibi, sosyalizmden korkan ve kendilerini bireyci sanan sosyalistleri yiyip yutacaklar. o boyun eğen, aşağılık köle ahlakınız da sizi kurtaramayacak.

sürüklenip gitmek hayatı en basite indirger; ama asıl acı veren yaşamaktır.

8.7.15

ünlü filozofların yaşamları ve öğretileri

diogenes laertios

pyrrhon'a göre ne güzel ne çirkin vardır, ne doğru ne eğri vardır; gene aynı şekilde her durumda gerçekte hiçbir şey yoktur. insanlar her şeyi uylaşım ve alışkanlıkla yaparlar; çünkü her bir şey şu olmaktan çok bu değildir.

ksenophanes şöyle diyor: "kesin olanı kimse bilmez, ileride de bilemeyecektir."

zenon, "devinen şey ne bulunduğu yerde devinir ne de bulunmadığı yerde." derken, devinimi ortadan kaldırır.

demokritos da "sıcak ve soğuk uylaşım sonucu var, gerçekte var olan ise atomlar ve boşluktur." derken, niteliği kaldırıp atar. ve gene: "aslında hiçbir şey bilmiyoruz; çünkü gerçek, uçurumun dibindedir."

platon da gerçeği tanrılarla tanrı çocuklarına bırakıp olası açıklamaları bulmaya çalışır.

euripides şöyle diyor: "kim biliyor, yaşamın ölüm, ölümün de yaşam sayılmadığını ölümlülerin gözünde?"

empedokles: "böylece insanlar bu işleri ne gözleriyle, ne kulaklarıyla, ne de zihinleriyle kavrayamazlar."

ve bundan önce: "herkes yalnızca kendi deneyimlerine inanır."

dur bir mola ver

tom robbins

ölüm korkusu köleliğin başlangıcıdır.

hayvanlarla konuşabildiğimiz gün değişimin yarı yarıya gerçekleştiğini anlamış olacağız; ormanla konuşabildiğimiz gün değişimin gerçekleştiğini anlayacağız.

william blake: kendi düzenlerimi yaratmalıyım; aksi takdirde diğer insanların yarattığı düzenlerin kölesi olurum.

doğa istikrarlı değil. yaşam istikrarlı değil. istikrar doğal değil. yegane istikrarlı toplum polis devletidir. bir toplum ya özgürdür ya da istikrarlı. aynı anda ikisi birden olamaz.

cezalandırma kötülüklerin peşini bıraktığında medeniyetin dokusu çözülmeye başlar.

doğa istikrarlı değil. yaşam istikrarlı değil. istikrar doğal değil. yegane istikrarlı toplum polis devletidir. bir toplum ya özgürdür ya da istikrarlı. aynı anda ikisi birden olamaz.

insanoğlunun hücrelerinde zamanın başlangıcından beri gerçekleşmiş her bir enerji itkisi kayıtlıdır. incelenmeye gerçekten değer tek kütüphane dna genetik sistemidir.

mantık insana ancak ihtiyacı olan şeyi verir; oysa büyü, insan neyi istiyorsa onu verir.

garip şahıs diye bir şey yoktur; sadece kimi insanlar diğerlerinden daha fazla anlaşılmayı gerektirir, o kadar.

hayattaki en önemli şey üslup. yani temelde, neticede önemli olan, kişinin varoluş üslubu -kişinin eylemlerinde görülen karakteristik tarz. insan kendini eylemleriyle tanımlamaktaysa eğer, o zaman üslup iki kat daha belirleyicidir; çünkü eylemi betimleyen üsluptur.

mutluluk öğrenilen bir durum. öğrenildiği ve kendi kendini ürettiği için de, idamesi dış koşullara bağımlı değil. bu durum içerik konusunu çok ironik bir biçimde aydınlatıyor. ve de üslubun önceliğini vurguluyor.

soylu bir ailenin oğluna üç iş sahasının yolu açıktır: ordu, din ve politika.

bir insanın suçlu mu yoksa devlet memuru mu olduğu tamamıyla meseleye nasıl bakıldığına bağlıdır. insanoğlunun kendine özgü kararsız ruh hali, onun, aynı anda iki zıt yasaya göre hareket etmesini sağlar. bir hayatını ona göre sürdürdüğünü söylediği yasa vardır, bir de standartlarına gerçekten uyduğu yasa. bu öylesine köklü, öylesine incelikli bir aldatmacadır ki, çoğu insan farkına bile varmaz; gerçi psikolog, düşünür ve benzeri insanlar için bilinmedik bir hadise değildir.

tanrı gizemli yöntemlerle yürütür işini.

insanoğlu zannettiği kadar iyi değildir. (gerçi ne de zannettiği kadar kötüdür; ama şimdi fazla zorluk çıkarmayalım). aslında muhtemelen sağlıklı ve doğal olan ancak zamanla ve bireysel özellikleri ve alışkanlıklarının taşıdığı ucubelikler neticesinde olumsuz değerler atfettiği (ya da -genellikle sapkınca suçluluk duygusuyla dolu psikopat uyumsuzlar olan- dini liderlerinin olumsuz değer atfetmesine izin verdiği) belirli ihtiyaçları vardır, belirli hizmetleri talep eder. had safhada bir paradoksal başkalaşım örneği olarak masum arzular tabu haline gelir.

hayatın hiçbir anlamı olmadığını söylemek, hayatın hiçbir değeri olmadığını söylemek değildir.

bir maceraperestle intihara kalkışan insan arasındaki temel fark, maceraperestin kendine kaçış payı bırakmasıdır; eni ve boyu bilinmeyen faktörler tarafından belirlenebilecek olan, ancak başarıyla atlatılması maceraperestin asabı ve zekası tarafından belirlenen bir kaçış payı. bu pay ne kadar küçük olursa macera o kadar büyük olur. insanın asabına bağlı olarak ya da zekasının zirvesini zorlayarak yaşaması her zaman heyecan verici.

yıldızlar insan ruhunun izdüşümleridir -bilincin sivilceleridir- yalnızca; ama aynı zamanda son derece gerçektirler.

tüm evren, ritimlerden kurulu bir karmaşa. her birimiz kendi bedensel ritimlerimizi kozmosun ritimleriyle özdeşleştirmek gibi bir ihtiyaç duyuyoruz. deniz en büyük ritim faili. rüzgarda savrulan tohum tanecikleri, yörüngede dönen atomlar da ritmik. kaslı, güçlü bir organ olan rahim, çocuğun doğmasıyla birlikte kasılır -ritmik kasılmalar, aslında, bebeğin dünyaya teşrifini sağlayan önemli teşviklerdir. her şey ritimle başlar.

kötülük, iyiliği mümkün kılan şeydir.

bugüne kadar sözde nesnel, ilahiyat bilimine dayanmayan din araştırmaları, davranışçıların -antropologların, psikologların ya da sosyologların- öncelik verdiği bir konu oldu. bu adamların hepsi hala ruh denen safsataya inanabilmekteler. mistisizme inanmayan bizler için ruh, elektrokimyasal bir tezahürdür; bir protein sentezi, bir sinir elektriği alevidir. başka bir şey değil.

sanatçının işlevi, hayatın sunmadıklarını sunmaktır.

kararsızlık şizofreniden daha beter bir baş belasıdır. insan şizoid olunca her iki kişiliği de birbirinden habersiz mesutça yaşayıp gider ama insan kararsız olunca, her bir taraf çelişen tarafın acı içinde farkındadır ve eğer insan dikkat etmezse tüm hayatı bir ağdalı şeker partisine dönüşebilir.

insan, ne yiyorsa odur.

jesse james başak burcuydu. çaresizlik hissine kapılıp kanun dışı bir adam olmuştu. belle starr kova burcuydu. kanun dışı bir kadın olmuştu; çünkü çok çirkindi ve ancak bu sayede kendini düzdürebilirdi. billy the kid, yay burcuydu. sırf eğlence niyetine kanun dışı bir adam olmuştu. dur bir mola ver de bir yay burcu. ama hemen, durduk yerde bir anlam çıkartmayın bundan.

bilincin üst düzeylerinde her şey birdir. hayvanlar, bitkiler ve mineraller arasında hiçbir fark yok. her şey enerji ve ışık içerisinde birbirine karışır.

her küçük kız çocuğu, hayatının bir aşamasında büyüyünce hemşire olmayı istemiştir.

soyut bir düşünceyi kafanda sabit tutabilirsin; oysa gerçek şeyler genellikle akış halinde olur ve her zaman değişir. bir adamın basmakalıp düşüncelerindense karısıyla oynaşmak daha az riskli bir iş.

isa yahudi'ydi. yahudilik bir baba diniydi. hristiyanlık da baba ana dini olarak gelişti. ancak eski din, bir ana diniydi. iki bin yıldır penis iktidarı altında yaşıyoruz.

fallus rahimden ayrılınca, baba anadan ayrılınca, kültür doğadan ayrılınca, ruh bedenden ayrılınca, o zaman hayat dengesini yitirir ve insanlar hüsrana kapılır, şiddete başvururlar.

tekvin, başlangıçta söz vardı der. en basit ilkel insan bile başlangıçta orgazmın olduğunu bilir. yaşam yaşamdan üretilir; oysa diriliş -tohumların yeniden doğması, sonbaharda düşen yaprakların baharda geri dönmesi- maddeye dairdir, ruha değil.

kuzugöbeği çok açıkgöz, küçük bir mantar çeşidi. adeta avcının kendisini yolmasını bilerek engellercesine, yere düşmüş yaprakların altına gizlenir. doğanın en soylu yaratıklarının çoğu gibi kaçak bir türdür.

insan dilediğince özgür ve mutlu olabilir; çünkü kaybedilecek ve kazanılacak hiçbir şey yok.

insanların kafaları yıldırımlı fırtınalardan daima etkilenir. atmosfere yayılan negatif parçacıklar meselesi. aynı zamanda ozon gazı da serbest kalır. bu gaz zihni harekete geçirir. insanı adeta yükseltir. fırtına arifesinde adeta yükseldiğini hissetmedin mi hiç? havadaki ozon yoğunluğu artınca insanlar daha çok, daha renkli rüyalar görürler. yıldırımlı fırtına esnasında ya da hemen öncesinde zeka testi yaptırırsan normalden daha fazla puan alacağını biliyor muydun? gerçek bu. fırtına, beyni harekete geçiriyor.

ve sonra yağmurlar başladı.

7.7.15

edebi bir aşk

charles bukowski


onu her nasılsa yazışma ya da şiir veya dergiler yoluyla tanıdım
ve bana tecavüz ve şehvet konulu çok seksi şiirler yollamaya başladı
ve işin içine biraz da entelektüellik karışınca
biraz kafam karıştı ve arabama atlayıp kuzeye sürdüm
uykusuz, akşamdan kalma, yeni boşanmış
işsiz, yaşlanmış, yorgun, beş on yıldır
çoğunlukla uyumak ister bir halde, sonunda moteli buldum
küçük güneşli bir kasabada toprak bir yol üzerinde
ve orda oturup bir sigara tüttürdüm
düşündüm, gerçekten delirmiş olmalısın diye
ve bir saat geç çıktım
kadınla buluşmaya, epey yaşlıydı
neredeyse benim kadar, pek seksi değildi
ve bana çok sert, ham bir meyve verdi
kalan dişlerimle çiğnediğim
adı konmamış bir hastalıktan ölüyormuş
astım gibi bir şeyden ve
sana bir sır vermek istiyorum, dedi, ben de
biliyorum, bakiresin, 35 yaşındasın, dedim
ve bir defter çıkardı, on-on iki şiir
bir ömürlük çalışma ve okumak zorunda kaldım
ve anlayışlı olmaya çalıştım
ama çok berbattılar
sonra onu bir yere götürdüm, boks maçlarına
ve ellerini kenetleyip
dumanın içinde öksürdü
ve etrafa bakınıp durdu
bütün insanlara
ve sonra da boksörlere
sen hiç heyecanlanmazsın, değil mi, dedi
ama o gece tepelerde epey heyecanlandım
ve onunla iki-üç kere daha buluştum
şiirlerinin bazılarında yardımcı oldum
ve dilini boğazımın yarısına kadar soktu
ama ondan ayrıldığımda
hala bakireydi
ve berbat bir şair
düşünüyorum da, bir kadın açmamışsa bacaklarını
35 yıl
iş işten geçmiştir
aşk için de
şiir için de

6.7.15

elif

paulo coelho

tanrı adına öldürdük, isa adına işkence ettik, kadını toplum için tehlikeli saydık, kadınların doğal melekelerini bastırdık, tefecilik yaptık, masumları katlettik, şeytanla el ele verdik. buna rağmen 2000 yıl sonra hala ayaktayız.

dünya hiç şimdiki kadar kamplaşmamıştı. din savaşları, soykırımlar, gezegeni hiçe saymalar, ekonomik krizler, buhranlar, yoksulluk kol geziyor. herkes dünyadaki sorunların ya da kişisel dertlerinin hiç olmazsa bir kısmından kurtulmak için acil çözümler arıyor. ne var ki, geleceğin daha fazla karanlıktan başka vaadi yok.

insanı ileriye götüren, şüpheleridir.

zaman öğretmez; zaman bize yalnızca yorgunluk ve yaşlanma hissi verir.

büyüde -ve hayatta- sadece o an yaşanan zaman vardır ya da şimdi. zaman, iki nokta arasındaki mesafe gibi ölçülemez. zaman geçmez. insanoğlu dikkatini şimdiki zamana vermekte müthiş zorlanır; hep, ne yaptım, daha iyisini nasıl yapabilirdim, diye düşünür, yaptıklarının sonuçlarına, niye yanlış davrandığına kafa yorar. ya da gelecekle uğraşır; yarın ne yapacaktır, ne gibi tedbirler almalıdır, köşe başında onu nasıl bir tehlike beklemektedir, istemediklerini nasıl engeller, hayallerine nasıl ulaşabilir..

seyahat etmek para değil cesaret işidir.

doğduğumuz andan ölene kadar hayatımız sürekli bir yolculuktur. manzara değişir, insanlar değişir, ihtiyaçlar değişir; ama tren hep ileri gider. hayat bir trendir, tren istasyonu değil.

kendine ne olduğunu anladığın anda, bütün dünyada ne olduğunu anlamış olursun.

hayatımızda keskin bir dönüşüm yaratan felaketlerin temelinde hep aynı şey vardır: birini kaybetmek.

geleneğin dediğine bakılırsa her birimiz varoluşumuzun gerçek sebebini ölmeden bir saniye önce anlarmışız. cehennem ya da cennet işte o an doğarmış. cehennem, o kısacık anda geriye bakıp hayat denen mucizeye anlam katma fırsatını kaçırmış olduğumuzu anlamakmış. cennet ise o an, "hatalarım oldu; fakat hiç korkaklık etmedim. hayatımı yaşadım, ne yapmam gerekiyorsa yaptım." diyebilmekmiş.

savaşçıyı savaşçı yapan budur işte: irade ve cesaretin aynı şey olmadığını anlamak. cesaret korku ve hayranlık uyandırır; irade gücüyse sabır ve azim demektir. iradeleri çok güçlü olan kadınlar ve erkekler genellikle yalnızdırlar; çünkü dışarıdan soğuk görünürler.

içinde bir tutam delilik olmayan hayat eksik bir hayattır.

"kimse kendi toprağında peygamber olmaz." kimse yanıbaşındaki güzelliğin hakkını vermez; uzaktan gelen hep kıymete biner.

konforlu hayatından çık ve kendi krallığını ara.

biz bir şeyi arıyorsak, o şey de bizi arıyor demektir.

monotonluğun tekrarla tatbikatla hiçbir ilgisi yoktur. hayatta her ne konuda olursa olsun başarının yolu tekrardan ve çok çalışmaktan geçer.

şifayı, bizi yaralayan neyse onda bulacağız.

etrafınızda neyin iyi, neyin kötü olduğuna fazla kafa yorarsanız kendi ruhunuzu ihmal edersiniz; başkalarını yargılamak için harcadığınız enerji sizi tüketip yere serer.

sadece sıradan insanlar tehlikeden uzaktır.

hata yapmaktan korkmayan, hata yapan insanları arayıp bul. onların hataları, yaptıklarını gölgede bırakmış olabilir; fakat dünyayı ancak böyle insanlar değiştirir, defalarca hata yaptıktan sonra gerçekten fark yaratmayı ancak onlar başarırlar.

geçmiş zamanda bir şeyler öğreniriz; ama bizi biz yapan bu öğrendiklerimiz değildir. geçmiş zamanda acı çeker, geçmiş zamanda sever, geçmiş zamanda ağlar ve güleriz. fakat şimdiki zamanda bu bir işe yaramaz. şimdiki zamanın kendi zorlukları, kendi iyileri ve kötüleri vardır. bugün olanlar için geçmişe lanet etmek de, minnet duymak da olmaz. yeni aşkların eski tecrübelerle kesinlikle hiçbir ilgisi yoktur. aşk her seferinde yepyenidir.

herkesin savaşı kendiyledir. kendini yendiğinde dünyayı da alt edersin.

mücadeleye hazırlanmanın en iyi yolu, verebileceğin karşılıkları sınırsız hale getirmektir.

dünyada reddedilmekten daha beteri yoktur. ışığının yolu, başka bir ruhun ışığıyla kesişir ve sen pencereler açılacak, günışığı içeri dolacak, geçmişin yaraları nihayet kapanacak sanırsın. fakat çok geçmeden bütün hayallerin yıkılır.

çatışma, kendini bulamamış ruhların işidir.

gerçek bilgelik, yaptığımız basit şeylere saygı duymayı bilmektir; çünkü muhtaç olduğumuz yere bizi onlar götürür.

insan acı eşiğini aşınca ruh güçlenir. günlük hayatın arzuları anlamını kaybeder ve kişi arınır. azabın kaynağı arzudur, acı değil.

meselesi olmayan bir hayatın kimseye faydası yoktur.

"bir şehri başka yere taşıyabilirsin; bir kuyuyu taşıyamazsın."

hayat, ancak ölünce uyandığımız bir rüyadır.

3.7.15

canın cehenneme!

~25th hour

"senin de canın cehenneme! senin, bu koca şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme!

arkamdan gülümseyen dilencilerin canı cehenneme! arabamın temiz camlarını kirleten çekçekli adamın canı cehenneme! git de kendine bir iş bul! hurda taksilerini son sürat süren, derilerinden yayılan köri kokulu, günümü berbat eden sih ve pakistanlıların canı cehenneme! teröristler!

parklarımda oral çeken, kanal 35'te penislerini sallayan tüysüz göğüslü ve iri pazılı chelsea oğlanlarının canı cehenneme! fahiş fiyata plastiğe sarılı meyve ve çiçek satan koreli manavların canı cehenneme! on yıldır buradalar, hala ingilizce bilmiyorlar.

brighton beach'teki rusların canı cehenneme! kafelerde oturup ağızlarında kesme şekerle küçük bardakta çay içen gangsterlerin canı cehenneme! dolandırıcılar! geldiğiniz yere geri dönün!

kirli gabardinler içinde 47. sokakta dolanıp güney afrika elmasları satan siyah şapkalı hasidlerin canı cehenneme! wall street simsarlarının canı cehenneme! kainatın efendileri. çalışkan insanları gözü kapalı soymaya çalışan piç kuruları. o sorumsuz piç kuruları ömür boyu hapiste yatmalı!

bir arabaya 20 kişi binen puerto ricoluların canı cehenneme! hepsi devletten yardım alıyor. en berbat gösteriler onlarınki. dominikanlardan hiç söz etmeyeyim. puerto ricolular onların yanında iyi kalıyor.

saçları briyantinli, naylon spor ceketli ve st. anthony madalyonlu, ellerinde beysbol sopası olan, ''sopranolar''ın elemelerine katılan bensonhurst italyanlarının canı cehenneme!

hermes eşarpları olan ve balducci'den 50 dolara enginar alan üst doğu yakası kadınlarının canı cehenneme! aşırı besili yüzleri gergin ve parlak görünecek şekilde çekilip gerilmiştir. aslında kimseyi kandıramıyorsun, tatlım!

banliyödeki zencilerin canı cehenneme! pas atmaz, defans oynamaz, potanın yakınından basket atmaz ve her şey için beyaz adamı suçlarlar. kölelik 137 yıl önce sona erdi. artık geçmişi geride bırakın!

anüse cop sokan, 41 el ateş eden, yanlış yapan meslektaşını koruyan yoz polislerin canı cehenneme! güvenimize ihanet ediyorsunuz!

elini bir çocuğun pantolonuna sokan rahiplerin canı cehenneme! onları koruyan, bizi kötülüğe yönelten kiliselerin canı cehenneme! konu açılmışken, isa'nın da canı cehenneme! paçayı  ucuz kurtardı. çarmıhta bir gün, cehennemde hafta sonu boyunca kaldı ve meleklerin ilahileri sonsuza dek onun için söylenecek. otisville'de yedi yıl yaşamayı denesene isa!

usame bin ladin, el kaide ve mağaralarda yaşayan bütün piç kurusu kökten dincilerin canı cehenneme! ölen binlerce masumun adına yetmiş ikişer fahişenizle sonsuza kadar cehennemde jet yakıtından alevler içinde kavrulmanız için dua edeceğim. irlanda kraliyeti'nden kıçımı öpün havlu kafalı deve binicileri!

bu şehrin ve içinde yaşayan herkesin canı cehenneme! astoria'daki sıra evlerden, park caddesindeki çatı katlarına kadar; bronx'un tipik evlerinden, soho'daki tavan arası evlere kadar. alphabet city'deki kiralıklardan, park slope'deki kumtaşı evlerden staten island'daki dublekslere kadar. depremle parçalansınlar. alevler arasında kalsınlar. şehir kül haline gelsin, sular yükselip farelerin kuşattığı şehri sular altında bıraksın!"

iki soylu akraba

william shakespeare / john fletcher


yeni oyunlar ve bakireler birbirlerine benzerler
her ikisinin de peşinden koşulur

dünyanın hazinelerini bulmak isteyenler
derine inmelidir biraz

ip, bıçak, zehir ile ya da yardan atlayanlar
bu dünyanın ışığından yorulanlar
ölümün en korkunç habercileridir hepsi
ancak mezarla taşını verebiliyor insan merhameti 

bizi yenenler şanslıydı bir bakıma
bizim öleceğimiz ne kadar kesinse
onların zaferi de o kadar geçici
daha şanlı değil kazananlar kaybedenlerden 

her kötülüğün bir iyilik maskesi vardır
bize her iyi görünen içinde bir kötülük taşır

bu dünya nereye gittiği belli olmayan başıboş sokaklarla dolu
herkesin buluştuğu pazar yeri de ölümün ta kendisi

erkekler çılgın şeylerdir

en yiğit kişiler bile
ihanet ettiklerinde yitirirler erdemlerini

hiçbir şey satın alamaz
sevenlerin sevgisini
sevginin yitirilmesinden başka

2.7.15

yaşamaya bak

nadine gordimer

her şey bir sonra yapılması gerekene dönüşür.

felaketler de özeldir, tıpkı aşk gibi. başkaları isterik bir şekilde meraklıdır (gönül işlerinde) yahut yapış yapış acıyarak yaklaşırlar (felaketler söz konusu olduğunda).

yaşlanmanın en kötü yanı, bilememek yahut ortaya çıkaramamaktır.

sonsuzluk da tanımlanmalıdır: dünya tersinir olmayan ışımalar yüzünden sona ermediği sürece. insanlar sonsuza dek yaşamaz; sonlu bir şimdiyi yaşarlar.