orhan veli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orhan veli etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18.02.2022

yolculuk

orhan veli kanık


ne var ki yolculukta
her sefer ağlatır beni
ben ki yalnızım bu dünyada
bir sabah kızıllığında
yola çıkarım uzunköprü'den
yaylının atları şıngır mıngır
arabacım on dört yaşında
dizi dizime değer bir tazenin
çarşaflı ama hafifmeşrep
gönlüm şen olmalı değil mi
nerdee
söyleyin, ne var bu yolculukta

16.01.2022

şiir

gülten akın: ozan, bir döneminde hayata, ötekinde tarihe, bir başkasında bilime yönelmez. şiir yazmaya başlamadan çok önce, az ya da çok bir birikme, bilgilenme söz konusudur. bilgi gelir, bir bireşim yeni bilgilerle başka bireşimlere ulaşır. ve sürekli bir seçme. sürekli bir değişim ve nitel sıçrama. şiiriniz bu oluşumu izleyebiliyorsa, o da evrilip değişip geleceğe aktarılarak birikiyorsa ozanlığınız diridir. değilse, yoz bir kalıbı sürükleyip götürüyorsunuz demektir. insanın kendi ölüsünü sürükleyip götürmesi kadar saçmadır bu.

orhan veli: teşbih, eşyayı olduğundan başka türlü görmek zorudur. yazının peyda olduğu günden beri yüz binlerce şair gelmiş, her biri binlerce teşbih yapmış. hayran olduğumuz insanlar bunlara birkaç tane daha ilave etmekle acaba edebiyatımıza ne kazandıracaklar? teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki tarihin aç gözünü doyurmuştur.

nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.

2.08.2021

oktay'a mektuplar

orhan veli kanık


kış, kıyamet
macar lokantası'nda yazıyorum
ilk mektubumu
oktay'cığım
bu gece sana
bütün sarhoşların selamı var

şu anda dışarda yağmur yağıyor
ve bulutlar geçiyor aynadan
ve bugünlerde melih'le ben
aynı kızı seviyoruz

bir aydan beri iş arıyorum, meteliksiz
ne üstte var ne başta
onu sevmeseydim
belki de beklemezdim
insanlar için öleceğim günü

11.03.2021

şiir mükafatı

orhan veli kanık

"bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır." (mehmet h. doğan)

parti'nin şiir müsabakasına 164 şair iştirak etmiş; bunlar arasında da cahit sıtkı tarancı birinciliği, attila ilhan ikinciliği, fazıl hüsnü dağlarca üçüncülüğü kazanmıştı. bu sonuç üzerine her türlü söz söylendi. bazı kimseler cahit sıtkı'ya verilen birinciliğe itiraz ettiler; bazı kimseler onun yazdığı "otuz beş yaş" şiirine hayran oldular. bazı yazarlar cahit sıtkı gibi, fazıl hüsnü gibi sevdiğimiz şairlerin bu müsabakaya katılmalarının müsabakaya daha bir itibar kazandırdığını söylediler; bazı yazarlar birinciliği, daha çok, fazıl hüsnü dağlarca'ya layık gördüler. birçokları da -bu iş en ziyade, konuşmalarda oldu- ikinciliği kazanan attila ilhan üzerinde dedikodular yürüttüler. kimisi dedi ki: "attila ilhan diye biri yoktur. bu bir takma isimdir." kimi: "on para etmez" dedi; kimi de: "hakkı ikincilik değil, birincilikti."

bütün dedikoduları bir tarafa bırakalım. biz bu sonuçtan memnunuz. fazıl hüsnü dağlarca ile cahit sıtkı tarancı gibi iki değerli şairimizin derece almaları bizi gerçekten sevindirdi. ikinciliği kazanan attila ilhan'ın da iyi bir şair olduğunu görüp ayrıca sevindik.

birinciliği kazanan "otuz beş yaş" şiiri için ileri sürülen itirazların başında bu şiirin kötümser, karamsar bir şiir olması geliyor. bu itirazlara karşılık ulus gazetesi yazarlarından biri -bu zat ayrıca jüri üyelerindendir- "otuz beş yaş" şiirinin dünyaya karşı duyulan bağlılığın şiiri olduğunu söyledi. hakkı var. ama biz bir sanatkarın mutlaka kendisine hak verdirecek şeyler söylemek zorunda olduğuna pek inanmıyoruz. güç olan, söylemektir; doğru söylemek değil. "otuz beş yaş" şiirinin kolay söylenir bir şiir olduğunu sananlar, kağıdı kalemi alıp bir yol da kendileri denesinler.

n'eylersin, ölüm herkesin başında
uyudun, uyanmadın olacak
kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında
bir namazlık saltanatın olacak
taht misali o musalla taşında

ikinciliği kazanan attila ilhan bir gazeteye verdiği beyanat arasında en çok sevdiği şairlerin tevfik fikret, mehmet akif ve ahmet muhip dıranas olduğunu söylüyor. ama şiiri daha çok nazım hikmet'e benziyor. bir parça da ondan alalım:

rivayet şöyledir kim
dumanlı bir güz akşamı
şu mor dağlar, efendim
destur demiş de yürümüş
silkinip kalkmış ayağa

fazıl hüsnü dağlarca'yı biliriz. onun kimsenin erişemediği yerlere erişen, kimsenin dokunamadığı tellere dokunan bir hassasiyeti vardır. bu hassasiyeti bize duyuran birçok pürüzlerine rağmen çok hoşumuza giden bir de dili vardı. son zamanlarda bu dili biraz anlamaz olduk. ama, kimbilir, belki de bu, anlayışsızlığımızdır. dağlarca'nın kitabının başlıkları bile şiir. derece alan şiirinde "çakır"ı şöyle anlatır:

"yaşamayı kabullenmiş cihan arasında, bu hissi, canlı ve cansız ne görse ondan ümit ederdi."

üç şairi de tebrik ederim.

20.01.2021

sizin için

orhan veli kanık


sizin için, insan kardeşlerim
her şey sizin için
gece de sizin için, gündüz de
gündüz gün ışığı, gece ay ışığı
ay ışığında yapraklar
yapraklarda merak
yapraklarda akıl
gün ışığında binbir yeşil
sarılar da sizin için, pembeler de
tenin avuca değişi
sıcaklığı
yumuşaklığı
yatıştaki rahatlık
merhabalar sizin için
sizin için limanda sallanan direkler
günlerin isimleri
ayların isimleri
kayıkların boyaları sizin için
sizin için postacının ayağı
testicinin eli
alınlardan akan ter
cephelerde harcanan kurşun
sizin için mezarlar, mezar taşları
hapishaneler, kelepçeler, idam cezaları
sizin için
her şey sizin için

24.01.2019

gün olur

orhan veli kanık


gün olur, alır başımı giderim
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
şu ada senin, bu ada benim
yelkovan kuşlarının peşi sıra

dünyalar vardır, düşünemezsiniz
çiçekler gürültüyle açar
gürültüyle çıkar duman topraktan

hele martılar, hele martılar
her bir tüylerinde ayrı telaş

gün olur, başıma kadar mavi
gün olur, başıma kadar güneş
gün olur, deli gibi

26.06.2018

günübirlikler

cemal süreyya

orhan veli
şiirimize yüzyıllarca egemen olan romantizmi yıkan, somut ve belirgin bir hümanizmi sanatımıza getiren adamdır. ilk kentli halk ozanıdır o, ilk laik türk şairi, şiirimizde ironi sanatının ilk büyük temsilcisi; yapıtında "organik ilişki"yi, "estetik bütünlüğü" kuran ilk şair.

kötü edebiyat iyi edebiyatı kovabilir, ama bir süre için.

yahya kemal'in divan şiirinde bulduğu en büyük eksiklik bileşimdir. ona göre "eski şiirimizin en muteber divanlarını ele almaya gelmez. fuzuli ve nedim gibi şairler bile gözden düşer." en iyisi, bu büyük sanatçıların divanlarını değil, "berceste" dizelerini ya da beyitlerini bir güldestede okumaktır. divan şiiri yığma bir şiirdir. öyle ki çoğunca, bütün, parçanın güzelliğini bozmaktadır. "çünkü kestirme ve samimi bir hükümle denebilir ki eski şiirimizde manzume yoktur, terkip yoktur, hasılı eser yoktur, yalnız mısralar ve beyitler vardır."

thomas mann: faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür.

nietzsche'ye göre yalnız büyüklerin (soyluların, kahramanların) bir anlamı vardır, öbür insanların tümü kitleyi meydana getirirler. kitle nedir? "insanlığın kumudur bunlar: hepsi de eşit, hepsi de ufak, hepsi de yuvarlak.. kitle yalnız büyük adamların kopyası olduğu zaman benim dikkatimi çekebilir. ötesi şeytanın ve istatistiğin işidir, o kadar."

bernard shaw, zenciler konusunda, amerikalılara aşağıdaki sözleri söylüyordu: "hem adamları ayakkabı boyacısı olmaya zorluyorsunuz hem de sadece bu işe elverişli oldukları sonucuna varıyorsunuz."

roman yazanlara bir türlü akıl erdiremiyor ahmed arif: "roman yazmak hammallıktır." diyor.

lenin: sosyalizm, insanlığın baştan beri kazanmış olduğu bilgilerin bütününden doğmuştur. bu bakımdan proletarya kültürü, kapitalist toplumun, feodal toplumun, bürokratik toplumun da egemenliği altında sağlanmış bilgiler bütününü üstlenmeli ve onun mantıki bir gelişimi olmalıdır. sosyalist olmak için insanlığın yarattığı bütün düşünce zenginliklerini içine sindirmiş, belleğine işlemiş olmak gerekir.

"küçük bir yaşam ile büyük bir şiir kurulamaz." böyle diyor ömer faruk toprak.

şair, gerçeği, olduğu gibi, hatta olduğundan daha gerçek, daha tam, daha güzel, daha çirkin, daha coşturucu, daha yalın, daha karışık, daha aydınlık gösteren adamdır.

sanırım, 1957'lerdeydik. varlık dergisinde "kamyon" başlıklı bir şiir okumuştum. şairi oktay baloğlu. çarpmıştı beni.

hiçbir şey mektup kadar özgür olamaz.

sanırım 1956'lardaydı; bir gün yeditepe'ye uğramıştım. eflâtun cem güney yeni çıkan masal kitabını yazar arkadaşlarına imzalıyordu. bir ara gözü bana ilişti. adımı sordu. sonra da, "evladım sen ne yazarsın?" dedi. şiir yazdığımı söyledim. bir kitap da benim için imzaladı. sunu yazısı şöyleydi: "çok ince ve hassas şiirlerini öteden beri hayranlıkla okuduğum doğuştan şair cemal süreya'ya en halisane duygularım ve başarı dileklerimle."

"zindancıbaşı hey: yaşamak
kurşuna dizilmez ki
kurşuna dizilmez ki göğün mavisi
yağmur, şimşek ve tohum
ben çiçek açar
sesim sesim kurşuna dizilmez ki!"
(kemal burkay)

françois mitterrand: ben, müstehcen yapıtlardaki görüntülerin gerçekliğine değil de, onların dayandığı efsanelerin yalanına tutuluyorum.

kübik bir hayattır banka hayatı.

"deha, olgun yaşta gerçekleştirilen bir gençlik düşüncesidir." kim söylemiş bu cümleyi, anımsamıyorum.

"şiir yazmış bir kimse cinayet işleyemez." orhan veli mi söylemişti bunu?

georges rouault'nun şu sözlerini anımsatmak yerinde olacak: "geçmişteki ustaları ancak onlardan başka türlü olmakla, onlarınkine benzemeyen bir yapıt yaratmakla sevebiliriz."

her sağlam düşünce zinciri bir şeyleri bozar.

cemil çakır da enstitülerin kırk yıl öncesinin koşullarına göre kurulduğunu yazıyor: "bugün daha değişik bir yapıda devrimci demokratik kuruluşlara gerek var."

paul morelle: şiir, uyuşturucu maddeyle yer değiştirirse uyuşturucu madde onu öldürüyor. coleridge'in dehası afyonda sönmüştü.

düşünce, gerçeğin pragmatik bir işlevidir.

ölüm tarihini iyi seçeceksin. olanağın varsa genç öleceksin (en yetenekli sensin). kuşağının ilk öleni olacaksın (asıl önemli olan sensin). yetmiş yaşını, seksen yaşını bulduktan sonra ölürsen kimse yüzüne bakmıyor. yakup kadri'nin ölümü sessizlikle geçiştirildi. muzaffer tayyip ve rüştü onur bugün de çok şeylerini erken ölümlerine borçludurlar.

gustave flaubert: dünyada çıkan bütün dergiler kendi erdemlerine inanırlar; oysa içlerinde bir tanesi bile erdemli değildir.

çağımız edebiyatı bir dergi edebiyatıdır: dergiler izlenmeden bir ülkenin edebiyatı üstüne, hele türk edebiyatı üstüne tam kavrayıcı bir düşünceye ulaşılamaz. bunu da edebiyat öğretmenlerine söylüyorum.

"insanlar kadınlardan doğdukça kusurlu olmaktan kurtulamayacaklardır."

1965 goncourt ödülü verildikten hemen sonra, bu ödülün seçici kurul üyelerinden biri şöyle demişti: "ünlenmiş bir yazara, rastlanabilecek kitapların en cılızı için ödül verdik." aynı ödülün 1969'da verilmesinden sonra çok daha ilginç ve anlamlı bir olay oldu. aragon daha yeni girmiş olduğu akademinin kapısını çarpıp çıktı, bir daha da dönmedi oraya. şöyle demişti aragon, o gün: "böylesi bir yamyamlığa katılamam ben."

ne diyordu dostoyevski: "tanrı öldüyse, her şeye izin var demektir artık."

kargaşaya, gürültüye karışmadan büyük çalışmalar yapan kişiler vardır. siz farkında olmadan o çalışmalar büyür, çevrenizi sarar. bir gün apansız görürsünüz onu. çünkü ürünler görülmeyecek gibi olmaktan çıkmıştır.

12.01.2018

yaşamak

orhan veli kanık


biliyorum, kolay değil yaşamak
gönül verip türkü söylemek yar üstüne
yıldız ışığında dolaşıp geceleri
gündüzleri gün ışığında ısınmak
şöyle bir fırsat bulup yarım gün
yan gelebilmek çamlıca tepesine
-bin türlü mavi akar boğaz'dan-
her şeyi unutabilmek maviler içinde

biliyorum, kolay değil yaşamak
ama işte
bir ölünün hala yatağı sıcak
birinin saati işliyor kolunda
yaşamak kolay değil ya kardeşler
ölmek de değil
kolay değil bu dünyadan ayrılmak

1.12.2017

misafir

orhan veli kanık



dün fena sıkıldım akşama kadar
iki paket cigara bana mısın demedi
yazı yazacak oldum, sarmadı
keman çaldım ömrümde ilk defa
dolaştım
tavla oynayanları seyrettim
bir şarkıyı başka makamla söyledim
sinek tuttum, bir kibrit kutusu
allah kahretsin, en sonunda
kalktım, buraya geldim

14.08.2017

denizi özleyenler için

orhan veli kanık


gemiler geçer rüyalarımda
allı pullu gemiler, damların üzerinden
ben zavallı
ben yıllardır denize hasret
"bakar bakar ağlarım"

hatırlarım ilk görüşümü dünyayı
bir midye kabuğunun aralığından
suların yeşili, göklerin mavisi
lapinaların en harelisi
hala tuzlu akar kanım
istiridyelerin kestiği yerden

neydi o deli gibi gidişimiz
bembeyaz köpüklerle, açıklara
köpükler ki fena kalpli değil
köpükler ki dudaklara benzer
köpükler ki insanlarla
zinaları ayıp değil

gemiler geçer rüyalarımda
allı pullu gemiler, damların üzerinden
ben zavallı
ben yıllardır denize hasret

12.03.2017

kitabe-i seng-i mezar

orhan veli kanık


hiçbir şeyden çekmedi dünyada
nasırdan çektiği kadar
hatta çirkin yaratıldığından bile
o kadar müteessir değildi
kundurası vurmadığı zamanlarda
anmazdı ama allahın adını
günahkar da sayılmazdı
yazık oldu süleyman efendi'ye

mesele falan değildi öyle
to be or not to be kendisi için
bir akşam uyudu
uyanmayıverdi
aldılar, götürdüler
yıkandı, namazı kılındı, gömüldü
duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
haklarını helal ederler elbet
alacağına gelince
alacağı yoktu zaten rahmetlinin

tüfeğini deppoya koydular
esvabını başkasına verdiler
artık ne torbasında ekmek kırıntısı
ne matrasında dudaklarının izi
öyle bir ruzigar ki
kendi gitti
ismi bile kalmadı yadigar
yalnız şu beyit kaldı
kahve ocağında, el yazısıyla
"ölüm allah'ın emri
ayrılık olmasaydı."

8.09.2016

ağacım

orhan veli kanık


mahallemizde
senden başka ağaç olsaydı
seni bu kadar sevmezdim
fakat eğer sen
bizimle beraber
kaydırak oynamasını bilseydin
seni daha çok severdim

güzel ağacım
sen kuruduğun zaman
biz de inşallah
başka mahalleye taşınmış oluruz

7.07.2016

sere serpe

orhan veli kanık


uzanıp yatıvermiş, sere serpe
entarisi sıyrılmış, hafiften
kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor
bir eliyle de göğsünü tutmuş
içinde kötülüğü yok, biliyorum
yok, benim de yok ama
olmaz ki
böyle de yatılmaz ki

8.04.2016

galata köprüsü

orhan veli kanık


dikilir köprü üzerine
keyifle seyrederim hepinizi
kiminiz kürek çeker, sıya sıya
kiminiz midye çıkarır dubalardan
kiminiz dümen tutar mavnalarda
kiminiz çımacıdır halat başında
kiminiz kuştur, uçar, şairane
kiminiz balıktır, pırıl pırıl
kiminiz vapur, kiminiz şamandıra
kiminiz bulut, havalarda
kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı
şıp diye geçer köprünün altından
kiminiz düdüktür, öter
kiminiz dumandır, tüter
ama hepiniz, hepiniz
hepiniz geçim derdinde
bir ben miyim keyif ehli, içinizde
bakmayın, gün olur, ben de
bir şiir söylerim belki sizlere dair
elime üç beş kuruş geçer
karnım doyar benim de

25.04.2015

çağdaş türk şiiri antolojisi

memet fuat


"ölüm sürüye katılmaktır"

ben büyük rüzgarları severim, büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer günü uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi
(yahya kemal beyatlı)

ölüm bir kez çalar kapıları
doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan
(ilhami bekir tez)

ölüm geliyor aklıma birden ölüm
bir ağacın gövdesine sarılıyorum
(cemal süreya)

sınırlamıyor beni sevda
yalnız senin görüntünle
ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya
zincirleri yok kafamızda
yalnız birbirimizi düşünmenin
birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla
(kemal özer)

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
(özdemir asaf)

en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz
(ziya osman saba)

bir de gördüm ki insanmış her ne var alemde
meğer her şeyin aslı astarı insanmış
insan alemde hayal ettiği müddetçe değil
insanları sevdiği kadar yaşarmış
(bedri rahmi eyüboğlu)

kimse anlamaz derdimi
ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
bir yakınım öldü mü
(behçet necatigil)

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
sen bize bulut ver sade
yüz paralık
(oktay rifat/orhan veli)

bir tencere kaynar ocakta
et mi kaynar, dert mi kaynar
bilinmez
(mehmed kemal)

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
(cemal süreya)

diyecekler ki arkamdan
ben öldükten sonra
o, yalnız şiir yazardı
ve yağmurlu gecelerde
elleri cebinde gezerdi
yazık diyecek
hatıra defterimi okuyan
ne talihsiz adammış
imanı gevremiş parasızlıktan
(muzaffer tayyip uslu)

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı
(behçet necatigil)

bir şair kendinden başka
nereye gidebilir ki
(arif damar)

kanlı hesapları vardır
kıyamete kadar sürecek
ölümle şairlerin
kimbilir nerden bilecek
ne çığlıklar geçer daha dünyadan
attila ilhan gibi
(attila ilhan)

gemiler geçiyor, sanki şakacıktan
gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil
kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil
düşe kalka mırıldanmalarla
ölüyorlar mı yaşıyorlar mı
belli değil
(özdemir asaf)

giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız
(edip cansever)

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)

bir gün sana gene yollarda rastlasam
birlikte kır kahvelerine gitsek
konuşmasak
(cevat çapan)

düşmanlarımı bağışlıyorum
daha çok seviyorum dostlarımı
her uyanışımda
(ataol behramoğlu)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
(cemal süreya)

kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı
bir parça kopar gibi buluttan
savrula döne iniyor denize martı
(güven turan)

geçiyorum kentin küçük sokağından
evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın
çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar
yaşamaların pası denize uzanan
dağılan gökyüzü ötelerde
ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer
balkonlardan çatılardan inen düşünce
(sabri altınel)

14.01.2015

ölüme yakın

orhan veli kanık


akşamüstüne doğru, kış vakti
bir hasta odasının penceresinde
yalnız bende değil yalnızlık hali
deniz de karanlık gökyüzü de
bir acayip kuşların hali

bakma fakirmişim, kimsesizmişim
-akşamüstüne doğru, kış vakti-
benim de sevdalar geçti başımdan
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış
zamanla anlıyor insan dünyayı

ölürüz diye mi üzülüyoruz
ne ettik, ne gördük şu fani dünyada
kötülükten gayrı

ölünce kirlerimizden temizlenir
ölünce biz de iyi adam oluruz
şöhretmiş, kadınmış, para hırsıymış
hepsini unuturuz

26.11.2013

sicilyalı balıkçı

orhan veli kanık


yüz sene sonra bugünkü dünyadan
bir tek insan kalmadığı gün
sicilya sahillerinde yaşayan balıkçı
bir yaz sabahı ağlarını atarken denize
her zamankinden daha geniş gökyüzüne bakıp
benden bir mısra mırıldanacak şarkı halinde
bu dünyadan mehmet ali isminde bir şairin
gelip geçtiğini bilmeksizin

bu güzel düşüncenin
olmayacağından eminim
fakat nedense bu iş
benim pek tuhafıma gidiyor

3.04.2013

macera

orhan veli kanık


küçüktüm, küçücüktüm
oltayı attım denize
bir üşüşüverdi balıklar
denizi gördüm

bir uçurtma yaptım, telli duvaklı
kuyruğu ebemkuşağı renginde
bir salıverdim gökyüzüne
gökyüzünü gördüm

büyüdüm, işsiz kaldım, aç kaldım
para kazanmak gerekti
girdim insanların içine
insanları gördüm

ne yardan geçerim ne serden
ne denizlerden ne gökyüzünden ama
bırakmıyor son gördüğüm
bırakmıyor geçim derdi

oymuş, diyorum, zavallı şairin
görüp göreceği

10.12.2012

sabaha kadar

orhan veli kanık


şu şairler sevgililerden beter
nedir bu adamlardan çektiğim
olur mu böyle, bütün bir geceyi
bir mısranın mahremiyetinde geçirmek

dinle bakalım, işitebilir misin
türküsünü damların, bacaların
yahut da karıncaların buğday taşıdıklarını
yuvalarına

beklemesem olmaz mı güneşin doğmasını
kullanılmış kafiyeleri yollamak için
kapıma gelecek çöpçülerle
deniz kenarına

şeytan diyor ki: "aç pencereyi
bağır, bağır, bağır; sabaha kadar."

14.03.2012

şairin işi

orhan veli kanık

güçlüklere, bir başına da olsa, karşı koyan insan kuvvetli insan olmalı. ben bunu yalnız kalıp da ümitsizlik içinde olduğumu hissettiğim anlarda daha iyi anladım. bununla beraber, senelerden beri, o kadar çok zamanlar yalnız kaldım ki bu hale adeta alışır; hatta -kuvvetli olmanın gururunu duyabilmek için- zaman zaman yalnızlığı arar oldum. şu anda gurur diye isimlendirdiğim bu his başlangıçta bir avunma yolu idi. hayatlarının, benim gibi, ıstırapla dolu olduğunu sananlar, buna benzer bir sürü avunma çareleri bulmuşlardır. bu çareler, o yalnız kalmış insanların, yalnızlık anlarındaki arkadaşlarıdır. hayatın karşısında; hatta sırasında ölümün karşısında; ancak bu arkadaşların yardımıyla tutunabiliriz.

la rochefoucauld: öyle insanlar vardır ki, aşktan bahsedildiğini duymasalardı aşık olmazlardı.

sabahattin eyüboğlu: tiyatro sokakla arasını açtı mı, kolay kolay kendine gelemiyor artık. salonları, kibarlar çevresini kazanmak isteyen tiyatro ister istemez incelip züppeleşiyor, nükteden öteye geçemez oluyor. nükte de iyi şeydir; ama likör misali, hoşa gitmekle kalır. insanı ne doyurur ne coşturur. sahnede söz rakı gibi sert, su gibi cömert gerek.

yanlış işler görenler bile o işleri memleket sevgisiyle gördüklerine inanırlar.

bugün avrupa'da tanınan bir tek şairimiz var: nazım hikmet. o da bize rağmen tanınıyor. biz, "aman kimse duymasın!" diyoruz. ama faydası yok; duymuşlar. nazım hikmet'i bize, onlar kabul ettirmeye çalışıyorlar. adını, lehimize değil, aleyhimize kullanıyorlar. bizi, büyük şairler yetiştiren bir millet olarak değil, büyük şairleri hapislerde süründüren bir millet olarak tanıtıyorlar.

mektep kitabında yazısı olan bir insanın, yani benim, bir başka kitabında açık saçık şiirleri varmış. bu kitabı çocuklara okutmaları şart değil. sanat meselesi ile ahlak meselesinin birbirinden ayrı şeyler olduğunu öğrenememiş bir türkçe öğretmeninin kitabımı değil okutmak, eline bile almasına gönlüm razı olmaz. ne okusun ne de okutsun.

atatürk sadece bu yurdun kurtarıcısı, cumhuriyet'in kurucusu değildi. milleti, çağdaş medeniyetler, batılı medeniyetler seviyesine ulaştırmak isteyen bir devrimci idi. en belli başlı işlerinden olan dil devrimi ile din devrimi de bu amaçla girişilmiş hareketlerdendi. onun başladığı işi biz tamamlayacaktık. işte, tamamlıyoruz:

ilk iş olarak arapça ezan, ondan sonra radyoda kuran, okullarda din dersi, yeni yapılan camiler, imam hatip kursları, ilahiyat fakülteleri, hac seferleri, din dergileri bolluğu, okul kitaplarından çıkarılan türkçe terimler yerine arapça.. en sonunda da bütün bunlar yetmiyormuş gibi atatürk'ün ve devrimlerinin aleyhinde bir sürü yazı yazmış olanları yeniden öğretmenliklere tayinler.

hala nasıl anıyoruz atatürk'ün adını. utanmıyor muyuz?

teşbih, istiare, mübalağa ve bunların bir araya gelmesinden meydana çıkacak bir hayal zenginliği, ümit ederim ki, tarihin aç gözünü artık doyurmuştur.

şiir, bütün hususiyetleri edasında olan bir söz sanatıdır. yani tamamıyla manadan ibarettir. mana insanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eder.

paul eluard: bir gün gelecek, o; sadece kafa ile okunacak, edebiyat da böylece yeni bir hayata kavuşacak.

"sanat bahislerinde aksini ispat edemeyeceğim mesele yoktur."

holivut'ta şarlo'yu en iyi taklit eden sanatkarı bulmak için müsabaka açmışlar; o müsabakaya gizlice şarlo da girmiş. otuz-kırk kişinin içinde ancak dokuzuncu olabilmiş.

suut kemal yetkin: hayatında vezinsiz kafiyesiz tek bir şiir yazmamış olan namık kemal bile, bundan şu kadar yıl önce (mukaddime-i celal, s.88-89) zamanına göre ileri sayılacak bir görüşle şiirde vezinle kafiyenin esas olmadığını söylediği, o günden bugüne şiir anlayışı büyük değişiklikler geçirdiği halde, vezinle kafiye üzerinde hala direnilmesi, yeni şiirin birçok kimseleri rahatsız etmeye devam etmesi, alışkanlıklarımızdan öyle kolay kolay kurtulamadığımızı apaçık gösterir.

bir şair her şeyden evvel şairliği ile hükümlendirilir. her mesleğin erbabından, meslek bahsi konuşulduğu zaman, nasıl ilkin işinin ehli olması istenirse, bir şairden de şiirin erbabı olması istenir.

"hikaye bize insanların yardımıyla bir vaka, romansa vakaların yardımıyla bir insan anlatır." derler.

yaşadığım iyi kötü günleri
değişmem hiçbir cennet masalına (cahit sıtkı tarancı)

"saadet ya paradadır yahut da onun parada olduğunu bilmemekte. saadet parada mıdır değil midir, bir şey diyemem. ama herhalde saadet onun nerede olduğunu bilmemektedir."

jean cocteau: ne masayı anlatacağım diye masa kelimesini kullanacaksınız; ne kuşu anlatacağım diye kuş kelimesini ne de aşkı anlatacağım diye aşk kelimesini.

shakespeare: yapmak, yapılması gereken şeyleri bilmek kadar kolay değildir.

yeşil hoca da vaaz etmiş. kendi çıkardığı "islamiyet" dergisinde okuduk. meğer marshall planı da kuran'da yazılıymış. mukaddes sayılan hiçbir şeye dil uzatmak istemem. ama bu kadarına pes! atom bombasından sonra bir de marshall planı! bu gidişle ingiliz seçimlerini, italyanlarla imzaladığımız ticaret anlaşmasını, endonezya hadiselerini falan da hep kuran'dan takip edeceğiz demektir.

emin karakuş: türk edebiyatını beğeniyor musunuz?
orhan veli: bir kelime ile: hayır!
emin karakuş: hiç mi? şahıs olarak da beğendikleriniz yok mu? mesela haşim, necip fazıl, ahmet hamdi, cahit sıtkı veyahut proleter şairi olan nazım?
orhan veli: şahıslar üzerinde düşünmüyorum. behçet kemal olmuş, necip fazıl olmuş yahut necdet rüştü olmuş benim için fark yok. hükmümü hepsi hakkında verdim. yalnız nazım hikmet'i o isimlerle bir arada saymayın!