31.1.17

uzun lafın kısası

alexandre dumas: bir kadın sizi on altına satar.

anatole france: adalet ancak gerçeklerden, mutluluk ancak adaletten doğabilir.

bertrand russell: dünyada mutlu dediğimiz insanların en göze çarpan özellikleri kendilerinde yaşama zevki olmasıdır.

charlotte bronte: cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. ön yargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler.

epikuros: ölüm varken ben yokum. ben varken, ölüm yok. o halde üzülecek ne var?

gustave flaubert: insan şarabı, aşkı, kadınları ya da zaferi ancak sarhoş, aşık, koca ya da asker olmadığı zaman tasvir edebilir. hayatın içine çok fazla karışırsa insan, hayatı çok da açık bir şekilde göremez. ya çok acısını çekeriz hayatın ya da çok fazla keyfini süreriz.

jane austen: insanların çok hoş olmasını istemem; çünkü onları çok sevme derdinden kurtarır beni bu.

kierkegaard: bir kızı baştan çıkarmak ustalık değildir ama baştan çıkarmaya değer birisini bulmak büyük şans gerektirir.

orhan pamuk: her erkeğin ölümü babasının ölümüyle başlar.

rollo may: ölümle -insanın kendi varlığının hiçbir yankısını bulamadığı bir dünyayla- yüz yüze gelebilme yeteneği ve cesareti, gelişmenin ön koşuludur; insanın kendi bilincine varmasının ve kendisini bulmasının ön koşulu.

max frisch: vicdanımız ne kadar güçlüyse çöküşümüz de o kadar kesindir.

wilhelm reich: doğayı düzeltmeye kalkışma. bunun yerine, onu anlamaya ve korumaya çabala. boks maçı yerine kitaplığa, lunaparka gideceğine yabancı ülkelere git.

30.1.17

hızımızı tadacaksınız

dave eggers

iyi bir sıçış, kötü bir sevişmeden daha iyidir.

yaşamı veya acıyı tartamazsın. bütün acılar gerçek ve kişiseldir. sahip olduğumuz en kişisel şeydir acı. her birimizi farklı şekillerde yiyip bitirir.

para, gerçekten de somut olan yegane iletişim aracıdır.

gerçeği asla bilemeyecek, gerçeğin yakınından bile geçemeyeceğiz. gerçek, şahit olunması gereken bir şeydir. diğer her şey anlatıdan ibarettir; eğlencelidir fakat kaba ve şekilsiz hakikatten ziyade nakış gibi işlenmiş yalanlarla örülüdür.

yaşamlarımızın tek şaşmaz gerçeği, sevdiğimiz her şeyin bizlerden alınacak olmasıdır.

bir yere gitmeden orası hakkında hiçbir şey bilemezsiniz. hiçbir şey. bir başka insan hakkında, bir başka yer hakkında hiçbir şey bilemezsiniz. bu bilginin ışığında -gördükleriniz dışında hiçbir şey bilemeyeceğiniz gerçeği- işler karmaşık bir hal alır. insanlar kolayı seçer; bu yüzden tahminlerde bulunur.

uyumadan durmak, ilerlemek anlamına gelmez.

hazır olmak için çok şey görüp geçirmiş olmanız, yorulmanız gerekir veya çok şey görüp geçirdiğinizi düşünmeniz -hepimizin oylumları, sindirip özümseyebildiğimiz imgelem ve acı miktarları farklıdır.

her hayır işinin temelinde bir seçim yatar.

çoklu evrenin güzelliği, temelde her seçeneğin mümkün olmasıdır; görebileceğin veya hayal edebileceğin her şey mümkündür. benliklerinden biri bu seçeneği kullanmıştır. sürdürebileceğin tüm yaşamların gölge benliklerinden biri tarafından yaşanması muhtemeldir böylece. sen öldükten sonra bile.

eğer kaosu içinize çekerseniz, kaosu beslerseniz kaos da sizi besler.

seyahat ve bebekler var şu dünyada. geri kalan her şey ya angarya ya ölüm.

28.1.17

felsefe, bilim ve din

rene maublanc / marcel cachin

victor hugo, 15 ocak 1850'de yasama meclisi'nde verdiği ünlü söylevinde din adamlarının mahkemesine şöyle sesleniyordu: "kim mi sizi kızdıran? söyleyeyim: siz insan aklına kızıyorsunuz; çünkü o, ipliğinizi pazara çıkarıyor."

marcel cachin: mutlak hakikat diye bir şey yoktur. eğer bir mutlak varsa, o da her şeyin görece olduğudur.

rene maublanc: insanlar ikiye ayrılır: bir yanda, dünyayı açıklamak için insan zekasına, yalnız ona güvenen kişiler. öte yanda, inancın duygusal etkilerine ve insanötesi açıklamalara bel bağlayan dinci ve mistik kişiler. birinci kümedekiler maddecidirler, tanrı'yı tanımazlar. ikinci kümedekiler ise türlü biçimler altında idealizmi tutarlar.

marcel cachin: gök mekaniği ile ilgili çalışmalarını kutlamak üzere napolyon, laplace'ı huzuruna kabul ettiği zaman, ondan yapıtında tanrı'dan niçin hiç söz etmediğini sordu. büyük matematikçi, imparator'a şöyle yanıt verdi: "böyle bir varsayıma hiç ihtiyaç duymadım da ondan."

lenin: yeryüzünde henüz insan ya da herhangi bir canlı varlık yokken dünya vardı. organik madde uzun bir evrimin eseridir ve çok sonra ortaya çıkmıştır. ilk ve ana öge maddedir. düşünce, bilinç, duyarlık ancak oldukça ilerlemiş bir gelişmenin ürünüdür.

rene maublanc: dünyayı tanrı mı yaratmıştır yoksa dünya başından beri var mıdır? bu soruya verdikleri karşılığa göre filozoflar ikiye ayrılırlar: ruhun doğadan önce geldiğini ve dolayısıyla dünyanın yaratıldığını kabul eden idealistler ile doğayı ilk ve ana öge sayan maddeciler.

24.1.17

küçük şeylerin tanrısı

arundhati roy

her şey bir günde değişebilir. herkesin başına her şey gelebilir. en iyisi hazırlıklı olmaktır.

düşlerini yitirirsen aklını da yitirirsin.

büyük öyküler, dinlemiş olduğunuz ve yeniden dinlemek istediğiniz öykülerdir. herhangi bir yerinden içine gireceğiniz ve rahatça yerleşebileceğiniz öykülerdir. onlar heyecanlarla ve şaşırtıcı sonlarla gözünüzü boyamazlar. beklenmedik şeylerle şaşırtmazlar. içinde yaşadığınız ev kadar tanıdıktır size. ya da sevgilinizin teninin kokusu kadar. nasıl bittiklerini bilirsiniz; ama yine de bilmiyormuş gibi kulak verirsiniz. tıpkı, bir gün öleceğinizi bilmenize karşın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanız gibi. büyük öykülerde kimin yaşayacağını, kimin öleceğini, kimin aşkı bulacağını, kimin bulmayacağını bilirsiniz. ama yine de yeniden bilmek istersiniz. onların gizemi ve büyüsü budur işte.

ortalıkta bu kadar bok varsa, bir yerlerde mutlaka bir de at vardır.

kadına dokunurken, onunla konuşamıyordu; onu severken bırakıp gidemiyordu; konuşurken dinleyemiyordu; savaşırken kazanamıyordu.

yaşlı kuşlar ölmek için nereye gider? ölü kuşlar neden taş gibi gökten düşmezler?

22.1.17

düşünceler

marcus aurelius

güçlü olmak ve direnmeyi bilmek, her iki durumda da ılımlılığı elden bırakmamak ruhsal dengesi yerinde ve yılmaz bir insanın belirgin özelliğidir.

her kim yaşam yorgunuysa, her atılımını ve her düşüncesini yöneltecek bir amaçtan yoksunsa, bir eyleme giriştiğinde aptallıklar yapar.

bir şey doğru değilse onu yapma, gerçek değilse söyleme.

başkalarının ruhunda olup bitenlerin ayrımına varamadığı için mutsuz olan bir insana rastlamak zordur; ama kendi ruhunun devinimlerinin ayrımına varmayan bir insanın mutsuz olması kaçınılmazdır.

kurdun kuzuya gösterdiği dostluktan daha kötü bir şey yoktur.

ölüm ve yaşam, ün ve tanınmamışlık, acı ve haz, varsıllık ve yoksulluk, hiç ayrım gözetmeksizin iyilerin de kötülerin de başına gelir; çünkü bunlar, başlı başlarına, ne doğru ne de yanlıştırlar. bu nedenle de ne iyidirler ne de kötü.

gururdan bağımsız olmakla gururlanmak gururların en kötüsüdür.

ezelden beri her şey aynıdır ve hep aynı döngü yinelenir; bunun için yüz ya da iki yüz yıl ya da sonsuz bir zaman için aynı görünümü görmek hiç fark etmez.

doğaya uygun olarak meydana gelen hiçbir şey kötü olamaz.

kendi zihnine saygı duymayı seçen ve kendini onun mükemmelliğine bağlanmaya adayan insan sahnedeymiş gibi davranmaz.

18.1.17

yabanın tuzlu ekmeği

erich auerbach

dinler, halkın saflığına dayanan kaba ikiyüzlülüklerden ibarettir; insanları, budalalıklarını istismar eden bir avuç açıkgözün boyunduruğu altına koymaktan başka bir işe yaramaz.

her başarılı işin onu değerli bulan bir alıcısı, her etkinin bir kitlesi bulunur.

her insan, eksikliğinin ve geçiciliğinin aşikarlığına rağmen kendisini evrenin merkezi olarak görür; hiçbir şeyi kendisi kadar sevmez, her şeyi kendisinden çıkarak değerlendirir; bu, açıktır ki, nefret edilesi bir hatadır.

insanın edimleri bilinmeyen nedenlerden ortaya çıkar, çoğunlukla amaçsız ve belirli bir dürtü olmaksızın meydana gelir, ister iyi ister alçakça olsunlar sırları çözülemez.

beş bin senelik asya ve avrupa tarihinde siyasi, coğrafi ve fikri olaylar daima ırk birliğinden daha fazla etkili olmuşlardır. 

çeviri en iyi olasılıkla metni anlamaya yarayan bir araç olabilir, metnin yerini asla tutamaz. 

devrimciler ve huzursuzluk çıkaranlar arada bir yerde dururlar; mevcut durumun haksızlığının ve budalalığının farkında olan; ama her yeni durumun aynı derecede haksız ve ahmakça olacağını, değişim sürecinin huzursuzluğunun ilk elde düzensizlik ve savaşların yol açacağı kayıplardan başka bir şey getirmeyeceğini bilmeyen yarım akıllılardır.

17.1.17

ütopya

karl marx: gerçeği belirleyen, insanların bilinci değildir; aksine bilinçlerini belirleyen, gerçektir.

maurice merleau-ponty: felsefe, uzaktan sahip olmanın ütopyasıdır. filozof, uyanan ve konuşan insandır ve insan sessizce felsefenin çelişkilerini taşır; çünkü tamı tamına bir insan olmak için, bir insandan biraz az ve biraz fazla olmak gerekir.

georges gusdorf: filozofun görevi, insanlık durumunu aydınlatmaktır.

moritz schlick: felsefemizin gerçek babası, hepsi uzun bir zincirin son halkaları olan ne comte'dur, ne frege'dir, ne poincare'dir, ne russell'dır, ne bir bilim adamıdır ne de mantıkçıdır. bu kişi sokrates'tir. öğrencilerine doğru sorular sormayı öğreten ilk insan odur.

victor brochard: platon'un gözünde tamamen saf gözlem her zaman yaşamın en mükemmel biçimidir.

immanuel kant: hiçbir bilgi içimizde deneyden önce değildir. her şey deneyle başlar.

maine de biran: herhangi bir nesne veya biçim ancak algılayan veya hisseden özne ile ilişkisiyle kavranabilir. ne kadar çok etkilenirsek o kadar az algılıyor ve biliyoruz.

henri bergson: en fazla tutunduğumuz görüşler, en büyük zorlukla farkına varabildiklerimizdir ve onları doğrulamamızı sağlayan nedenler, çok ender olarak, onları benimsememize yol açanlardır.

bossuet: zihnin en büyük problemi, şeylere gerçekte oldukları gibi değil, olmaları istendiği biçimde inanmaktır. bu, tutkularımızın neden olduğu bir hatadır. doğru olsun veya olmasın, istediğimiz veya umduğumuz şeye inanma eğilimi içindeyizdir.

emile durkheim: gerçeğin içinden karşı konulamaz bir ışık yayılır.

albert burloud: yetişkin birçok bilinçte, bazı soyut kavramlar niteliksel evreyi aşamazlar ve hiçbir zaman gerçekten genel haline gelemezler. yücenin, iyi yüreklinin, güzelin ve çirkinin, adilin ve adaletsizin sadece ayrı değil, aynı zamanda açık bir fikrine sahip kaç kişi vardır?

maurice merleau-ponty: dünyaya tutulmuşuz ve bu dünyadan, kendimizi ayıramadığımız için dünyanın bilincine varamıyoruz. eğer bunu yapabilseydik, niteliğin hiçbir zaman hemen kavranamayacağını ve tüm bilincin bir şeyin bilinci olacağını görecektik.

karl marx: filozoflar yalnızca dünyayı farklı tarzlarda yorumlamışlardır; şimdi söz konusu olan, bu dünyayı değiştirmektir.

16.1.17

phaedra

lucius annaeus seneca



iyi bilinir
aşk en inatçı ruhlara bile boyunduruk vurur
nefreti değiştirir

kaderin cömert sunularıyla azanlar, sınırsızca
sefahate kapılıp gidenler, özlem çeker hep tatmadıkları arzulara
iyi talihin ürkünç yoldaşı, şehvet, sızar içeriye işte o sıra
ne dün yediğin yemek keyif verir artık
ne sıradan giysiler, ucuz kadehler
niçin fakirhanelere pek uğramaz bu musibet
zevk içinde yaşayan evleri seçer kendine
niçin kutsal venüs mütevazı damlarda oturur
niçin edeplidir sevgisi sıradan insanın, aşmaz çizgisini
tevazuyla sınırlar kendisini; ama zenginler
saltanatla şişinenler, niçin hak edilenden fazlasını özler
aşırı güç, gücünden öte güç ister

dertler hafifse konuşur; ağırsa susup kalır

istese de asla göremez
gökkubbeyi, bir kez derinlere indi mi
ve sonsuz gecenin sessiz evine ulaştı mı kişi

öğrendim, aşk bütün vahşileri dizginler
tedavi istemek, yarı tedavidir

yolu yok, ölmesi yasaklanamaz
ölüm yazılan ve ölmesi gereken birine

11.1.17

kitle psikolojisi

gustave le bon

psikolojik kitlede en tipik özellik şudur: kitleyi yaratan bireyler, ne türden olursa olsun; yaşayışları, işleri güçleri, karakterleri, zekaları birbirine ne denli benzerse benzesin ya da birbirinden ne denli ayrılırsa ayrılsın, kitleleşme sonucu, yalnız ve yalnız bu nedenden ötürü ortak (kolektif) bir ruh kazanır; dolayısıyla, her biri tek başınayken hissedeceği, düşüneceği ve davranacağından başka türlü hisseder, düşünür ve davranır.

öyle duygu ve düşünceler vardır ki, birbiriyle kaynaşıp bir kitle oluşturmuş bireylerde rastlanır ancak ya da söz konusu bireylerde eylemlere dönüşür. bir organizmadaki hücreler nasıl bir araya gelerek tek bir varlık oluşturmuşsa, psikolojik kitle de bir an için birbiriyle kaynaşmış aynı türden -heterojen- ögelerin oluşturduğu geçici bir varlıktır.

tek kişinin bireysel yoldan edindiği özellikler kitle içinde silinip gider, bireyin kendine özgü karakteri kaybolur. ırksal bilinçdışı kendini açığa vurur; heterojenlik, homojenlik içinde eriyip kaybolur. bireyden bireye değişkenlik gösteren üstyapılar kaldırılıp bir kenara atılır, işlemez duruma getirilir; bireylerin tümünde homojen özellik gösteren bilinçsiz altyapı ise gün ışığına çıkarılır. bu yoldan kitle bireylerinin ortalama karakteri ortaya çıkar.

kitleyi oluşturan bireyler, daha önce kendilerinde rastlanmayan kimi özellikler de kazanır. bunun başlıca üç nedeni vardır. birinci neden, kalabalık bir ortamda yaşamasından ötürü bireyin kitle içinde karşı durulmaz bir güce sahip olduğu duygusuna kapılması ve böyle bir duyguyla kendini birtakım içgüdüsel isteklerin eline teslim etmesidir; oysa normalde çaresiz dizginleyip frenleyeceği içgüdülerdir bunlar. anonimlikte, dolayısıyla kitlesel sorumsuzlukta bireyleri geride tutan sorumluluk duygusu tümüyle silinip gider.

"kitle yaşamında vicdanın ve sorumluluk duygusunun yitimini anlamak bizim için hiç de zor değildir; çünkü toplumsal korku, vicdan denilen nesnenin çekirdeğini oluşturur." (sigmund freud)

bulaşım (sirayet) diyebileceğimiz ikinci neden de, yine kitle yaşamında bireylerin yeni birtakım özellikler kazanmasına ve ilgili özelliklerin kendilerini şu ya da bu doğrultuda açığa vurmasına yardım eder. bulaşım kolay saptanabilen; ama nedeni açıklanamayan bir olaydır ve hipnotik fenomenler kapsamına girer. kalabalıkta her duygu, her davranış bulaşıcı, hem de ileri derecede bulaşıcıdır; öyle ki, bireyin kendi kişisel çıkarını kitle çıkarına feda ettiği görülür. bu ise, ancak kitlenin bir parçasına dönüşüm sonucu ele geçirilen ve bireyin doğasına düpedüz aykırı düşen bir yetenektir.

nedenlerin en önemlisi sayılıp kitleyi yaratan bireylerde, yalıtık -tek başına- bireydekilere büsbütün karşıt birtakım özelliklerin oluşmasına yol açan üçüncü neden telkin yatkınlığıdır; zaten daha önce sözünü ettiğim bulaşım, telkin yatkınlığının sonucundan başka bir şey değildir.

bu olayı anlamak için, fizyolojideki kimi yeni bulgulamaları göz önünde tutmak gerekiyor. bazı işlemler sonucu, bir insanın bilinçli kişiliğini kaybederek kendisinden bu bilinci koparıp alanın bütün telkinlerini benimseyebileceğini ve karakteriyle alışkanlıklarına düpedüz aykırı davranışlar sergileyebileceğini artık bilmekteyiz. pek titiz gözlemlerin ortaya koyduğuna göre, aktif bir kitlenin sinesinde bir süre dinlenen birey çok geçmeden ya kitleden kaynaklanan birtakım esintiler sonucu ya da bilinmedik bir başka nedenden ötürü özel bir durum kazanmakta, ilgili durum hipnotize edileni hipnotizörün etkisiyle kuşatan o büyülü havaya pek benzemektedir. çünkü hipnotizmada da bireyin bilinçli kişiliği bütünüyle kaybolur, irade ve ayrım gücü ortadan kalkar, tüm duygu ve düşünceleri hipnotizörün belirlediği tarafa yönelir.

psikolojik kitle içinde bireyin durumu aşağı yukarı bunun gibidir: kitle içinde birey, davranışlarının bilincinde olmaktan çıkar, hipnotize edilen kişideki gibi bazı yetenekleri silinip giderken, bazıları alabildiğine güçlülük kazanır.

hipnotize edilen kişi, kendisine telkin edilen belli davranışları gerçekleştirmek için karşı durulmaz bir içgüdüsel zorlamayla harekete geçer. bu içgüdüsel zorlama, kitlelerde, hipnotize edilen tek kişiye göre çok daha önüne geçilmez nitelik taşır; çünkü kitlede bireyleri egemenliği altında tutan telkin, bireyler arası etkileşim sonucu daha da güçlenip büyür.

buna göre, kitle bireyinin ana özellikleri şunlardır: bilinçli kişiliğin kaybolarak bilinçsiz kişiliğin egemenliği ele geçirişi, duygu ve düşüncelerin telkin ve bulaşım sonucu aynı yöne yönelişi, telkinle alınan direktifleri vakit geçirmeden gerçekleştirme eğilimi; yani bireyin artık kendisi olmaktan çıkıp istem gücünden -iradeden- yoksun bir otomat durumuna girişi.

örgütlenmiş kitleye yalnızca katılışı bile, insanın uygarlık merdiveninin birden çok basamağını gerisin geri inmesine yol açar. yalıtık durumdayken belki üstün bir aşamada bulunan birey, kitlede barbar bir kişiye dönüşür; yani içgüdüleriyle davranan bir varlık olup çıkar, ilkeller gibi içinden geldiği gibi davranır, ansızın parlar, vahşice eylemlere girişir, coşkulara ve yiğitlik gösterilerine kaptırır kendini.

kitle, davranışında içtepisel, değişken ve aşırı duyarlıdır; hemen yalnızca bilinçdışının yönetimi altında bulunur. kitleye egemen içtepiler, duruma göre yüce ya da acımasız, atılgan ya da korkak nitelik taşıyabilir; ama hepsinde de dediğini yaptırtan zorlayıcı bir karakter saklıdır; öyle ki, bazen kişisel çıkarlar, hatta özyaşamı sürdürme kaygısı bireyin gözüne görünmez olur.

hiçbir eylem, kitlede önceden düşünülüp tasarlanmaz. kimi şeyleri ele geçirmek için tutkuyla davrandığı zaman bile uzun sürmez tutkusu; bir istekte sürekli karar kılma gücünden yoksundur. gönlünde uyanan güçlü arzuların ertelenmesine katlanamaz, her şeye gücüyeterlik gibi bir duygu içinde yaşar. kitle bireyi, "olmaz" diye bir şey bilmez.

kitle, etkilenmelere alabildiğine açık ve safdildir; eleştirilere yer vermez davranışında, olanaksız diye bir şey tanımaz. çağrışım yoluyla birbirini sürükleyip getiren ve yalıtık bireylerin özgür düşlemlerinde -fantezilerinde- rastlanıp ussal hiçbir mekanizma tarafından gerçeğe uygunluğu denetlenmeyen coşkulu bir özellik gösterir. yani kitle için ne bir kuşku ne de kesinsizlik diye bir şey vardır. bir anda en son noktaya kadar vardırır işi; alt tarafı bir kuşku, göz açıp kapamadan kaya gibi kesinlik kazanır; hafif bir antipatiden azgın bir nefret doğup çıkar ortaya.

kitlenin kendisi tüm aşırılıklara eğilim gösterdiği gibi, onu coşturup heyecanlandırmak da yine ancak aşırı uyarılarla gerçekleşir. kitleyi etkileyecek kimsenin, elindeki nedenleri mantık süzgecinden geçirmesinin gereği yoktur; işi alabildiğine güçlü imajlara dökmek, abartmaya kaçmak ve sürekli aynı şeyi yinelemek amaca ulaşılmasını sağlar. kitle, gerçek ve düzmece konusunda kuşku nedir tanımaz; öte yandan kendisinde büyük bir gücün varlığı bilinci içinde yaşar; dolayısıyla otoriteye inançla bağlı olduğu kadar hoşgörüsüzdür de. güce saygı duyar, bir çeşit güçsüzlük belirtisi diye baktığı iyilikçi davranışların fazla etkisinde kalmaz. üstün bildiği kişilerde aradığı, güçlülük, hatta zorbalıktır. egemenlik ve baskı altına alınmayı, efendisinden korkmayı ister. gerçekte düpedüz tutucu karakter taşır, tüm yenilik ve ilerlemelerden enikonu nefret eder, geleneğe karşı sınırsız bir saygı duyar.

kitlelerde en aykırı düşünceler yan yana varlığını sürdürür, bir arada güzel güzel geçinebilir ve mantıksal açıdan aralarında gözlemlenebilecek çelişkiler asla bir çatışmaya yol açmaz; gelgelelim, psikanalizin çoktan kanıtladığı gibi, bireylerin, çocukların ve nevrozluların bilinçsiz ruhsal yaşamlarında da durum başka türlü değildir.

kitlenin üzerinde durulacak son bir özelliği varsa, gerçek açlığı diye bir şeyi asla tanımamasıdır. hep illüzyonlara kucak açar kitle, illüzyonlardan asla yoksun kalamaz. gerçek olmayana her vakit gerçek olandan önde yer verir. gerçek dışının da gerçek gibi etkisine açıktır, bu ikisini birbirinden ayırmaya eğilim duymaz.

kitle uysal bir sürü gibidir, başında bir efendi olmadan yaşayamaz. itaate karşı öylesine bir susamışlık içindedir ki, ortaya çıkıp kendisini efendi ilan edecek herkese içgüdüsel bir boyun eğişle karşılık verir.

baştaki önderin herhangi bir nedenle yitirilişi, önderin şahsına karşı güvende bir an bocalayış, tehlikenin boyutları değişmemesine karşın bir panik durumunun patlak vermesine yol açar. önderle aradaki bağların kopması, genel olarak bireyler arasındaki karşılıklı bağların da çözülüp dağılmasına yol açar; kitle, kafası koparılan bir bologna şişesi gibi tuz buz olur.

4.1.17

iki yıl sonra

william butler yeats



kimse söylemedi mi sana o korkusuz
seven gözlerin daha uyanık olmalı diye
ya da hatırlatmadı mı kimse nasıl umarsız
olduklarını yanarken pervanelerin
ben uyarabilirdim seni; ama gençsin sen
ve başka başka diller konuşuyoruz ikimiz

ah, ne verilse almaya hazırsın sen
ve bütün dünya dost senin gözünde
annen gibi sen de çekeceksin
sen de öyle incineceksin sonunda
ama ben yaşlıyım, sen gençsin
ve barbarca bir dille konuşuyorum ben

ve ben mutluyum

a.l. kennedy

insanlar para ödemedikleri şeyin değerini bilmezler.

hayatınızda sürekli her dediğinizi yapan birisinin olmasından daha kötü bir şey yoktur. insanın başı döner.

umut, değişimden başka hiçbir şeyin yatıştıramayacağı bir işkencedir. umut geleceği harap eder, onu bir hayal kırıklığı tarlasına çevirir.

gerçek yalancılar, hikayelerinin arasına duygusal bölümler sıkıştırarak yalanlarını yutturabileceklerini sanırlar.

çoğu insanın hayat boyu kurduğu bütün ilişkiler yalnızca tahmine dayanır.

fırsatlar zamanın alıp götürdüklerinden yalnızca biridir.

yalnızca politikacılar oturdukları yerden insanların canını yakabilir.

üzüntü bir zaman geçirme yöntemidir. hele insanın hiç gücü yoksa.

bazen böyle olur işte: birine baktığınızda ne gördüğünüzü bilmezsiniz, her şey bitince de daha fazlasını öğrenmiş olmazsınız; yalnızca önceleri aklınızın ve umutlarınızın ona eklediği pırıltının kaybolmasına şaşarsınız, o kadar.

kaptan güverteye adım atınca tayfaya iş kalmaz.

kentler hakkında yanılmak imkansızdır; istediğiniz ya da istemediğiniz her şeye dönüşebilirler.

3.1.17

yağmurun kapıları karanlık

ismet özel

genç kızlıkla yarışan güvercin kanatları denize uygun adımlarla ilerler artık. deniz aynı denizdir göz açtırmaz taylara, aynı denizdir lekeleri silinmez. artık senin tüylerin sabahı diri kılar, uykuma kamalar uzatır senin tüylerin. ve o ayakları dayanıklı serçeler ezgilerimin son mızraklarıdır. bitmeyen sığınağıdır ellerimin.

işte, zehirli oklar kullanıyoruz o yanıltan savaşlarda. yıkıyoruz, yaban çiçeklerinin açtığını görüyoruz kıyıda. o kargaşalık içinde ben yıldızlara bakıyorum. çevresini soğutuyor suya düşen ay. yıkıyoruz. yıkmak, kutsal kini yürekli olmanın. iğrenmeden göklere göklere bakmak. ellerimizi saklamak ellerimizde.

işte, gökyüzüne salıverdim o çılgın kanatları, boğulanları daha da itmek için suya, ölüme ölümlüğü yakıştırabilmek için cesetlerle bezedim güzel olan her şeyi. elimin aklığında dağılıverdi kanın. elim el olmaktan çıkıverdi. çocuğun yanaklarıyla boğuşuyordu yağmur, derken yüklendik karanlık kapılarına yağmurun.

seslerle büyüyen, seslerle yıkanan güvercin kanatları denize giderdi.

2.1.17

yüzüklerin efendisi

j.r.r. tolkien

çok az kişi yolun sonuna gelmeden yolun onu nereye götüreceğini görebilir.

yaşayanların birçoğu ölümü hak ediyor ve ölenlerin bir kısmı da yaşamayı hak ediyor. yaşamı onlara verebilir misin? o halde öyle hak, hukuk adına ölüm buyurmakta çok acele etme. çünkü en bilge olanlar bile her şeyin sonunu göremez.

en iyi öğretmen yanan eldir.

dünyanın çarklarını döndüren eylemler ekseriya böyledir: büyüklerin gözleri başka yerlerdeyken küçük eller işleri başarmaya mecbur kalır.

küçük adamlar büyük işler başarır.

nasihat, bir bilgeden bir bilgeye verilecek olsa dahi tehlikeli bir armağandır ve her yol kötüye çıkabilir.

cesaret hiç beklenmedik yerlerden çıkar.

tehlikeli saatlerde kibarlık ölümle ödenir.

mahiyetini anlamak için bir şeyi kıran kişi, ariflik yolundan sapmış demektir. 

sadık bir yüreğin asi bir dili olabilir.

1.1.17

bir deli dülger

cevat çapan


bak gene şaşırtıyorum seni
kış ortasında bir cemre
gibi düşerek kapının eşiğine
bir kuşluk vakti
cebimde yaz güneşi
kırlangıç hızı
gül kurusu
ağustos böceği

ah, ne çok şarkılar öğrendim
gurbette
kağıt oyunları
gözbağcılık
acılı yemek tarifleri
balkonuna tırmanırken
geceye gizli
aklıma takılan bu sarmaşık
sabahsefası mı
hanımeli mi