thomas gray: cehaletin esenlik getirdiği yerde zeki olmak budalalıktır.
lucretius: çocukların kör karanlıkta her şeyden korkup titremeleri gibi biz de aydınlıktan korkarız.
michael faraday: gerçek olamayacak kadar harika hiçbir şey yoktur.
mark twain: insanın vücudunu iyileştirmesini ya da hasta kılmasını sağlayan düş gücünden hepimiz payımızı almış olarak doğarız. ilk insanın sahip olduğu bu güç, son insana değin aktarılacaktır.
bertrand russell: denenmemiş, desteksiz kavrayış, doğrunun yetersiz bir garantisidir.
epiktetos: yalnız özgür insanların eğitilmesi gerektiğini söyleyen çoğunluğa değil, yalnız eğitimlilerin özgür olduğunu söyleyen düşünürlere inanmalıyız.
henri poincare: gerçeğin ne denli acımasız olduğunu bilir ve gerçekten koparak avuntu aramaya koyuluruz.
e.m. butler: hatırdan çıkmamalı ki sihir, sanatçı ve izleyicisi arasında iş birliği gerektiren bir sanattır.
george washington: himayemizi bilim ve edebiyatın geliştirilmesinden daha fazla hak eden hiçbir şey yoktur. bilgi her ülke için halkın mutluluğunu getiren en kesin araçtır.
heinrich heine: durmaksızın sorarız, ta ki bir avuç toprak ağzımızı kapatana kadar. peki ama bu mudur yanıt?
charles mackay: her çağın kendine özgü bir budalalığı, kazanç sevdası, heyecan merakı veya sırf taklit hevesiyle kendini kaptırdığı bir plan, proje ya da fantezisi vardır. bunların ötesinde, siyasetin, dinin ya da ikisinin birleşiminin yarattığı bir çılgınlık da görülür.
lucretius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lucretius etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30.06.2022
13.12.2021
din
lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.
steven weinberg: din olsa da olmasa da iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar da kötü işler yapabilirler. ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.
james madison: din köleliği, zihne pranga vurur, onu güçten düşürür ve tüm soylu girişimler karşısında bir engel oluşturur.
christopher marlowe: din çocukça bir oyuncaktır ve cehaletten başka günah yoktur.
karl marx: dini acılar, gerçek acıların hem dışavurumu hem de protestosudur. din baskılanmış varlığın ifadesi, kalpsiz dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhudur. o, kitlelerin afyonudur.
tom robbins: din sadece kitlelerin afyonu değildir, o siyanürdür.
ebu'l-ala el-maarri: din tarih öncesi insanlar tarafından uydurulmuş, saf kitleleri sömürenler dışında herkes için gereksiz bir masaldır.
dennis potter: bana göre din yara bandı değil, her zaman yaranın kendisi olmuştur.
jesse ventura: teşkilatlanmış din, sayıca üstün olmaya ihtiyaç duyan zayıf karakterli insanlara söylenen bir yalan ve onların kullandığı bir koltuk değneğidir. insanlara dışarı çıkmalarını ve burunlarını başkalarının işlerine sokmalarını söyler.
steven weinberg: din olsa da olmasa da iyi insanlar iyi işler, kötü insanlar da kötü işler yapabilirler. ama iyi insanlara kötü işler yaptırmak dinin işidir.
james madison: din köleliği, zihne pranga vurur, onu güçten düşürür ve tüm soylu girişimler karşısında bir engel oluşturur.
christopher marlowe: din çocukça bir oyuncaktır ve cehaletten başka günah yoktur.
karl marx: dini acılar, gerçek acıların hem dışavurumu hem de protestosudur. din baskılanmış varlığın ifadesi, kalpsiz dünyanın kalbi ve ruhsuz koşulların ruhudur. o, kitlelerin afyonudur.
tom robbins: din sadece kitlelerin afyonu değildir, o siyanürdür.
ebu'l-ala el-maarri: din tarih öncesi insanlar tarafından uydurulmuş, saf kitleleri sömürenler dışında herkes için gereksiz bir masaldır.
dennis potter: bana göre din yara bandı değil, her zaman yaranın kendisi olmuştur.
jesse ventura: teşkilatlanmış din, sayıca üstün olmaya ihtiyaç duyan zayıf karakterli insanlara söylenen bir yalan ve onların kullandığı bir koltuk değneğidir. insanlara dışarı çıkmalarını ve burunlarını başkalarının işlerine sokmalarını söyler.
31.12.2020
uzun lafın kısası
"eğer hedefine doğru giderken yolda durup sana havlayan her köpeğe taş fırlatırsan hiçbir zaman hedefine varamazsın." (türk atasözü)
balzac: deha her şeye benzer, hiçbir şey ona benzemez.
emrah serbes: insanın bambaşka biri olmayı isteyeceği bir an gelir, gerçekten bambaşka biri olmayı isteyeceği bir an gelir.
irvin yalom: ölümle yüzleşmek anksiyete doğurur; ama aynı zamanda hayatı zenginleştirecek bir potansiyel de taşır.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
mesa selimovic: yükseldiği ölçüde yalnızlığa gömülür insan.
orhan pamuk: orijinalliğin, özgünlüğün formülü son derece basittir: daha önce bir araya gelmemiş olan iki şeyi bir araya getirmek.
sadık hidayet: sonunda en şiddetli cezaya çarptırılırız ve boğucu bir gün ortasında kanun adına bizi tutuklayan kişi bıçağını saplar kalbimize; köpek gibi geberir gideriz. cellat da suskundur, kurban da.
şükrü erbaş: insanların ilgi ve güven dilendiği bir devletin ne onuru, ne iyiliği ne de varlığının bir değeri olabilir.
cenap şahabettin: yüksek tepelerde hem yılana hem kuşa rastlayabilirsin; ama biri sürünerek, öteki uçarak yükselmiştir.
goethe: önemli olan, kusursuz olanı görebilmek ve onu dışavurmaya cesaret etmektir.
william blake: hapishaneler yasanın taşlarıyla inşa edilir, kerhaneler dinin tuğlalarıyla.
Kategori:
.epilog,
.kolaj,
balzac,
cenap şahabettin,
emrah serbes,
goethe,
irvin yalom,
lucretius,
mesa selimovic,
orhan pamuk,
sadık hidayet,
şükrü erbaş,
william blake
14.06.2019
hiroşima
stephane audeguy
"havada bulutlar oluştuğunu ve üzerimize doğduğunu gördüğümüz her şey, bulutların içinde şekillenen her şey, kar, rüzgar, dolu, buz, akarsu yollarını kaskatı hale getirecek ve ırmakların akışını yer yer yavaşlatacak ya da durduracak kadar şiddetli don, sonuçta bunların hepsi kolayca açıklanabilir; sen atomların özelliklerini bildiğin andan itibaren, aklın bunların nedenlerini anlamakta ve gizlerine nüfuz etmekte hiç zorluk çekmeyecektir." (lucretius)
batı uygarlığındaki gelişmeler insanları gökyüzünü seyretmekten daha da uzaklaştırdı: dünyanın bu bölgelerinde insanlar ne giyeceklerini öğrenmek için radyo ya da televizyonlarına başvuruyorlar. bu insanlar çok nadir durumlarda bulutların mutlak güzelliğinden etkilenir. mesela gökyüzü maviyken, bir piknik sonrası bir parkın çimenlerine uzandıklarında; sırtüstü yatmışlardır; bulutların geçişini seyreder ve yediklerini sindirirken kısa bir süre için onlara hayran kalırlar. hiçbir şey düşünmezler. ve ille haksız da değildirler. her düşünce içinde salaklığa benzer bir şeyler, dolayısıyla da bulutları anlama arzusunu barındırır.
hiroşima'yı unutmak için delirmek lazımdır ama orada hayatta kalmanın tek yolu da budur.
"havada bulutlar oluştuğunu ve üzerimize doğduğunu gördüğümüz her şey, bulutların içinde şekillenen her şey, kar, rüzgar, dolu, buz, akarsu yollarını kaskatı hale getirecek ve ırmakların akışını yer yer yavaşlatacak ya da durduracak kadar şiddetli don, sonuçta bunların hepsi kolayca açıklanabilir; sen atomların özelliklerini bildiğin andan itibaren, aklın bunların nedenlerini anlamakta ve gizlerine nüfuz etmekte hiç zorluk çekmeyecektir." (lucretius)batı uygarlığındaki gelişmeler insanları gökyüzünü seyretmekten daha da uzaklaştırdı: dünyanın bu bölgelerinde insanlar ne giyeceklerini öğrenmek için radyo ya da televizyonlarına başvuruyorlar. bu insanlar çok nadir durumlarda bulutların mutlak güzelliğinden etkilenir. mesela gökyüzü maviyken, bir piknik sonrası bir parkın çimenlerine uzandıklarında; sırtüstü yatmışlardır; bulutların geçişini seyreder ve yediklerini sindirirken kısa bir süre için onlara hayran kalırlar. hiçbir şey düşünmezler. ve ille haksız da değildirler. her düşünce içinde salaklığa benzer bir şeyler, dolayısıyla da bulutları anlama arzusunu barındırır.
hiroşima'yı unutmak için delirmek lazımdır ama orada hayatta kalmanın tek yolu da budur.
4.12.2018
dizeler
lucretius
zevkin kaynaklarında öyle bir acılık var ki
çiçekler arasında bile olsa boğazımızı yakar
içi arınmamışsa, neler bekler insanı
kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna
tutkuları içinde ne kemirici kaygılar
ne korkular içinde kıvranır insan
ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet
öfke, gevşeklik ve tembellik
her şey, kırılmaz zincirleriyle bağlı kaderin
her şey kendine göre gelişir ve hepsi
sürdürür doğa düzeninin ayrılıklarını
görmüyor muyuz
bocalıyor insan, aranıyor hep
yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi
nedir doğanın istediği bizden, illetsiz bir bedenden
varlığının güzel tadını çıkaran
hiçbir şeyden korkmaz bir ruhtan başka
31.03.2018
uzun lafın kısası
sophokles: devlet esenlik içindeyse her şeyimizi onda buluruz; dostluklarımızı bile.
kürşat başar: ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana, sözcüklerden geçer. hatta o yol sözcüklerle döşelidir. başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez.
michel tournier: şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.
jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.
jerzy andrzejewski: sorgulamak istemeyen insan, insan olmak istemeyen insandır.
maurice duverger: imparatorluk, başka ulusları fetheden bir ulusun egemenliği altında kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
max horkheimer: insanlar gerçekte yaptıklarından, düşündüklerinden ve hissettiklerinden daha iyidirler.
lidia yuknavitch: tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.
mehmet eroğlu: yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.
kürşat başar: ve eğer kadınların kalbine giden bir yol varsa, inanın bana, sözcüklerden geçer. hatta o yol sözcüklerle döşelidir. başka hiçbir şey doğru bir söz dizimi kadar bir kadının başını döndüremez.
michel tournier: şeytan dünyanın güzelliği karşısında gözyaşı döker.
jean-françois bayart: insanlar bir şeyi yadsıdıklarında değil de daha çok onu sahiplendiklerinde onunla çatışma yoluna giderler.
jerzy andrzejewski: sorgulamak istemeyen insan, insan olmak istemeyen insandır.
maurice duverger: imparatorluk, başka ulusları fetheden bir ulusun egemenliği altında kurulan çok uluslu bir devlette uygulanan kişisel bir diktatörlüktür.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
max horkheimer: insanlar gerçekte yaptıklarından, düşündüklerinden ve hissettiklerinden daha iyidirler.
lidia yuknavitch: tam işlerin toptan sıçmış olduğunu düşündüğünüz anda, son bir kez osurup yörüngeden çıkıveriyorlar.
mehmet eroğlu: yaşanan her serüven insan hayatında eksik kalan bir resmin tamamlanmasıdır.
9.11.2017
sağduyu
irvin yalom
terentius: mantıkla beslenmeyen şey mantıkla yönetilemez.
epiktetos: eğer felsefeye karşı samimi bir arzunuz varsa ilk andan itibaren alaycı kahkahalara hazırlanın. unutmayın, eğer ısrarlıysanız o insanlar daha sonra size hayran olacaktır. unutmayın, eğer bir başkasının zevki için dikkatinizi dışarıya çevirecek olursanız hayatınızın düzenini altüst ettiğinizden emin olabilirsiniz.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
evliliğini kurtarmanın tek yolu onu bırakabilmeye istekli olmaktır.
petrarca: huzur ve sessizlik arayan herkes, sürekli bir bela ve tartışma kaynağı olan kadınlardan uzak durmalıdır.
herkesin karanlık bir seks hayatı vardır.
ovidius: zihin için en iyi yardım, kalbi tuzağa düşüren bağların bir kerede koparılmasıdır.
cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.
hayat tam bir sürtük; ama zevkli de.
terapistler anne babalar gibidir. iyi ebeveynler çocuklarının evden ayrılıp bir yetişkin olabilmesi için yeterince özerklik kazanmasını sağlar; aynı şekilde iyi bir terapistin de amacı hastalarının terapiyi bırakacak hale gelmelerini sağlamaktır.
aristoteles: sağduyulular zevke değil, acısızlığa ulaşmaya çabalarlar.
kimse sonları prova etmez. sonlar yalnızca bir kez olur. bu durum hakkında kitap yazılmaz; bu yüzden her şey doğaçlama gelişir.
terentius: mantıkla beslenmeyen şey mantıkla yönetilemez.epiktetos: eğer felsefeye karşı samimi bir arzunuz varsa ilk andan itibaren alaycı kahkahalara hazırlanın. unutmayın, eğer ısrarlıysanız o insanlar daha sonra size hayran olacaktır. unutmayın, eğer bir başkasının zevki için dikkatinizi dışarıya çevirecek olursanız hayatınızın düzenini altüst ettiğinizden emin olabilirsiniz.
lucretius: başkalarının başına gelen kötülükleri seyretmek bize keyif verir.
evliliğini kurtarmanın tek yolu onu bırakabilmeye istekli olmaktır.
petrarca: huzur ve sessizlik arayan herkes, sürekli bir bela ve tartışma kaynağı olan kadınlardan uzak durmalıdır.
herkesin karanlık bir seks hayatı vardır.
ovidius: zihin için en iyi yardım, kalbi tuzağa düşüren bağların bir kerede koparılmasıdır.
cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.
hayat tam bir sürtük; ama zevkli de.
terapistler anne babalar gibidir. iyi ebeveynler çocuklarının evden ayrılıp bir yetişkin olabilmesi için yeterince özerklik kazanmasını sağlar; aynı şekilde iyi bir terapistin de amacı hastalarının terapiyi bırakacak hale gelmelerini sağlamaktır.
aristoteles: sağduyulular zevke değil, acısızlığa ulaşmaya çabalarlar.
kimse sonları prova etmez. sonlar yalnızca bir kez olur. bu durum hakkında kitap yazılmaz; bu yüzden her şey doğaçlama gelişir.
17.10.2016
aforizmalar
~criminal minds
lucretius: birilerinin yemeği, diğerleri için acı bir zehir olabilir.
harriet beecher stowe: mezar başındaki en acı gözyaşları söylenmemiş sözler ve yarım kalan işler için akıtılır.
shakespeare: hiçbir şey dikkat çekme isteği kadar sıradan değildir.
voltaire: bazıları vardır, kelimeleri kullanarak düşüncelerini maskelemeyi amaçlar.
la rochefoucauld: kendimizi başkalarına benzetmeye, gizlemeye o kadar alışmışız ki en sonunda kendimizi gizler hale gelmişiz.
abraham lincoln: sonuçta, yıllarınızın nasıl geçtiği önemlidir; yaşamınızda kaç yıl olduğu değil.
nietzsche: yalnız olan, kabile tarafından ezilmemek için her zaman mücadele etmek zorundadır.
anthony brant: bazı olaylar bizi değiştirebilir; fakat bizler ailemizle başlar, ailemizle biteriz.
oscar wilde: insan, kendi adına konuşurken kendinden çok uzaktır. ona bir maske verirsen sana gerçeği söyler.
lucretius: birilerinin yemeği, diğerleri için acı bir zehir olabilir.harriet beecher stowe: mezar başındaki en acı gözyaşları söylenmemiş sözler ve yarım kalan işler için akıtılır.
shakespeare: hiçbir şey dikkat çekme isteği kadar sıradan değildir.
voltaire: bazıları vardır, kelimeleri kullanarak düşüncelerini maskelemeyi amaçlar.
la rochefoucauld: kendimizi başkalarına benzetmeye, gizlemeye o kadar alışmışız ki en sonunda kendimizi gizler hale gelmişiz.
abraham lincoln: sonuçta, yıllarınızın nasıl geçtiği önemlidir; yaşamınızda kaç yıl olduğu değil.
nietzsche: yalnız olan, kabile tarafından ezilmemek için her zaman mücadele etmek zorundadır.
anthony brant: bazı olaylar bizi değiştirebilir; fakat bizler ailemizle başlar, ailemizle biteriz.
oscar wilde: insan, kendi adına konuşurken kendinden çok uzaktır. ona bir maske verirsen sana gerçeği söyler.
4.01.2015
bunalımdan yaşama kültürü
nermi uygur
yüce esinlilere, din kurucularına, ermişlere; dağ çölleri, ormanlar, mağaralar gerek; hiç olmazsa bir süre. sıradan insanlara azıcık hastane yeter.
eylemsizlik ile aydınlık eksikliği üstüne binince, çekilmez oluyor kararsızlığın yükü.
insan her şeyini yitirse de anılarının efendisidir.
gerçek erin halini yolda can veren bilir (yunus emre)
öznel dünyaların pek bir anlamı yok aslında, gelir geçer onlar; kalıcı olan nesnel olandır.
korku, insanı içten dıştan kuşattı mı, üstüne yürümeli hep başka yönden. korkuyla savaşmayan, insanı insan kılan pek çok güzel şeyden habersizdir.
aldığın her soluğun değerini bil
ot değilsin ki kesildikçe bitesin (hayyam)
insan insandır; gözünde büyütürsün, küçücüktür; küçücük sanırsın, öyle şeyler yapar ki büyür de büyür, ne akla ne gönle sığdırabilirsin.
vücudunu yeniden bulmayan, kendine yeni bir dünya kuramaz.
olası şey değil vücudun bilgeliğini kavramak.
büyük ölüm, herkesin içinde bulunan
işte o meyve, her şey onun çevresinde döner (rilke)
bunalımdan sonra her kendine geliş, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa geçmektir.
zamanı varken, insan-toplum-kültür evreninde bazı önemli yönelişlere girişmeyen; özellikle de, başkalarının gözünü açmak için olanca varlığıyla çabalamayan, yediği vurgundan uyanmış sayılmaz.
bir ağaçtır bu alem
meyvesi olmuş adem
maksud olan meyvedir
sanma ki ağaç ola (gaybi sunullah)
samuel johnson: cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
çıkar gütmekle bağdaşmaz iyi yönetim.
ne tatlı fırtınalı denizde dalgalar yükselirken
karadan bakıp başkasının çırpınışını izlemek (lucretius)
"değişmezliği bilen her şeyi bilir."
voltaire: birkaç sinek ısırığı, yılgınlık bilmeyen atı koşusundan alıkoymaz.
"ölüm karşısında şaşırmaz bilge
her an hazırdır ölüp gitmeye"
dostoyevski: tanrı olmasaydı onu yaratmak gerekecekti.
yüce esinlilere, din kurucularına, ermişlere; dağ çölleri, ormanlar, mağaralar gerek; hiç olmazsa bir süre. sıradan insanlara azıcık hastane yeter.eylemsizlik ile aydınlık eksikliği üstüne binince, çekilmez oluyor kararsızlığın yükü.
insan her şeyini yitirse de anılarının efendisidir.
gerçek erin halini yolda can veren bilir (yunus emre)
öznel dünyaların pek bir anlamı yok aslında, gelir geçer onlar; kalıcı olan nesnel olandır.
korku, insanı içten dıştan kuşattı mı, üstüne yürümeli hep başka yönden. korkuyla savaşmayan, insanı insan kılan pek çok güzel şeyden habersizdir.
aldığın her soluğun değerini bil
ot değilsin ki kesildikçe bitesin (hayyam)
insan insandır; gözünde büyütürsün, küçücüktür; küçücük sanırsın, öyle şeyler yapar ki büyür de büyür, ne akla ne gönle sığdırabilirsin.
vücudunu yeniden bulmayan, kendine yeni bir dünya kuramaz.
olası şey değil vücudun bilgeliğini kavramak.
büyük ölüm, herkesin içinde bulunan
işte o meyve, her şey onun çevresinde döner (rilke)
bunalımdan sonra her kendine geliş, bir uygarlıktan başka bir uygarlığa geçmektir.
zamanı varken, insan-toplum-kültür evreninde bazı önemli yönelişlere girişmeyen; özellikle de, başkalarının gözünü açmak için olanca varlığıyla çabalamayan, yediği vurgundan uyanmış sayılmaz.
bir ağaçtır bu alem
meyvesi olmuş adem
maksud olan meyvedir
sanma ki ağaç ola (gaybi sunullah)
samuel johnson: cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.
çıkar gütmekle bağdaşmaz iyi yönetim.
ne tatlı fırtınalı denizde dalgalar yükselirken
karadan bakıp başkasının çırpınışını izlemek (lucretius)
"değişmezliği bilen her şeyi bilir."
voltaire: birkaç sinek ısırığı, yılgınlık bilmeyen atı koşusundan alıkoymaz.
"ölüm karşısında şaşırmaz bilge
her an hazırdır ölüp gitmeye"
dostoyevski: tanrı olmasaydı onu yaratmak gerekecekti.
Kategori:
.kitap,
.xyz,
dostoyevski,
gaybi sunullah,
lucretius,
nermi uygur,
ömer hayyam,
rainer maria rilke,
samuel johnson,
voltaire,
yunus emre
2.07.2014
bulutlar kuramı
stephane audeguy
"havada bulutlar oluştuğunu ve üzerimize doğduğunu gördüğümüz her şey, bulutların içinde şekillenen her şey, kar, rüzgar, dolu, buz, akarsu yollarını kaskatı hale getirecek ve ırmakların akışını yer yer yavaşlatacak ya da durduracak kadar şiddetli don, sonuçta bunların hepsi kolayca açıklanabilir; sen atomların özelliklerini bildiğin andan itibaren, aklın bunların nedenlerini anlamakta ve gizlerine nüfuz etmekte hiç zorluk çekmeyecektir." (lucretius)
batı uygarlığındaki gelişmeler insanları gökyüzünü seyretmekten daha da uzaklaştırdı: dünyanın bu bölgelerinde insanlar ne giyeceklerini öğrenmek için radyo ya da televizyonlarına başvuruyorlar. bu insanlar çok nadir durumlarda bulutların mutlak güzelliğinden etkilenir. mesela gökyüzü maviyken, bir piknik sonrası bir parkın çimenlerine uzandıklarında; sırtüstü yatmışlardır; bulutların geçişini seyreder ve yediklerini sindirirken kısa bir süre için onlara hayran kalırlar. hiçbir şey düşünmezler. ve ille haksız da değildirler. her düşünce içinde salaklığa benzer bir şeyler, dolayısıyla da bulutları anlama arzusunu barındırır.
hiroşima'yı unutmak için delirmek lazımdır ama orada hayatta kalmanın tek yolu da budur.
"havada bulutlar oluştuğunu ve üzerimize doğduğunu gördüğümüz her şey, bulutların içinde şekillenen her şey, kar, rüzgar, dolu, buz, akarsu yollarını kaskatı hale getirecek ve ırmakların akışını yer yer yavaşlatacak ya da durduracak kadar şiddetli don, sonuçta bunların hepsi kolayca açıklanabilir; sen atomların özelliklerini bildiğin andan itibaren, aklın bunların nedenlerini anlamakta ve gizlerine nüfuz etmekte hiç zorluk çekmeyecektir." (lucretius)batı uygarlığındaki gelişmeler insanları gökyüzünü seyretmekten daha da uzaklaştırdı: dünyanın bu bölgelerinde insanlar ne giyeceklerini öğrenmek için radyo ya da televizyonlarına başvuruyorlar. bu insanlar çok nadir durumlarda bulutların mutlak güzelliğinden etkilenir. mesela gökyüzü maviyken, bir piknik sonrası bir parkın çimenlerine uzandıklarında; sırtüstü yatmışlardır; bulutların geçişini seyreder ve yediklerini sindirirken kısa bir süre için onlara hayran kalırlar. hiçbir şey düşünmezler. ve ille haksız da değildirler. her düşünce içinde salaklığa benzer bir şeyler, dolayısıyla da bulutları anlama arzusunu barındırır.
hiroşima'yı unutmak için delirmek lazımdır ama orada hayatta kalmanın tek yolu da budur.
31.07.2012
uzun lafın kısası
montaigne: dünyayı döndüren, çiftleşmeye duyulan arzudur.
machiavelli: insanlar babalarının kaybını unuturlar da mallarının kaybını unutmazlar.
lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.
samuel daniel: ürkek bilgi kararsızlıkla kıvranırken, cüretkar cehalet işi bitirir.
descartes: bütün iyi kitapları okumak, onları yazmış olan geçmiş yüzyılların en kültürlü insanlarıyla bir konuşma gibidir; hatta, onların bize, fikirlerinin sadece en iyilerini gösterdikleri, üzerinde inceden inceye düşünülmüş bir konuşmadır bu.
albert camus: saygınlığını elde etmenin en emin ve en hızlı yollarından biri paradır.
francis bacon: kadın kocasının gençlikte sevgilisi, orta yaşlılıkta yoldaşı, yaşlılıkta da bakıcısıdır.
john steinbeck: insanlar birbirlerine ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, masa başına geçtiler mi işi çözerler.
peter ackroyd: kendine karşı dürüst ol. o zaman başkalarına karşı da dürüst olursun.
thomas paine: yahudiliğin, katolikliğin, ortodoksluğun, müslümanlığın, protestanlığın ve bildiğim tüm din kurumlarının öğretilerine inanmıyorum. benim din kurumum aklımdır.
sigmund freud: evliliğin neden olduğu sinir hastalıklarının şifası, sadakatsizliktir.
carl gustav jung: insanın varoluşunun tek nedeni, yalnızca var olmanın karanlığına bir ışık tutabilmektir. dünyanın öbür kutbuna yapılan bu keşif gezisi rağbet görmez; çünkü belirsizlikler ve tehlikelerle doludur.
machiavelli: insanlar babalarının kaybını unuturlar da mallarının kaybını unutmazlar.
lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.
samuel daniel: ürkek bilgi kararsızlıkla kıvranırken, cüretkar cehalet işi bitirir.
descartes: bütün iyi kitapları okumak, onları yazmış olan geçmiş yüzyılların en kültürlü insanlarıyla bir konuşma gibidir; hatta, onların bize, fikirlerinin sadece en iyilerini gösterdikleri, üzerinde inceden inceye düşünülmüş bir konuşmadır bu.
albert camus: saygınlığını elde etmenin en emin ve en hızlı yollarından biri paradır.
francis bacon: kadın kocasının gençlikte sevgilisi, orta yaşlılıkta yoldaşı, yaşlılıkta da bakıcısıdır.
john steinbeck: insanlar birbirlerine ne kadar kızgın olurlarsa olsunlar, masa başına geçtiler mi işi çözerler.
peter ackroyd: kendine karşı dürüst ol. o zaman başkalarına karşı da dürüst olursun.
thomas paine: yahudiliğin, katolikliğin, ortodoksluğun, müslümanlığın, protestanlığın ve bildiğim tüm din kurumlarının öğretilerine inanmıyorum. benim din kurumum aklımdır.
sigmund freud: evliliğin neden olduğu sinir hastalıklarının şifası, sadakatsizliktir.
carl gustav jung: insanın varoluşunun tek nedeni, yalnızca var olmanın karanlığına bir ışık tutabilmektir. dünyanın öbür kutbuna yapılan bu keşif gezisi rağbet görmez; çünkü belirsizlikler ve tehlikelerle doludur.
31.10.2011
uzun lafın kısası
carlos fuentes: kapitalizm varsa çürüme de vardır.
montaigne: dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.
hermann hesse: haz denilen şey sürüp gitmez, seni yine çöl ortasında bırakıverir.
arthur cravan: çok yakında sokaklarda sadece sanatçıları göreceğiz ve artık sıradan insan bulmakta güçlük çekeceğiz.
talat sait halman: müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.
lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.
paulo freire: mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.
sigmund freud: bazı bilinmeyen sinir sistemi bozukluklarının histerik semptomlara yol açması durumunda olay her zaman cinsel bir şeydir. her zaman.. her zaman..
alberto moravia: herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.
tarık buğra: iyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu, mağara devri, taş devri hortluyor.
thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.
dragan babic: insan, bir mahkumun başını soktuğu bir barınak olarak kabul ettiği ve dışarıya oranla daha rahat ettiği hücresine bağlandığı gibi, neden hayata bağlanır ki?
montaigne: dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.
hermann hesse: haz denilen şey sürüp gitmez, seni yine çöl ortasında bırakıverir.
arthur cravan: çok yakında sokaklarda sadece sanatçıları göreceğiz ve artık sıradan insan bulmakta güçlük çekeceğiz.
talat sait halman: müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.
lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.
paulo freire: mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.
sigmund freud: bazı bilinmeyen sinir sistemi bozukluklarının histerik semptomlara yol açması durumunda olay her zaman cinsel bir şeydir. her zaman.. her zaman..
alberto moravia: herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.
tarık buğra: iyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu, mağara devri, taş devri hortluyor.
thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.
dragan babic: insan, bir mahkumun başını soktuğu bir barınak olarak kabul ettiği ve dışarıya oranla daha rahat ettiği hücresine bağlandığı gibi, neden hayata bağlanır ki?
31.07.2011
uzun lafın kısası
lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.
alberto moravia: insan dediğin ciğeri beş para etmez bir yaratıktır.
carson mccullers: en vasat insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.
duygu asena: insan, yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.
franz kafka: hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.
trevanian: işin doğru yapılmasını istiyorsan onu en meşgul adama yaptır.
hermann hesse: nasıl ki delilik yüksek bir anlamda tüm bilgeliğin başlangıcıysa, şizofreni de tüm sanatın, tüm düşlerin başlangıcıdır.
danilo kis: düş, geceleri yaşamın kaynağına doğru kaçan ruhun susuzluğunu giderdiği yerdir.
montaigne: doğanın ne kadar azla yetindiğini görmek harikulade bir şeydir.
paulo freire: demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.
sigmund freud: doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.
arthur koestler: idam sehpası yalnızca bir ölüm makinesi değil, aynı zamanda sadece insana özgü olan kendi ahlaki yıkımını isteme eğiliminin de en eski ve en müstehcen simgesidir.
alberto moravia: insan dediğin ciğeri beş para etmez bir yaratıktır.
carson mccullers: en vasat insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.
duygu asena: insan, yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.
franz kafka: hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.
trevanian: işin doğru yapılmasını istiyorsan onu en meşgul adama yaptır.
hermann hesse: nasıl ki delilik yüksek bir anlamda tüm bilgeliğin başlangıcıysa, şizofreni de tüm sanatın, tüm düşlerin başlangıcıdır.
danilo kis: düş, geceleri yaşamın kaynağına doğru kaçan ruhun susuzluğunu giderdiği yerdir.
montaigne: doğanın ne kadar azla yetindiğini görmek harikulade bir şeydir.
paulo freire: demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.
sigmund freud: doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.
arthur koestler: idam sehpası yalnızca bir ölüm makinesi değil, aynı zamanda sadece insana özgü olan kendi ahlaki yıkımını isteme eğiliminin de en eski ve en müstehcen simgesidir.
13.11.2010
hasta adam
lucretius
biz insanlar birer hasta adamız, hastalığının kaynağından habersiz.
bedenimizin gereksinimleri aslında o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. doğamız bundan başka bir şey istemez; evimizin önünde, gecenin geç saatlerine kadar toplanmayan zengin sofrayı aydınlatan meşaleleriyle, altından genç adam heykelleri olmasa ne olur? salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur? oysa doğa bize ne lüksler sunar! insanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler. hele de güneş parlıyorsa ve yılın o mevsiminde yeşil çiçekler açmışsa, ne güzel!
epikurosçu değerlerin hüküm sürmediği bir dünyada insanoğlu mal mülk edinme işine nerede dur diyeceğini, gerçek zevklerin nasıl artırılabileceğini bilemediği için boşuna işkence çekip duracak, bir sonuç vermeyen kaygılar duyarak hayatını tüketecektir. hayatı çekip götüren, insanın büyük denizlere açılmasını sağlayan da aslında bu memnuniyetsizliğin ta kendisidir.
biz insanlar birer hasta adamız, hastalığının kaynağından habersiz.
bedenimizin gereksinimleri aslında o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. doğamız bundan başka bir şey istemez; evimizin önünde, gecenin geç saatlerine kadar toplanmayan zengin sofrayı aydınlatan meşaleleriyle, altından genç adam heykelleri olmasa ne olur? salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur? oysa doğa bize ne lüksler sunar! insanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler. hele de güneş parlıyorsa ve yılın o mevsiminde yeşil çiçekler açmışsa, ne güzel!
epikurosçu değerlerin hüküm sürmediği bir dünyada insanoğlu mal mülk edinme işine nerede dur diyeceğini, gerçek zevklerin nasıl artırılabileceğini bilemediği için boşuna işkence çekip duracak, bir sonuç vermeyen kaygılar duyarak hayatını tüketecektir. hayatı çekip götüren, insanın büyük denizlere açılmasını sağlayan da aslında bu memnuniyetsizliğin ta kendisidir.
16.11.2009
foucault sarkacı
umberto eco
her şey her şeyle bağıntılıdır.
kavramlar andırışma yoluyla birleşirler.
lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.
raymond smullyan: batıl inanç uğursuzluk getirir.
seni elde eden kadın sonunda ölmeli, belki de senin elinle. hoşça kal emily; güzeldin; ama kalpsiz bir robottun sen.
ayna görünce -insanca bir şeydir bu- kendine bakmak ister insan.
stanislaw j. lec: dünyanın sonundan çok şey beklemeyin.
babalarımızın bizi eğitme kaygısı duymadıkları boş zamanlarında bize öğrettikleri neyse, o olduğumuza inanıyorum. bilgi kırıntılarıyla oluşur insan.
bazen, öfkenin doruğunda olduğu zaman, soğukkanlılığını yitirirdi. katlanamadığı tek şey, başkalarının soğukkanlılıklarını yitirmesi olduğu için, belbo'nun soğukkanlılığını yitirmesi, tümüyle içsel, bölgesinin özelliğine uygun olurdu. dudaklarını sımsıkı kenetler, önce gözlerini tavana çevirir, sonra bakışlarını yere doğru indirir, başını sola, aşağıya doğru eğer, yumuşak bir sesle; "ma gavte la nata" derdi. bu piemonte deyimini, bilmeyenlere açıklardı kimi zaman: "ma gavte la nata: tıpanı çıkar. kendi kendini şişiren kimseye denir. şişinmesine, çalım satmasına yol açan şeyin, poposuna takılmış bir tıpanın basıncı olduğu düşünülür. tıpayı çıkaracak olursa, tıss diye sönüverir.
yaşam nasıl böylesine cömert olabiliyor da, sıradanlığa böylesine yüce bir ödül sağlıyor?
insan kaçarken düz yolları izlememeli.
insan ilk seferinde dikleşmeyi sağlayamazsa, bütün bir ömür boyu iktidarsız kalır.
resmi tarih, yenenlerin yazdıkları tarihtir. resmi tarihe göre benim gibi insanlar yoktur.
eliphas levi: karşıtların benzeşimi, ışıkla gölge, dorukla uçurum, doluyla boş arasındaki ilişkidir. bütün dogmaların anası olan alegori; damganın, mührün; gölgenin, gerçekliğin yerini almasıdır. gerçeğin yalanı, yalanın gerçeğidir.
gerçeklik düşten daha iyidir. bir şey gerçekse gerçektir, senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur.
bilge insan ayrım gözetmeyen insandır; nereden gelirse gelsin, ışık zerreciklerini bir araya getiren insandır.
collin de plancy: bir gün, kudüs'te, pontius pilatus'u tanıdığını anlattı; valinin evini ayrıntılarıyla betimledi, akşam yemeğinde sunulan yemek çeşitlerini sayıp döktü. bunların düş ürünü şeyler olduğuna inanan rohan kardinali, saint,germain kontu'nun uşağına -saçları ağarmış, dürüst görünüşlü, yaşlı bir adam- döndü: "arkadaşım" dedi, "efendinizin söylediklerine inanmakta güçlük çekiyorum. karnından konuşan biriyse, diyecek sözüm yok, altın yapan birisi olduğunu da kabul edebilirim; ama 2000 yaşında olduğunu, pontius pilatus'u gördüğünü söylemesi? bu kadarı fazla. siz de orada mıydınız?" "hayır, monsenyör" diye yanıtladı uşak, bön bön, "kont hazretlerinin hizmetine gireli daha ancak 400 yıl oldu."
giovanni papini: dünya tekdüzedir, insanlar hiçbir şey öğrenmezler, her kuşak aynı yanılgılara düşer, aynı yılgılara kapılır; olaylar yinelenmez; ama birbirine benzer. yeniliklerin, beklenmedik olayların sonu gelir.
heinrich neuhas: salt değiştikleri, adlarını gizledikleri, gerçek yaşlarını söylemedikleri, kimseden izin almadan, kendilerini yanıtmaksızın dolaştıkları için, onların gerçekten var olmamaları gerektiğini hiçbir mantık yadsıyamaz.
erginlenme, yani usun açıklayamadığı gizemleri sezgiyle kavrama, çok derin bir süreçtir; ruhla bedenin yavaş yavaş dönüşmesidir. bu, insanı üstün yetilerin kullanılmasına, ölümsüzlüğe bile götürebilir; ama içsel, gizli bir şeydir. dışarıdan kendini belli etmez. alçakgönüllü, açık, dünyadan kopuktur.
hiçbir bilgi başka bir bilgiden üstün değildir.
öykü bir barda başlar. aşık olma gereksinimi. bazı şeylerin olacağını önceden sezinler insan; o sırada umarsızca bir aşk gereksinimi duyduğu için aşık olur. içinde aşık olma isteği duyduğu zaman bastığı yere dikkat etmeli insan: aşk iksiri içmiş gibi ilk önüne gelene aşık olur. bir maymuna bile.
insan eşinden boşandığı için bunalıma girmez; üçüncü kişinin, yani kendisinin eşlerden biri olduğu çiftin olası ya da olanaksız boşanması yüzünden bunalıma girer.
talmud: her kim şu dört şey üstünde düşünürse, hiç doğmamış olması daha iyidir: yukarıda olan, aşağıda olan, önce olan ve sonra olan.
bağışladığım şey benimdir.
william shakespeare: birçok kez ölür korkaklar, ölmeden önce.
insan kendini korkak gibi duyarsa gerçekten korkak olur.
william shakespeare: karanlıklar prensi bir beyefendidir.
gerolamo cardano: düşünde yeni, bilinmedik bir kentte oturduğunu görmek, insanın yakında öleceği anlamına gelir. gerçekten de, ölüler başka bir yerde otururlar, neresi olduğu bilinmez.
yaşamda onun da bir görevi olmalı, yoksa kimliğini yitirir.
gizlicilikle içreklik arasındaki ayrımı görmek gerekir. içreklik, yalnızca simgeler aracılığıyla iletilen bir bilginin aranışıdır; bilisizlere kapalıdır. 19. yüzyılda yayılan gizlicilik ise, bir buzdağının tepesi, içrek gizin yüzeyinde kalan küçük bir parçasıdır.
"amaç, araçları haklı kılar." (machiavelli)
iyi bir casusun ilk görevi, aralarına sızdığı kimseleri casus diye ele vermesidir.
bazen insanın bir şeyi kanıtlamak için ölmesi gerekir.
ma gavte la nata: torino lehçesinde bir deyim. "tıpanı çıkar" ya da "tıpanızı çıkarır mıydınız lütfen" anlamına gelir. kendini bir şey sanan, burnu havada kimseler için kullanılır. bu gibi kimselerin, boş bir gururun şişirdiği gövdelerini kuyruksokumlarına tıkılmış bir tıpa sayesinde ayakta tutabildikleri düşünülür; tıpayı çıkarınca havası kaçmış bir balon gibi sönerler. çoğu kez tiz bir ıslıkla eski görkemli varlıkları kendi kendilerinin etsiz kansız bir imgesine dönüşür.
yapmacıklıktan sakının; yoksa herkes inanır size. hekimlere, doğum yapan kadınlara dokunmadan önce ellerini yıkamalarını söyleyen semmelweis'a inanmıyorlardı insanlar. çok yalın şeyler söylüyordu çünkü. insanlar, dökülen saçların yeniden çıkmasını sağlayan losyon satıcısına inanırlar. onun, bir arada bulunması olanaksız gerçekleri bir araya getirdiğini, mantıklı olmadığını, iyiniyetten yoksun olduğunu içgüdüleriyle sezerler. ama onlara, tanrı'nın karmaşık, derinliğine varılamaz olduğu söylenmiştir; bu yüzden de onların gözünde tutarsızlık, tanrı'ya en yakın olan şeydir. en olmayacak şey, mucizeye en çok benzeyen şeydir.
hiçbir şey sessizlikten daha gürültülü olamaz.
arapların başlıca özelliği, arap'a benzememeleridir.
gece saat ikide tek başına eve dönüyordu. seks manyaklarından korkup korkmadığını sormuştum ona; yöntemini açıklamıştı. yanına bir seks manyağı yaklaşır yaklaşmaz, meydan okurcasına onun koluna giriyor, "hadi gel, yatalım." diyordu. adam şaşkınlık içinde kaçıp gidiyordu.
okuyucunun, gerçeğinin ayrımına varması için yazarın ölmesi gerekir.
artık anlayacak hiçbir şey kalmadığı zaman her şeyi anlar insan.
asıl gizem varoluş değildir, varolmayıştır.
rastladığım bütün kadınlar ufukta yükseliyorlardı
acıklı el kol devinimleriyle
gözleri yağmur altında trafik ışıkları gibi hüzünlü (blaise cendrars)
"tarih yaşamın öğretmenidir."
"gürültü patırtının ardından sessizlik gelir."
ardeatine: roma yakınlarında, ıı. dünya savaşı sırasında almanların faşizm karşıtlarıyla yahudileri topluca öldürdükleri mağara.
"kör zihinler geceleri ne acılar çeker."
"açığa vurulan gizler değerini yitirir; bilisiz kişiler kendilerine yapılan lütufları ziyan ederler."
her şey her şeyle bağıntılıdır.kavramlar andırışma yoluyla birleşirler.
lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.
raymond smullyan: batıl inanç uğursuzluk getirir.
seni elde eden kadın sonunda ölmeli, belki de senin elinle. hoşça kal emily; güzeldin; ama kalpsiz bir robottun sen.
ayna görünce -insanca bir şeydir bu- kendine bakmak ister insan.
stanislaw j. lec: dünyanın sonundan çok şey beklemeyin.
babalarımızın bizi eğitme kaygısı duymadıkları boş zamanlarında bize öğrettikleri neyse, o olduğumuza inanıyorum. bilgi kırıntılarıyla oluşur insan.
bazen, öfkenin doruğunda olduğu zaman, soğukkanlılığını yitirirdi. katlanamadığı tek şey, başkalarının soğukkanlılıklarını yitirmesi olduğu için, belbo'nun soğukkanlılığını yitirmesi, tümüyle içsel, bölgesinin özelliğine uygun olurdu. dudaklarını sımsıkı kenetler, önce gözlerini tavana çevirir, sonra bakışlarını yere doğru indirir, başını sola, aşağıya doğru eğer, yumuşak bir sesle; "ma gavte la nata" derdi. bu piemonte deyimini, bilmeyenlere açıklardı kimi zaman: "ma gavte la nata: tıpanı çıkar. kendi kendini şişiren kimseye denir. şişinmesine, çalım satmasına yol açan şeyin, poposuna takılmış bir tıpanın basıncı olduğu düşünülür. tıpayı çıkaracak olursa, tıss diye sönüverir.
yaşam nasıl böylesine cömert olabiliyor da, sıradanlığa böylesine yüce bir ödül sağlıyor?
insan kaçarken düz yolları izlememeli.
insan ilk seferinde dikleşmeyi sağlayamazsa, bütün bir ömür boyu iktidarsız kalır.
resmi tarih, yenenlerin yazdıkları tarihtir. resmi tarihe göre benim gibi insanlar yoktur.
eliphas levi: karşıtların benzeşimi, ışıkla gölge, dorukla uçurum, doluyla boş arasındaki ilişkidir. bütün dogmaların anası olan alegori; damganın, mührün; gölgenin, gerçekliğin yerini almasıdır. gerçeğin yalanı, yalanın gerçeğidir.
gerçeklik düşten daha iyidir. bir şey gerçekse gerçektir, senin yapabileceğin hiçbir şey yoktur.
bilge insan ayrım gözetmeyen insandır; nereden gelirse gelsin, ışık zerreciklerini bir araya getiren insandır.
collin de plancy: bir gün, kudüs'te, pontius pilatus'u tanıdığını anlattı; valinin evini ayrıntılarıyla betimledi, akşam yemeğinde sunulan yemek çeşitlerini sayıp döktü. bunların düş ürünü şeyler olduğuna inanan rohan kardinali, saint,germain kontu'nun uşağına -saçları ağarmış, dürüst görünüşlü, yaşlı bir adam- döndü: "arkadaşım" dedi, "efendinizin söylediklerine inanmakta güçlük çekiyorum. karnından konuşan biriyse, diyecek sözüm yok, altın yapan birisi olduğunu da kabul edebilirim; ama 2000 yaşında olduğunu, pontius pilatus'u gördüğünü söylemesi? bu kadarı fazla. siz de orada mıydınız?" "hayır, monsenyör" diye yanıtladı uşak, bön bön, "kont hazretlerinin hizmetine gireli daha ancak 400 yıl oldu."
giovanni papini: dünya tekdüzedir, insanlar hiçbir şey öğrenmezler, her kuşak aynı yanılgılara düşer, aynı yılgılara kapılır; olaylar yinelenmez; ama birbirine benzer. yeniliklerin, beklenmedik olayların sonu gelir.
heinrich neuhas: salt değiştikleri, adlarını gizledikleri, gerçek yaşlarını söylemedikleri, kimseden izin almadan, kendilerini yanıtmaksızın dolaştıkları için, onların gerçekten var olmamaları gerektiğini hiçbir mantık yadsıyamaz.
erginlenme, yani usun açıklayamadığı gizemleri sezgiyle kavrama, çok derin bir süreçtir; ruhla bedenin yavaş yavaş dönüşmesidir. bu, insanı üstün yetilerin kullanılmasına, ölümsüzlüğe bile götürebilir; ama içsel, gizli bir şeydir. dışarıdan kendini belli etmez. alçakgönüllü, açık, dünyadan kopuktur.
hiçbir bilgi başka bir bilgiden üstün değildir.
öykü bir barda başlar. aşık olma gereksinimi. bazı şeylerin olacağını önceden sezinler insan; o sırada umarsızca bir aşk gereksinimi duyduğu için aşık olur. içinde aşık olma isteği duyduğu zaman bastığı yere dikkat etmeli insan: aşk iksiri içmiş gibi ilk önüne gelene aşık olur. bir maymuna bile.
insan eşinden boşandığı için bunalıma girmez; üçüncü kişinin, yani kendisinin eşlerden biri olduğu çiftin olası ya da olanaksız boşanması yüzünden bunalıma girer.
talmud: her kim şu dört şey üstünde düşünürse, hiç doğmamış olması daha iyidir: yukarıda olan, aşağıda olan, önce olan ve sonra olan.
bağışladığım şey benimdir.
william shakespeare: birçok kez ölür korkaklar, ölmeden önce.
insan kendini korkak gibi duyarsa gerçekten korkak olur.
william shakespeare: karanlıklar prensi bir beyefendidir.
gerolamo cardano: düşünde yeni, bilinmedik bir kentte oturduğunu görmek, insanın yakında öleceği anlamına gelir. gerçekten de, ölüler başka bir yerde otururlar, neresi olduğu bilinmez.
yaşamda onun da bir görevi olmalı, yoksa kimliğini yitirir.
gizlicilikle içreklik arasındaki ayrımı görmek gerekir. içreklik, yalnızca simgeler aracılığıyla iletilen bir bilginin aranışıdır; bilisizlere kapalıdır. 19. yüzyılda yayılan gizlicilik ise, bir buzdağının tepesi, içrek gizin yüzeyinde kalan küçük bir parçasıdır.
"amaç, araçları haklı kılar." (machiavelli)
iyi bir casusun ilk görevi, aralarına sızdığı kimseleri casus diye ele vermesidir.
bazen insanın bir şeyi kanıtlamak için ölmesi gerekir.
ma gavte la nata: torino lehçesinde bir deyim. "tıpanı çıkar" ya da "tıpanızı çıkarır mıydınız lütfen" anlamına gelir. kendini bir şey sanan, burnu havada kimseler için kullanılır. bu gibi kimselerin, boş bir gururun şişirdiği gövdelerini kuyruksokumlarına tıkılmış bir tıpa sayesinde ayakta tutabildikleri düşünülür; tıpayı çıkarınca havası kaçmış bir balon gibi sönerler. çoğu kez tiz bir ıslıkla eski görkemli varlıkları kendi kendilerinin etsiz kansız bir imgesine dönüşür.
yapmacıklıktan sakının; yoksa herkes inanır size. hekimlere, doğum yapan kadınlara dokunmadan önce ellerini yıkamalarını söyleyen semmelweis'a inanmıyorlardı insanlar. çok yalın şeyler söylüyordu çünkü. insanlar, dökülen saçların yeniden çıkmasını sağlayan losyon satıcısına inanırlar. onun, bir arada bulunması olanaksız gerçekleri bir araya getirdiğini, mantıklı olmadığını, iyiniyetten yoksun olduğunu içgüdüleriyle sezerler. ama onlara, tanrı'nın karmaşık, derinliğine varılamaz olduğu söylenmiştir; bu yüzden de onların gözünde tutarsızlık, tanrı'ya en yakın olan şeydir. en olmayacak şey, mucizeye en çok benzeyen şeydir.
hiçbir şey sessizlikten daha gürültülü olamaz.
arapların başlıca özelliği, arap'a benzememeleridir.
gece saat ikide tek başına eve dönüyordu. seks manyaklarından korkup korkmadığını sormuştum ona; yöntemini açıklamıştı. yanına bir seks manyağı yaklaşır yaklaşmaz, meydan okurcasına onun koluna giriyor, "hadi gel, yatalım." diyordu. adam şaşkınlık içinde kaçıp gidiyordu.
okuyucunun, gerçeğinin ayrımına varması için yazarın ölmesi gerekir.
artık anlayacak hiçbir şey kalmadığı zaman her şeyi anlar insan.
asıl gizem varoluş değildir, varolmayıştır.
rastladığım bütün kadınlar ufukta yükseliyorlardı
acıklı el kol devinimleriyle
gözleri yağmur altında trafik ışıkları gibi hüzünlü (blaise cendrars)
"tarih yaşamın öğretmenidir."
"gürültü patırtının ardından sessizlik gelir."
ardeatine: roma yakınlarında, ıı. dünya savaşı sırasında almanların faşizm karşıtlarıyla yahudileri topluca öldürdükleri mağara.
"kör zihinler geceleri ne acılar çeker."
"açığa vurulan gizler değerini yitirir; bilisiz kişiler kendilerine yapılan lütufları ziyan ederler."







