dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dostoyevski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.10.2022

uzun lafın kısası

charles bukowski:
bir kaplanı yakalayıp kafese koyabilirsiniz ama onu kırdığınızdan asla emin olamazsınız.

dostoyevski: bilinç hastalıktır. her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır.

elias canetti: cennette doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. 

emil cioran: hazların aksine, acılar doygunluğa ulaştırmaz. biraz olsun bıkkın olan hiçbir cüzzamlı yoktur.

goethe: bilgelik yalnızca hakikattedir ve yalın olandan başka hiçbir şey hakiki değildir.

halil cibran: aranızdan çoğu, içleri sıra insanlaşmışsa da, birçoğu henüz insanlaşabilmiş değildir.

irvine welsh: kim olduğunu ve kim olmadığını anlamaya çalışmak lazım. hayattaki esas macera bu. kendini bir yerde bulduğunda arkada bıraktığın ve hep yanında taşıdığın şeyler vardır.

konfüçyüs: bütün gün payına düşecek yemeği düşünüp de kafasını başka bir şey için yormayan bir kişiyle birlikte olmak çok zordur.

murathan mungan: dünyada güzel olarak ne yapılmışsa halka rağmen yapılmıştır.

nietzsche: dünyayı yönlendiren düşünceler güvercin kanatlarıyla gelir.

pascal: insanlar iki türlüdür: günahkâr olduğuna inanan doğrular, doğru olduğuna inanan günahkârlar.

paulo coelho: aşkın gücü asla tükenmez; her şeyden daha güçlüdür ve kendini çok çeşitli biçimlerde gösterir.

sevan nişanyan: bir yerde ne kadar çok bayrak sallıyorlarsa bilin ki saklayacak o kadar çok şeyleri vardır.

23.08.2022

yasa koyucular

dostoyevski

ilk çağlardakilerden başlayıp lycurgus'la, solon'la, muhammet'le, napolyon'la vb. devam edersek, insanlığın yasa koyucularının, düzen getiricilerinin hepsi birer suçluydu. hiç değilse, yeni bir yasa getirirken, o güne dek toplumun kutsal bildiği, atalardan kalma yasaları değiştirdikleri için suçluydular. kuşkusuz, kendilerine bir yararı olacaksa (kimi zaman eski yasalara sadık kalmaktan başka suçu olmayan suçsuz insanların kahramanca döktükleri) kan bile durduramamıştır onları.

asıl ilginç olan da insanlığın her şeyini borçlu olduğu bu yüce kişilerin, bu düzen kurucuların büyük çoğunluğunun gerçekte acımasız birer kan dökücü olmalarıdır. değil büyük insanlar, toplumda çok az, sürüden ayrılan, yani söyleyecek çok küçük de olsa bir şeyi olan insanların tümü, yaradılışları gereği, (kuşkusuz, az ya da çok), kesinlikle birer suçlu olmak zorundadır. yoksa sürüden ayrılmaları çok güç kuşkusuz. bana sorarsanız razı olmamaları da gerekir.

doğanın yasaları gereği insanlar genelde iki gruba ayrılırlar: aşağı sınıf (olağan olanlar) ki böylelerinin görevi yalnızca kendileri gibi yaratıkların üremesinde hammadde görevi yapmaktır; bir de bulundukları ortamda söyleyecek yeni bir şeyleri olan yetenekli, üstün insanlar. kuşkusuz, burada birçok da alt bölümler söz konusudur. ama bu iki grubu birbirinden ayıran çizgiler oldukça keskindir: birinci grup, hammadde olan insanlar genel söyleyecek olursak, yaradılıştan tutucudurlar, uysaldırlar, her şeye boyun eğerek yaşayıp giderler, söz dinlemeyi severler.

ikinci gruba gelince, sürekli yasaların sınırlarını zorlarlar böyleleri. yetenekleri ölçüsünde yıkıcıdırlar ya da buna yatkındırlar. bu tür insanların suçları da görecedir kuşkusuz, ayrıca çok çeşitlidir. hayli değişik söylemlerle, daha iyi bir düzen adına günün düzeninin yıkılmasını savunurlar. ama düşüncelerini gerçekleştirmek için cesetler üzerinden, kan gölleri üzerinden atlamaları gerekse bile, bence, ruhunun derinliklerinde, vicdanlarında bu kan gölünün üzerinden atlamaya izin verebilirler kendilerine. ama şunu da unutmamak gerekir kuşkusuz: düşüncelerinin büyüklüğüne bağlı bir şeydir bu. sürü hemen hiçbir zaman onlara bu hakkı tanımaz, azını ya da çoğunu katleder, olmazsa asar. böylece tam anlamıyla kendi tutucu görevini yerine getirmiş olur.

öte yandan, sonraki kuşaklarda sürü bu kez atalarının katlettiği, astığı bu kişilerin (azının yada çoğunun) anıtlarını diker, önünde saygıyla eğilir.

birinci grup her zaman için bugünün efendisidir; ikinci grup ise geleceğin efendisi. birinci grup dünyayı korur, dünyada insanların çoğalmasını sağlar; ikinci grup ise dünyayı harekete geçirir, amacına doğru götürür.

birinci gruptan olan birinin öteki gruptan olduğunu sanarak engelleri yıkmaya kalkışması türünden bir yanılgı ancak birinci grup insanların, yani "olağan" diye adlandırdığım insanların yapabileceği bir şeydir. doğanın bir cilvesi olarak ineklere bile verilmemiş onlardaki bu söz dinlemeye doğuştan yatkınlıklarına karşın, bu grubun insanlarının çoğunluğu kendilerini önder, "yıkıcı" insanlardan görmeye pek yatkındır. onlardaki bu "yeni söze" aşırı heves tam anlamıyla içtendir de. ne var ki, bu arada gerçek "yenileri" çoğu zaman fark etmezler; dahası, geri kalmış insanlar, aşağılık düşünceli insanlar diye küçümserler bile onları. bundan önemli bir tehlikenin çıkabileceği söz konusu değildir. endişelenmeniz için bir neden yoktur ortada. böyleleri işi asla ileri götüremezler çünkü. bu yaramazlıkları yüzünden, toplumdaki yerlerini anımsatmak için arada bir kırbaçlamak gerekir kendilerini kuşkusuz. ama daha ileri gitmemeli. bu kırbaçlama işini yapacak birine bile gerek yoktur. onlar öylesine iyi niyetli insanlardır ki, kendi kendilerini kırbaçlarlar. bazıları bu hizmeti karşılıklı olarak birbirlerine yaparlar, bazıları da kendi kendilerine. toplumun karşısına çıkar, suçunu itiraf eder. son derece öğretici olur davranışları. anlayacağınız, telaşlanmanızı gerektirecek bir durum yoktur ortada. doğanın yasası böyle.

genelde, yeni düşüncesi olan ya da küçük bile olsa "yeni" bir şey söylemeye yeteneği olan insanlar çok seyrek, dahası inanılmaz derecede seyrek doğarlar. yalnız şu bilinen bir gerçektir: bu grubun insanları ile alt grubun insanlarının dünyaya gelişleri doğanın bir yasasıyla son derece kesin bir biçimde düzenlenmiş olsa gerektir. hammadde olan büyük insan kalabalığının yeryüzünde bulunmasının tek nedeni de birtakım çabalar sonucunda, bugüne dek çözemediğimiz bir yolla, cinslerin, çeşitlerin bilinmeyen bir karışımıyla yeryüzünde binde bir bile olsun, isterse çok daha az sayıda olsun, davranışlarında bağımsız insanların doğmasına var güçleriyle çalışmalarıdır. daha üst düzeyde bağımsız insanlar belki de ancak on binde bir doğar. daha üst düzeyde olanlarsa yüz binde bir. dahi olanlar ise milyonlarda bir; büyük dahiler, insanlığı yücelten dahiler de yeryüzünden birçok bin milyon insanın geçmesinden sonra doğuyorlar. böylesine belirleyici bir doğa yasası vardır, olmak zorundadır da. rastlantı diye bir şey söz konusu olamaz burada.

31.05.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
yoksunluğundan dolayı ardından gözyaşı dökeceğimiz yeni hiçbir şey yok dünyada.

paulo coelho: yalnızlık insana göre değildir, kendimizi ancak başkalarının gözlerinde gördüğümüz zaman tanıyabiliriz. kim olduğumuzu anlamanın en iyi yolu, çoğu zaman başkalarının bizi nasıl gördüğünü öğrenmektir.

cenap şahabettin: kimi yaşamlar kırık doğarlar, onları hiçbir şey onaramaz.

goethe: hangi okuyucuyu mu isterim? en bağımsızını; beni, kendini ve dünyayı unutup yalnız kitabın içinde yaşayanı!

halil cibran: kaplumbağalar yollar hakkında tavşanlardan çok daha fazla şey anlatabilirler.

adam phillips: hiç kimse övgüye karşı kayıtsız değildir; ama bir kişinin övgüyü karşılama biçimi en iyi karakter testidir.

andre gide: en güzel yollar uçurumlarda biter.

balzac: ben âşığımı rakibemin yatağı yerine bir çukurun dibinde görmek isterim.

jeannette walls: bir vatan hainiyle bir vatansever arasındaki tek fark bakış açısıdır.

john fowles: dünyada hiçbir zaman bu kadar çok içi boş insan olmamıştı ve bu dünya tıpkı boş deniz kabuklarıyla dolu büyük ve yükselen bir kıyıya benziyor.

kierkegaard: ben özgürlük tutkunuyum ve bana özgürce gelmeyen bir şeyle uğraşmam bile.

mario puzo: insanı yalnız bir kişiyle birlikte olmaya iten şu sapıkça ihtiras insanca bir şey midir acaba? birkaç yıl geçtikten sonra karısından zevk alan adam var mıdır?

9.05.2022

turgenyev

javier marias

büyük bir coşkuyla kutlanan bir doğum günü partisinde, turgenyev'in 12 yaşında bir kız çocuğuyla kankan dansı yaptığına tanık olan ağırbaşlı kont tolstoy, o gece hakkındaki düşüncelerini günlüğüne şöyle not etmiştir: "turgenyev.. kankan.. hüzün verici."

turgenyev ile tolstoy'un arasında büyük farklılıklar ve bir dereceye kadar da arkadaşlık vardır kuşkusuz. bir tartışmada konu gelip rusya'nın batılılaşmasının uygun olup olmadığına dayanınca bu farklılıklar doruk noktasına ulaşır ve tolstoy, turgenyev'e meydan okuyarak onu düelloya davet eder. mesele bir iki çiziğin ardından kutlama ve şampanyayla sona ermesin diye de düello silahının tabanca olmasını önerir. turgenyev özür diler ve iş tatlıya bağlanır ama tolstoy'un sağda solda onu ödleklikle suçladığını duyunca bu defa o tolstoy'u düelloya davet eder; ancak uzun bir yolculuğa çıkmak üzere olduğu için davetini dönüşüne erteler. bu kez özür dileme sırası tolstoy'a gelmiştir; böyle birbirlerini düelloya davet ede erteleye tam 17 yıl geçirirler, sonunda düello yapmaktan tümüyle vazgeçerek barışırlar.

tolstoy da dostoyevski de batı'da yolculuklar ederlerken varlarını yoklarını kumar masalarında kaptırınca (dostoyevski saatini bile bırakır), çareyi turgenyev'e başvurmakta bulurlar. turgenyev her ikisine de borç verir. dostoyevski, borcunu ödemekte dokuz yıl gecikir, o da yetmezmiş gibi, durmadan turgenyev'e saldırmaktan da geri kalmaz. dostoyevski'nin bu saldırılarını, geçirdiği sara nöbetlerine yoran turgenyev, bir hasta olarak kabul edip hoş ve hor gördüğü dostoyevski'yi her defasında bağışlar.

30.04.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
temiz giysilerin bile yakışmadığı insanlar vardır.

paulo coelho: sorunlarımızın çoğu kurallara uymaktan kaynaklanır.

cenap şahabettin: kırda gezerken süprüntü görmeye başladınız mı, anlayınız ki biraz sonra bir insan topluluğuna rast geleceksiniz.

goethe: halk, kadınlar gibi muamele görmek ister. onlara duymak istediklerinden başka bir şey söylenemez.

halil cibran: insanlar salgın hastalıktan korku ve dehşet içinde; ama iskender ve napolyon gibi yok edicilerden hayranlıkla söz eder.

tolstoy: dinim falan yoktur benim. çünkü kendimden başka hiç kimseye inanmam. hiç kimseye. bir adım olduğunu sanıyorlar. oysa yoktur adım. hepsini attım; ne adım vardır ne yurdum. ben varım yalnız.

victor hugo: en iyiler bile bencil düşüncelerden büsbütün arınmış değildirler.

zygmunt bauman: gerçekten ilelebet hatırlamamız gereken şey, herhangi bir şeye ve herhangi birine ömür boyu bağlılık konusunda ant içmekten kaçınmak gerektiğidir.

scott adams: her zaman zebra gibi bir şeyin evrende hareket halindeki bir grup molekülden nasıl oluştuğunu merak etmişimdir.

octavio paz: tutsaklar, uşaklar ve baskı altında ezilen halklar sürekli maske taşırlar; gülen ya da asık yüzlü bir maske.

jodi picoult: eşcinsel evliliğe izin verecek bir anayasa değişikliğini protesto etmek için bu kadar uğraşan eylemcileri uyarıyorum: hiçbir şey değişmiyor.

irvin yalom: ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

31.03.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
sevginin izini sürün, sevgiyi yüreğinizde biriktirin. sevgi o denli güçlüdür ki bizleri yeniden yaratır.

nietzsche: yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.

paulo coelho: öğretmen bir şeyler öğreten biri değil, öğrencinin zaten bildiği şeyi keşfedebilmesi için ona esin veren kişidir.

cenap şahabettin: herkesin bayıldığı adamlar senin hoşuna gitmiyor mu, anla ki bayağı bir yaradılışta değilsin.

goethe: günlük yaşam en etkili kitaptan daha öğreticidir.

halil cibran: insanlar arasında kalbime en yakın olanlar, bir ülkesi olmayan kral ve dilenmeyi bilmeyen fakirdir.

tolstoy: felsefe üzerine on cilt kitap yazmak, bir tek ilkeyi uygulamaktan daha kolaydır.

william s. burroughs: bütün silahlarını, zırhını yere fırlat; dosdoğru sınır'a yürü.

mario puzo: bir kadına hiçbir zaman fazla iyi muamele etmemeli. kadınlar sarhoşlara, kumarbazlara, pezevenklere ve hatta dayak atanlara tutulurlar. yumuşak başlı, tatlı bir adama tahammül edemezler. sıkılırlar çünkü. mutluluk aramazlar onlar. can sıkıcıdır mutluluk.

jodi picoult: bütün sevdiklerin hayatında iki kez bir araya gelir: düğününde ve cenaze töreninde.

alain de botton: erdemli duygular, acının bereketli topraklarında kendiliğinden gelişir.

charles baudelaire: kişi sanatla ne denli çok uğraşırsa kuşu o denli az kalkar.

14.03.2022

şeytani

stefan zweig

sözcük, antik dönemin mitsel-dinsel temel anlayışından yola çıkıp birçok anlam ve yorumdan geçerek günümüze kadar geldi; öyle ki artık onu kişisel bir yoruma tabi tutmak gerekli oldu.

şeytani demekle kastettiğim şey, her insanın temelinde ve özünde yatan o doğuştan gelen huzursuzluktur ve bu huzursuzluk onu kendinden çıkarır; onu kendinden alıp sonsuza, asıl olana sürükler; sanki doğa her bir ruhta, o ilk kaosun dışa vurulmamış, tedirgin bir parçasını bırakmıştır; bu parça ise gerilim ve tutku yoluyla o insanüstü, algı ötesi temeline geri dönmek ister.

şeytan içimizdeki mayayı vücuda getirir; kabaran, eziyet eden, sıkan bir mayadır bu; olağan koşullarda sakin duran varlığı tehlikeye, aşırılığa, esrimeye, kendinden vazgeçmeye, kendini yok etmeye zorlar. insanların çoğunda, ortalama insanlarda ruhun bu değerli tehlikeli parçası kısa sürede emilir ve tüketilir; yalnızca nadir anlarda, ergenlik krizlerinde, aşk ya da üreme dürtüsü yüzünden içsel evrenin kabarmaya başladığı zamanlarda bedenden çıkıp gitmek ister bu taşkın, uğursuz ve aynı zamanda orta halli, banal varoluş.

ama ölçülü insanlar bu faustvari dürtüyü kendi içlerinde boğarlar, ona ahlaki eter koklatıp işle bayıltırlar, düzen vasıtasıyla önüne set çekerler. sıradan insan kaotik olanın daimi can düşmanıdır; sadece dış dünyada değil, kendi içinde de. ama daha yüksek insanlarda, özellikle de üretken olanlarda, huzursuzluk yaratıcı bir şekilde serpilir, günün eserleriyle yetinmez, onlara "acı veren yüce bir kalp" (dostoyevski), kendini aşıp evrene doğru bir özlemle uzanan ve soru soran bir zihin verir.

bizi kendi özümüzün, kendi kişisel ilgilerimizin ötesine, sezgisel ve maceracı bir şekilde soru sormanın o tehlikeli bölgesine sürükleyen her şeyi, varlığımızın bu şeytani kısmına borçluyuz. ama bu şeytan ancak onu alt ettiğimiz, gerginliğimizde ve yükselişimizde bize hizmet ettiği sürece dostça teşvik eden bir güçtür: bu sağaltıcı gerilimin yüksek gerilime dönüştüğü yerde, ruhun insanı allak bullak eden o dürtüye, şeytani olanın volkanına düştüğü yerde tehlike başlar. zira şeytan kendi vatanına, kendi elementine, yani sonsuzluğa, ancak ve ancak sonlu olanı, dünyevi olanı, yani ikamet ettiği bedeni yıkıma uğratmak suretiyle ulaşabilir: insanı genleşme yoluyla yüceltir; ama bir yandan da patlamaya zorlar. bu yüzden, zamanında dizginlemeyi başaramayan insanları korkunç bir huzursuzlukla, şeytani bir doğayla doldurur, iradelerinin dizginini ellerinden çekip alır; öyle ki onlar, o istemsizce sürüklenenler artık fırtınaya kapılmışlardır ve alın yazılarının kayalıklarına doğru savrulmaktadırlar.

yaşamsal huzursuzluk her zaman şeytani olanın ilk meteorolojik belirtisidir; kanın huzursuzluğu, sinirlerin huzursuzluğu, zihnin huzursuzluğu (ki bu yüzden etrafına huzursuzluk, talihsizlik, rahatsızlık yayan kadınlar şeytani olarak nitelenir). şeytani olan her zaman hayatın tehlikeleri ve hayati tehlikelerle dolu fırtınalı bir gökyüzünde dolaşır, trajik atmosferlerde, kaderin nefesiyle.

böylece her zihinsel donanımı güçlü, her yaratıcı insan içindeki şeytanla kaçınılmaz bir savaşa girer ve bu her zaman kahramanca bir savaştır, her zaman bir aşk savaşıdır. insanlığın en harika yanı da budur. bazıları yakıcı dürtülerine kadının erkeğe teslim olduğu gibi teslim olurlar, üstün bir gücün zoruna boyun eğerler, kutsal bir şeyle dolduklarını ve doğurgan bir unsurun baskınına uğradıklarını hissederler. bazıları onu dizginler ve onun o yakıcı, o titreyen varlığını kendi soğuk, kararlı, amaca kenetlenmiş erkeksi iradelerine boyun eğmeye zorlarlar: bir ömür boyu, sık sık böyle düşmanca-yakıcı, sevgi dolu-boğuşan bir kucaklaşma sürer gider. bu muazzam boğuşma sanatçıda ve eserinde adeta gözle görünür bir haldedir: yaratısının son hücresine kadar titrer o sıcak nefes, zihnin kuluçka gecesinde baş gösteren, o ebedi ayartıcısıyla birlikte duyduğu şehvetli sarsıntı.

şeytan sadece yaratıcı olanda duyguların gölgesinden çıkıp dile ve ışığa ulaşabilir ve onun tutkulu çizgilerini en belirgin şekilde ona tümüyle teslim olanda, şeytan tarafından sürüklenen şair tipinde görürüz; burada alman dünyasının en anlamlıları olarak seçtiğim hölderlin, kleist ve nietzsche'de ortaya çıkan şair tipinde. zira şeytan bir şairin içine despotça yerleşmişse, alevler halinde sıçrayan bir yükseliş içinde sanatın da özel bir tipi ortaya çıkar: esrime sanatı, coşkulu, ateşli yaratı, ruhun kasılmalarla, sarsıntılarla yükselişi, katılaşma ve patlama, sarhoşluk ve kendinden geçme, yunanların "mania" dedikleri, genellikle sadece peygamberlerde, kâhinlerde görülen kutsal bir kendini kaybetme hali. ölçüsüzlük, en aşırıya vardırma, bu sanatın ilk ve şaşmaz belirtisidir; en son raddeye, şeytani olan, ilksel vatanı olarak ulaşmak istediği o sonsuzluğa varıncaya kadar ebedi bir kendini-aşma-isteği.

hölderlin, kleist ve nietzsche, hayatın sınırlarını ateşli bir şekilde zorlayan, biçimlere zorbaca sızan ve aşırı bir esrime içinde kendini yok eden bu prometheusvari varlığın pençesindedirler: gözlerinde şeytanın yabancı, ateşli bakışı parlamaktadır ve şeytan onların dudakları arasından konuşur. hatta dudaklar sustuğunda, zihinler söndüğünde bile onların yıkıma uğramış bedenlerinden konuşmayı sürdürür: bu korkunç misafir varlığını hiçbir yerde onların ruhlarında olduğu kadar hissettiremez, aşırı güçlü bir gerilimin ıstırabı içinde paramparça olmuşlardır ve şimdi bir yarıktan aşağı, şeytanın oturduğu o en derin uçurumun dibine bakar gibi bakarız onlara. tam da zihinlerinin batışı sırasında, olağan koşullarda kan gibi gizli duran şeytani güç her üçünde birden görsel olarak kendini açığa vurur.

şeytan tarafından boyun eğdirilen şairin o esrarengiz varlığını, bizzat şeytani olanı olabildiğince belirgin hale getirmek için, karşılaştırma yöntemime sadık kalarak, bu üç trajik kahramanın karşısına görünmez bir karşı oyuncu yerleştirdim. ama şeytani olanın kanatlandırdığı şairin gerçek karşıtı hiçbir şekilde, örneğin şeytani-olmayan değildir; şeytaniliğin olmadığı büyük bir sanat yoktur; dünyanın ilksel müziğinin fısıldadığı söz olmadan sanat olmaz. bunu hiç kimse bütün şeytaniliğin baş düşmanından daha iyi gösteremez; kleist'ın ve hölderlin'in, onlar hayattayken de karşılarında sert bir şekilde duran goethe'den başka; çünkü o şeytani olan hakkında eckermann'a şöyle söylemiştir: "en yüksek düzeydeki her üretim, her önemli sezgi hiç kimsenin kudretinde değildir ve bütün dünyevi güçlerin üzerindedir."

ilhamın olmadığı hiçbir büyük sanat yoktur ve bütün ilhamlar bilinç dışı bir öteki taraftan gelir, kendi bilincinin üzerinde bir bilgiden.

coşkulu olanın, kendi taşkınlığı içinde sürüklenen şairin, o ilahi ölçüsüzün hakiki karşıtı olarak şu ölçülü efendiyi görüyorum: kendisine verilen şeytani gücü dünyevi irade gücüyle dizginleyen ve bir hedefe yönelten şairi. zira şeytani olan, ki bütün yaratıcılığın muazzam gücü ve ilksel anasıdır, tümüyle yönsüzdür; hedefi sadece sonsuzluktur, doğduğu kaosa geri dönmektir. ve eğer bir sanatçı bu ilksel gücü insani olarak yönetebilirse, eğer ona dünyevi bir ölçü ve iradesi doğrultusunda bir yön verebilirse, eğer şiire goethe'nin dediği anlamda "kumanda" edebilirse ve "kontrol edilemez olanı" şekillendirici bir zihne dönüştürebilirse ortaya yüksek, şeytani olanınkinden kesinlikle daha düşük olmayan bir sanat çıkar.

27.02.2022

uzun lafın kısası

dostoyevski:
öteki dünyadakine değil, bu dünyadaki sonsuz hayata inanıyorum. öyle anlar vardır ki, onlara eriştiğinizde zaman bir anda durur, yerini sonsuzluğa bırakır.

nietzsche: uçuruma çok uzun bakarsan uçurum da senin içine bakar.

paulo coelho: normal, bize kim olduğumuzu ve ne istediğimizi unutturan her şeydir. böylece üretmek, yeniden üretmek ve para kazanmak için çalışabiliriz.

cenap şahabettin: her zenginlik düşman yaratır, düşünce zenginliği hepsinden daha fazla.

goethe: eğer dünyanın bütün bilgeliği tanrı katında bir delilikse, yetmiş yaşına gelmeye hiç değmez.

halil cibran: herkesin yanında ve herkesin uğruna olmaya geldim ve bugün benim tek başıma yaptıklarım yarın yığınlardan yankılanacaktır. şimdi neler söylüyorsam tek yürekten, yarın binlerce yürek tarafından söylenecektir.

andre malraux: arzu, pek çok dinde şeytandır.

charles baudelaire: hakkıyla para harcamak için ödeme yapılacak iki yer vardır: tuvaletler ve kadınlar. 

hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.

jeannette walls: hayattaki en önemli şey, nasıl düşeceğini öğrenmektir.

jodi picoult: birilerinin kimi sevmen ya da sevmemen gerektiğini sana söylemesine izin verme.

john fowles: niçin olduğunu hiçbir zaman bilmeyeceğiz, yarını hiçbir zaman bilmeyeceğiz, bir tanrıyı ya da bir tanrının olup olmadığını hiçbir zaman bilmeyeceğiz, kendimizi bile hiçbir zaman bilmeyeceğiz.

31.01.2022

uzun lafın kısası

charles bukowski:
tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.

nietzsche: sevgiyle yapılan her şey iyinin ve kötünün ötesinde cereyan eder.

paulo coelho: nefret, bir insanı olgunlaştırdığında, sevmenin birçok yolundan birine dönüşür.

cenap şahabettin: günde bin doğru düşünce göğsümüze çarpar, birisine olsun yüreğimizi açtığımız enderdir.

goethe: dünyanın bütün işleri sonuçta aşağılıktır; başkalarının sözüyle, hiçbir tutkusu ya da bir gereksinimi olmaksızın; para, şan, şeref ya da bilmem ne uğruna didinen biri, her zaman bir budaladır.

halil cibran: en özgür ruh bile fiziksel gereksinimlerden kaçamaz.

dostoyevski: masum boş inanç diye bir şey yoktur. boş inançlar, elbette eskimiş şeylerdir ve yok edilmeleri gerekir. değerli zamanlarımızı harcamaya değmez onlara. dünyada ne çok zaman harcanmıştır bu boş şeyler için. insanoğlu zekasını daha gerekli şeylere yönlendirebilir.

murathan mungan: yeryüzünde hiçbir kadın, bir erkeğin kaderini baştan aşağı değiştiremez ama, herhangi bir erkek, herhangi bir kadının kaderini baştan aşağı değiştirebilir.

thomas hardy: bütün aşklar nikah kıyılınca sona erer.

vincent van gogh: figürde olsun, peyzajda olsun, duygusal bir melankoliyi değil, gerçek ve derin acıyı anlatabilmek isterdim.

jeannette walls: hayat, başka insanların senin hakkında söylediklerini kafaya takmayacak kadar kısadır.

john fowles: insan bir fail arayıcısıdır. kör bir rüzgarın içindeki bu oluş için, bir salın üzerindeki bu oluş için bir fail ararız. gizemli gücü, neden olanı, tanrıyı, varlığın ve yokluğun gizemli maskesinin ardındaki yüzü ararız.

7.10.2021

ölümden sonra

nietzsche

beni öldürmeyen şey, beni daha güçlü kılar.

yalnızca yarından sonraki gün bana aittir. bazıları ölümden sonra doğar.

bir gençliği bozmanın en iyi yolu, benzer düşünenleri farklı düşünenlerden üstün tutmaktır.

yaşamak için bir nedeni olan kişi, hemen her nasıla dayanabilir.

ölümün son ödülü, bir daha ölmemektir.

bana psikolojiyle ilgili birkaç şey öğreten iki kişi var: stendhal ve dostoyevski.

ölüler ölmez. ölülerin, yaşayanlarla kıyaslandıklarında tek üstünlükleri de budur.

insanın dans eden bir yıldız doğurabilmesi için içinde bir kaosun olması gerekir.

bazı insanlar kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının azatçısıdırlar.

yorulduğumuzda ve cesaretimizi kaybettiğimizde yıllar önce yendiğimiz düşüncelerin hücumuna uğrarız.

sevgi adına yapılan her şey her zaman iyi ile kötünün ötesinde bir yerdedir.

her acı, her mutsuzluk bir haksızlık, bir kusur düşüncesiyle bozulmuştur.

en güçlü ağaçlar en derinlere kök salmak zorundadır; karanlığa, kötülüğe kadar uzanmak zorundadır.

30.06.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
köpekler başka köpeklerin kendilerine boyun eğmelerinden hoşlanırlar.

emil cioran: ümit ediyor oluşu tedavi edilmedikçe insan köledir ve öyle kalacaktır.

murathan mungan: ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum depreşir.

nietzsche: sevgi adına yapılan her şey her zaman iyi ile kötünün ötesinde bir yerdedir.

paulo coelho: mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olacak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. gerçek aşk, vecd ile ıstıraptan oluşur.

cenap şahabettin: güç olan, kahramanca ölmek değil, kahramanca yaşamaktır.

charles bukowski: kadınların istediği asla duyarlılık değildir. tek istedikleri, önemsedikleri birinden duygusal intikam almaktır. kadınlar aptal hayvanlardır aslında; ama erkeğin üstünde öylesine yoğunlaşırlar ki erkek başka şeyler düşünürken onu bozguna uğratırlar.

goethe: davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.

halil cibran: hayatın kalbine ulaştığında, kendini ne günahkarlardan üstün ne de peygamberlerden aşağı görürsün.

tolstoy: bir insanın hayatındaki en önemli olay, kendi benliğinin bilincine vardığı andır; bu olayın sonuçları en büyük iyiliğe de yol açabilir, en korkunç şeylere de.

marquis de sade: doğanın sana verdiği tüm güzellikleri sonuna dek değerlendirmelisin. senin vücudun hayranlarının gelip tapınacağı bir kilisedir.

john fowles: hiçliğe doğru inşa ederiz, sürekli inşa ederiz.

31.05.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanlar gün gelir gemilerini yakar ve geri dönmezler.

emil cioran: sadece bir kere bile sebepsiz yere hüzünlendiysen bütün hayatın boyunca bilmeden öyle olmuşsundur.

goethe: çiçekler bal doludur; ama tatlıyı bulup seçen yalnızca arıdır.

halil cibran: eğer insanlara boş elimi uzatır ve bir şey alamazsam çok üzücü; ama asıl ümitsiz durum, dolu elimi uzatıp kabul edecek kimseyi bulamamamdır.

konfüçyüs: yanlışlarını anlamış ve kendisinin hatalı olduğunu kabul etmiş bir kişiye henüz rastlamadım.

murathan mungan: kendilerine yalan söylemeyi beceremeyenlerin, bildikleri doğruları sonuna kadar götürmekten başka çıkarları yoktur.

nietzsche: nasıl olursa olsun, cinsel yaşamı küçümseme, onu ayıp kavramlarla lekeleme, yaşamın kendisine karşı işlenmiş bir suçtur.

paulo coelho: ne zaman ne de bilgelik insanı dönüştürebilir. bir varlığı değişmeye itebilecek tek şey aşktır.

tom robbins: yaşadığın çağın seni kurban etmesine izin verme.

cenap şahabettin: gerçek büyük adamlar, güzel ağaçlara benzerler. dallarında kuşlar yuva yapar, gölgesinde insanlar serinler, çiçeklerine sürünen hava koku alır, meyvesi ile açlar doyar ve yaprakları arasından dökülen güneş damlaları, altındaki toprağı yeniden canlandırır.

charles bukowski: insanların sevgiye ihtiyacı yoktur. başarıya ihtiyaçları vardır, ne şekilde olursa olsun. sevgi de olabilir ama olmayabilir de.

ayn rand: büyük projeler böyle doğar, arkadaşlarla içilen bir içkiyle.

30.04.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
insanın yaptığı yanlışlardan en büyüğü, başkaları karşısında gülünç olmaktan korkmasıdır.

elias canetti: satranç oynamayı bilmeyen bir insan, insan değildir. insan üç altmış boyunda olabilir; ama satranç bilmiyorsa aptalın tekidir.

emil cioran: sabahın beşinde bir genelevin halini görmeyen kimse, gezegenimizin hangi bezginliklere doğru yol aldığını düşünemez.

goethe: bizim en mutlu olduğumuz anlar, tanrı'nın bizi sevimli bir deliliğin içine sürüklediği anlardır.

halil cibran: dostum, yollar yürümek içindir; fakat şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz; lakin varanlar yürüyenlerdir.

irvine welsh: şu anda, bir tür olarak, eğer ruhumuz vücudumuzda bir yerdeyse, orasının götümüz olduğuna inanıyoruz. bütün hikaye bu. çok mantıklı. bu yüzden bu kadar saplantı haline getirmişiz: anal espriler, anal seks, anal alışkanlıklar.. en son sınır beyin değil, uzay değil, göt deliğidir. bizi devrimci yapan da bu olacak işte.

murathan mungan: kadınların en büyük talihsizliği, erkeklerden bekledikleri birçok şeyin eşcinsel erkeklerde fazlasıyla bulunmasıdır.

nietzsche: iyi insanların verdiği zarar, kötülerin verdiği zarardan daha yıkıcıdır.

paulo coelho: kaybolmaları istedim, ilginç yerler keşfetmenin en iyi yolu kaybolmaktır.

tom robbins: sigara içen kişinin akciğeri, ateş tanrısına kurban edilmiş çıplak bir bakiredir. 

cenap şahabettin: eskimiş düşünceler, paslanmış çivilere benzer; onları söküp atmak çok güçtür.

cesare pavese: hiçbir zaman öfkelenmeyen adamdan kendini koru.

6.04.2021

kriz

orhan pamuk

dostoyevski, ağustos 1870 tarihinde, yani cinler'i ilk düşünmeye ve yazmaya başlamasından bir yıl sonra, bir sara krizi geçirir ve sonrasında yeğeni sofya ivanova'ya bir mektup yazar.

"birden romandaki sorunun ne olduğunu ve nerede hata yaptığımı gördüm." der dostoyevski bu mektubunda. "aynı anda, sanki kendi kendine ve bir ilhamla, bütün boyutlarıyla yeni bir plan çıktı karşıma. her şeyi kökünden değiştirmeliydim.

bir an bile tereddüt etmedim. yazdığım her şeyi bir kenara attım ve birinci sayfadan romana yeniden başladım. bütün bir yılın emeği de silinip gitti."

12.03.2021

uyum

dostoyevski

"her zaman geriye bir şeyler kalır."

her büyük mutluluk, içinde bir parça acıyı barındırır; çünkü yüreğimizde yüksek bilinç doğurur. yüce mutluluk kadar, bilinç açıklığı, acıyı da keskince duymamıza yol açar.

insanların merhametine ve birbirlerine karşı besledikleri sevgiye inanmaktan daha büyük mutluluk yoktur.

köylüler kara cahildir, hiçbir şeyden anlamazlar. köylünün yaşamı müzik, tiyatro, dergi, kitap okuma gibi estetik zevklerden yoksundur.

"köylüye sopa gereklidir, dayak yemeden yaşayamaz, ayaklarıyla gelir, kendi ister: 'beni kırbaçlayınız, efendimiz, adam edin beni, çok şımardım da!' söyleyin lütfen, böyle bir yaradılışta olana ne yapılabilir? ee, değil mi ki istiyor, onu tatmin etmek için vereceksin sopayı."

kendimizi gündelik olayların yarısını unutmaya zorlayarak zihinlerimizi başka tarafa yönlendirseydik ve gerçekte hep yüzeyde aradığımız için hiçbir zaman görmediğimiz derinliklere girebilseydik ne olurdu?

mutluluk salt bedensel aşk heyecanlarında değil, ruhun yüce uyumundadır.

sevginin izini sürün, sevgiyi yüreğinizde biriktirin. sevgi o denli güçlüdür ki bizleri yeniden yaratır.

yeri gelmişken, ne olur ne olmaz diye, burada bir türk atasözünü aktaracağım: "eğer hedefine doğru giderken yolda durup sana havlayan her köpeğe taş fırlatırsan hiçbir zaman hedefine varamazsın." kendimi vaatlerle bağlamayı sevmesem de günlüğümde elimden geldiğince bu bilge söze uyacağım.

27.02.2021

uzun lafın kısası

nietzsche:
erkeklere özgü kendini hor görme hastalığının tek çaresi, zeki bir kadın tarafından sevilmektir.

pascal: sıradan insanların, düşünmek istemedikleri şeyleri düşünmemek gibi bir kabiliyetleri vardır.

paulo coelho: hepimiz nereden geldiğimizi öğrenmek isteriz. felsefi düzeyde, bütün insanların temel sorusu budur.

robert musil: insanın yaptığı her şeyde masum olduğu ikinci bir vatanı vardır.

tom robbins: hiçbirimiz evrenin kıçındaki sivilce olmaktan daha önemli değiliz.

baltasar gracian: insanın hayattaki büyük derslerinden biri kendini frenlemeyi bilmesi, daha da önemlisi ise kendini bazı işlerden ve insanlardan yoksun bırakmayı öğrenmesidir.

cenap şahabettin: çok bilen gibi hiç bilmeyen de bağışlamaya eğilimlidir. kini, yarım bilimde ara.

cesare pavese: en kötüsünü düşün. yanılmazsın.

charles bukowski: hiçbir erkeğin bedeline katlanamayacağı kadınlar vardır; ama birinin bıraktığı yerden devam edecek bir keriz vardır mutlaka.

dostoyevski: ezilmekten kurtulan aşağılık bir insan, bu kez başkalarını ezmeye başlar.

elias canetti: sana korkunç gelen, sonradan kendini yalın hakikat olarak sergiler.

emil cioran: özgürlük ancak inanç boşluğunda, önerme yokluğunda, yasaların bir varsayımdan fazla otoriteye sahip olmadığı yerde kendini gösterebilir.

31.01.2021

uzun lafın kısası

baltasar gracian:
güzellik ve aptallık genellikle el ele yürürler.

cenap şahabettin: bir toplumun gereğinden fazla kuzu olması o toplum içinde er geç bir kurt sürüsü yaratır.

cesare pavese: en güzeli, insanın kendisini parlatması, sessizce ve hiçbir şeye aldırmadan kendisini bir kristale dönüştürmesidir.

charles bukowski: hemen herkes dahi doğar, geri zekalı gömülür.

dostoyevski: evlilik bütün onurlu, gururlu varlıkların, bütün bağımsızlıkların manevi ölümü demektir.

goethe: bir kitleyi etkilemek istiyorsanız, sade bir anlatım her zaman daha iyidir. özgün metinle yarışan açıklamalı çeviriler aslında sadece üniversite profesörlerinin kendi aralarındaki sohbete yarar.

elias canetti: merhamet edimi, iktidarın çok yüksek ve yoğunlaşmış bir ifadesidir.

emil cioran: ne kadar yükseğe çıkarsa çıksın, kişi tabiatının, kökendeki düşkünlüğünün mahkumu olarak kalır.

halil cibran: benim en büyük acım bedensel değil. içimde büyük bir şey var. onu öteden beri biliyorum ama dışarı çıkaramıyorum: bütün bu şeyleri yapan küçük birini oturup seyreden yüce ve sessiz bir benlik.

irvine welsh: önemli olan hayatın kalitesidir. bir sene adam gibi yaşamak, elli sene bok gibi yaşamaktan iyidir.

konfüçyüs: insanların yetenek ve erdemi tepecikler gibidir, üstünden aşılır.

murathan mungan: insanı en çok kendindeki muamma şaşırtır.

31.10.2020

uzun lafın kısası

konfüçyüs:
büyük ve üstün insanın yükselmesi yukarıya doğrudur. küçük insanın yükselmesi ise aşağıya doğrudur.

murathan mungan: her şey bir gün aslına döner.

nietzsche: en güçlü ağaçlar en derinlere kök salmak zorundadır; karanlığa, kötülüğe kadar uzanmak zorundadır.

pascal: kalbin, aklın bilmediği gerekçeleri vardır.

paulo coelho: bütün uyuşturucu müptelaları bunu söyler: vakti gelince durmayı bilmek. oysa hiçbiri duramaz.

robert musil: ilerde başarılı olan pek çok adam, hayata çizme temizlemekle ve bulaşık yıkmakla başlamıştır; güçlerinin asıl kaynağı da bu olmuştur; çünkü en önemlisi, insanın daha baştan her şeyi yapmasıdır.

tom robbins: fransızlar bir ilişkinin en güzel yanının merdivenleri çıkmak olduğunu söylerler. arzulamak neredeyse her zaman doyumdan daha nefes kesicidir.

baltasar gracian: bir insanı görmezden gelerek alınandan daha büyük bir intikam yoktur.

cenap şahabettin: bir şey istemek için kapı çalan -isteyeceği rütbe, nişan, memuriyet ya da bir dilim ekmek, her ne olsa- dilencidir.

cesare pavese: düzeltilmesi güç yanlışlarımız konusunda yapmamız gereken şey, onları birer erdeme dönüştürmektir.

charles bukowski: harikulade düşünceler ve harikulade kadınlar kalıcı değildirler.

dostoyevski: en sefil, en sıradan birine demir yolu bileti satmak gibi bayağının bayağısı bir görev verin. bilet almaya gittiğinizde, size gücünü göstermek için, bu sefil yaratık bir anda size sanki jüpiter'miş gibi bakma hakkını görür kendinde.

30.09.2020

uzun lafın kısası

robert musil:
hiç kimse mesleğinde daha yüce bir bütünlük duygusunu içinde taşımadan herhangi bir şey başaramaz.

tom robbins: filistin'in yahut israil'in en büyük problemlerinden biri, ister arap ister yahudi herkesin, dünyaya bağlı fiziksel birer bedende değil, soyut bir şekilde, siyasi ve dinsel birer ideolojide yaşıyor olmasıdır.

baltasar gracian: bayağı ruhlar karşısında cömert davranmak anlamsız ve boştur.

cenap şahabettin: bayağı düşünceye harcanmış güzel ifadeden daha çok bayağı ifade içinde gördüğüm güzel düşünceye acırım.

cesare pavese: bir kadın, eğer budalaysa, eninde sonunda bir insan yıkıntısı ile karşılaşır ve onu kurtarmaya çalışır. kimi zaman da başarır bu işi. ama bir kadın, eğer budala değilse, eninde sonunda akıllı, sağlıklı bir adam bulup onu bir yıkıntıya çevirir. her zaman başarır bu işi.

charles bukowski: eski bir ayyaş her zaman ayağa kalkar, yeter ki zaman tanıyın.

dostoyevski: çıplak gerçekliğin her zaman sarsıcı bir yanı vardır.

elias canetti: hangi sebeple olursa olsun zulme uğrayanlar arasında, zihninin bir köşesinde kendisini isa olarak görmeyen kimse yoktur.

emil cioran: iç alemime dalma ihtiyacıyla tanrı'ya yol verdim, son bir münasebetsizden kurtuldum.

goethe: bilgi arttıkça huzursuzluk da artar.

halil cibran: arkadaşınız, cevap bulan gereksinimlerinizdir. o, sevgiyle ektiğiniz ve şükranla biçtiğiniz tarlanızdır. o sizin sofranız ve ocakbaşınızdır. çünkü ona açlığınızla gelir ve onda huzuru ararsınız.

irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.

31.07.2020

uzun lafın kısası

nietzsche:
bazı insanlar kendi zincirlerini çözemezler de dostlarının azatçısıdırlar.

pascal: dindarlık ile iyilik arasında muazzam bir fark olduğunu deneyim bize gösteriyor.

paulo coelho: artık kaybedecek hiçbir şeyim kalmadığında her şeyi elde ettim. kendim olmaktan çıktığımda kendimi buldum. katıksız aşağılanmayı ve itaati tanıdığımda özgürlüğümü kazandım.

robert musil: büyük kafalar hep yalın ilkelere varırlar.

tom robbins: bir insanın hep arayıp durduğu yapının düzeyi, onun içinde bulunduğu kaosun şiddetiyle doğru orantılıdır.

cenap şahabettin: altta kalanın değil, geride kalanın canı çıkar. yaşamak isteyen, yüzyılıyla birlikte yürümelidir.

cesare pavese: bir insanın hayatın tadını çıkarmasına, kıskançlık duymadan katlanamadığımızı kesinlikle söyleyebiliriz.

charles bukowski: bazı erkekler kadınlarla ilişki yürütmekte başarılıdırlar. ben hiç beceremedim. çok sıkıcı bir şey ilişki. bittiğinde gerçekten düzülmüş hissedersin kendini.

dostoyevski: aptalca bir mutluluk içinde yaşamaktansa mutsuz olmak; ama bilmek daha iyidir.

elias canetti: bir despot asla gerçekten affetmez.

emil cioran: daha büyük bir acı ümidi olmasa bu anınkine tahammül edemezdim, ölçüsüz dahi olsa.

goethe: bana her şeyi bağışlayan güzel tanrım, niçin verdiklerinin yarısını geri alıp bana özgüven ve yeterlilik duygusu vermedin ki?