hans magnus enzensberger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hans magnus enzensberger etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.05.2022

altmışlı yıllardan anı

hans magnus enzensberger


aşkla ve işle keyif içinde
uğraşırken, korkumuzla
korkusuzca uğraşırken
huzursuzluğumuzla huzurlu
kaygılarımızla
kaygısızca uğraşırken

kaydık
uçtuk, konduk
bir kez daha açıldı her şey

kuzeyli akşamlar sakindi
haziranda, pirinç saat kaygısızca çaldı
adalarda, ince bir gülüş geçti hafifçe
küçük çağrılar geçti hafifçe
bir haziran müziği geçti hafifçe
aydınlık odalar içinden
geceleyin, unutkan durdu ahşap ev
bahçesi çitli, içi hiç kararmayan
kayık sakin bekler iskelede, sakince
geçti sohbetler arkadaşların arasından
beyaz sesler sakince kaydı
orada mutluluk varmış gibi, sakince
duruyordu kitaplar, kayalar
rafta aydınlık bir cin şişesi

kaygısızca kaydık
kaygan zamandan
korkusuzca yani bilgisiz
sakince yani gereksiz
keyifli yani acımasız
böylece geçip gittik
o senelerden

oradaki kayalar
bilgisiz korkusuz
gereksiz sakin
acımasız keyifli
o kayalar ayakta hala

1.08.2020

iç savaş

hans magnus enzensberger

hayvanlar kavga eder fakat savaşmaz. primatlar arasında, türdeşlerini planlı biçimde, büyük çapta ve coşkuyla öldüren tek varlık insandır. savaş, onun en önemli buluşlarından biridir. barış yapma yeteneği, muhtemelen onun daha sonraki bir kazanımıdır.

insanlığın en eski anlatıları, mitleri ve destanları çoğunlukla cinayet ve adam öldürmekten söz eder. savaşın göğüs göğüse yapılmasının nedeni yalnızca silah tekniğinin basitliği değildi. insanın, nefretini tanıdıklarına, yani en yakın komşularına yöneltmesi psişik yönden de daha fazla tatmin edicidir. böylece iç savaş, sanki yalnızca eski bir alışkanlık değil, tüm kolektif çatışmaların birincil biçimiymiş gibi çıkıyor karşımıza. iç savaş klasik anlatımını bulduğundan bu yana iki bin beş yüz yıl geçti ama peloponnes savaşı'nın öyküsü hiç aşılamadı.

19.05.2020

iç savaş manzaraları

hans magnus enzensberger

hangisi daha tuhaftır: insanın tanıdığı kişileri öldürmesi mi, yoksa hakkında hiçbir tasarımının, belki de hatalı bir tasarımının bile olmadığı bir rakibini öldürmesi mi?

ikinci dünya savaşı'nda kullanılan bombardıman uçaklarının mürettebatı için düşman salt bir soyutlamaydı; bugün de hala sığınaklardaki füze rampalarının başında bekleyen timler, düğmeye bastıklarında yol açacakları olayların etkilerini hiçbir biçimde algılamamaları için, sıkı biçimde yalıtılmışlardır – o kadar çarpık bir durum ki, bunun karşısında en saçma iç savaş bile neredeyse normal görünüyor.

insanın nefret ettiklerini yok etmesi ki, bu da genelde kendi mekanındaki rakipleri oluyor, büyük olasılıkla istisna değil, kuraldır. insanın en yakınlarına duyduğu nefret ile yabancılara duyduğu nefret arasında açığa çıkarılmamış bir bağlantı vardır. nefret edilen diğer kişi, aslında hep komşu olmuş, ancak büyük topluluklar oluştuktan sonradır ki sınırların ötesindeki yabancı düşman ilan edilmiştir.

günümüz iç savaşçılarının yeğledikleri kurbanlar kadın ve çocuklardır. bir hastanede yatanları katletmekten gurur duyanlar sadece çetnikler değil: her yerde görüldüğü gibi, öncelikli olan, güçsüzlerin ortadan kaldırılmasıdır. makineli tüfeği olmayan, haşerat sayılıyor. failler hemen hemen yalnızca genç erkeklerden oluşuyor. çeteler savaşında her yerde kaybedenler kaybedenlere ateş ediyor.

"almanya almanlarındır." bu slogan salt barbarca olmakla kalmıyor. bunu ciddiye alanın, yabancı şirketleri kamulaştırması ve frankfurt havalimanını kapatması gerekir.

eski dünya görüşlerinin iz bırakmaksızın ortadan kayboluşu, geride sadece onların amaçsız saldırganlık arzularını bırakmaktadır.

çağdaş kitleleri geçmiş zamanların güruhlarından ayıran, kendi esenliklerine karşı feragatlilikleri ve ilgisizlikleridir.

otuzlu yıllardan farklı olarak günümüzün saldırganları ne törenlere, resmi geçitlere, üniformalara, programlara ne de vaatlere ve bağlılık yeminlerine gerek duyuyor. liderlerinden de vazgeçebilirler. nefret onlara yetmektedir. o zamanlar terör, totaliter yönetimlerin tekelindeyken, günümüzde özelleştirilmiş biçimde karşımıza çıkıyor.

böylece her metro vagonu küçük çapta bir bosna'ya dönüşebilir. soykırım için yahudilere, temizlik için karşı devrimcilere artık gerek yok. birisinin başka bir futbol takımını tutması, bir manav dükkanının komşusundan daha çok müşteriye sahip olması, insanların farklı giyinmesi, başka bir dil konuşması, tekerlekli sandalye kullanması ya da başörtüsü takması yeterli oluyor. her farklılık, yaşamsal bir tehlikeye dönüşüyor.

tüm dinlerin insanın kurban edilmesinden kaynaklanmış olması mümkündür ve dünyanın tanrısızlaştırılmasından sonra da insanlar, hiçbir zaman uğrunda öldürebilecekleri ve ölebilecekleri yüce bir amaç bulma sıkıntısı çekmemiştir.

frantz fanon: sömürge insanı, sürekli kovalama hayali kuran bir kovalanandır. kan davaları ile, kolektif belleğe gömülü olan nefret duyguları yeniden canlanıyor. sömürge insanı, tüm benliği ile böyle bir intikamın peşine düşüyor. yani bir toplumun canla başla kendi kendini yok etmesi, sömürgeleştirilmişlerin psişik gerginliklerini aşmak için denedikleri yollardan biridir.

ne kadar çok insan dünyaya gelirse, kendilerinin ve başkalarının yaşamlarına biçtikleri değer o kadar hızla azalmaktadır.

iç savaş çıkartanlar çoğu kez seçimlerden ezici çoğunlukla çıkmışlar, konumlarını sandıkta güçlendirmişlerdir.

komando giysili keskin nişancı, toplama kampı gardiyanı, nazi sloganları veya halk şarkıları mırıldanan ya da salavat getiren katil başka bir yıldızın insanı değil, öfkesini, acımasızlığını, kinciliğini kemirdiği bir toplumun temsilcisidir. insanlar ancak eylemlerinin ve görmezden geldiklerinin ölümcül sonuçlarını kendi bedenleri üzerinde hissettikleri zamandır ki, masumların saati gelmiş demektir.

bir sav dünya görüşüne uymadığında, olduğundan daha aptalmış gibi davranan çok insan var.

4.02.2014

karda kiraz bahçesi

hans magnus enzensberger


eskiden ağaç, sopa, çalılık, çit olanlar
ıssız kar havasında çürüyorlar
mürekkepten incecik izler
bir sözcük gibi sayfanın kocaman beyazlığında
şu önemsiz güzel dallar, beyazla çiziyor kendilerini
incecik, çatallanmış, beyaz göğe
anısız gibi, buzdan incecik çizgiler gibi
başka bir zamanda gibi, üstte
ya da altta, görünmeyen
gök ile yer arasındaki çizgi
beyazlığın içinde birazcık beyaz
hiç yok gibi-

2
yine de
her yan, yer ve zaman
tam beyazlanmadan önce
hafif renkli bir kalabalık var
belli olmanın içinde biraz belli
kızmış beneklerin kavgacı sürüsü
çinko, kurşun, tebeşir beyazı
alçı, süt, şakak, küf
her biri öbüründen ayrı
o kadar çok sesli, o kadar titiz
açık renk benekli sürülerde
izlerin ölüm sevinci

3
neredeyse hiç ile hiç arasında
kendini savunarak beyaz çiçekleniyor kiraz

18.05.2013

bir ihbarcının tanımı

hans magnus enzensberger


süpermarkette dayalı duruyor
plastik güneşin altında
yüzündeki lekeler
veriminden değil, öfkesinden
yüz paket çıtır çıtır
(o kadar çeşni olduğundan)
gözleriyle yakıyor
bir parça margarin
(benim markam:
altınlüks, çok lezzetli olduğundan)
ıslak elinde sıkıp
suyunu çıkarıyor

yaşı yirmi dokuz
aklı fikri yükseklerde
uykusu hafif ve yalnız
broşür ve sivilceler ile
tiksiniyor şefinden, süpermarketten
komünistlerden, kadınlardan
ve margarinli (çok lezzetli
olduğundan) yediği tırnaklarından
yapılı saçıyla bir yaşlı gibi
kendi kendine mırıldanıyor

o
hayatta hiçbir şey başaramayacak
ismi schnittler sanıyorum
schnittler hittler falan

4.05.2013

körler alfabesi

hans magnus enzensberger



fısıltıyla rastlantı
ölü yüzleriyle
kör isimleriyle

göksüz şimşekler
yıldızsız ışınlar
ne gün ne gece

yalındır isteklerim
gerçekleşemez mi

bu yatak bir tabut mu
biri haklı mı, değil mi

siyahlar bana beyaz der
beyazlar bana siyah
beğendim bunu, doğru yolda
olduğumu gösteriyor sanırım

kendine ve onlara boyun eğenin
her şeyi bağışlanır

herkes kendinin kayıp halkasıdır

yoksa daha derine mi gitmeli
her sığınağın daha da karanlığı var
ve her seferinde
benzerlerimize rastlıyoruz

yiterdik:
başlangıca dönünce

beyaz, karanlık, gri. burada zafer yok
bunlar pamuk otu, bunlar kır otlaklar
karanlık gökteki aydınlık kuş bu

gölgelerin savaşları
oyunları oluşturuyor
bir gölge
başkasına gölge etmez

gölgede oturan
zor öldürülür

ışığı
görmek isteyen
geri çekilmek zorunda
gölgeye

8.10.2008

middle class blues

hans magnus enzensberger


şikayetimiz yok hayattan
işimiz var
karnımız tok
yiyoruz

uzar çimenler
artar ulusal gelir
uzar tırnaklar
büyür geçmiş

sokaklarda işsiz yok
sonuçlar başarılı
sirenler susuyor
geçer bu da

ölüler vasiyetlerini yazmış
yağmur azaldı
henüz savaş ilan edilmedi
acelesi yok

otları yiyoruz
artan ulusal geliri yiyoruz
tırnakları yiyoruz
geçmişimizi yiyoruz

gizlimiz yok
saklımız yok
söyleyeceğimiz yok
var

saatler kuruldu
durumumuz düzeldi
bulaşıklar yıkandı
son otobüs geçiyor

boştur
şikayetimiz yok
daha ne isteriz?