henry james: kızların çoğu korkunç cahildir.
dragan babic: bir kızla bir arada olduğunda, kız yalnızca senin onun vücuduyla ilgili şeyler zırvalamanı tercih eder.
isabel allende: kadınlar hiçbir zaman özgür olamazlar. onlara göz kulak olacak bir erkeğe ihtiyaçları vardır. bekarken babalarının malıdırlar, evlenince de kocalarının.
thomas hardy: kadınları yola getirmek için esaretten, sağır bir işkence ustasından iyi ilaç yoktur.
mihail lermontov: yabani bir kızı sevmek, kibar bir kadını sevmekten pek farklı değildir; birinin hoppalığı insanı nasıl bıktırıyorsa ötekinin de bilgisizliği, basitliği o kadar bıktırıyor.
sabahattin kudret aksal: küçük yalanlar kudurtur da kadınları, büyüklerine gıkları çıkmaz.
elsa triolet: ölümsüz olana karşı daima kapalı kalır kadınlar ve istedikleri kadar insan dışı olsunlar, erkekleri aşamazlar bir türlü.
michael cunningham: kızlar kibarlıktan hoşlanıyorlar. bir sürü kızla, sırf yanlarına gidip "harika birisin, çok da güzelsin." diyerek ne kadar mesafe kat edebileceğini bilsen şaşarsın. çünkü hepsi de öyle olmadıklarından korkuyorlar.
elsa triolet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
elsa triolet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18.05.2019
4.08.2017
okumak
elias canetti: bir kitaplık, dünyadaki en büyük vaatten daha değerlidir.
elsa triolet: iyi bir sığınaktır edebiyat. insanı saplantı haline gelmiş bir düşünceden, hiç olmazsa bir an için kurtarıp alabilir.
anatoli ribakov: okumak en iyi şeydir. eğitim bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran yoldur.
descartes: bütün iyi kitapları okumak, onları yazmış olan geçmiş yüzyılların en kültürlü insanlarıyla bir konuşma gibidir; hatta, onların bize, fikirlerinin sadece en iyilerini gösterdikleri, üzerinde inceden inceye düşünülmüş bir konuşmadır bu.
francis bacon: kişi kitap okurken bilgelerle, eylem halindeyken ise aptallarla söyleşi içindedir.
ahmet oktay: yazıların içinde yapılan yolculuklar, aslında en benzersiz, tadına en doyulmayan gezilerdir. edebiyatın bir turisti olmak bile nice dünyalar açabilir kısır çekişmeler ve ekmek parası peşinde geçen yaşamlarımıza.
cervantes: iyi hiçbir tarafı olmayacak kadar kötü kitap yoktur.
reşat nuri güntekin: bir yerde birkaç kitapla yalnız kalmak beni herhangi bir cemiyetten daha fazla eğlendirir.
nazım hikmet: derelerin arasında köprüler nasıl bilgisiz kurulamazsa, yüreklerin arasında da köprü kurmak için bilgili olmak gerekir. eğer ozanlığa özenseydim, tek söz yazmadan önce, en aşağı iki dil öğrenir, iki bin kitap okurdum.
jhumpa lahiri: tüm rus yazarları oku, ardından hepsini bir defa daha oku. seni asla hayal kırıklığına uğratmazlar.
elsa triolet: iyi bir sığınaktır edebiyat. insanı saplantı haline gelmiş bir düşünceden, hiç olmazsa bir an için kurtarıp alabilir.
anatoli ribakov: okumak en iyi şeydir. eğitim bizi karanlıktan aydınlığa çıkaran yoldur.
descartes: bütün iyi kitapları okumak, onları yazmış olan geçmiş yüzyılların en kültürlü insanlarıyla bir konuşma gibidir; hatta, onların bize, fikirlerinin sadece en iyilerini gösterdikleri, üzerinde inceden inceye düşünülmüş bir konuşmadır bu.
francis bacon: kişi kitap okurken bilgelerle, eylem halindeyken ise aptallarla söyleşi içindedir.
ahmet oktay: yazıların içinde yapılan yolculuklar, aslında en benzersiz, tadına en doyulmayan gezilerdir. edebiyatın bir turisti olmak bile nice dünyalar açabilir kısır çekişmeler ve ekmek parası peşinde geçen yaşamlarımıza.
cervantes: iyi hiçbir tarafı olmayacak kadar kötü kitap yoktur.
reşat nuri güntekin: bir yerde birkaç kitapla yalnız kalmak beni herhangi bir cemiyetten daha fazla eğlendirir.
nazım hikmet: derelerin arasında köprüler nasıl bilgisiz kurulamazsa, yüreklerin arasında da köprü kurmak için bilgili olmak gerekir. eğer ozanlığa özenseydim, tek söz yazmadan önce, en aşağı iki dil öğrenir, iki bin kitap okurdum.
jhumpa lahiri: tüm rus yazarları oku, ardından hepsini bir defa daha oku. seni asla hayal kırıklığına uğratmazlar.
24.09.2014
mektuplar
mayakovski
"belki zamanla yaşlandım; ama sevmeye başladım her şeyi olduğu gibi.
görülmemiş biçimde bezginim kendimden. nereye gidebilir insan; kendinden kaçamaz ki..
volodya amca, bütün dünyada birini sevmiyorum. sanırım buna gücüm yetmiyor. ama sen, sen mutlusun. senin için böyle bir sevecenlik duyuyorum. değilse her şey dilsiz ve ölüm. ne iyi olurdu insan bir an duymak ve öğrenmek gücünü yitirebilseydi. örneğin uyur gibi. ne denli iyi olurdu!
çoğu kez inanmışımdır; insan büsbütün açık yürekle yazmamalı. kimi zaman gülünç duruma düşülür, bundan başka, belki de inanılmaz. ama gerçek, hiçbir zaman bir tek ufacık sözcük yazmadım sana, ne yazdığımı iyice denetlemeden önce. yalnız şu var ki, insan her zaman doğru sözcüğü bulamıyor.
her şeyde korkunç bir şanssızlığım var. neye el uzatsam, elimden düşüp gidiyor her şey. hiçbir şeye istek duymuyorum. bu gerçek volodya, her şeyden usandım. hiçbir şey bulamıyorum. çok da çirkinleştim ve aynaya bile bakmayı göze alamıyorum." (elsa)
mayakovski: güzellik nedir biliyor musunuz? onun, boş bir bahçeye bakan ak bir sütuna yaslanmış gül yanaklı bir kız olduğuna inanırsınız. güzellik, bilimin ellerinde bir mikroskoptur. orda milyonlarca ufacık basil, aptallar özümler.
şiirim ulaşacak size
ama değil ozansı başıboşlukla
değil bir ok gibi
lirin aşk sertliğinin
ve değil küflenmiş bir beş kopek
para babalarına
ya da sönen yıldızların ışığı gibi (mayakovski)
lili brik: aşk benim için her şey midir? her şey; ama başka biçimde. aşk bir yaşamdır. bu işte en önemlisi. şiir, iş, kısacık her şey buna bağlı. aşk her şeyin kalbi. bu kalp ölünce her şey ölüpgider, anlamsızlaşır. ama yürek çalışırsa, her şey üzerine konuşulabilir. yüreğimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.
kin duyuyorum
her çeşit ölü etine
ama tapıyorum
yaşam olan her şeye (mayakovski)
nazım hikmet: ben mayakovski'yi şahsen tanıdım. bir kere, bir yılbaşı gecesi, bir şairin evindeki toplantıda kendisine takdim edildim. sonra şiir okurken de dinledim; fakat hala en az tanıdığım şair odur. sonra tersine, üstadı bize tercüme etselerdi aramızda ne kadar az benzerlik olduğu o zaman meydana çıkardı. kısaca söyleyeyim: üstat, bir çeşit müstezatlı aruzla yazar; bendeniz böyle müstezatlı bir ölçü kullanmam. üstatta kafiye meselesi, edindiğim, edinebildiğim bilgiye göre ön planda geliyor. bendeniz ise bunu ancak gerektiği zaman bir unsur olarak kullanırım.
topraktan
ateşten
ve denizden
doğanların
en mükemmeli doğacak bizden (nazım hikmet)
"belki zamanla yaşlandım; ama sevmeye başladım her şeyi olduğu gibi.görülmemiş biçimde bezginim kendimden. nereye gidebilir insan; kendinden kaçamaz ki..
volodya amca, bütün dünyada birini sevmiyorum. sanırım buna gücüm yetmiyor. ama sen, sen mutlusun. senin için böyle bir sevecenlik duyuyorum. değilse her şey dilsiz ve ölüm. ne iyi olurdu insan bir an duymak ve öğrenmek gücünü yitirebilseydi. örneğin uyur gibi. ne denli iyi olurdu!
çoğu kez inanmışımdır; insan büsbütün açık yürekle yazmamalı. kimi zaman gülünç duruma düşülür, bundan başka, belki de inanılmaz. ama gerçek, hiçbir zaman bir tek ufacık sözcük yazmadım sana, ne yazdığımı iyice denetlemeden önce. yalnız şu var ki, insan her zaman doğru sözcüğü bulamıyor.
her şeyde korkunç bir şanssızlığım var. neye el uzatsam, elimden düşüp gidiyor her şey. hiçbir şeye istek duymuyorum. bu gerçek volodya, her şeyden usandım. hiçbir şey bulamıyorum. çok da çirkinleştim ve aynaya bile bakmayı göze alamıyorum." (elsa)
mayakovski: güzellik nedir biliyor musunuz? onun, boş bir bahçeye bakan ak bir sütuna yaslanmış gül yanaklı bir kız olduğuna inanırsınız. güzellik, bilimin ellerinde bir mikroskoptur. orda milyonlarca ufacık basil, aptallar özümler.
şiirim ulaşacak size
ama değil ozansı başıboşlukla
değil bir ok gibi
lirin aşk sertliğinin
ve değil küflenmiş bir beş kopek
para babalarına
ya da sönen yıldızların ışığı gibi (mayakovski)
lili brik: aşk benim için her şey midir? her şey; ama başka biçimde. aşk bir yaşamdır. bu işte en önemlisi. şiir, iş, kısacık her şey buna bağlı. aşk her şeyin kalbi. bu kalp ölünce her şey ölüpgider, anlamsızlaşır. ama yürek çalışırsa, her şey üzerine konuşulabilir. yüreğimin çalışmasından yoksun kalırsam ölürüm.
kin duyuyorum
her çeşit ölü etine
ama tapıyorum
yaşam olan her şeye (mayakovski)
nazım hikmet: ben mayakovski'yi şahsen tanıdım. bir kere, bir yılbaşı gecesi, bir şairin evindeki toplantıda kendisine takdim edildim. sonra şiir okurken de dinledim; fakat hala en az tanıdığım şair odur. sonra tersine, üstadı bize tercüme etselerdi aramızda ne kadar az benzerlik olduğu o zaman meydana çıkardı. kısaca söyleyeyim: üstat, bir çeşit müstezatlı aruzla yazar; bendeniz böyle müstezatlı bir ölçü kullanmam. üstatta kafiye meselesi, edindiğim, edinebildiğim bilgiye göre ön planda geliyor. bendeniz ise bunu ancak gerektiği zaman bir unsur olarak kullanırım.
topraktan
ateşten
ve denizden
doğanların
en mükemmeli doğacak bizden (nazım hikmet)
24.03.2011
beyaz at
elsa triolet
hakikate içgüdü yoluyla ulaşır kadınlar.
kapitalist bir toplumda, sanki komünist düzendeymişiz gibi davranmak imkansızdır; hele tek başınaysanız. sınıf dışı duruma düşersiniz hemen.
cebinde parası olmayan çok daha sağlam, çok daha mantıklı düşünür. para çoğu zaman insanın aklını çeliyor çünkü.
hiçbir zaman, bu dünyada her şeyin geçici ve çabucak kırılıp parçalanmaya mahkum olduğu düşüncesinden kurtaramadım kendimi. her şey pamuk ipliğine bağlı. insanlar tarafından yaratılmış ne varsa kanunlar, inançlar, bu duvarlar bile. şu karşıki ev sonra ve bütün şehir.. her şey bu kadar geçici olduğuna göre, dünyayı ayakları üzerine oturtmak için mücadele etmeye değmez demektir.
iyi bir sığınaktır edebiyat. insanı saplantı haline gelmiş bir düşünceden, hiç olmazsa bir an için kurtarıp alabilir.
"some of these days
you'll miss me honey"
bazı insanların bir saplantısı vardır; bir çeşit talih kuşu işte herkese konmaz ve kesin olarak doludur kafaları; ne düşüneyim diye dolanıp durmazlar.
ölümsüz olana karşı daima kapalı kalır kadınlar ve istedikleri kadar insan dışı olsunlar, erkekleri aşamazlar bir türlü.
kültür dans gibidir; çocukken başlamak lazım.
komünizmin, memleketteki bütün parayı toplamak ve adam başına eşit parçalara bölüp dağıtmak olduğunu sanıyorsan, tam bir cahil gibi düşünüyorsun demektir.
bütün insanlar keldir; ama bazıları kellerinin üzerinde saç taşır.
hakikate içgüdü yoluyla ulaşır kadınlar.kapitalist bir toplumda, sanki komünist düzendeymişiz gibi davranmak imkansızdır; hele tek başınaysanız. sınıf dışı duruma düşersiniz hemen.
cebinde parası olmayan çok daha sağlam, çok daha mantıklı düşünür. para çoğu zaman insanın aklını çeliyor çünkü.
hiçbir zaman, bu dünyada her şeyin geçici ve çabucak kırılıp parçalanmaya mahkum olduğu düşüncesinden kurtaramadım kendimi. her şey pamuk ipliğine bağlı. insanlar tarafından yaratılmış ne varsa kanunlar, inançlar, bu duvarlar bile. şu karşıki ev sonra ve bütün şehir.. her şey bu kadar geçici olduğuna göre, dünyayı ayakları üzerine oturtmak için mücadele etmeye değmez demektir.
iyi bir sığınaktır edebiyat. insanı saplantı haline gelmiş bir düşünceden, hiç olmazsa bir an için kurtarıp alabilir.
"some of these days
you'll miss me honey"
bazı insanların bir saplantısı vardır; bir çeşit talih kuşu işte herkese konmaz ve kesin olarak doludur kafaları; ne düşüneyim diye dolanıp durmazlar.
ölümsüz olana karşı daima kapalı kalır kadınlar ve istedikleri kadar insan dışı olsunlar, erkekleri aşamazlar bir türlü.
kültür dans gibidir; çocukken başlamak lazım.
komünizmin, memleketteki bütün parayı toplamak ve adam başına eşit parçalara bölüp dağıtmak olduğunu sanıyorsan, tam bir cahil gibi düşünüyorsun demektir.
bütün insanlar keldir; ama bazıları kellerinin üzerinde saç taşır.
2.08.2008
sevilen
elsa triolet
bütün düşüncelerinizin bir tek varlığa yöneldiğini ve sadece bu varlığın sizi mutlu kılmak, daha doğrusu, mutsuzluğu sizden uzaklaştırmak gücüne sahip olduğunu hayal edin bir an. bu durumda kim olsa umutlanır. sevilen varlığın tabii olarak söylediği tatlı bir sözden umuda kapılmak vardır; gelişigüzel bir bakışının sevgi dolu olduğunu sanıp umuda kapılmak vardır. aşkını gururundan gizliyor, dersiniz kendi kendinize ya da önceleri sevmiyordu ama şimdi seviyor dersiniz; o da olmadı, yarın mutlaka sever, dersiniz. tepeden tırnağa kulak kesilmişsinizdir artık: en sıradan cümlesinin altında bir gizli anlamlar uçurumu keşfedersiniz. sonra bir an gelir, öyle bir laf eder ki sevgili varlığınız, her şey, en ufak bir şüpheye yer kalmayacak şekilde yıkılır. umutsuzluk o zaman gelir işte ve karşınızdaki hiçbir zaman değişmemiş olduğu için, ne umudu anlar ne umutsuzluğu. kendisini, hep aynı kaldığı halde, niçin bazen sevimli ve cömert, bazen de zalim ve korkunç bulduğunuza şaşar sadece!
bütün düşüncelerinizin bir tek varlığa yöneldiğini ve sadece bu varlığın sizi mutlu kılmak, daha doğrusu, mutsuzluğu sizden uzaklaştırmak gücüne sahip olduğunu hayal edin bir an. bu durumda kim olsa umutlanır. sevilen varlığın tabii olarak söylediği tatlı bir sözden umuda kapılmak vardır; gelişigüzel bir bakışının sevgi dolu olduğunu sanıp umuda kapılmak vardır. aşkını gururundan gizliyor, dersiniz kendi kendinize ya da önceleri sevmiyordu ama şimdi seviyor dersiniz; o da olmadı, yarın mutlaka sever, dersiniz. tepeden tırnağa kulak kesilmişsinizdir artık: en sıradan cümlesinin altında bir gizli anlamlar uçurumu keşfedersiniz. sonra bir an gelir, öyle bir laf eder ki sevgili varlığınız, her şey, en ufak bir şüpheye yer kalmayacak şekilde yıkılır. umutsuzluk o zaman gelir işte ve karşınızdaki hiçbir zaman değişmemiş olduğu için, ne umudu anlar ne umutsuzluğu. kendisini, hep aynı kaldığı halde, niçin bazen sevimli ve cömert, bazen de zalim ve korkunç bulduğunuza şaşar sadece!

