süleyman demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süleyman demirel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.12.2015

süleyman demirel

uğur mumcu

türkçede bir söz vardır, "havadan sudan para kazanmıştır." denir. bugün sizlere, "su" işlerinden para kazanmış bir müteahhitten söz edeceğim.

müteahhidin adı "süleyman demirel"dir. demirel, 1960 dönemi geldiğinde, devlet su işleri genel müdürü'ydü ve henüz askerlik görevini yapmamıştı. bugüne kadar demirel'in bir devlet memurundan daha çok para kazandığını kimse söyleyemez. öyleyse nasıl zengin oldu demirel?

şöyle:

yüksek mühendis süleyman demirel, bir yandan odtü'de öğretim görevlisi olarak çalışırken, öte yandan da müteahhitlik yapmaktaydı. o günlerde, üniversitenin içme suyu inşaatı da ihaleye çıkarıldı. inşaatın keşif bedeli 5 milyon 750 bin liraydı. demirel,

"ben bu inşaatı 4 milyon 100 bin liraya yaparım." diyerek hemen kolları sıvadı. fakat ortaya küçük bir pürüz çıktı. üniversite yönetmeliği, üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışanların bu tür ihalelere girmelerini yasaklamaktaydı. bir süre sonra bu pürüz de giderildi. üniversite hukuk müşavirliği,

"ek görevle üniversitede çalışanlar ihalelere girebilir." diye yorum yaptı ve demirel, üniversitenin içme suyu inşaatını üzerine almış oldu.

su tesisat inşaatı için gerekli ithal malzemesinin vergi ve gümrük resmine bağlı olduğunu bilen demirel, bir süre sonra üniversite rektörlüğüne başvurarak,

"odtü bir kamu kuruluşudur. bu nedenle bu vergi ve resimleri ödememek gerekir." dedi. demirel ayrıca bu sonucu sağlamak için imar ve iskan bakanlığına başvurarak devlete vereceği vergilerden kurtulmak istedi. demirel'in dilekçesi bakanlıkta, bakanlık "amme tesisleri dairesi başkanı" mehmet uslu'nun önüne geldi. uslu,

"bu vergi ve resimlerin ödenmesi gerekir." dedi. dedi ama kendisi izindeyken yerine bakan raşit yalvaç,

"bu kamu kuruluşudur. bu kuruluşta ihaleyi üzerine alan da demirel'dir. öyleyse demirel devlete gümrük vergi ve resmi vermemelidir." gerekçesiyle demirel'e ayrıcalık tanıdı.

bu usulsüzlüğe, üniversite inşaat başkanı itiraz etti. 9 ocak 1963 tarihli ve 715/49-53 sayılı yazıda başkan muhittin kulin,

"demirel'e tanınan ayrıcalık yasalara aykırıdır." diye diretti. aynı günlerde devrin imar ve iskan bakanı fahrettin kerim gökay, 5 kasım 1963'te üniversite'ye başvurarak,

"gerekli malzemenin gümrük veya gider vergisinden muaf tutulması hususunda verilen belgelerin müteahhit süleyman demirel tarafından kendi çıkarına kullanılıp kullanılmadığını sordu. bu yazı üzerine mütevelli heyet toplandı ve demirel'i haklı buldu. böylece demirel, 700 bin liralık bir ithalat dolayısıyla ödenmesi gereken 200 bin lirayı devlete ödemedi. bu 200 bin türk lirası havadan süleyman demirel'in cebine iniverdi.

ayrıcalıklar bununla da bitmedi. 4 milyonluk ihale için demirel'e 2 milyon 100 bin liralık "avans" da verildi. oysa yapılan mukavelede böyle bir hüküm yoktu. demirel bu parayı herhangi bir bankadan alsa, % 18-20 faiz ödeyecekti. avans almakla bu faizden de kurtularak yine havadan 150 bin lira kadar bir para daha kazandı.

demirel bununla da yetinmedi.

mukaveleye göre, demirel'in su tesislerini 30 haziran 1963'te bitirmesi gerekiyordu. eğer inşaat erken bitirilirse kendisine erken bitirme primi ödenecekti. demirel 14 nisan 1963'te işi bitirdiğini ileri sürüp 2 ay 9 günlük erken bitirme primi alarak 248 bin lira daha kazanmıştır. fakat iş demirel'in bildirdiği tarihte bitirilmiş değildi. 23 ekim 1963'te rektör yerine imza atan orhan alsaç, demirel'e gönderdiği mektupta,

"eksikliği tamamla!" demişse de demirel işi erken bitirdiği gerekçesiyle 248 bin lirayı kasaya çoktan yerleştirmiştir. yani demirel, gecikme dolayısıyla üniversiteye tazminat ödemesi gerekirken, erken bitmiştir gerekçesiyle ödüllendirilmiştir. bir de,

"borular zamanında yerleştirilmedi." diyerek 65 bin lira tazminat istemiş ve almıştır bu arada.

demirel'in yaptığı işin kesin kabulü 15-25 temmuz 1964 tarihleri arasında yapılmıştır. üniversite inşaat başkanlığından yük. müh. şevket göloğlu, 17 kasım 1964 tarihli raporunda,

"su tesisleri kusurlu yapılmıştır. teknik kusur ve hatalar dolayısıyla, geçen bir yılda 650 bin lira kayıp olmuştur." diyerek bu "barajlar kralı"nı yerden yere vurmuşsa da, demirel yine kazanacağını kazanmıştır. bu rapor üzerine rektör, iller bankası, devlet su işleri ve bayındırlık bakanlığı mühendislerinden oluşan bir kurula konuyu inceletmek istemişse de, orhan alsaç, "iç bünyede bir araştırma" yapmakla yetinilmesini önermiştir.

iç bünyede yapılan araştırmada da aksaklıklar saptanmış ve bunların giderilmesi için 25 bin marklık malzeme sipariş edilmiştir. bunun da türk parası ile değeri 100 bin liradır. bu 100 bin liranın demirel'den alınması gerekirken, bu konunun üzerine de gidilmemiştir. birtakım "masonik" ilişkiler de etkili olmuştur bu işlerde.

özetleyelim: demirel, 4 milyonluk küçük bir ihaleden 313 bin lira prim, 150 bin lira gümrük bağışıklığı, 150 bin lira avans karı, 100 bin lira tesisat noksanlığı olmak üzere, 713 bin lira açıktan para kazanmıştır.

işte "havadan" ve "sudan" böyle para kazanılır.

16.06.2008

salaklık üstüne deneme

tahsin yücel

yineleme arayışın, dolayısıyla yaratımın yokluğunun kanıtıdır.

charles baudelaire: bu yaşam, her hastası yatak değiştirme saplantısına kapılmış bir hastanedir.

voltaire: insanlara uymaktansa tanrı'ya uymayı yeğlediğini söyleyen, bunun sonucu olarak da sizi boğazlayınca dosdoğru cennete gideceğine inanan bir adama ne yanıt vereceksiniz?

"insan hem akıllı hem de partideyse içten değildir; hem içten hem de akıllıysa partide değildir; hem içten hem de partideyse akıllı değildir." (via hans robert jauss)

montherlant: budalanın alışılmış eğilimlerinden biri de tek bir kemik aracılığıyla tüm hayvanı baştan kurmaktır; yalnız, bunu yanlış bir veri üzerinde yapar; söz konusu kemik başka bir hayvanın kemiğidir.

"bilinç başkaldırıyla doğar. her değer bir başkaldırıyı getirmez; ama her başkaldırı yönelimi bir değeri çağırır sessizce."

oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.

süleyman demirel adalet partisi genel başkanı olduğu zaman 40, tc başbakanı olduğu zaman 41 yaşındadır; ama "bu anayasayla ülke yönetilemez!" diye yineleyip durarak yaşamının belki de en büyük savaşımını tarihimizin en özgürlükçü anayasasına karşı verir; nice demokratik gelişmenin önüne bir kalkan gibi dikilir; demokrasiyi ancak kendisi için gerekli olduğu zaman savunur.

bülent ecevit, 1973 seçimlerinin ardından, 48 yaşında, msp ile koalisyon yaparak başbakan olurken, ilk saptamalarından biri cumhuriyetimizde uygulanageldiği biçimiyle laikliğin bir "tarihsel yanılgı" olduğudur; sonra, içimden çıktığı partiyle kendi tinsel evreni arasındaki köprüleri yaka yaka yaşlanır; "tahkim yasası"nı çıkararak "yargılama"nın yerini "hakemliğe" bırakır; "kader kurbanlarını kurtarma" savı altında yazgının tetikçilerine el uzatmak ister; böylece, "toprak işleyenin, su kullananın" savsözü de yeni bir anlam kazanır; bambaşka bir yüzle, bir doğa, daha doğrusu bir orman yasasının onaylanması biçiminde çıkar ortaya. bu noktaya geldikten sonra "yoksul düşmanlığı" çok da uzak değildir.

balzac, "niçin yazıyorsunuz?" sorusunu hiç eveleyip gevelemeden "zengin ve ünlü olmak için!" diye yanıtlar.

güncelin baskısından sıyrılmak herkesin üstesinden gelebileceği bir şey değil.

yaşar kemal: cumhuriyetin tarihi, insan soyunun en kara yeridir.

yaşar kemal: cumhuriyet kurulduğundan 1946 yılına kadar türkiye'de jandarma-polis dayağı yememiş hiçbir köylü yoktur.

doğan hızlan: ezilenlerin karşısında bir tek sorumlu bulunamıyor. biri çıksa da "ben ezenlerdenim." dese, belki de bu tartışma bitecek, gözyaşları dinecek.

jean genet: iyilikten uzaklaşmak için bu denli tutku gösteriyorsam, iyiliğe tutkuyla bağlı olduğum içindir. ve kötülük bende böylesine tutku uyandırıyorsa, insan yalnızca iyi, yani canlı olanı sevebildiğine göre, kötülük de bir iyilik olduğu içindir.

agah oktay güner: ben tarihimin büyüklüğüne inanıyorum, milletimin büyüklüğüne inanıyorum. osmanlı sarayında asla cinsi sapıklık olmamıştır!

jean genet: yalnızca ortak bir kin böyle bir güç verebilir dostluğa: işte düşmanın işlevi. bizi aşkla birbirimize bağlar.

en olmayacak zırvaları yüksek yöneticiler, yüksek din adamları ve ünlü filozoflar üretir.

hitler belki de yüzyılımızın en büyük saçmalık üreticisi, en görkemli salağıdır; ama güldürmez. idam cezasını hiç ilgisi bulunmayan bir alana, ekonomiye bağlayarak idama yargılı gençler konusunda "asmayalım da besleyelim mi?" diyen devlet başkanı da güldürmez. toplumlarına yön veren nice saçmalık üreticileri, özlerinde gülünç olsalar bile, insanları güldürmek için değil, yaşamlarını yönlendirmek için saçmalık dizgeleri oluşturmuşlardır.

ayrıcalıklıların gönüllerince üretip canları istedikçe sıradanların önüne attığı, onların da erişebildikçe kapıp yararlandığı bir "nimet" değildir salaklık. hayır, tam tersine, tüketicilerince seçilir. öyle görünüyor ki, çelişkilerini çözmek, çözmüş olma sanısına ulaşmak ya da unutmak için, her bireyin; hatta her toplumun belli bir saçmalık dağarcığına gereksinimi vardır: yetişimlerine, konumlarına, yönelimlerine göre, kendilerine en uygun saçmalıkları seçerler. salaklar, yani saçmalık üreticileri de, ürünlerinin tutunduğu ölçüde büyüyeceklerini bildiklerinden, bu durumu hiçbir zaman gözden uzak tutmaz, ürünlerini alıcılarına göre biçimlendirir, alıcılarını da, olanakların elverdiği ölçüde, ürünlerine göre yönlendirirler. belki de bu yüzden, bu sıkı bağımlılık sonucu, saçmalık başka ürünlerde hiç bulunmayan bir özellik sunar: tüketicisi kendini üretici sanır. salaklığın ölümsüzlüğü de öncelikle bundan kaynaklanır.