erich fromm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erich fromm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.10.2022

hakikat

erich fromm

insanoğlu, gerçeklikle ne denli eksiksiz bir ilişki içinde olursa o denli güçlü olur.

yalnızca koyun olduğu sürece ve gerçekliği temelde, kendi toplumunun insanları ve şeyleri daha elverişli bir şekilde çarpıtabilmesi ya da ustalıkla yönetebilmesi için oluşturulmuş bir uydurmacadan başka bir şey değilse kişi zayıf bir insandır. gerçeklikle olan bütün ilişkisi ona gerçek gibi gösterilen uydurma gerçeklik aracılığıyla gerçekleştiğinden, toplumsal kalıptaki herhangi bir değişiklik onun için yoğun bir güvensizlik hatta delirme tehlikesi oluşturur.

gerçekliği toplumun kendisine sunduğu bir veri olarak kabullenmek yerine kendi başına kavramada ne kadar başarılı olursa o denli güven içinde hissedecektir kendisini; çünkü herkesin ortak görüşüne ne kadar az bağımlı olursa toplumsal değişiklik, ona o denli az tehlikeli görünecektir. insanoğlu, kendi içinde, kendi gerçeklik bilgisini geliştirmek, dolayısıyla hakikati aşağı yukarı bulmak, tahmin etmek eğilimi taşır.

farkında olma halini artırma süreci, uyanma, insanın gözünü açması ve önünde ne olduğunu görmesi sürecinden başka bir şey değildir. farkında olmak demek yanılgıya düşmemek demektir, bunun başarılmasıysa bağımsızlığa kavuşma sürecini oluşturur.

bunu hiç kimse marx'tan daha açık şekilde dile getirmemiştir: "tutku, insanın, amaçlarına ulaşma çabası gösterme yeteneğidir."

goethe, bu tür bilgiyi çok kısa ve özlü bir biçimde dile getirmiştir: "insan, kendisini yalnızca kendisinin sınırları içinde tanır ve dünyanın sınırları içinde kendisinin farkındadır. gerçekten tanınan her yeni nesne, bizim içimizde yeni bir etkinlik aracı oluşturur."

durağan ve kımıltısız olan ben, dünya ile nesnelere sahip olma açısından bağ kurar. öz ise, katılma süreci açısından dünyayla bağ kurar. çağdaş insan, her şeye, otomobile, eve, işe, "ufaklıklara", bir evliliğe, sorunlara, dertlere, hoşnutluğa sahiptir. bütün bunlar da yeterli değilse bir ruh doktoruna sahiptir. hiçbir şey olmamıştır -hiçbir şey değildir-.

20.10.2022

cesaret

erich fromm

insanların çoğu korku, can sıkıntısı, yalnızlık, umutsuzluk gibi duyguların varlığını kendi kendilerine itiraf etmezler. bu duyguların bilincinde değildirler. bunun nedeni çok basittir. bizim toplumsal modelimizde, başarılı insanın korkulu, sıkkın ya da yalnızlık içinde olması beklenmez. başarılı insan, bu dünyayı bütün dünyaların en iyisi olarak görmelidir. yaptığı işte basamak atlama fırsatını yakalamak için korkularını, kuşkularını, ruhsal çöküntülerini, can sıkıntısını ya da umutsuzluklarını bastırmak, bilinçaltına itmek durumundadır.

çoğu kez sözcükler bu işin tam tersini yapar: deneyimi çapraşıklaştırır, paramparça eder ve öldürür. insan ne yazık ki çoğu kez, sevgi üzerine, nefret ya da umut üzerine konuşma süreci içinde, anlatması gereken konuyla bağlantısını yitirir. şiir, müzik ve diğer sanat biçimleri, insansal deneyimleri betimlemeye çok daha uygun araçlardır. çünkü onlar, kendi kurallarına tam tamına uygun olmanın getirdiği bir kusursuzluğa sahiptirler ve insan deneyiminin yeterli ve uygun simgeleri olarak kabul edilen yıpranmış bozuk paraların belirsizliğinden ve anlaşılmazlığından uzaktırlar.

yaşamın yapısında umut ve inanca bağlı olan ve onların bir halkasını oluşturan bir öge daha vardır: cesaret. ya da spinoza'nın adlandırmasıyla "direnme gücü". belki de direnme gücü belirgin, daha açık bir anlatım. çünkü günümüzde cesaret daha çok yaşama yürekliliğini değil de ölme yürekliliğini göstermede kullanılıyor. direnme gücü, umut ve inancı, boş iyimserliğe ya da usdışı inanca dönüştürerek -dolayısıyla onları yok ederek- bu ikisinden ödün verme yönünde baştan çıkarılmaya karşı koyma yetisidir. direnme gücü, dünya "evet" sözcüğünü duymak istediğinde "hayır" diyebilme yetisidir.

üçüncü korkusuzluk türüyse kendi kendisiyle kalan, kendine güvenen ve yaşamı seven, tam anlamıyla gelişmiş insanlarda görülür. doymakbilmezliği yenmiş kişi, herhangi bir tapınışa ya da herhangi bir şeye tutunmaz, dolayısıyla yitirecek hiçbir şeyi yoktur. zengindir; çünkü boştur, güçlüdür; çünkü arzularının esiri değildir. tapınışlardan, usdışı isteklerden ve düşlemlerden kopabilir; çünkü kendi içinde ve dışında gerçeklikle tam bir ilişki içindedir. böyle bir insan tam aydınlanmışlığa ulaşmışsa tümüyle korkusuzdur. goethe'nin dizelerindeki hakikati hissedebilir: 

"evimi bir hiçliğin üzerine kurdum; bu yüzden bütün dünya benimdir."

18.10.2022

umut

erich fromm

eğer insan umudunun boşa çıktığı deneyimini yaşamasaydı umudu nasıl daha güçlü ve bastırılmaz hale gelirdi?

umudun kırılmasının bir başka sonucuysa yüreğin katılaşmasıdır. çocuk suçlulardan katı ama etkileyici yetişkinlere dek birçok insanın yaşamlarının bir evresinde, belki beş yaşında, belki on iki, belki yirmi yaşında artık incinmeyi, üzülmeyi kaldıramayacak noktaya dayanmış olduğunu görürüz. bunlardan bazıları, ansızın bir şey görmüş ya da bir değişikliğe uğramışçasına artık buralarına geldiğine karar verirler. artık hiçbir şey hissetmemeye, kimsenin kendilerini incitmesine meydan vermemeye, ancak kendilerinin başkalarını incitebileceklerine karar verirler.

kendilerine dost ya da onları seven kişiler bulma konusunda şanssız olduklarından yakınabilirler; ama bu onların şanssızlığı değil, yazgısıdır. sevecenlik duygularını ve başkalarını anlama yetisini yitirdiklerinden kimseye dokunmazlar, kimse de onlara dokunamaz. yaşamdaki utkuları, kimseye gereksinme duymamaktır. dokunulmaz olmaktan gurur duyarlar, başkalarını incitebildiklerinden dolayı zevk duyarlar.

bu işin suç oluşturacak şekilde ya da yasal yollardan gerçekleştirilmesi, ruhbilimsel etmenlerden çok toplumsal etmenlere bağlıdır. bu insanların çoğu donmuşluklarını korurlar; dolayısıyla, yaşamları tükeninceye dek mutsuzdurlar. arada bir, bir mucize olur ve buzların erimesi süreci başlar. bunun nedeni belki de kaygı ve ilgilerine inandıkları bir kişiyle karşılaşmış olmaktır. yeni duygu boyutları açılmıştır. eğer şansları varsa buzları tümüyle erir ve tümden yok olmuş görünen umut tohumları canlanır.

20.06.2022

çağdaş insan

erich fromm

çağdaş kapitalizm; sürtüşmesiz işbirliği yapacak, her an daha çok tüketmek isteyen, zevkleri standardize edilmiş ve kolayca etkilenip tahmin edilebilecek olan çok sayıda insana ihtiyaç duyar. kendini hiçbir otoriteye, ilkeye veya bilince tabi hissetmeyen, özgür ve bağımsız olduğuna inanan; buna karşın emir almaya, bekleneni yapmaya, sosyal makineye sürtüşmesiz uymaya, lidersiz yönetilmeye, amaçsız -iyi iş çıkarmanın, ilerlemenin, çalışmanın, hareket halinde olmanın dışında bir amaç olmaksızın- güdülenmeye hazır insanlara ihtiyaç duyar.

insan ilişkileri temelde, kendi güvenliğini sürüye yakın olarak sağlayan ve düşüncede, duyguda veya eylemde farklı olmayan yabancılaşmış otomatların ilişkileridir. herkesin, diğer herkese olabildiğince yakın olmaya çalışmasına karşın, gerçekte herkes insan ayrılığının üstesinden gelinmediği zaman mutlaka baş gösterecek olan derin bir güvensizlik, kaygı ve suçluluk duygusuna gömülmüş olarak kesin anlamda yalnız kalır. uygarlığımız, insanların bilinç düzeyinde bu yalnızlığın farkına varmadan yaşamasına yardım eder. tek başına rutinin bunu başarmaması ölçüsünde insan, eğlence endüstrisinin sağladığı sesleri ve iç çekişleri pasif bir şekilde tüketerek, eğlence rutiniyle ayrıca her an yeni şeyler almanın ve bunları da her an yenileriyle değiştirmenin doyumuyla bilinçsiz umutsuzluğunun üstesinden gelir. 

çağdaş insanın mutluluğu, vitrinlere bakmaktan ve peşin ya da taksitle alabileceği her şeyi almaktan ibarettir. çağdaş insan kendine, çevresindekilere, doğaya yabancılaşmıştır. ticari bir metaya dönüşmüştür; kendi yaşam güçlerini, mevcut piyasa şartlarında elde edilebilecek en yüksek kar'ı getirmesi gereken bir yatırım olarak algılar. 

çağdaş insan iyi beslenen, iyi giyinen, cinsel açıdan doyum bulan ama benliksiz, çevresindekilerle kurduğu en yüzeysel temasların dışında ilişkisiz insandır. bugün insanın mutluluğu eğlenmektir. eğlenmek; ticari malları, iç çekişleri, yiyecekleri, içecekleri, sigaraları, insanları, dersleri, kitapları, filmleri tüketmek, yutmak, "içine almak"tır. dünya, iştahımız için büyük bir nesnedir, büyük bir elmadır, büyük bir şişedir, büyük bir memedir; bizse sonsuza kadar bekleyen, umut eden ve sonsuza kadar hayal kırıklığına uğrayan emicileriz. kişiliğimiz değiş tokuşa, almaya, satmaya ve tüketmeye uyarlanmıştır; her şey, maddi şeyler kadar manevi şeyler de bir alışveriş, bir tüketim nesnesi olup çıkmıştır.

20.01.2022

bilinç

erich fromm

bilinç, insanın kendi içine yerleştirdiği köle sürücüsüdür.

bir başkasıyla simbiyotik bir ilişkiye girme itkisine yol açan şey, her zaman için, bireysel özün yalnızlığına dayanma yetisinden yoksunluktur.

erk tutkusu güçlülükten değil, zayıflıktan doğar.

kendi düşüncelerimizi dile getirme hakkı, sadece eğer kendimize ait düşüncelere sahip olabilme yetisine sahipsek bir anlam kazanır.

özgürlük; tümel, bütünleşmiş kişiliğin kendiliğinden etkinliğinden oluşur.

"eğer kendim için değilsem kim benim için olacak? eğer sadece kendim içinsem neyim ben? şimdi değilse ne zaman?" (talamud)

yaşamın sadece tek anlamı vardır: yaşama ediminin kendisi.

görüşler etkili birer güç olabilir; ama sadece belli bir toplumsal kişilikte belirgin olan özgün insanca ihtiyaçlara yanıt verebildiği ölçüde.

hiçbir dönemde sözcükler gerçeğin gizlenmesi için günümüzde olduğu kadar çok ve yanlış kullanılmamıştır.

22.11.2021

umut ve inanç

erich fromm

"yaşayan her şeye katılan kişi için vardır umut." (eski ahit)

umut ve inanç, yaşamın temel nitelikleri olduklarından doğaları gereği statükoyu bireysel ve toplumsal olarak yüceltme yönünde hareket ederler. sürekli bir değişme süreci içinde bulunmak ve asla herhangi bir belirli anda aynı kalmamak, yaşamın niteliklerinden biridir.

umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.

inanç ve umut sahibi kişiler genellikle gerçekçi değillerdir. gerçekçilerdeyse inanç da umut da pek bulunmaz.

insan ve toplum, umut ve inanç edimi içinde, her an diriltilmektedirler. her sevme edimi, her farkındalık ve tutku edimi diriliştir. her durgunluk edimi, doymakbilmezlik, bencillik edimi ölümdür. varoluş her an bizi diriliş ve ölüm seçenekleriyle karşı karşıya getirir. her an bir yanıt veririz, birini seçeriz. bu yanıt, söylediğimiz ya da düşündüğümüz şeyde değil, ne olduğumuzda, nasıl bir edimde bulunduğumuzda ve nereye doğru hareket etmekte olduğumuzda yatmaktadır.

9.08.2021

homo homini lupus

erich fromm

insanlık tarihi kanla yazılmıştır; insanın istencini kırmak için şiddetin şaşmaz bir biçimde uygulandığı bir tarihtir bu. hitler milyonlarca yahudi'yi tek başına mı yok etti? stalin siyasal düşmanlarını kendi başına mı ortadan kaldırdı?

bu kişiler yalnız değildiler; kendileri için yalnız isteyerek değil, koşa koşa adam öldüren, işkence yapan binlerce yardımcıları vardı; insanın insana karşı acımasızlığına her yerde -acımasız savaşlarda, cinayet ve ırza geçmelerde, güçlünün güçsüzü sömürmesinde, işkence gören, acı çeken canlıların inlemelerine kimsenin kulak vermemesinde, bunlara herkesin yüreğini kapamasında- tanık olmuyor muyuz?

bütün bunlar hobbes gibi düşünenleri homo homini lupus (insan insanın kurdudur) inancına götürdü. bu gerçekler bugün de çoğumuza, insanın doğuştan kötü ve yıkıcı olduğunu, en çok sevdiği eğlenceden, daha azılı katillerden korktuğu için vazgeçen bir katil olduğunu düşündürüyor.

19.06.2020

maske

erich fromm: sevgi esas itibariyle almak değil vermektir.

seneca: sıra yaşamı mutlu kılanın ne olduğunu açıkça görmeye geldiğinde, ışık el yordamıyla aranır.

epikuros: eğer yaşamınızı doğaya göre şekillendirirseniz asla fakir olamayacaksınız; eğer insanların görüşlerine göre şekillendirirseniz asla varlıklı olamayacaksınız.

pascal: mutsuzluğun tek nedeni, insanın odasında sessizce nasıl oturacağını bilememesidir.

jean-claude kaufmann: herkes umutsuzca başkalarının gözlerinde onay, hayranlık ya da sevgi arıyor gayretle.

marcus aurelius: tutkulardan kurtulmuş bir zihin kale gibidir, insanların sığınabileceği daha güçlü bir yer yoktur.

jean-claude michéa: erdem gururun maskesiyse, insanlar güvenilmezse ve kimsenin kendinden başka dostu yoksa herkesin herkese karşı olduğu bu savaştan nasıl kaçacağız?

kant: insanlık denen çarpık çurpuk malzemeden dümdüz bir şey yapılamaz.

2.01.2020

yüreğin katılaşmasının öyküsü

erich fromm

sekiz yaşında beyaz derili çocuğun bir arkadaşı vardır: kara derili hizmetçinin oğlu. beyaz çocuğun annesi oğlunun küçük zenciyle oynamasını istemez; ona arkadaşıyla görüşmemesini söyler. çocuk direnir. annesi söylediğini yaparsa onu sirke götüreceğine söz verir. çocuk boyun eğer. istediğinden caymak ve rüşveti kabul etmek çocukta bir şeylere yol açmıştır. utanır, kişilik bütünlüğü zedelenmiştir, kendine güvenini yitirmiştir. ama henüz onarılamayacak bir durum yoktur.

on yıl sonra bir kızı sever. şöyle bir tutuluverme değildir bu; ikisi de birbirlerine karşı derin, insanca bir bağlılık duymaktadırlar. ama kızın ailesi oğlanınkine göre daha aşağı sınıftandır. oğlanın anne-babası nişanlanmalarını istemez; oğlanı kandırmaya çalışırlar. oğlan ayak direyince nişanı dönüşüne ertelemek koşuluyla altı aylığına onu avrupa'ya göndermeyi önerirler. delikanlı öneriyi kabul eder.

bilinçüstünde bu yolculuğun kendisine çok iyi geleceğine -ve elbette dönüşünde sevgilisine karşı duygularında hiçbir değişiklik olmayacağına- inanmaktadır. ama öyle olmaz. pek çok kızla tanışır, çok beğenilir, benlik duygusunu doyurur; sonunda sevgisi ve evlenme kararı zayıfladıkça zayıflar. dönüşünden önce kıza nişanı bozduğunu bildiren bir mektup yazar.

delikanlının kararı ne zaman verilmiştir? onun sandığı gibi son mektubu yazdığı gün değil, anne-babasının avrupa'ya gönderme önerilerini kabul ettiği gün. bilinçüstünde olmasa da bu rüşveti kabul etmekle kendisini sattığını sezmiştir -ve karşılık olarak söz verdiği şeyi yerine getirmesi, kızdan ayrılması gerekmiştir. ayrılmasının nedeni avrupa'da yaptıkları değildir; sözünü tutmak için içinden geçtiği mekanizmadır. burada da gene sözünden caymıştır; sonunda bu, kendinden nefret etmesine (yeni fetihlerin vb. getirdiği doyumun ardına gizlenmiş de olsa) iç sağlamlığını, kendine güvenini yitirmesine yol açmıştır.

bu delikanlının yaşamını ayrıntılarıyla izlemeye gerek var mıdır artık? fizik okuyacağına babasının işini sürdürecektir; karşılığında ödüllendirilecektir; anne-babasının zengin dostlarının kızıyla evlenecektir; başarılı bir işadamı ve siyasal bir önder olacaktır; kamuoyuna karşı direnmekten korktuğu için vicdanının sesine kulak vermeyerek öldürücü kararlar alacaktır. yüreğin katılaşmasının öyküsüdür onun öyküsü. bir ahlaksal yenilgi onu ikinci bir ahlaksal yenilgiye götürür; sonunda dönüşü olmayan bir noktaya sürüklenir.

sekiz yaşındayken direnip rüşveti almayabilirdi; özgürdü henüz. o zaman belki onun çıkmazını duyan, bilen bir dostu, büyükbabası ya da bir öğretmeni yardım edebilirdi kendisine. on sekiz yaşında özgürlüğü biraz daha azalmıştır; daha sonraki yaşamı özgürlüğünün gittikçe azaldığı bir süreçtir artık; sonunda öyle bir noktaya gelir ki yaşam oyununu bütünüyle yitirir.

pek çok insan hitler'in ya da stalin'in adamları ölçüsünde vicdansız ve katı yürekli olsalar bile iyi insan olma şansıyla başlamışlardır yaşamlarına. bu insanların yaşamlarını çok ayrıntılı bir biçimde çözümlersek belki bir anda yüreklerinin ne ölçüde katılaşmış olduğunu, insan olma şanslarını son olarak ne zaman yitirdiklerini öğrenebiliriz. bunun tersi de doğrudur: ilk başarı ondan sonrakini kolaylaştırır, sonunda doğruyu seçmek hiçbir çaba gerektirmez artık.

bu insanların yaşama sanatında başarısızlığa uğramalarının nedeni, yaradılıştan kötü ya da istenç gücünden yoksun olmaları yüzünden daha iyi bir yaşam sürememeleri değildir; başarısızlıkları yolun ikiye ayrıldığı noktada durdukları, bir karar vermelerinin gerektiği zaman uyanıp gözlerini açmamalarından doğar. yaşamın kendilerine bir soru getirdiğinin, yanıt verme seçeneklerinin henüz ellerinde olduğunun farkında değillerdir. yanlış yolda attıkları her adımla, yanlış yolda olduklarını kabul etmeleri gittikçe güçleşir; bu da çoğu zaman o ilk yanlışlık noktasına dönmeleri gerektiğini, boşu boşuna zaman ve enerji harcamış olduklarını kabul edememelerinden doğar.

22.06.2019

toplumsal bilinçaltı

erich fromm

bilinç alanımız çoğunlukla içinde yaşadığımız toplumun izin verdiği sınırların dışına taşamaz. toplumun koyduğu bu sınırlara uymayan insan deneyimleri bastırılır.

bu yüzden bilincimiz büyük ölçüde kendi toplumumuzu ve kendi kültürümüzü yansıtır; oysa bilinçaltımız her birimizin içindeki evrensel insanı yansıtır.

bilinç alanının genişletilmesi, bilinçliliğin aşılması, toplumsal bilinçaltı alanının aydınlığa çıkarılması insanın tüm insanlığı kendi içinde duymasını sağlayacaktır; insan o zaman hem günahkâr hem ermiş, hem çocuk hem ergin, hem akıllı hem deli, hem geçmişin hem de geleceğin insanı olduğunun farkına varacaktır. insanlığın daha önce geçirdiği tüm evreleri, gelecekte geçireceği her şeyi kendi içinde taşıdığını anlayacaktır.

31.10.2018

uzun lafın kısası

patti smith: dikkat et, ruhunu sergilerken dikkat et, neyin varsa ortalığa dökme.

jean baudrillard: çünkü farklılık güzeldir, kayıtsızlık ise soylu.

charles bukowski: tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.

thomas hobbes: dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. gelecek korkusu yüzünden insanlar, görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

robert musil: yaşamın zevkler okyanusundan yalnızca bir tutam cinsellik zevki alan bu hayat korkunç bir şey!

comte de volney: insanı, insanın tasarladığı gibi yaratmış olan tanrı değildir. aslında kendi tasarladığı gibi tanrı'yı düşünen, insandır.


woody allen: insan özgürleşmesi, hayatın absürtlüğünün farkına varmaktan geçer.

theodore kaczynski: tarih, genelde ne istediğini bile tam olarak bilmeyen çoğunluklar tarafından değil, kararlı ve etkin azınlıklar tarafından yazılır.


erich fromm: umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.

shakespeare: senin kalbinde yaşayacağım, kucağında öleceğim, gözlerine gömüleceğim.

30.08.2018

uzun lafın kısası

erich fromm: çoğunluğa karşı direnecek ölçüde güçlü inancı olan kişi kural değil, istisnadır; çağdaşlarının alaya aldığı, ama yıllar sonra hayran olunacak bir istisna.

carl gustav jung: din, deneyimin mantık dışı gerçeklerine bağımlı olmak ve boyun eğmek demektir.

robert musil: okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşan modern ruh için hiçbir şey, bir sonraki köşeyi dönünce karşılaşılabilecek ruhlarla bağlantı kurmak kadar olanaksız değil.

raoul vaneigem: dinin kefaretini asla ödeyemeyeceği şey, doğayı mutlak anlamda bozucu bir anlayış olmasıdır.

cesare pavese: davranışlarında ve düşüncelerinde bir başka insanın varlığını hesaba katmadan bir gün geçirebildiğin zaman kendini yiğit bir insan sayabilirsin.

emil cioran: bir dinin insanlık dışılığının derecesi onun gücünün ve süresinin garantisidir. liberal bir din bir şaka ya da bir mucizedir.

dostoyevski: köylüler kara cahildir, hiçbir şeyden anlamazlar. köylünün yaşamı müzik, tiyatro, dergi, kitap okuma gibi estetik zevklerden yoksundur.

yuval noah harari: bir maymunu, ölümden sonra gideceği maymun cennetindeki sınırsız muzla kandırarak elindeki muzu vermeye asla ikna edemezsiniz.

jared diamond: insanın yaratıcılığı olmasaydı bugün hepimiz hâlâ yiyeceğimiz eti taş aletlerle kesiyor ve çiğ yiyor olacaktık, tıpkı bir milyon yıl önceki atalarımız gibi.

jiddu krishnamurti: karakteri yaratan şey, kahramana tapınmak veya bir idealin peşinden gitmek değil, zekadır. kişinin kendini anlaması, olağanüstü karmaşık benliğinin farkına varması, karakteri açığa çıkaran zekanın başlangıcıdır.

2.08.2018

sevginin ve şiddetin kaynağı

erich fromm

çoğunluğa karşı direnecek ölçüde güçlü inancı olan kişi kural değil, istisnadır; çağdaşlarının alaya aldığı, ama yıllar sonra hayran olunacak bir istisna.

bir davranışın kendisini, kökenini, izleyeceği yolu ve yüklendiği enerjiyi ancak o davranışın bilinçaltı dinamiklerini açıklayarak anlayabiliriz.

insan olmak, nesne olma durumunu aşmak demektir.

"zevk" der spinoza, "kendi içinde kötü değil, iyidir; bunun tersine acılar, kendi içinde kötüdür." aynı çizgide şöyle devam eder: "özgür insan ölümü her şeyden az düşünür; onun bilgeliği, ölüme değil yaşama yoğunlaşmasından doğar."

insanların her şeyin tümden yok edilmesinden korkmamaları, yaşamı sevmemelerindendir; ya yaşama karşı umursamaz olmalarından ya da giderek çoğunun ölüme çekilmesindendir.

bir yazar bir dostuna rastlar, uzun süre ona kendinden söz eder; sonra şöyle der: "hep kendimden söz ettim. şimdi biraz da senden söz edelim. son kitabımı nasıl buldun bakalım?"

sophokles: insan olmaktan daha güzel bir şey yoktur.

kötülük, insanın insanlık yükünden kurtulma yolunda giriştiği trajik çabada kendisini yitirmesidir.

spinoza'ya göre "bir at, insan biçimine sokulduğunda tıpkı bir böcek biçimine sokulduğu zamanki kadar yıkıma uğramış olacaktır."

toplum içinde yükselmek için hiç durmadan savaşmak, hep başarısızlık korkusu içinde yaşamak sıradan insanda kendisini ve tümüyle dünyayı bekleyen tehlikeleri unutturacak sürekli bir huzursuzluk ve gerginlik yaratır.

"adamı astık, şimdi sıra duruşmaya geldi." (george bernard shaw)

1939'da hitler silezya'da bir radyo istasyonuna sözde polonyalı askerler tarafından düzenlenmiş gibi gösterilen (bunlar aslında ss'lerdi) yalancı bir saldırı tertipletmek zorunda kalmıştı. amacı halkına saldırıya uğradığı sanısını vermek, böylece polonya'ya karşı giriştiği haksız saldırıyı "haklı bir savaş" gibi göstermekti.

iyilik, varlığımızı özümüze gittikçe daha çok yaklaşacak biçimde değiştirmek demektir; kötülük de varlıkla öz arasında gittikçe büyüyen bir yabancılaşma yaratmaktır. insan yaşama karşı ilgisini yitirmişse iyiliği seçebileceğini ummamalıdır artık.

31.07.2018

uzun lafın kısası

erich fromm: sevgi esas itibariyle almak değil vermektir.

dostoyevski: en güçlü iyileştirme yolu, yaralanmış ve kirlenmiş ruhu aydınlatan, dürüst yapan emektir.

marcel proust: her şeyin kaybedildiği zamanlardadır ki bizi kurtaracak uyarı gelir.

spinoza: muhteşem şeylerin hepsi ender oldukları kadar zordurlar.

cesare pavese: dünyadan bir şey istemekten vazgeç; sana ne yapacağını bilemeyeceğin kadar çok şey verecektir dünya.

robert musil: insanın bir hedefi olmalı; sürekli olarak anneniz ve babanızla oluşturduğunuz karşıtlıkla yaşayamazsınız.

jiddu krishnamurti: yaşam; ıstırap çekmek, zevk ile acı, umut ile hayal kırıklığı arasındaki bitmeyen kavgadır.

carl gustav jung: örgütlü kitleye direnebilmek, ancak ve ancak, insanın bireyliğini o örgütün organizasyonu kadar iyi organize etmesi ile mümkündür.

emil cioran: mutlak'a kendini beğenmişin biri olarak daldım, mağara adamı olarak çıktım.

friedrich engels: özgür toplumda tapınış olamaz; çünkü üyelerinin her biri, doğanın arkasında ya da üstünde, kurban ya da dua yoluyla etkili olunabilecek varlıklar bulunduğu ilkel ve çocuksu kuruntusunu aşmıştır.

29.06.2018

uzun lafın kısası

plutarkhos: yeni doğana merhamet edin; çünkü sayısız kötülükle karşılaşacaktır.

marquis de sade: dinden sakınmalısın. hiçbir şey seni dinden daha kötü bir şekilde tuzağa düşüremez.

jiddu krishnamurti: özgür bir insan kendini asla belli bir ülkeye, sınıfa ya da düşünce biçimine ait hissetmez. özgürlük dosdoğru her seviyede özgürlük demektir ve sadece belli bir çizgide düşünmek özgürlük değildir.

"köpek, efendisinde tanrısını görür ama bu, o efendinin dünyanın en büyük namussuzu olmasına engel değildir." (via friedrich engels)

marcel proust: başkaları için konuşuruz ama kendimiz için susarız. bu yüzden sessizlik, konuşmadan farklı olarak eksiklerimizin, yapmacık davranışlarımızın izini taşımaz. o katışıksızdır, o gerçek bir atmosferdir.

homeros: şu dünyada soluk alan, yürüyen yaratıklar arasında insandan daha acınacak bir yaratık yoktur.

carl sagan: zorbalar ve otokratlar, okuryazarlığın, öğrenme, kitap ve gazetelerin potansiyel tehlike taşıdığının hep farkında olmuşlardır. çünkü bunlar tebaalarına bağımsız, hatta isyankâr görüşler aşılayabilir.

erich fromm: insanlık için gerçek tehlike, olağanüstü güçlerin şeytan ya da sadist birinin değil, sıradan bir insanın eline geçmesidir.

carl gustav jung: kitleler, içinde bulundukları biçimden yoksun, kaotik ortamı telafi etmek için daima bir "lider" üretirler ve tarihte birçok örneğini gördüğümüz gibi, bu lider sonunda mutlaka kendi şişirilmiş ego algısının kurbanı olur.

martin luther king: insanın, dayanma gücünün sonuna geldiği ve kendisini umutsuzluk ve karanlıktan başka bir şeyin beklemediği adaletsizlik uçurumuna itilmeye artık razı olmadığı bir an gelir.

25.06.2018

kolektif narsisizm

erich fromm

insanlık için gerçek tehlike, olağanüstü güçlerin şeytan ya da sadist birinin değil, sıradan bir insanın eline geçmesidir.

bir toplum, üyelerinin çoğunu ya da büyük bir kesimini yeterince besleyemiyorsa, toplumsal huzursuzluğu önleyebilmek için hastalıklı bir narsisizmle doyum sağlamak zorundadır onlara. ekonomik ve kültürel açıdan yoksul olan insanlar için o topluluğun bir üyesi olmanın verdiği narsist kıvanç tek -ve çoğu zaman çok etkili- bir doyum kaynağıdır. yaşamları kendilerine "ilginç" bir şey getirmediği, ilgilerini geliştirecek olanakları sağlayamadığı için bu insanlar aşırı bir narsisizm geliştirirler.

ekonomik ve kültürel açıdan gelişmemiş -köhnemiş, can çekişen bir toplumun kalıntıları olduğu için- hiçbir gerçekçi gelişme umudu kalmamış olan geri kalmış bir sınıfın tek doyum yolu vardır: kendini dünyada en büyük hayranlığı toplayan topluluk sayarak, aşağı ırk diye damgalanan bir ırksal gruba üstünlük taslayarak kendi imgesini şişirmek. bu geri kalmış toplulukların üyeleri şu duygular içindedir: "yoksul ve kültürsüz olsam da önemli bir kişiyim ben; çünkü bugüne dek dünyanın gördüğü en üst topluluğun üyesiyim."

aşırı narsist bir topluluk kendisini özdeşleştirebileceği bir önder bulmak ister. topluluk, kendi narsisizmini yansıttığı bu öndere hayranlık duyar. aslında birlikte yaşama ve özdeşleşmeden başka bir şey olmayan bu öndere boyun eğme durumu içinde bireyin narsisizmi öndere aktarılır. önder ne denli büyükse onun izleyicileri de o denli büyük olacaktır.

bireysel yapıları yüzünden, özellikle kendilerine hayran olan kişiler önderin peşine takılmaya en yatkın olan kişilerdir. kendisinin büyüklüğüne inanmış ve bu konuda hiçbir kuşkusu olmayan önderin narsisizmi, kendisine boyun eğenlerin narsisizmine son derece çekici gelir. yarı deli önderler çoğu zaman en başarılı olanlardır; ama nesnel yargıdan yoksun olmaları, yenilgi karşısında gösterdikleri öfkeli tepkiler, her şeyi yapabilen bir insan imgesini koruma gereksinmeleri yüzünden bunlar yanlışlara düşerek kendi yıkımlarını hazırlarlar. ne var ki narsist kitlenin isteklerini doyuracak, yetenekli ama yarı psikozlu kişiler her zaman bulunabilir.

topluluk narsisizmini görebilmek bireysel narsisizmi görebilmekten daha zordur. birisinin çıkıp da başkalarına şunları söylediğini düşünelim: "ben ve benim ailem dünyanın en üstün insanlarıyız; bizden temiz, bizden zeki, bizden iyi, bizden dürüst insan yoktur; öteki insanların hepsi pis, aptal, ahlaksız ve sorumsuzdur." pek çok kimse bu insanın kaba, dengesiz, giderek deli olduğunu düşünecektir.

oysa bağnaz bir konuşmacı, kitlenin karşısına çıkıp da "ben" ve "benim ailem" yerine ulus -ya da ırk, din, siyasal parti vb.- koyarak bir konuşma yaparsa ülkesini, tanrı'yı vb. seven bir insan olarak övülecek, değerli bulunacaktır. öte yandan başka uluslardan ve başka dinlerden olanlar, hor görüldükleri için böyle bir konuşmaya kızacaklardır. yüceltilen topluluğun içinde her bireyin kişisel narsisizmi doğrulanacak, milyonlarca kişinin paylaştığı bu yargılar akla uygunmuş gibi görünecektir.

topluluk narsisizmi hastalığıyla ilgili en belirgin, en çok rastlanan belirti, bireysel narsisizmde de görüldüğü gibi nesnelliğin ve akla uygun yargıların bulunmamasıdır. küçük küçük gerçekler bir araya toplanır; oysa bu yolla oluşturulan bütün, yalanlar ve uydurmalarla doludur.

siyasal eylemler narsist bir biçimde kendini yüceltmeden kaynaklandığında nesnelliğin bulunmaması yüzünden büyük yıkımlar doğar. yüzyılımızın ilk yarısında ulusal narsisizmin sonuçlarının en belirgin iki örneğine tanık olduk:

birinci dünya savaşı'ndan yıllar önce fransızlarca benimsenen resmi stratejik öğretide fransız ordusunun ağır toplara ya da çok sayıda makineli tüfeğe gereksinme duymadığı savunuluyordu; fransız askeri fransızlara özgü gözüpeklik ve saldırganlık ruhuyla öylesine doluydu ki düşmanı yenebilmesi için yalnızca süngüsü yeterdi. sonuç binlerce fransız askerinin alman makineli tüfekleriyle biçilmesi oldu; fransızları yenilgiden kurtaran tek şey almanların stratejik planlarındaki bazı yanlışlarla daha sonra yapılan amerikan yardımı olmuştur.

ikinci dünya savaşı'nda da buna benzer bir yanlışı almanlar yapmıştır. aşırı kişisel narsisizmi yüzünden hitler milyonlarca alman'ın topluluk narsisizmini kışkırtmış, almanya'nın gücünü olduğundan çok büyütmüş, yalnızca birleşik amerika'nın gücünü değil -öteki narsist general napoleon gibi- rusya'daki kışın etkisini de küçümsemişti. zeki olmasına karşın hitler gerçekliği nesnel bir gözle göremiyordu; çünkü onun kazanma ve yönetme tutkusu silahların, iklimin gerçekliklerine ağır basıyordu.

topluluk narsisizmi de tıpkı bireysel narsisizm gibi doygunluğa gereksinme duyar. bir düzeyde bu doygunluk insanın kendi topluluğunun üstün, öteki bütün topluluklarınsa aşağı olduğuna ortaklaşa inanmakla sağlanır. dinsel topluluklarda bu doygunluk şu kolay varsayımla kazanılır: "benim topluluğum gerçek tanrı'ya inanan tek topluluktur; bu yüzden tek gerçek tanrı benim tanrım olduğuna göre öteki toplulukların hepsi saptırılmış, inançsız kişilerle doludur."

bununla birlikte narsist bir üstünlük duygusu içinde olan topluluğun karşısında narsist doygunluğun nesnesi olarak kullanılacak küçük, çaresiz bir azınlık yoksa topluluğun narsisizmi kolaylıkla askeri fetihlere kayacaktır; 1914'ten önceki pan-almancılık ve pan-slavcılık fikirlerinde izlenen yol bu olmuştur. her iki durumda da uluslar "seçkin ulus" olma rolünde ötekilere karşı üstünlük duygularıyla doluydular, bu yüzden üstünlüklerini kabul etmeyen uluslara saldırmakta kendilerini haklı görüyorlardı.

topluluk narsisizmi zedelendiği zaman da bireysel narsisizmde de gördüğümüz öfke tepkisiyle karşılaşabiliriz. tarihte topluluk narsisizmi simgelerinin aşağılanmasının deliliğe yakın bir öfke yarattığını gösteren pek çok örnek vardır. bayrağa karşı saygısızlık; tanrı'nın, imparatorun, önderin aşağılanması, savaşın ya da toprağın yitirilmesi -bunların hepsi kitlelerde şiddetli öç alma duyguları uyandırmış, sonunda yeni savaşlara yol açmıştır. zedelenen narsisizm ancak saldırganın ezilmesiyle, narsisizme yöneltilen aşağılamanın ortadan kaldırılmasıyla kurtarılabilir. ister bireysel isterse ulusal olsun öç alma duygusu, çoğu zaman zedelenmiş narsisizmden, bu zedelenmeyi saldırganı ortadan kaldırarak bir anlamda "tedavi etme" gereksinmesinden doğar.

topluluk narsisizminin localar, küçük dinsel mezhepler, "eski okul arkadaşlıkları" vb. gibi küçük toplulukları içeren daha zararsız biçimleri vardır. bunlarda narsisizmin yoğunluğu büyük topluluklara göre az olmasa da narsisizm o denli tehlikeli değildir, çünkü toplulukların gücü sınırlı, bu yüzden de zarar verme olanakları küçüktür.

tam ve kesin denetim altında canlılar yaşamın tek temel niteliğini  -özgürlüğü- yitirirler.

halkın çoğunluğunun akla uygun olarak kabul ettiği şey halkın tümünün değilse bile büyük bir kesiminin kabul ettiği bir şeydir; pek çok insanın gözünde "akla uygunluk" yargısını akıl değil toplumun onayı belirler.

öğrenim, "eğitilmiş" birçok insanı çağdaş topluluk narsisizminin belirtileri olan ulusal, ırksal ve siyasal eylemlere coşkuyla katılmaktan alıkoyamamıştır.

insanın bütünüyle olgunlaşabilmesi için hem bireysel hem de toplumsal narsisizminden kurtulması gerekir.

15.03.2018

umut devrimi

erich fromm 

devrim hiçbir zaman umutsuzluk temeli üzerine kurulmamıştır ve de kurulamaz.

ideolojiler ve kavramlar çekiciliklerini büyük ölçüde yitirdiler. sağ ve sol gibi, komünizm, kapitalizm gibi geleneksel kalıplar anlamlarını yitirdiler. insanlar kendilerine yeni bir yön, yeni bir felsefe, fiziksel ve tinsel açıdan ölümün önemini değil de yaşamın önemini konu alan yeni bir felsefe arayışı içindeler.

hareketsiz durduğumuz an kokuşmaya başlarız.

alfred north whitehead: mantığın işlevi, yaşama sanatını geliştirmektir.

geçmiş tarih boyunca sanatçılar saray dalkavuğu olagelmiştir. hakikati kendine özgü ama toplumsal açıdan kısıtlı sanatsal biçimde sundukları için doğruyu söylemelerine izin verilmiştir.

hırs, insanları belli bir amaca ulaşmaya dürten arzuların ortak özelliğidir. hırstan yoksun bir duyguda insan dürtülmez; edilgin değil, özgür ve etkindir.

siyasal özgürlük, tam anlamıyla insan olma durumunun gelişmesine katkıda bulunduğu ölçüde insan özgürlüğünün bir koşuludur.

karşılanmamış maddesel gereksinimlerin bulunmaması halinde insanla insan arasındaki sorunların, çatışkıların ve trajedilerin bulunmayacağı varsayımı, çocukça bir düştür.

eğitimle seçmenlerin siyasal görüşü arasında çarpıcı bir ilişki vardır. en az bilgilendirilmiş seçmenler daha çok akıl dışı, fanatik çözümlere kaymakta, eğitimli olanlarsa daha gerçekçi ve akılcı çözümlere eğilim göstermektedirler.

insanoğlunun tarihi boyunca yarattığı bütün duygular arasında, yalnızca insan olmanın katışıksız niteliğini yansıtma açısından sevecenliği aşan hiçbir duygu yoktur.

akılcı sevgi, kişi ile bir başka kişi arasında çok yakın ilişki oluşturan, aynı zamanda da onun bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumasına engel olmayan sevgidir.

şimdiki anlamıyla mutluluk, insan varoluşunun doluluğuna eşlik eden bir koşulu değil de yüzeysel bir doymuşluk halini ifade etmektedir. mutluluğun, sevincin yabancılaşmış biçimi olduğu söylenebilir.

aristoteles: olası olmayanın gerçekleşmesi, olasılığın sınırları içindedir.

eğer fikir insanlara seslenebilirse en güçlü silahlardan biri haline gelir. çünkü onlarda heves, adanmışlık yaratır. insan enerjisini artırır ve yönlendirir. önemli olan fikrin bulanık ve genel değil, özgül, aydınlatıcı ve insanın gereksinmelerine uygun olmasıdır.

3.01.2018

bağnazlık

paulo freire

fanatizmle beslenen sekterlik her zaman hadım edicidir. eleştirel bir ruhla beslenen radikalleşme ise daima yaratıcıdır. sekterlik gizemlileştirir ve böylece de yabancılaştırır; radikalleşme eleştirir ve böylece de özgürleştirir. radikalleşme, kişinin seçmiş olduğu tavra artan bir bağlılığı içinde barındırır ve böylelikle somut, nesnel gerçekliği dönüştürme çabasına daha sıkı angaje olmayı getirir. buna karşılık gizemlileştirdiği ve irrasyonel olduğu için sekterlik, gerçekliği sahte -ve bu nedenle değiştirilemez- bir gerçekliğe dönüştürür.

"sadist dürtünün özünde başka bir kişi -ya da öteki canlı varlıklar- üzerinde kesin egemenlik kurmanın getirdiği zevk yatar. aynı düşünceyi, "sadizmin amacı insanı bir nesneye, canlı bir şeyi cansız bir şeye dönüştürmektir" diyerek de dile getirebiliriz; çünkü tam ve kesin denetim altında canlılar yaşamın tek temel niteliğini, özgürlüğü yitirirler." (erich fromm)

insani olmayan hiçbir tarihsel gerçeklik yoktur. yalnız insanlar tarafından yapılan ve - marx'ın belirttiği gibi- karşılığında da insanları biçimlendiren bir tarih vardır. çoğunluklar yalnızca, kendilerine tarihe özneler olarak katılma hakkı tanınmadığı yerde egemenlik altındadır ve yabancılaşır. böylelikle halkın, nesne konumunun yerin özne statüsünü geçirebilmesi -herhangi bir gerçek devrimin hedefi- dönüştürülecek gerçeklik hakkında eylem yapması kadar düşünmesini de gerektirir.

"sadece, kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendini değiştirmesini sağlayan eylem özgür olabilir. özgürlüğün olumlu bir koşulu, gerekliliğin sınırlarının, yaratıcı insani yeteneklerin idrak edilmesidir. özgür bir toplum mücadelesi, sürekli artan ölçüde bireysel özgürlük yaratmadıkça özgür bir toplum mücadelesi değildir." (gajo petrovic)

insan, dünyasını -ki insani bir dünyadır- dönüştürücü emeğiyle yarattığı ölçüde tatmin bulur. o halde, insanın tatmini/kendini gerçekleştirmesi dünyanın gerçekleşmesinden geçer. fakat çalışma dünyasında var olmak tamamen bağımlı, güvensiz ve sürekli tehdit altında olmaksa insanlar tatmin olamazlar. özgür olmayan iş tatmin edici bir uğraş olmaktan çıkar ve insandışılaşmanın aracı haline gelir.

modernleşmeyle gelişmeyi birbirine karıştırmamak önemlidir. "uydu toplum"daki kimi grupları etkileyebilmesine rağmen, modernleşme hemen her zaman yapaydır ve bundan yarar sağlayan da sadece metropol toplumdur. gelişmeksizin sadece modernleşen bir toplum, dış ülkeye bağımlı olmayı sürdürecektir; birazcık, temsili karar yetkisi üstlense bile. bağımlı kaldığı sürece her ülkenin kaderi budur.

entelektüel ve ahlaki niteliklerine büyük değer verdiğim şilili bir rahip recife'de beni ziyaret ettiğinde şunları söylemişti:

"bir arkadaşımla birlikte gecekondularda tarifi imkansız bir sefalet içinde yaşayan çeşitli aileleri görmeye gittiğimiz zaman, onlara böylesi bir hayata nasıl katlanabildiklerini sordum ve hep aynı cevabı aldım: 'elimden ne gelir ki? bu, tanrı'nın takdiri; ben de buna uymak zorundayım.'"

30.11.2017

uzun lafın kısası

gabriel tarde: hayat, yararsızlıktan geçerek imkansızı aramaktır.

judith martin: her içgüdünün peşinden gitsek, şu anda birbirimizi boğazlıyor olurduk.

richard price: güç kadar gözden kaçırılmaması gereken başka bir şey yoktur.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

giorgio agamben: düşlerini gerçekleştirmiş birinden daha sıkıcı bir şey yoktur.


hermann hesse: öbür dünya diye bir şey yok. kurumuş bir ağaç dirilmez hiç, soğuktan donmuş bir kuş bir daha hayata dönemez, ölmüş bir insan da öyle. aramızdan ayrılıp gitti mi, belki bir zaman düşünür, anımsarız kendisini; ama bu da uzun sürmez.

rıfat ılgaz: eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

harold lamb: yanlışı doğrudan sadece bir saç kılı ayırsa bile, yanlış yine de doğru değildir.

rollo may: yaratıcılık, bilinci yoğunlaşmış insanın kendi dünyasıyla karşılaşmasıdır.

françois thual: hiçbir toplum, ister ekonomik olarak ister demokratik olarak kurulmuş olsun, etnik yangının geri dönüşünden muaf değildir.

gertrude stein: yanıt yoktur. yanıt olmayacaktır. yanıt asla olmamıştır. işte yanıt budur.

10.11.2017

patoloji

erich fromm

yalnızca birkaç kişinin açıkça gördüğü bir hayalet dolaşıyor aramızda. şu bildiğimiz komünizm ya da faşizm hayaleti değil bu. yepyeni bir tehlike. tek amacı maddi üretimi ve maddi tüketimi en üst düzeyde gerçekleştirmek olan, bilgisayarlar tarafından yönlendirilen, tümüyle makineleşmiş bir toplum şeklinde kendini gösteren korkunç hayalet.

robert h. davis'in etkileyici bir yazıda dile getirdiği üzere, "elektronikleştirilmiş bir dünya uzun vadede akıl sağlığına rahatsız edici etkilerde bulunur."

toplumumuzdaki en hastalıklı özelliklerden biri de insanı, kendi toplumunun meselelerine, çalıştığı kuruluşa ve hatta daha gizli olmakla birlikte kendi kişisel meselelerine etkin olarak katılma fırsatından yoksun bırakma eğilimidir.

eğer insan edilgin, sıkkın ve duygusuzsa, ve tek yönlü bir mantığa sahipse kaygı, ruh çöküntüsü, kişiliksizleşme, yaşama karşı umursamazlık ve şiddet gibi patolojik belirtiler geliştirir.

insanın gelişmesi için kendi beninin dar duvarlarını, hırsını, bencilliğini, türdeşlerinden ayrı olma durumunu, yani temel yalnızlığını aşması gereklidir.