hüseyin rahmi gürpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hüseyin rahmi gürpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2022

uzun lafın kısası

ayn rand:
insanın bir baloda entelektüel olması gerekmez. yalnızca neşeli olması yeter.

scott adams: ne kadar hızlı hareket edersen et, asla ufuk çizgisine ulaşamazsın.

sorti/monaldi: rahat özgürlük her şeyi barındırır. az ve iyi değerlidir, çok ve kötü olandan.

hüseyin rahmi gürpınar: bu şifa bulmaz manevi hastalıklar, kederler, ağlayışlar sonuna kadar sürecek mi? çünkü bugünkü uygarlık, övündüğü ve görkemiyle dolu olan sinesinden bu sefaletleri kovup çıkaramadı.

frida kahlo: hayatta bazı şeylerin sizi sorgulaması gereklidir. insan kendini o şeylere göre belirler, sonra bir bakar ki ilerliyor.

jose saramago: belki de mutluluk yalnızca budur: deniz, ışık ve baş dönmesi.

richard bach: en büyük öğretmenleri bulun, en zor soruları sorun. size asla "felsefe oku." veya "üniversiteden mezun ol." demezler. söyleyecekleri şudur: "zaten biliyorsun."

marquis de sade: kalpten gelen her şey yanlıştır. ben sadece duyulara inanırım, cinsel arzu ve alışkanlıklara. aradığım, istediğim sadece budur.

arthur koestler: tarihin bize öğrettiği şeylerden biri de şudur: çoğu kez yalanlar gerçeklerden daha çok işe yarar. çünkü insanoğlu miskindir ve gelişme yolunda bir adım atabilmesi için kırk yıl çölde yürümesi gerekir.

thomas hardy: ah, bir zamanlar, evlendiğim adamdan saygı ve sevginin en yükseğini görmezsem yetinemeyeceğimi sanırdım. şimdiyse taş yüreklilik dışında her şeye razıyım.

epikuros: bilge âşık olmaz; cenaze işleriyle de uğraşmaz. bilge hitabet gösterisi yapmayacaktır. bilge evlenmeyecek ve çocuk yapmayacaktır.

william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.

zygmunt bauman: insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

goethe: saf adamcağızlar bilmezler insanın okumayı öğrenmesi için ne kadar çok zaman ve emek ister! ben bu işe 80 yıl harcadım ve ereğime ulaştığımı şimdi bile söyleyemem.

30.03.2022

enver paşa

hüseyin rahmi gürpınar

her insanı, hatta her toplumu hoşlandığı yemle avlarlar. mesele, böyle oltalara tutulmayacak kadar insanlığımızı terbiye edebilmektedir.

bilir misiniz etrafımızda enveri tipine benzeyen ne kadar çok insan vardır. bunlar berikinden daha tehlikelidirler. çünkü enveri budalalığıyla ünlüydü. ötekiler yaradılışça ona benzeyip de akıllı görünenlerdir. üzerlerindeki yaldızı kazıyınca altından mükemmel birer ebulfazl enveri çıkar.

işte bizim, bütün insanların, felaketimizin temeli budur. eğer hakikat böyle olmasa dünyada ne bir napolyon çıkabilirdi ne de kendini türklüğü ve islamiyet'i kurtarmakla görevli bilen enver paşa. kurtarmaya uğraştığı türklüğü büsbütün harap etti. bu zafersiz kahramanın kefenlendirmeden gömdürdüğü insanların hesabını eğer cenabıhak ondan soracaksa aman yarabbi! soramaycaksa şöyle böyle günahları işlemekten hiç korkmayalım.

enver son nefesine kadar kendini pek büyük bir işle müjdelenmiş bildi. üst üste gelen müthiş başarısızlıkları onun kendine güvenini kırdıramadı. siyasi ve askeri maharetinin son iflası felaketinde istanbul'dan adi suçlular gibi kuyruğu kıstırıp kaçtı. hamiyeti onu diğer bir islam beldesine koşturdu.

hiçbir millet ve hükümdarın vermediği, kendi kendine aldığı rütbelerin şereflerini doymak bilmez ruhu için hiçbir vakit yeterli göremedi. yükselmek, bulutların üzerinde taht kurmak istiyordu. talihi ve gücü sayesinde çıkamadığı bu en son makama bir bolşevik kurşunu onu uçurdu.

merhum zannetti ki cihanı yenmek abdülhamit'i korkutmak kadar kolaydır.

20.02.2022

meteor

hüseyin rahmi gürpınar

moda ve yenilik karşıtı bazı yaşlı hanımların gençlere kızıp da "artık pek azdınız. başımıza taş yağacak." demeleri bir bakıma pek yabana atılacak bir söz değildir. gökten üzerimize daima taş dökülüyor. bu gerçek bir durum; fakat bu taş yağmuru dünyada moda değil, belki hiçbir fert mevcut olmadığı zamanlar da devam ediyordu.

büyük büyük gök ve hava olayları ile bu dünyanın ufak tefek gündelik ve bayağı işleri arasında bir münasebet aramak pek gülünç ve saçma bir haldir.

insanların çoğu, kâinatın azametine göre kendi küçüklüklerini, hiçliklerini görebilecek görüş açıklığına ve keskinliğine sahip olmaktan pek uzaktır.

her cani ve melunu cezalandırmak için gökten başına taş düşmesi bir manevi gereklilik olsaydı hiçbir memlekette cinayet mahkemeleri kurmaya lüzum kalmazdı.

insanlığın ortaya çıkışından beri halkın zihninde kökleşmiş böyle efsanelere daha dört günlük sayılan bilimsel hakikatler ve malumatlar üstün gelemiyor. insanlar bu boş zanlardan uzaklaşıp ne kadar az aldanırlarsa insanlık şereflerine o kadar yaklaşmış olurlar.

fakat ne yazık ki, gökten düşen taşların, yıldırımların, cezalandırılması lazım gelen, yok edilmesi gereken vücutlara dokunmayarak insandan, hayvandan birtakım masumları helak ettiği görülüyor.

biz tabiattan bir cüz yani bir parçayız. onun, aklımız erdiğince ve tahsil derecemize göre anlaşılabilir kısımlarını öğrenmeye çalışırsak birçok hatalardan kurtulmuş oluruz. çünkü insanlar her felakete cehaletleri sebebiyle uğramışlar ve hâlâ uğramaktadırlar. insanlık, çocukluk zamanında akıl erdiremediği konularda daima batıl zanlara düşerek işte bundan dolayı ilerleme yolunda gecikmiştir.

28.01.2022

deha

hüseyin rahmi gürpınar

büyük bir eserin yaratılmasında çok defa tesadüfün yardımı olur. fakat bu tesadüf bütün lütufkâr şartlar dahilinde vuku bulmalıdır. bir tarlada tatlı ve kabak karpuzlar yetiştiği gibi her kafa sanata elverişli değildir. ve deha, karpuz gibi alnın ortasına birkaç fiske vurmakla anlaşılmaz. zihin ilk olarak yetenek, ikinci olarak eğitim ve öğretim, üçüncü olarak da heyecan ister. işte böyle hazırlanmış bir kafa, heyecan anında birden parlar. sanat, bütün sinirlerini sarsarak sanatkârın ruhuna nüfuzla sırlarını bir süzgeç gibi onun dimağından dışarıya akıtır. sanat sahasında kendini yaratıcı sanan birçok balkabakları vardır. boileau'nun dediği gibi, "bir ahmak kendi zekasına hayran bırakacak daima kendinden daha ahmağını bulabilir."

her ferde tabiat bir rol oynatır. bu hayat sahnesi üzerinde her insan bir oyuncudur. sanatkâr kendisinin hangi rol için yaratıldığını bilmeli ve bu yeteneğinin sınırları dahilinde mükemmelleşmeye uğraşmalıdır. hepimizde diğerlerinde bulunmayan bize özgü nitelikler ve vasıflar vardır. dahilerin çoğu kendilerinin ne olduklarını buluncaya kadar çok uğraşmışlardır. yetenekleri çerçevesinde kendilerini ilerletecek yolu bulamayarak sanatta ulaşmak istediklerine hasret kalanlar sayılamayacak kadar çoktur.

deha, bitmez tükenmez bir sabır isteyen ve hiçbir güçlük önünde ümitsizliğe kapılmayan bir kuvvettir diyorlar. fakat ne kadar uğraşsa da bir kurbağa öküz kadar şişebilir mi? doğal cüssesini geçmek için ısrarcı olduğu denemelerinin birkaçından sonra la fontaine'in hikâyesindeki hayvan gibi çatlamaz mı? mesele, sanatın gurur sahasında ne kadar şişebileceğimizi bilerek derecemizi aşırıp tehlikeye düşmemektedir.

bir tarife göre deha, bitmez tükenmez bir usanmazlıkla çalışmaya deniyor. eğer sadece usanmazlık ve çalışmak bu vasfı elde etmeye yeterli ise çift süren öküzler en büyük dahilerimizdir.

dostluk

hüseyin rahmi gürpınar

sırf görünüşe bağlı dostluklar çabucak yok olur. kalıcı olanlar içsel münasebetler, samimi sevgilerdir ki bunlar da ilk bakışta ortaya çıkamaz.

dosta en büyük ihtiyacı olanlar çirkinlerdir. onlar bu yoksunluklarını bildiklerinden çirkinliklerini örtmek için ekseriya hünerler, faziletler edinmeye uğraşırlar.

cidden çirkin olanlar bu yaradılış kusurlarını değil herkese, kendilerine bile itiraf edemezler. herkes kendisinin beğenilecek bir tarafını mutlaka bulur. zekâlarıyla öne çıkmış akıl fikir sahibi kimseler bile bu hastalıktan kurtulamıyor. hele kızlar ne kadar yüzce düşkün olsalar kendilerine çirkin dedirtmemek için her sıkıntıyı, her türlü fedakârlığı göze almaktan çekinmezler.

5.11.2021

mazi

hüseyin rahmi gürpınar

hayatımızın kökü mazidedir. mazi olmasa hatıra olmaz. hatıra olmayınca hayat, şimdi yaşadığımız nefes alma saniyesinden ibaret kalır. insan, yalnız maddeten değil manen, fikren de ruhunu mazi ile istikbal arasında çırpındırarak gezintiler yapmak için geniş sahalar ister. fikren kâh geriye döner, kâh ileriye uçar. halin nefes alıp verme saniyesi içine hapsolmak hayat değil ölümdür.

yalnız ebediyet vardır. bunun içinden çıkamayan mahlukat doğmak, yaşamak, ölmek gibi üç devre geçiriyor zannolunuyor. lakin devre birdir. bunu üç gören biziz. yarın doğacaklar bugün mazide beklemiyorlar. şu anda yaşayanlar mazi, istikbal dediğimiz zamanlardan ayrılmış değildirler. yarın ölecekler genel hayattan çıkmıyorlar. doğmak, yaşamak, ölmek aynı hadisedir.

mazisiz, istikbalsiz bir hayatta ne eylem ispatlanabilir ne de ceza mümkündür. eylem var olabilmek için mutlaka bir dün, bir bugün, bir yarın ister.

21.04.2021

hayal

hüseyin rahmi gürpınar

babil kulesi karışıklığı ve dil karmaşası bugünkü hercümercin yanında hiç kalır. herkes başka bir hava çalıyor, başka bir dil söylüyor, başka bir oyun oynuyor. eski kitapların rivayetince bu dil karmaşasından yetmiş iki dil zuhur etmiş. fakat bugünkü bozgunluktan ne çıktığı malum değildir. dinlerden, kanunlardan, filozoflardan, ilimden, fenden ne bekliyorduk, ortaya ne çıktı.


zamanın birikmiş kinleri bütün prensipler üzerine katil bir darbe indirdi. asırlardan beri insanlığın inşasına uğraştığı bu muhteşem binanın her gün bir tarafı çöküyor. ve az vakitte taş taş üzerinde kalmayacak. eski temelin üzerine hiçbir şey kurulamayacak. bir kere deliler tımarhaneden boşandı.

ne olacak? bunu hakkıyla kimse kestiremez. bugün hangi modelin önüne geçip de kendimize bir hayat tarzı, bir idare şekli yontabileceğiz? bugün son derece hüsnüniyetle aransak acaba ortada fazilete örnek olacak bir millet bulabilecek miyiz? cihan yolundan azdı. âlem yörüngesini şaştı.

dünyanın düzelmesi için hiç eskilere benzemeyen yeni zihniyetlerin, yeni prensiplerin, yeni idarelerin kurulması lazım geliyor. bunlar da nasıl olacak? insanlık işte bu meçhulleri halledip keşfedinceye kadar birbirini yiyecek. medeniyet daha uzun müddet gıdasını toptan, tüfekten, kılıçtan, ateşten bekleyecek.

hata ve suistimal yeni değildir. asırlarca işleyen yaranın bugün yakısı kalktı. yaradaki çürüme göründü. asırların biriktirdiği bu zehirli buharı yine asırlar dağıtabilir. binlerce yıl çılgın yaşayan insanları birkaç senenin akıllıca idaresi ıslah edebilir mi? hem de bu akıllıca idare hepimizin hayalinde yalnız bir vehim olarak mevcut. nasıl şeydir? bunu tarif edebilecek kafa henüz yaratılmamıştır. belki de bu söz daima hayal kalacaktır.

15.02.2021

swinger

hüseyin rahmi gürpınar

bir evlilik oluyor. kısa yahut uzun bir süre sonra karı koca birbirinden usanıyor. avrupa'da şimdi bir çeşit boşanma var. ama her usanç doğduğunda boşanmayla işin düzeltilmesine kalkmak da başa çıkar bir iş değil. eğer madam da bu zor gerçekleri anlayabilecek kadar ileri düşünceli ise kurallara samimi bir biçimde uymayı ahmaklara bırakarak kanun üstünde arifane yaşamaktan başka şu dünyada gerçek bir rahatlık olamayacak. bilgin, ukala, kanun koyucular varsınlar her zorluğa karşı bir çare bulmaya uğraşadursunlar. yüzyıllardan şimdiye kadar bu zorlukların kaçını çözmeyi başarmışlar ki şu kısa ömür içinde rahat edebilmek için doğanın gerektirdiğini bırakalım da onların bulabilecekleri çarelere umut bağlayıp bekleyelim.

11.11.2020

insan

hüseyin rahmi gürpınar

meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş.

hemcinslerimizin korktuklarından çok korkmadıkları şeylerden korkunuz ve sakınınız.

biz tabiattan bir cüz yani bir parçayız. onun, aklımız erdiğince ve tahsil derecemize göre anlaşılabilir kısımlarını öğrenmeye çalışırsak birçok hatalardan kurtulmuş oluruz. çünkü insanlar her felakete cehaletleri sebebiyle uğramışlar ve hâlâ uğramaktadırlar. insanlık, çocukluk zamanında akıl erdiremediği konularda daima batıl zanlara düşerek işte bundan dolayı ilerleme yolunda gecikmiştir.

hep sıradan ölümle bitip yeri hendek olacak yaradılışta, hepsi bu arzuda bir alay ahmaktan başka bir şey değiliz.

her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbiri ardına toprağa yatarak yok oluyor. bu değişmez, umumi bir kanun. niçin endişe etmeli? şu dünyada erilen başka ne var? hayat yalan, ölüm hakikat.

23.06.2020

dil

hüseyin rahmi gürpınar

bir milleti ilerleme yolundan geri koyan etkilerden en birincisi dilindeki açıklıktan uzaklıktır. bu kapalılığın en müthişi bazı gerçekleri söyletmemek için edebiyatçıların ve bilginlerin dilinin kekelemeye mahkûm edilmesidir. anlaşılmayan sözlerle beyinler doldurulmaya uğraşıldıkça muhakeme ve zekâ fikri söner, yerlerini ahmaklık ve aptallık alır. herkes okurken ve incelerken ele geçirdiği şeylerin çürüğünü sağlamından ayırmayı başarsa, anladım sandıklarının anlaşılmaz şeyler olduğunu bilse yahut beslemeye hizmet etmeyen sahte mantık yaldızlarıyla örtülmüş saçmalıklar olduğunu fark etse ilerlemeye karşı milletlerin gözlerine perde çeken engellerden en büyüğü ortadan kaldırılmış olur. gerçeklerin kanıtlanmasına açıklık getirmek için icat edilen "mantık" bile yüzyılların gerektirdiği şeylerin kanıtlanmasına alet olmuş ve olmaktadır.

5.05.2020

batı'dan doğu'ya

hüseyin rahmi gürpınar

insan batı'dan doğu'ya geçince maddiyattan maneviyata kadar her şeydeki büyük değişikliklerin birbirinin tersi etkileri arasında kalıyor. bu iki muhit arasında dünyadan ahrete kadar her şey değişiyor. doğulularda her çeşit dünya işine karşı büyük bir kayıtsızlık görüyorum. hayatın sürmesini sağlayacak ilerleme nedenlerinin hiçbirine önem verilmiyor. her şeyde deve yürüyüşünü andırır o eski ihmalkârca gidişten uzaklaşılmıyor. geçmiş ibret ve uyanış bakışıyla görülmüyor. gelecek için zihin harcanması faydasız, adeta günah sayılıyor. türkler avrupa'nın uygar etkilerinin tamamen dışında kalsa, hemen göçebeliğe, insanlığın ilkel haline dönmek için kendilerinde büyük bir heves var.

bunun gerekçesini bazı türklerden sordum. şu cevabı verdiler:

"bu dünya bir misafirhanedir. o sizin tapındığınız altın ve servet adeta kirdir. dünyanın gösterişine kapılmak ahret işlerini unutmak demektir. geçici bir hayat için sonsuz ihmal ise akla uygun değildir. siz frenkler dünyaya taparsınız, biz müslümanlar ahret adamıyız."

bu cevap güzel, lakin doğuluların sözleri eylemlerine uymuyor. bu konuda size küçük fakat etkili bir örnek arz edeyim: ne zaman sur dışına çıksam islam mezarlığını esef edilecek bir hürmetsizlik içinde harap ve terk edilmiş görüyorum. ahrete bağlılık ölüye hürmetle başlar. birçok mezar kovuklarında köpekler yavruluyor. söylemesi insanı korkutacak başka birçok günahlar oluyor. mezarlıkları kuşatan büyük yolların birinden diğerine geçmek için mezarlıklar kestirme yol sayılarak çiğneniyor. atalarınızın kemiklerini, insana ve hayvanlara çiğnetmekten korkmuyorsanız yüzyıllar süren ihmalinizden dolayı devrilmiş, harap ve yıkık yerlerde yatan ve bazıları ayetlerle süslü mezar taşlarını küstahça nasıl tepip geçiyorsunuz?

ahrete, dine karşı gösterdiğiniz hürmet bu mudur? avrupa'ya kadar gitmeyelim. feriköyü'nde, şişli'deki hristiyan mezarlıklarının etrafını kuşatan sağlam duvarları, demir kapıları, temiz, güzel bahçe şeklindeki ağaçları devamlı dikkatle gözlemekle görevli bekçileri görmüyor musunuz? dünyaperestlerle ahreti önemseyenlerin kutsal karargâhlarına bakınız. ölüye, ölüme saygı eseri hangisinde var denilse ne cevap verilecek?

ahrete saygı çalışmakla olur. siz doğulular aslında tembel, uyuşuk adamlarsınız. çalışmamak için her şeye bir özür icat ediyorsunuz. müslümanlık ilerlemeye uygun pek yüce bir dindir. uygarlaşmak için bu yüce dini engel göstermek büyük bir vebaldir. o kadar büyük bir vebaldir ki dine iftira ve bu tembellikte devam ederseniz çekeceğiniz ceza pek ağır olur. bu cezayı, dünyada ilerleyen milletlere çiğnenmek, ahrette de kim bilir nasıl cezalarla çekersiniz.

29.04.2020

portakal

hüseyin rahmi gürpınar

farz ediniz ki bu dünya hacim bakımından bir portakaldır. biz de üzerinde gözle görülemeyecek kadar küçük canlılarız. bu portakalı ya zehirli bir hava içine yahut kızgın bir fırına atıyorlar. biz, yeryüzündeki bütün bu mahluklar, temizlenmek için aleve tutulan bir pilicin hafif tüylerinden daha çabuk ütüleniriz. bütün müneccimler, bütün astronomlar, bütün fen adamları rasathaneleriyle alet ve edevatıyla bir saniyede yok olurlar. ne âlimi kalır, ne cahili, ne zekisi ne de kalın kafalısı. her zor meselee hemcinslerinin zararına kendi selametlerini temine uğraşan akıllılar da ahmaklarla eşit şekilde yok olurlar. artık yaltaklanma, riya, iltimas, hile gibi yalan dolan vasıtaları ve servet kuvveti gibi insanların kısmetli kısmına has olan fırsatlar galiba ilk defa olarak hükümsüz kalır. bütün hayırsever ve büyük insanların, filozofların, sosyalistlerin insanlığın refah ve mutluluğunu temin için hayatları pahasına esisine uğraştıkları "eşitlik" işte o muazzam saniyede ilk ve son defa olarak başarı yüzünü göstermiş olur.

22.04.2020

piyango

hüseyin rahmi gürpınar

halkımız, ciddi girişimler ve büyük çabalar sonucunda servet toplayanların çalışma ve kazanma biçimlerini ve ticari işleri incelemek bile istemez. bu tarafı kendi yaratılışı, yeteneği için kapalı, karanlık, kuşkulu bulur. bu konuda talihini deneme cesaretini gösterebilen kararlı kişiler pek azdır. onlar da hemen çoğunlukla büyük sıkıntılar karşısında apışıp kalırlar. fakat piyango gibi zahmetsiz, havadan gelme ihtimali olan bir serveti duyunca buna külahlarını atarlar. piyango denilen şeyin esasını, bunun kaç yüz bin yahut milyonda bir kişiye isabet ihtimali bulunduğunu incelemezler. şehrimizde ceplerindeki cüzdanları yabancı piyangolarının adeta birer faturasına benzeyen bazı kişiler vardır. bunlar hamburg'un, lyon'un, atina'nın, filadelfiya'nın daha bilmem nerelerin amaçları kuşkulu piyango biletlerine haftada, ayda para yetiştirmeyi iş güç edinmişlerdir. her biletin günü, saati vardır. bu merakta bir adam sarraf sarraf dolaşır. almanya'dan, avusturya'dan mektup, telgraf sorar. ciddi işini terk ederek aldığı numara listelerinde, saatlerce biletlerin rakamlarını araştırır. dört buçuk ayda bir üçte bir hissenin beşte birine çeyrek numara isabet eden ne akıl ermez dolambaçlı hesaplara zihin sardıracağım diye hırsla didinir, çabalr, bunalır. ayda bu uğurda dört beş yüz kuruşu fedadan sonra iki üç ayda bir isabet eden yarım kramiç yahut çeyrek krona, "talihin lütfuna uğradım, kâr ettim." diye sevinir durur.

10.03.2020

ölüm

hüseyin rahmi gürpınar

şu düştüğümüz değersiz insan hayatı içinde ömür devresini tamamıyla geçiren kaç mahluka tesadüf ediyoruz? hayat, sayısız can düşmanına aralıksız karşı koyarak devam edilen pek nazik bir geçittir. etten kemikten yaratılmış şu aciz vücutlarımızın ne kadar zararlı, öldürücü mikroplara yemek olmaya yatkın bulunduğunu, vücut makinesi dediğimiz ve bir saat gibi tıkır tıkır işleyen iç organlarımızın ne kadar ufak arızalarla çalışmayı durdurmak tehlikesinde olduğunu bilsek belki bir an ferah ferah nefes almaya bile korkardık.

bugüne kadar yaptığımız işlerde rehberimiz olan ikiyüzlülüğü, beyhude tesellileri bırakarak geleceği vakti saniyesiyle bize haber veren ölüme yiğitçe kollarımızı açalım. ne evlat anasına babasına, ne velileri evladına, ne hiçbir âşık sevgilisine ağlamaya vakit bulabilecek, hep bir anda "kün fe-yekûn" olacağız. bu kadar yiğitlikler, kahramanlıklar ve hayret edilecek deha eserleri gösteren çok gayretli kimseler de, korkaklar, katiller, zalimler, tahripkârlarla beraber mahvolacaklar.

yeryüzü üzerinde çeşitli iklimleri, bereketli toprağı, suyunun ve havasının hoşluğuyla, eşsiz güzellikleriyle benzersiz olan dünyamız kucak kucak servet, saadet bağışlamak için bize her an kucak açarken biz onun bu sürüp giden büyük şefkatine layık evladı olmak hasletini gösteremedik. daima cehaletle, bağnazlıkla, en çirkin hislerle, düşmanlıklarla birbirimizi yedik.

dünyamız bizi insan mutluluğunun başarı ve zafer doruğuna yükseltmek için bütün tabii kaynakları ve teşvik vasıtalarını daima gözlerimizin önünde bulundurduğu halde biz onun bu vadettiği nimetlere haksızlık ederek adeta nankörlükle karşılık verdik. aynı meşru refahın, aynı insani amaçların, istisnasız kardeşliğin asırlardan beri bencilliğin insanlar arasına koyduğu cahilce, haince farkları söküp atacak hakça eşitliğin hep birlikte hizmetkârı olma faziletini gösteremedik. anlayamadık. insanlık, kardeşlik sevgisinin samimi lezzetini tadamadık. bugüne kadar düşmanca ve dirliksiz yaşadıysak şimdi gerçek kardeşliğin lezzeti damağımızda kalmış olarak ölelim.

bu milyarlarca dünya sakinlerinin, paha biçilmez güzelliklerin, bunca fen ve sanat hazinelerinin matemini tutmak için geride tek canlı kalmayacak. çekim kanunlarını, fizik, kimya esaslarını ortaya koyan ve bunca nazariyeler keşfeden fen adamlarının hep bu ilerleme arzusuna yaraşır çalışmaları bu feci sona varmak için miydi?

bugün dünyamız şifa bulmaz bir derde tutulmuş bir hasta gibi ölüme mahkum. en âlim, en fenne hakim olan, en soylu evladı başı ucunda ümitsizce gözyaşı döküyor. felaketin ağırlığı, büyüklüğü karşısında insan gücü o kadar küçük, o kadar aciz kalıyor ki.. bunu tarif için bir oran, bir ölçü aramak bile çocukluk olur.

hep sıradan ölümle bitip yeri hendek olacak yaradılışta, hepsi bu arzuda bir alay ahmaktan başka bir şey değiliz.

her hazanda birbiri üzerine dökülen ağaç yaprakları gibi insanlar da birbiri ardına toprağa yatarak yok oluyor. bu değişmez, umumi bir kanun. niçin endişe etmeli? şu dünyada erilen başka ne var? hayat yalan, ölüm hakikat.

ölüm ne kadar muhakkak olsa da insan yine bir kurtuluş çaresi aramaktan kendini alamıyor.

ey bu dünyanın seçkin evladı olan âlimler, yazarlar, şairler! aklınıza gelen bunca derin fikrin küllerini kıyamet rüzgârı nereye savuracak? şefkatli anneniz için yazacağınız ağıdı hangi kederli ele terk edeceksiniz? bu kadar medeniyet eserinin mezarı olan bu yanmış dünyaya, göklerdeki meleklerden, birer fatiha hediye etmesini rica için kim bir mezar taşı kitabesi yazacak?

ömrün bu zulüm, saldırı ve sefaletlerini görmedense gençliğin aldatıcı, ilk neşe ve lezzetleri içinde şu dünyadan çekilip gitmek daha bahtiyarlık değil midir?

24.02.2020

milyoner

hüseyin rahmi gürpınar

sen bu akılla, bu saflıkla yaşarsan dünyada refah yüzü göremezsin. onun bunun emellerine, hilelerine hizmetkâr olmaktan kurtulamazsın. çünkü saf adamlar birtakım hilekârları zengin etmek için çalışırlar.

mesela bir bankada en ağır işleri hamal görür. en çok parayı yönetici alır. bir gazete idarehanesinde bütün mesai yazarların üzerindedir. bu zavallıların hepsi birkaç yüz kuruş maaşla imtiyaz sahibinin kasasını doldurmaya uğraşırlar. mesela kalemde sen iki yüz kuruş alıyorsun. mümeyyiz bin beş yüz, müdürün altı bin, nazırın otuz kırk bin alıyor. hepsinin emri altında ezilen, en çok iş gören sensin.

bu memuriyetler onlara tanrı tarafından dağıtılmadı ya! onlar tamahkârlık yaptılar. alt taraflarındaki zavallı hımbılları tekmeleyip ileri geçtiler. hırsızlık sözünü burada tam anlamıyla uygula bakalım! demek ki subaşlarını evvelce çevirenler patlayıncaya kadar susuzluklarını gidersinler. açlıktan ölmemek için kenardan kıyıdan avucunu doldurmak, bir yudum tatmak isteyen nasipsiz sefillere hırsız adı verilsin. sermaye ve akıl sahibi olmayı bir hak sayarak yüzlerce kişiyi çalıştırıp onların mesaisinin semerelerini bir veya birkaç adamın kendi kasalarına indirmeleri devam ettikçe bu dünya düzelmez.

milyonlarca liraya sahip bir adam o kadar serveti nerede kazanmış? dünyadaki mevcut serveti nüfus başına bölersek her ferde büyük bir şey isabet etmiyor. nasıl olmuş da o milyoner, o bir adam binlerce insanı hisselerinden yoksun ederek kendi kasasının erinine yahut imzası altına o kadar serveti toplayabilmiş? bunu kazanç adıyla insanlardan çalmış fakat kazancını dışarıdan görenleri aldatacak biçimde kanuna uydurmuş. hele bu kazancı noktası noktasına tahsil edelim. karşımıza çalınmış büyük bir hırsızlık çıkar.

sonra bu büyük hırsızlar servetlerinin yüzde biri-ikisi oranında fedakârlıklarla okullar, kütüphaneler inşa ettirip insanların saygısına hak iddiasına uğraşıyorlar. ne gülünç komedi!

vicdan sahibi bir adam hiçbir meslekte milyoner olamaz. çünkü az bir tutarın yokluğu yüzünden köşede bucakta can veren zavallıların müthiş sefaletleri, o vicdan sahibini gereğinden çok para biriktirmekten daima yasaklar, adeta iğrendirir. sen asıl hırsızı ceplerinde maymuncuk ve çalık benizle yarı aç yarı tok dolaşan o zavallıları zannetme. insanlığı soyan hırsızın büyüğü işte o milyonerdir.

aletle kapı, kasa açan hırsızlar hayatlarını tehlikeye koyup bir yere giriyorlar. onları tutmaya, dövmeye, yaralamaya hatta öldürmeye yetkilisin. fakat berikileri kanun koruyor. onlar seni, beni çalıştırıyorlar. bize yok gibisinden bir ücret vererek çalışmamızın hakkını elimizden alıyorlar. bunlar için çalışmaya mahkûm olan insanların, bu sermaye sahipleri gözünde boğaz tokluğuna akşamlara kadar dolap çeviren beygirlerden hiç farkları yoktur.

işte o milyonerler benim gibi sivri akıllıları sevmezler. çünkü ben kafadakiler röntgen ışını verilmiş gibi onların içini dışını seyrederler. hakikati bilirler. senin gibi ahmaklar ise "cenab-ı hak ona vermiş, bana vermemiş." sözüyle iki elini böğrüne sokup otururlar.

9.02.2020

doğu'da kadın

hüseyin rahmi gürpınar

doğu'da kadınların yaşadığı sade, tekdüze -üzücü olmasa hemen boş diyeceğim- o hayatı anlamaya uğraştım. ne buldum? sözlerime gücenmeyiniz. tembellik, cehalet, yoksunluk.. yaşayışınızda derin bir acı da var. fakat âdetlerinize çocukluğunuzdan beri alışkın olduğunuz için bu taraf bizim kadar sizce mahsus değildir zannediyorum. siz dünyanın ötesinde her şeyin gizli olduğu bir dünyada yaşıyorsunuz. bütün sevgileriniz, tutkularınız, sevinçleriniz, acılarınız hep örtülü. siz canlı bir bilmecesiniz. o kadar sırla örtülmüş, o derece gölgede yaşıyorsunuz ki ne olduğunuzu kendiniz de bilmiyorsunuz. doğanın, her şeyi aydınlatan güneşi, şu mavi, geniş seması altında açıkta cereyan eder bir haliniz yok. niçin doğadan, ışıktan, gerçekten bu kadar yüz çeviriyor ve korkuyorsunuz?

hayat tarzınızın birbiriyle aynı olması nedeniyle birinizin hayatını anlatmak, hepinizin hikâyesini anlatmak olur.

şeküre hanım kimdi? seksen yıllık ömrünü kafesin çubukları arkasında geçirmiş bir "insan kanarya", namahrem bakışlardan yüzünü saklamak için toplarla kumaş eskitmiş bir örtülü. dünyanın top gibi yuvarlak olduğunu söyleyenlerin bu delice iddialarına kahkahalarla gülen, içtiği suyun kimyevi bileşimini bilmeyen bir fen ve hakikat yoksunu.. iskender'le napolyon'un zaferlerini duymamış, timurlenk'e esir düşen padişahının adını öğrenmemiş bir tarih habersizi.. şiirin güzel ahengiyle kendinden geçmemiş; heyecanlar, taşkınlıklar, coşkunluklar geçirmemiş.. güzel sanatların güzelliği karşısında sarhoş olmamış.. doğanın güzelliklerine tapmayı öğrenmemiş.. insan dehasının olgunluk çiçeklerinden hiçbir haz ve letafet kokusu koklamamış.. ilhama dair ruhu bir şey hissetmemiş.. dünya ufkunu bulunduğu kafesin aralıklarından göründüğü kadar zannetmiş.. kafesi içinde doğan, hapisliğinden habersiz ve güneşin ince bir ışığıyla şevke gelen kanaryanın farkında olmadan neşelenmesi gibi ömrünün baharında yalnız kaderindeki kocasına karşı aşk şarkıları söylemiş.. çiftehanesi (kuş kafesi) içinde evlat yetiştirmeye uğraşmış.. kocasının okşayışlarını ortaklarıyla paylaşmaya, kendi payına az iltifat düştüğü zamanlar ağlamakla yetinmeye alışmış bir kadın..

siz hayatın geçici âdetlerden doğan acılarını gelişigüzel karşılamaya, her belaya boyun eğmeye alışmışsınız. kazaya razı oluyorsunuz. fakat kaza zannettiğiniz şeylerin çoğu hoşgörünüzün ve ihmalinizin sonuçlarıdır. cehalet insanı miskin, bilgi ise güçlü yapar. bir kısım erkeklerinizin sizi cehalet körlüğünde bırakmak istemeleri, üzerinizde olan yersiz üstünlüklerini sonsuza kadar sürdürmek içindir. doğa, erkekle kadını insanın soyuna hizmet etmekle görevlendirmiştir. bu ortak görev yerine getirildikten sonra erkeğin kadından fazla amirane isteklerde bulunması, sırf yaratılıştaki sertlikten ileri gelen bir bencilliktir.

kaderinize karar verenler size basit fakat ağır görevler vermişler. kadınlarda bir onurun varlığı kabul edilmemiş. siz zavallılar hazreti havva'nın yaratılışındaki asaleti bozulmamış en saf, en temiz kızlarısınız. bilginiz, ahlakınız, hayatınız, süsünüze varıncaya kadar her şeyiniz sade, çocukça.. erkeklerinizin elinde telli pullu büyük çocuklarsınız. kadınalrı çocukluk devrinden çıkmamaya mahkûm bir millet nasıl gelişebilir, ilerleyebilir? bütün dünya kadınları adına bu bir hastalıktır. bundan kurtulmaya çalışınız.

analarınızdan gördüğünüzden başka bir terbiye eğitiminiz yok. erkekleriniz sizin için eğitimi gereksiz görüyorlar. böyle cehaletin karanlığında kalışınız kastidir. bu hakikat meydanda iken bazı yeni fikirli erkekleriniz, sizin akıl ve irfan noksanınızla eğlenmekte, evlenmek için frenk kadınlarını tercihte nasıl vicdani bir yetki buluyorlar? kendi kadınlarını hakir görüp yabancı kadınlarıyla evlilikte şeref arayanlar, bu hareketlerini övünme nedeni sayanlar gülünecek, hasta düşünceli insanlardır.

bir anne düşününüz ki elifi görse mertek sanacak kadar kara cahil.. bu bilgisiz annenin nur gibi cevval, zeki, sekiz dokuz yaşında bir oğlu var. okula gidiyor. okumayı öğrenmiş. gazete okuyor, mektup yazıyor. gece çocuk ödevlerini yazarken annesi bir annelik gururuyla yavrucuğunun omuz başından, kalemin kâğıdın beyaz yüzündeki kargacık burgacık gidişine bakıyor. bu siyah siyah çizgilerden, noktacıklardan o bin türlü anlamın nasıl çıktığına hayret ediyor. evladının bu öğrenme çabasını gözlerken gururla gözleri sulanıyor. zavallı anne, sekiz yaşındaki çocuğundan daha cahil. gerçekten ağlanacak durum!

o küçük küçük, siyah kırıntılardan anlam çıkarmak kimse için imkânsız bir başarı olmadığı halde, o bedbaht annenin velileri bu lütfu, bu çabayı kızlarından esirgemişler. eğitimine hiç önem vermemişler. bunun gereğini anlamamışlar. zavallıyı sekiz yaşındaki çocuklardan daha cahil kalmak utancına, felaketine mahkûm bırakmışlar. o çocuk, sekiz yaşındaki o çocuk, annesinin kendinden cahil olduğunu o yaşında öğreniyor. bilgi noksanlığını, muhakemesizliğini, akılsızlığını, saflığını hissediyor. daha o zaman annesini küçümsemeye başlıyor, ona saygısı azalıyor, sözüne itaat kalmıyor.

doğa, hayvanların birçoğunu bile yavrularını cinsine özgü eğitim ve terbiye ile görevlendirmiştir. sekiz yaşındaki çocuğundan daha cahil kalan anne kimin karısı olursa olsun, bu çaresizliğine daima acınır bir zavallıdır. kocası olan paşa, böyle bir kadını, kadınlığını yücelterek ne kadar süslü harem dairelerine kapasa, ne kadar ipeklere, elmaslara boğsa boşunadır. bir çocuk kadar öğretimle, çalışmayla aydınlanmamış, bilim cevherlerinden uzak boş bir beyin üzerine pırlanta çelenk takmak ne haz verir? büyükleriniz, ilerleme için iş hayatında kadınların yardımının gereğini bilmiyorlar. bu konuda kadınların da büyük bir payları vardır. bu önemli durum anlaşılmadıkça ileri gidilemez.

3.02.2020

ebediyet

hüseyin rahmi gürpınar

zaman olarak ebediyete karşı yürümekte yüzyılların dakikalardan farkı yoktur.

korkulacak şey ölüm değil, belki cahilce bir sevda ile temenni edip durduğumuz ebediyettir.

hastalanan bir insan kendini tedavi ile uğraşır. niçin? bir müddet sonra yine hastalanıp ölmek için. insanları düşüncesizlikten düşüncesizliğe sevk eden şey işin sonundaki bu hiçliği terk edememekteki ahmaklıklarıdır.

hayatın mahiyetini tahlil edebilenler ölümü anlamaya en çok yaklaşmış olanlardır.

schopenhauer: insanlar dünyaya nasıl her şeyden habersiz süt emen bir çocuk olarak geliyorlarsa doğanın amacı onları bir yaşın gayesine, yaşlılığın bunama devresine, yani tamamıyla ikinci çocukluğa erdirerek yine öyle hemen habersizce öbür dünyaya göndermektir. fakat hayat o kadar çığrından çıkarılmış, kötüye kullanılmış ki, şimdiki insanların çoğu doğal ömrünün yarısına bile varmadan tekerleniyor.

bu şifa bulmaz manevi hastalıklar, kederler, ağlayışlar sonuna kadar sürecek mi? çünkü bugünkü uygarlık, övündüğü ve görkemiyle dolu olan sinesinden bu sefaletleri kovup çıkaramadı.

"dünyada rahat sadece mezardadır." (arap atasözü)

insanın hayatı için yetmiş yaşı hakikaten dünyadan ahrete bir geçit olsaydı, bu âlem çok karışırdı. kimsenin ömrünün sonunu tayin edememesinde büyük bir hikmet vardır.

mezbahaların yakınındaki çayırlarda süreksiz bir neşe içinde gafletle otlayan koyunlar gibi hayatımızın zevklerinde aptalca bir ölümsüzlük, sonsuzluk düşüncesiyle kendimizi aldatarak sahte zevkler arkasında dolaşıp duruyoruz. sonunda böyle mutlak bir karanlığa varan hayatın gösterişinden tat almak, bunca aşikâr gerçeklere karşı göz yummak.. işte insan zekâsı!..

4.12.2019

kadın

hüseyin rahmi gürpınar

sevildiklerini anlayan kadınlarda sizi daima arzularına boyun eğdirmek isteyen bir manyetizmacı ruhu vardır.

daha dün başkaları önünde asıl isminin söylenmesi büyük bir ayıp, hatta günah sayılan bacı veyahut eş, bugün kısacık püften bir havluya bürünmüş olarak çırılçıplak teklifsizliğiyle meydana çıkıverdi. medeniyetin coşku veren tesiri altındaki bu kabak gibi açılışa içimizde sevinenler, ağlayanlar var.

okuma yazması olmayan bir kadın, karılık bakımından kocasını âlim bir karıdan daha çok memnun ve mutlu edebilir.

kocakarılarda genç kızlara karşı kabarmaya bahane arayan sürekli bir öfke vardır.

kadın kalbinde bazen öyle şımarıklıklar kaynar ki en sevdikleri erkekten en hakaretamiz sözler ve tavırlarla hınç alırlar.

3.09.2019

kız kısmı

hüseyin rahmi gürpınar

bizim memlekette kocayı kız değil, velileri seçer. duygu ve düşünceye gelince kızlarımızın duyguları çok bayağı, düşünceleri ise yok gibidir. "kızı keyfine bırakırsan zurnacıya varır." sözü de işte bunun için söylenmiştir. eğer duygusu ince, düşüncesi olgun bir kocaya düşmek bahtiyarlığına nail olabilirlerse bu iki erdemi kocalarından alırlar.

kız kısmının adı çıkmasındansa canı çıkması hayırlıdır.

zengin kadınların aptal olmaları kocaları için bir mutluluktur. zeki olurlarsa kocalarını adeta bir hizmetkâr gibi kullanırlar.

güzellik, insanı gereksiz birtakım süslenme masrafına yönelten, çoğunlukla birtakım kötülüklere uğratan bir yaratılış belasıdır.

bazı şüphe çeken hareketlerine karşı soru sorulduğu zaman durumu kurtarmak için kadınlarda erkeklere karşı yalan söylemek eğilimi pek fazladır. gerektiğinde yalanları yüzlerine çarpılmaz, daha kötüsü aldatmacalarına inanmakta gaflet gösterilirse bu cesaretleri daha çok artar, açıkça karşı koyacak bir dereceye varır.

16.07.2019

ahlakçı

hüseyin rahmi gürpnar

ahlakçılardan olmak için ahlaksızlığı incelemek gerekir. bir konuyla fazla uğraşmak, insanın o şeyle fazla içli dışlı olmasına yol açacağından, tehlikeli bir bilimsel deney yapanların bazen deney sırasında bilim yoluna kurban gitmeleri gibi, âleme ahlak dersi vereyim derken ahlaksızlık bataklığına düşüp de tâ dibini boylayanlar da görülmemiş değildir.

yunanlılar için ahlakçı sayılan theophrastus'lar, plutarkhos'lar, maksim'ler, romalıların cicero'ları, seneca'ları, marcus aurelius'ları ve daha doğrusunu söylemek gerekirse bizim fransızların dünkü montaigne'leri, rocefoucauld'ları, pascal'ları, la bruyere'leri bugün hayata dönmüş olsalar bunlardan her biri kendi zamanlarında öğrettikleri ahlakın bugün tersine dönmüş olduğunu görerek hayrette kalırlar ve şimdiki ahlakı öğrenmek için de yeniden eğitime başlamak gerektiğini anlayınca buna da belki canları sıkılır.