#okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#okumak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.09.2022

zafer

ahmet hamdi tanpınar

bir gün ankara palas'ta, benden yaşlı ve çok zeki tanınmış bir münevverimizle konuşuyordum. elimde bir kafka vardı. kitabı aldı, elinde evirip çevirdikten sonra yüzünü buruşturdu. benim gibi zeki bir gencin -zekâmı bilmem ama, o zaman hakikaten bana genç denebilirdi- böyle mülevves şeyleri, bu cinsten dejenere muharrirleri okumasını hiç doğru bulmadığını, fakat kabahatin bizde olmadığını, asıl kabahatin bu gibi kitapları memlekete serbestçe sokan hükümette olduğunu söyledi. hayretimden donup kalmıştım. bir lahzada 1923 inkılabından seksen sene evveline, abdülmecit han'ın kitaba ve gazeteye sansür koyduğu devre dönüvermiştik. kendisine düşüncemi söyleyince masasını bana bırakıp gitti. 

hayatta övünebileceğim tek zaferim belki budur. yani kitaptan korkan, düşünceye hat çekmek isteyen bu adamı yanımdan kaçırtmamdır.

5.09.2022

hakim bey

ahmet hamdi tanpınar

1923 yılında erzurum lisesi'nde hoca idim. mektebimizde fransızca ders veren abdülhakim bey adında mısırlı bir hoca vardı. çok çabuk dost olmuştuk. fransızcayı, ingilizceyi iyi biliyor, biraz yağlı, fazla tecvidli olmasına rağmen türkçeyi de mükemmel şekilde konuşuyordu. fransız gramerini iki ayda öğretmek için hususi bir metot bile icat etmişti. bu cinsten icat sahiplerinin çoğu gibi o da garip bir adamdı. sene sonunda imtihanlarda çocukların hakikaten fransız gramerini çok iyi bildiklerini gördük. yalnız bir şey eksikti. fransızca bilmiyorlardı. tek başına metodun kâfi olmadığını ve her icadın icat sayılamayacağını ilk önce o imtihanda öğrendim.

hakim bey, ilk cihan harbinden evvel, mısır'da başlayan milliyetçi talebe hareketlerine iştirak ettiği için memleketini terk etmeye mecbur kalmış ve türkiye'ye gelmişti. harp esnasında hükümet bir müddet kendisinden şüphelenmiş, hatta izmir civarında bir yerde hapis bile edilmişti. sonra serbest bırakılmış, daha sonra da iş vermişlerdi. hapishane hayatını anlatmaktan çok hoşlanıyordu. insanlara ve eşyaya, muayyen ve dar zaviyelerden olsa bile, bakmayı bilenlerdendi. oldukça kuvvetli bir musiki hafızası vardı. hapishane türkülerimizin çoğunu öğrenmişti. fakat çok hususi bir musiki zevkiyle yetiştiği için, arap lahni, söylediği türkülerin çeşnisini hemen bozar, büsbütün başka bir şey yapardı. hakim bey'in bu hususi musiki çeşnisi arapçaya tercüme edilen garp operalarında da kendini aynen gösterirdi. romeo'nun (başa) juliet'in (hanum) olabileceğini onun tegannilerinde, bir evde oturduğumuz zamanlar öğrendim.

hülasa hoşa giden tarafı çok, vefalı bir arkadaştı. yalnız bir kötü huyu vardı. kitabı sevmez ve okumazdı. gramer kitaplarından başka kitabı yoktu. halbuki o yıllar benim okuma hızımın arttığı yıllardı. konforsuz hayatımız, -her şeyimiz ya karyolalarımızın altında ya başlarımızın üstündeki raflarda idi- yalnızlık beni kitaba atmıştı. mektepten çıkar çıkmaz yatağıma uzanır, yeni tanıdığım dostoyevski ile, erzurum'a kadar cebimde getirdiğim baudelaire'i, istanbul'dan bin güçlükle getirttiğim kitapları okurdum. fakat asıl okuduğum bu ikisi idi. fransız şairinin darülfünun'da iken cazibesine kapılmıştım. dostoyevski'yi ise yeni yeni tadıyordum. muazzam bir şeydi bu. her an dünyam değişiyordu. insan ıstırabıyla temasın sıcaklığı her sahifede sanki kabuğumu çatlatacak şekilde beni genişletiyordu. düşüncem adeta bir kaç gece içinde boy atan o mucizeli nebatlara benziyordu. ciltten cilde atladıkça ufkum başkalaşıyor, insanlığa ve hakikatlerine kavuştuğumu sanıyordum.

hakim bey'le bir evde oturduğumuz için günlerimiz beraber geçiyor gibiydi. beni hakikaten seviyordu. bir eski zaman lalası gibi etrafımda dolaşıyor, bin türlü beceriksizliğimi dostluğunun yardımıyla düzeltiyor, hayatımı kolaylaştırıyordu. fakat adamcağız tam bir ıstırap içindeydi. beni bırakıp yalnızca sokağa çıkmaya razı olmadığı için, ben okurken bir avuç içi kadar odamızda, kendisine yeniden yoklanacak kilometrelerce mesafeler icat ediyordu. yorulduğu zaman yatağına uzanır, öğrenilecek lisanın kendisine hiçbir suretle muhtaç olmayan gramer metotları düşünür, yahut da yukarıda bahsettiğim operalarını söylerdi. fakat vaktini ne ile geçirirse geçirsin bir eli daima bana doğru, elimdeki kitabı alıp atmak için uzanmış dururdu. aylarca bu tehdidin altında yaşadım. hâlâ bile üzerimde izi vardır.

hakim bey'in söylediği opera parçaları, bilmem nedense, bana onun shakespeare'i çok sevdiği fikrini vermişti. hem gönlünü almak hem de belki okumaya tekrar başlar da rahat ederim ümidiyle istanbul'dan kendisine hediye etmek üzere bir ingilizce shakespeare getirtmeyi düşündüm. aylarca bekledikten sonra nihayet kitap geldi. büyük sürprizi yapmak için akşamı zor ettim. eve döndüğümüz zaman evvela kendi okuyacağım kitabı çıkardım. sonra da ona shakespeare'i uzattım. hafızası yerinde, anlatacağı hatırayı, bütün teferruatıyla anlatabilen insanlardan olmadığıma şu anda çok müteessirim. çünkü hakim bey'le o anda aramızda geçen sahne hakikaten emsalsizdi.

dostum kitabı, -incil kâğıdına, bir tek ciltte basılmış nüshalardandı- bir müddet ne yapacağını bilmeden elinde evirdi, çevirdi. sonra yüzüme bakarak, hakikaten sevimli bir hayretle "bunu ben ne yapacağım?" diye sordu. gözlerinde bütün bir çocuk masumiyeti vardı. "ben kitap okumam." diyordu. "hele ecnebi dilinde hiç okumam. bana kur'an yeter. zaten hafızım. sonra hafızamda 'muallakat' var. kelam-ı kibar'ın en faydalılarını, hadislerin en sahihlerini biliyorum. ben bu kitabı ne yapayım?" birdenbire karşımdaki adam benim için hakiki bir uçurum olmuştu. hâlâ bile, hakim bey'i korkunç bir boşluk gibi düşündüğüm, gördüğüm olur. kitabı sevmeyen ve korkan adam... tecessüsünü öldürmüş insan...

o günden sonra kitap meselesi daima aramızda bir münakaşa mevzu oldu. hakim bey'i kitaba alıştırmak için değil, sadece kitap düşmanlığının sırrını öğrenmek için. her defasında, şu cevabı aldım: "kitap, bir hakikat için okunur. hakikat ise allah'ın hakikatidir ve kendi kitabındadır. onun dışında insan benliğinin yalanı ve karanlığı vardır. bu karanlık çeşit çeşit şekillere girer ve aslında bizden çıktığı halde, her an bizi yeniden aldatır; dalalete düşürür. kendi yalanımla bile bile neden uğraşayım?" bazen bu müdafaa başka şekiller de alırdı: "arap dili ve edebiyatı kâfi derecede zengindir. garp medeniyeti son sözünü söylüyor. yapıcı kitap orada bulunmaz."

hakim bey'in fikirlerini bir türlü değiştiremedim, ona hatta hiç bir ezeli hakikatin, insani hakikatle yan yana gelmekten zarar duymayacağını dahi anlatamadım. o zihnini, hayatına istikamet veren muayyen bir sistemden ayrı hisle yormak istemiyordu. bununla beraber mutaassıp bir müslüman, hatta namazında, orucunda bir adam bile değildi. hakim bey, kitap düşmanı idi. düşünceyi insan için lüzumsuz, hatta zararlı bulurdu. kafasının bozulmamasını istiyordu. gençliğinde okuduğu şeyleri de bir cemiyetin kefaleti ve vesayeti altında okuması, öğrenmesi lazım olduğu için okumuştu. o, ortalama müslüman şarkın, dinlenmek için aramıza gelip bizi metheden, methede ede anlatan frenklerin hayran oldukları, şarkın bir numunesiydi. böyle olduğu için de huzur içinde, geniş kahkahalarını savurarak, operalarını, hapishane türkülerini söyleyerek, gramer metotları icat ederek yaşıyordu. ömrü bulutsuz bir gökte, bir ebedilik vehmini peşinden sürükleyerek seyrini yapan bir güneş gibi lekesiz ve arızasız geçiyordu. 

hakim bey'i ilk tanıdığım kitap düşmanı olduğu için daima hatırlarım. ilk tanıdığım ve en az kızdığım... çünkü kitabı toptan reddediyordu. ve reddederken de muayyen bir teklifi vardı. başka bir cins insanın peşinde idi. hatta belki de bu insanın, nesli kurumuş bir hayvan gibi günün birinde öleceğine de inanıyordu. zaten meselesi oldukça karışıktı. kitap düşmanlığı, onda, biraz da garp istilasına karşı duyduğu dargınlıktı. ömrünün tek macerasından bu küskünlükle çıkmıştı. garp sanatına, garp tefekkürüne boykot yapıyor. bir deve kuşu gibi kendi zihniyetinin kısır kumlarına başını gömüyordu. bunu yaparken her muhitte yalnız kalacağını biliyor ve söylüyordu. bununla beraber hakim bey halisti, bütündü, çünkü pazarlık yapmıyordu. kitabı ve hatta insanı toptan reddediyordu.

ondan sonra tanıdığım kitap düşmanlarının hemen hiçbiri halis değildiler. hem insanı kabul ediyorlar, hem de düşüncesine bir hat çekmek istiyorlardı. insanı korumaya hakları olmayan noktalarda korumaya çalışıyorlar, yani içlerinde ve dışlarında küçültüyorlardı.

2.07.2022

neden?

botho strauss

bir kamera, bir insanın en intim kopmuşluğuna girer ve bize okuru gösterir. salt okuru ve onun mekanını, kapıları bahçeye açılmış yaz odasını, başka hiçbir şeyi değil. yarım daire kolluksuz deri koltuğunda oturmuş, eğilmiş, bacaklarını çapraz yaparak sıkıştırdığı, dizlerinin arasındaki kitabına yumulmuştur okur. ardından yalnızca onu rahatsız eden bir sinek; okur, satırlardan gözünü kaldırmaksızın onu kovmaya çalışıyor. bunu, daha önce neredeyse yüzü hiç yokmuş gibi okuyan adamın görünürleşen tavrına yönelik çok yakın bir çekim izler. adam arkasına yaslanır, dizlerini açar ve kitabı eline alır. bu ağır ağır, sonunda öylece duran ve son derece yavaş olarak yine gevşeyen büyük açılım! kuşku mimikleri, kenar notu, sıkılmaya başlama. açık kitap ters çevrilerek dize konur. açık teras kapısından, hiçbir şey görmeksizin dışarıya bakış. adam parmaklarını dudağına götürür. bir nefes alır. okumaya devam eder. birden koltuğunda yukarı doğrulur, döner, bir kez daha satırlara bakar: "ne?" kalkar, yazıyı açık olarak oturduğu yere koyar. bir esinti geliverir, sayfaları çevirir. adam çıkar, bahçesine birkaç adım atar, döner, sandalyesine bakar, ellerinin tersini kalçasına dayar, başını sallar: "eğer böyleyse, vay canına!" diye mırıldanır, "eğer bu böyleyse, tanrı seni korusun!"

kitabı kastetmiştir, parmağıyla tehdit eder. sonunda belli ki hileli hesaplı bir düşünceye çatmıştır, abartılı denecek kadar kesin kararlı adımlarla tekrar koltuğa gider. bu gidişi "daha esaslıca yine bir bakalım hele" anlamındadır ve yine oturur, kitabı burnunun önüne getirir, takıldığı noktaya dek sayfaları karıştırır. hiç üstüne alınmaz bir havayla okur. daha o erkekçe aldırmasız yüzünün önünden ancak 2 sayfa geçmiştir ki içinde bir şeyler çökmeye başlar. okuması gözle görülür biçimde daha duraksamalı, mırıltılı ve zayıf olur, boynu ile dizi arasına gömülür adam. ama az sonra sarsılarak keyiflenmeye başlar, acı acı gülmeler gelir, gülme krizi geçiriyor gibi olur, keser, benzi uçar, eli saçlarına gider, birden gövdesini geriye atar, satırlardan gözünü ayırır, ellerini ensesinde kavuşturur, gözü boşluğa dalıp gider, dudakları oynar. gözleri yaşla dolar. sinek, yanağında yeniden belirir. adam hıçkırarak ağlar. "neden?" diye kekeler. "neden bunu yazdın?"

20.02.2022

namus

eduardo galeano

1979'un sonlarında sovyet güçleri afganistan'ı işgal etti. resmi açıklamaya göre işgalin sebebi ülkeyi modernize etmeye çalışan laik hükümeti savunmaktı.

1981 yılında bu konuyla ilgilenen stockholm'deki uluslararası mahkemenin bir üyesiydim. oturumlardan birinde yaşadığım o en önemli anı asla unutmayacağım.

o dönemde freedom fighters, yani özgürlük savaşçıları, şimdiyse teröristler olarak adlandırılan radikal islam'ın temsilcisi, üst düzey bir dini lider tanık kürsüsündeydi. ihtiyar şöyle gürlemişti: "komünistler kızlarımızın namusunu kirlettiler! onlara okuma yazma öğrettiler!"

12.10.2021

kitap endüstrisi

alberto manguel

kitap endüstrisi yalnızca bir dogmayı üretmekle kalmaz, aynı zamanda dışında kalanlara çok küçük bir alan bırakır. kitapçı zincirleri vitrinlerini ve sergileme standlarını en yüksek teklifi verene satarlar, böylece halk, yalnızca yayımcının ücretini ödediği eserleri görebilir. dolayısıyla, çok satan olduğu duyurulan kitapların oluşturduğu yığınlar bir kitap dükkanındaki alanın çoğunu kaplar. her birinin üzerinde, aynen yumurtaların üzerindeki gibi bir "son satış" tarihi vardır ki, bu da üretimin sürekliliğini teminat altına alır. sözümona düşük kültürlü okurları hedef alan genel gazete politikasının baskısı altındaki kitap ekleri, benzer "fast-food" kitaplar için günbegün daha çok alan ayırarak "fast-food" kitapların da modası geçmiş herhangi bir klasik kadar değerli olduğu ya da okurların "iyi" edebiyatın keyfine varacak denli akıllı olmadığı izlenimini yaratırlar. bu son nokta çok mühimdir: endüstri bize aptal olduğumuzu öğretmek zorundadır; zira doğal yollarla aptallık edinmeyiz. aksine, dünyaya zeki, meraklı ve öğrenmeye hevesli varlıklar olarak geliriz. entelektüel ve estetik kabiliyetlerimizi, yaratıcı algımızı ve dil kullanımımızı bireysel ya da kolektif olarak köreltmek ve nihayetinde söndürmek, muazzam bir zaman ve çaba gerektirir.

günümüz yayıncılık endüstrisinin büyük çoğunluğu, engin ve derin kitaplar okumayı teşvik etmek yerine, tek boyutlu nesneler, yüzeyden ibaret olan ve okura keşif imkanı tanımayan kitaplar yaratmaktadır.

formüllere başvurarak yazmayı reddeden sayısız yazar olduğu ve kimisinin bu yolla başarı kazandığı muhakkaktır; ancak bugün büyük yayıncılık şirketleri tarafından üretilen kitapların çoğu, değişmeyen bu endüstriyel modeli izler. okuyan kesimin büyük bir kısmı bu nedenle belli türden bir "konforlu" kitap beklentisinde olacak biçimde eğitilir ve daha da tehlikeli olan, okurların kısa betimlemeler, televizyon dizilerinden kopyalanmış diyaloglar, tanıdık marka isimleri ve dolambaçlı yollar takip eden olay örgüleri peşinde, çetrefilliğe ya da belirsizliğe asla izin vermeyen belli türden "konforlu" okumalara alıştırılmasıdır.

alman felsefeci alex honneth, györgy lukacs tarafından geliştirilen bir terimi kullanarak, bu süreci "şeyleşme" olarak adlandırır. lukacs'ın şeyleşmeden kastı, deneyimler dünyasının, ticari alışveriş kurallarından türetilen tek boyutlu genellemeler vasıtasıyla sömürgeleştirilmesidir. yaratıcı hikayeler dolayımıyla değil, yalnızca, bir şeyin ne kadara mal olduğuna ve bir kimsenin onun için ne kadar ödemek istediğine göre değer ve kimlik biçilmesidir söz konusu olan. bu ticari fetişizm, bilinç de dahil olmak üzere insani faaliyetlerin tümünü kapsar ve insan emeğine ve endüstriyel metalara bir tür aldatıcı özerklik yükler, öyle ki, bizlere onların itaatkar izleyicisi olmak düşer. honneth bu kavramı, öteki'ne, dünyaya ve kendimize dair algılayışlarımızı da kapsayacak biçimde genişletir, diğer bir deyişle, insanları ve var oldukları alanı yaşayan varlıklar olarak değil de tekil kimliklerden yoksun şeyler ya da nicelikler olarak gören bir toplum anlayışını katar kavrama. honneth'e göre bu kavramların en tehlikelisi "kendi kendine -şeyleşme" dir ki bu da iş görüşmeleri, şirket eğitim programları, sanal seks siteleri, role-playing video oyunları gibi türlü faaliyette kendimizi diğerlerine sunma biçimimizde kendini gösterir. ben bunlara, zekamızı yadsıyan ve hak ettiğimiz yegane hikayelerin bizim için önceden sindirilmiş hikayeler olduğuna bizi ikna eden edilgen okuma alışkanlıklarını da ekleyeceğim.

bu edebiyatın her edebi türde örnekleri vardır; duygusal kurmacadan kana susamış gerilim romanlarına, tarihi aşk romanlarından mistik palavralara, gerçek itiraflardan gerçekçi dramaya kadar. "satılabilir" edebiyatı eğlence, dinlence ve meşgalenin, dolayısıyla toplumsal açıdan yüzeysel ve nihayetinde lüzumsuz olanın alanıyla katı bir biçimde sınırlar. gerek yazarları gerekse okurları çocuklaştırır; ilkini yaratımlarının daha iyi bilen biri tarafından hale yola sokulması gerektiğine inandırır; diğerini ise daha zekice ve karmaşık anlatılar okuyacak denli akıllı olmadığına ikna eder. bugünün kitap endüstrisinde, hedef kitle ne kadar geniş olursa, yazardan da o kadar itaatkar bir biçimde, basit olgusal ve dilbilgisel düzeltmeler kadar olay örgüsü, karakter, mekan ve başlık değişikliklerine de karar verme gücüne sahip editörlerin ve kitap satıcılarının (son zamanlarda aynı zamanda edebiyat ajanslarının) talimatlarına uyması beklenir. bununla birlikte, bir zamanlar anlaşılması güç ya da akademik olarak değil de yalnızca zekice olarak nitelenen kitaplar bugünlerde esasen üniversite yayınevleri ve mucizevi bütçeleri olan küçük firmalar tarafından yayımlanıyor. aldous huxley'nin 1932 tarihli romanı brave new world'deki denetimci, bu taktikleri kısa ve öz bir biçimde şöyle açıklar: "bu, istikrar uğruna ödememiz gereken bir bedeldir. mutluluk ve yaygın deyişiyle yüksek sanat arasında bir seçim yapmak zorundasın. biz yüksek sanatı feda ettik."

6.08.2021

kütüphane

jean-claude carriere / umberto eco

eco: evinize ilk defa gelen, heybetli kütüphanenizi görüp de size, "hepsini okudunuz mu?" diye sormaktan daha iyi bir şey bulamayan birine dostlarımdan biri şöyle cevap verirdi: "daha fazlasını beyefendi, daha fazlasını." kendi adıma, iki cevabım var. ilki: "hayır. bu kitaplar yalnızca önümüzdeki hafta okumam gerekenler. okumuş olduklarım üniversitede." ikinci cevap da şu: "bu kitapların hiçbirini okumadım. yoksa niye tutayım ki?"

carriere: muhtemelen her birimizde, randevumuz olan kitapları bir kenara ayırma, bir yerlere koyma fikri vardır; onlarla buluşacağızdır ama ileride, çok ileride, hatta belki başka bir hayatta. son saatlerinin gelip çattığını anladıklarında, proust'u hala okumadıklarını fark eden o ölüm döşeğindeki insanların sızlanması korkunçtur.

eco: kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir. bir kere icat ettikten sonra daha iyisini yapamazsınız. belki bileşimine giren unsurlar gelişim gösterecektir, belki sayfaları kağıttan olmayacaktır artık; fakat neyse o olarak kalacaktır.

carriere: kütüphanecilik anlayışına egemen olan yanlış düşüncelerden biri de şudur: bir kişinin kitaplığa, adını bildiği bir kitabı aramak üzere gittiği düşünülür. gerçekten de çoğu kez, kitaplığa adını bildiğimiz bir kitabı aramak üzere gideriz; ama kitaplığın temel işlevi, o ana dek varlığını aklımızdan bile geçirmediğimiz, bununla birlikte bizim için çok büyük önemi bulunduğunu gördüğümüz kitaplar keşfetmektir.

eco: kitaplık kocaman bir labirenttir. dünya labirentinin simgesi içine girersin; ama dışarı çıkıp çıkamayacağını bilmezsin. her kül tapınağının sütunlarından içeri girmemeli.

carriere: kim bilir değerli nice belge, nadir nice kitap sırf dalgınlık, dikkatsizlik, ihmal yüzünden yok olmaya terk edilmiştir. ihmalkarlar, yok edicilerden daha çok zarar vermişlerdir belki de.

26.06.2021

kitap düşmanlığı

pınar kür

"son yüzyılda kitapları yasaklamak, yakmak, yazarları öldürmek, hapse atmak, onları vatan haini ilan edip sürgüne yollamak, basında hep bir ağızdan yazarları aşağılamak türk kültürünü zenginleştirmedi, tam tersine fakirleştirdi. devletin yazar ve kitap cezalandırma alışkanlığı hala devam ediyor." (orhan pamuk)

okuma eyleminin insan muhayyilesini, düşünme ve kendi başına karar verme yetilerini geliştirdiği bilinen bir gerçektir. öte yandan, hayal gücü kıt, düşünme ve karar verme yeteneği zayıf kişilerden oluşmuş bir toplumun ilerleyemeyeceği, bir koyun sürüsü kadar kolay yönetileceği de bir başka gerçektir.

düşünce özgürlüğünü bir kavram olarak bile ortadan kaldırmanın en iyi yolu, düşünmeyi bilmeyen kuşaklar yetiştirmektir. işte bu yönden, bir süredir, bu ülkede okuyan, bağımsız düşünebilen insanların sayısını azaltmaya, gittikçe yok etmeye yönelik bir kültür politikası güdülmektedir. toplumu, yalnızca boğazını düşünen bir koyun sürüsüne dönüştürme amacıyla izlenen bu politikanın yöntemlerinden biri de, kitap düşmanlığı ve okuma korkusu yaratmak; yazarı, sanatçıyı, okuru yıldırmaktır.

"papazın karısı", "doymayan bakire", "çılgın kolejliler" ve benzeri, yabancı dilden çevrilmiş ve gerçekten cinsel istekleri kamçılamak amacıyla yazılmış bir sürü kitap piyasada rahatça satılırken benim çok başka mesajlar taşıyan ve edebi değeri yurt içinde ve yurt dışında kabul edilmiş iki önemli romanımın birden imhasının istenmesi, asıl amacın politik olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. sürdürülen bu politikanın gerisinde yatan ölümcül zihniyetin seçtiği örnek kurbanlardan biri de benim; ama sonuçta asıl hedeflenen kurban, türk halkıdır.

4.05.2021

ideal okur

alberto manguel

ideal okur, romanın ana karakteridir.

ideal okur, kelimeler sayfanın üstünde bir araya gelmeden hemen önceki yazardır. 

ideal okur kitabın karakterlerinden birine aşık olma yetisine sahiptir. 

ideal okur tarih hatasıyla, belgesel hakikatlerle, tarihi doğrulukla, topoğrafik kesinlikle ilgilenmez. 

ideal okur, yazardan daha zekidir ama bunu yazarın aleyhine kullanmaz. 

ideal okur metni altüst eder. yazarın söylediğini olduğu gibi kabul etmez. 

ideal okur sözlük kullanmayı sever.

ideal okur, biriktiren bir okurdur. bir kitabın her okunuşu, anlatının anısına yeni bir katman ekler. 

ideal okur bütün edebiyatı anonimmiş gibi okur. 

bir kitabı kapattığında ideal okur, onu okumasa dünyanın daha yoksul olacağı duygusuna kapılır.

ideal okur, bir yazarın bir akşamı şarap içerek birlikte geçirmeye karşı çıkmayacağı biridir.

vladimir nabokov: iyi bir okur, önemli bir okur, aktif ve yaratıcı bir okur, yeniden okuyan bir okurdur.

sayfanın kenarına yazmak, ideal okurun bir işaretidir.

sivil itaatsizliği savunduğunu düşündüğü için don quijote'yi yasaklayan pinochet, o kitabın ideal okuruydu.

goethe: üç tür okur vardır. bir, yargılamaksızın keyfini çıkaran; üç, keyfini çıkarmadan yargılayan; iki, keyif alırken yargılayan ve yargılarken keyif alan. sonuncu sınıf, hakikaten bir sanat eserini yeniden üretir; üyeleri fazla değildir.

ideal okur, bret easton ellis'in yazdıklarıyla ilgilenmez.

ideal okur çevirmendir, metni teşrih edebilir, derisini soyabilir, iliğine kadar dilimler, her arter ve damarı izler ve sonra da tamamen yeni, duyarlı bir varlığı ayakları üstüne kaldırır. ideal okur tahnitçi değildir. 

emerson: insan iyi okumak için mucit olmalı. 

werther'i okuduktan sonra intihar eden okurlar ideal değil, sadece duygusal okurlardı. ideal okur ender olarak duygusal olur.

her ideal okur çağrışımsal bir okurdur ve sanki bütün kitaplar yaşı olmayan, verimli bir yazarın kitabıymış gibi okur kitapları.

3.05.2021

okumak

nâzım hikmet

ışıkları, boyaları, gölgeleri, kımıldanışlarıyla gözün önünde alabildiğine uzayan bir tabiat parçasına göz doyabilir.

derinlikleri, yükselişleri, kıvrılışları, felsefesi ve yapısıyla bir senfoni ancak bir buçuk saat dinlenir.

kabartıları, göçüntüleri, hareketi ve kompozisyonuyla bir tablonun önünde durabileceğiniz vaktin sınırı o kadar da alabildiğine geniş değildir.

oysaki bir kitap, bütün ışıkları, gölgeleri, derinlikleri, kımıldanışı, akışı ve tezatlarıyla tabiatı, sosyeteyi, insanı sayfalarının aynasında, bir tabiat parçası, bir senfoni ve tablo gibi aksettiren hakiki bir kitap, üstünden baş kaldırmaksızın saatlerce okunabilir. okumak, görmeyi, işitmeyi, duymayı ve düşünmeyi birleştiren bir nesnedir.

eğer bu en büyük tadı bugün yığınlarla insanlar duymuyor ve çok defa duyamıyorlarsa, bunu o insanların özlerinde değil, onların içinde yaşadıkları sosyal şartlarda aramak gerekir.

20.04.2021

erotik edebiyat

boris vian

yetişkinler müstehcen edebiyata, uzlaşmaların ezici gücünü yatıştırma faktörü olarak tıpkı çocukların peri masallarına gereksinim duyduğu gibi gereksinim duyarlar.

müstehcenlik hiçbir kitapta bulunmaz, hiçbir resimde yoktur; ona bakan ve onu okuyanın bir zihinsel niteliğinden başka bir şey değildir. erotik edebiyat yalnızca erotizm düşkününün zihnindedir.

yazarın okuru etkilemesini sağlayan yargı güçlerinin en etkili olanlarından biri de hiç kuşkusuz okura fizik düzlemde bir duygu yaşatmaktır. çünkü açık seçik görünen o ki bir metne fizik olarak koşullandığında, yalnızca beyin ucuyla ve dalgınca algılanabilen tamamen manevi bir spekülasyondan daha zor olur o metinden kopmak.

berbat, kötünün düşmanıdır. bir cinayetin anlatıldığı metin bizi sıkıntıya sokabilir. bir yatma sahnesinden bir ayrıntı bazı arzularımızın uyanmasına neden olabilir ama yüz bin yatma sahnesi veya yüz bin işkence, bize bitkinlik ya da tiksintiden başka bir şey vermez.

ne okumanız ve ne okumamanız gerektiğine karar veren ikiyüzlüler, yobazlar ve diğer psikopatlarla yıllarca süren savaştan sonra, theodore schroeder'a göre, hesaba katılan, kitabın esas niteliği değildir. hesaba katılan, -müstehcen olarak nitelendiğinde- geleceğin sorunsal bir anında, bu kitabı varsayımsal olarak okuyabilecek varsayımsal bir kişi üzerindeki varsayımsal etkisidir.

söylemek gerekir baylar bayanlar
aşınmaz değildir kamışın derisi

şaraplar masaya konulduklarında ayyaşları aşırı uyarır ama yetingen insanı bir hayli sakinleştirir. aynı şekilde, bu tür okumalar belki de bozuk bir hayal gücünü ayağa kaldırır; ama namuslu ve yetingen bir zihnin üzerinde hiçbir etki yapmaz.

erkek, dişi, eşek ya da bal kabağı
bu akşam düzeceğim her şeyi arkadan

sarışın bir kadınla aşk yapmak.. elbette iyi.. ama hiç siyahları denediniz mi? kim cesaret edecek buna? ya da: güzel bir kadınla yatmak.. evet evet.. ama çirkin bir kadınla yatmanın ne demek olduğunu biliyor musunuz?

oysa bazen yarık incirlerinizin taze sütü içinde kalkmaktan
koyu uçlu memelerinizi dişlerimizin arasına alıp ezmekten
karanlık köşelerinizi yumuşak ellerimizle ayırmaktan
ve dilimizi vajinanızın çukuruna sokmaktan hoşlanırdık bizler

mademki aşk, her şeye karşın, sağlıklı insanların çoğunluğunun ilgi merkezidir; devletçe de engellenmekte ve tıkanmaktadır. erotik edebiyatın, devrimci hareketin bugünkü tarzı olmasına şaşırmayız biz de!

erotik kitapları okumak, onları tanıtmak, yazmak; yarının dünyasını hazırlamak ve gerçek devrime doğru yol açmak demektir.

11.02.2021

okuma listesi

sevan nişanyan

dünya tarihi

1.  edward gibbon, decline and fall of the roman empire, 1786. ingiliz dilinin gelmiş geçmiş en büyük şaheseridir. ahlaki-siyasi bilgelik, olgusal titizlik ve anlatım ihtişamı sahalarında rakipsizdir. çeviriden okumak yazık. 2700 sayfa.

2.  charles mackay, extraordinary popular delusions and the madness of crowds, 1852. tarih boyunca büyük kitlesel isteri krizleri ve kamusal aklın çöktüğü anlar. south sea bubble, lale çılgınlığı, cadı avı, haçlı seferleri, modern peygamberler vs. 

3.  adam zamoyski, holy madness: romantics, patriots and revolutionaries 1776-1871, 1999. 19. yüzyılda dinin bıraktığı boşlukta palazlanan devrimci-seküler ulus dinine dair, çarpıcı bir ufuk turu.

4.  tom holland, rubicon. bundan önce mutlaka titus livius, veya roma cumhuriyetine dair klasik tipte bir kitap okumuş olmak lazım. holland "resmi tarihin" altındaki siyasi gerçekliği büyük ustalıkla deşiyor. 

5.  jared diamond, collapse: how societies choose to fail or survive, 2005. hiç umulmadık bir bakış açısından dünya tarihi. çöken toplumlar neden ve nasıl çöktü? aynı yazardan guns, germs and steel. uygarlıklar neden gelişir? neden kolomb amerikayı fethetti de aztekler avrupayı fethetmedi? 

6.  mark mazower, salonica: city of ghosts. türkçesi de var. son derece insancıl, derinlemesine bir kent tarihi. milliyetçiliğin zararlarına dair bir klasik. aynı yazardan the balkans: a short history, 2000. kısa, öz, doğru perspektif. 

7.  anna funder, stasiland: stories from behind the berlin wall, 2002. sosyalist doğu almanya'dan insan hikâyeleri. ürpertici. 

8.  felipe fernandez-armesto, millennium, 1995. ms 1000 yılında dünyanın tarihçesi. biraz verbose, ama anormal çok şey öğreniyor insan. aynı yazardan, truth: a history, 1997. sıradışı bir bakış açısından felsefe tarihi. iyi. 

9.  bernard lewis, the muslim discovery of the west. islam dünyasının batı ile başa çıkamayarak batağa saplanmasının hikâyesi. lewis şarkçı/islamcı/üçüncü dünyacı klişelerin acımasız avcısıdır. tüm kitapları okumaya değer. what went wrong, 2002, yukarıdakinin biraz basitleştirilmiş özeti. the multiple ıdentities of the middle east, ortadoğuda kimlik sorununa dair esaslı analiz. race and slavery in the middle east, islam dünyasında ırkçılık ve köleliğe dair, tokat gibi. 

10. niall ferguson, the ascent of money, 2008. para ekonomisinin tarihi. ferguson cilası fazla olan tarihçilerdendir, beni sinir eder, ama konu ilginç. belki hiçbir şey bilmiyordum ondan. yine aynı yazardan, empire: how britain made the modern world, 2003. ingiliz imparatorluğuna tarafsız bir bakış denemesi, ne övgü, ne sövgü. bestseller olmaya çalışmasaydı daha iyi bir kitap olabilirdi. 

11. norman davies, vanished kingdoms: the history of half-forgotten europe, 2011. avrupa tarihinde adı sanı unutulmuş 15 devletin hikâyesi. bazıları zayıf, ama strathclyde krallığı ya da tolosa vizigot devleti hakkında başka nerede bilgi bulacaksın? 

12. ervand aprahamian, a history of modern ıran, 2008. ülkeyi derinlemesine bilen ve seven bir tarihçiden, her türlü klişeden uzak, sağlam ve güzel anlatımlı bir tarih. 

13. carl schorske, fin-de-siècle vienna, 1983. modern çağın viyana'da doğumu, 20. yüzyıl başı. derin ve özgün bir kitap. 

felsefe, din, teori 

1. c. s. lewis, studies in words. ilk basım 1960. mütevazı kisve altında, medeniyet tarihinin birkaç temel kavramının derinlemesine analizi. şaşırtıcı. 

2. karl popper, objective knowledge: an evolutionary approach, 1972. özellikle ilk makalesi, conjectural knowledge, my solution to the problem of ınduction. 20. yüzyılın herhalde en önemli felsefi devrimi. daha derine inmek isteyenler için the logic of scientific discovery (1935), ağırdır. 

3. allan bloom, the closing of the american mind. eğitimde liberalizme karşı güçlü ve tutarlı bir polemik. 

4. robert wright, the evolution of god, 2009. "tanrı" kavramının evrimine dair, son derece akılcı, geniş açılı, kuvvetli ve beliğ bir tarih. 

5. christopher hitchens, ed., the portable atheist: essential readings for the nonbeliever, 2007. anti-dinci düşüncenin öncülerinden elli kadar kuvvetli polemik yazısı. bazıları şaheser. 

6. pascal boyer, religion explained: the evolutionary origins of religious thought, 2001. bir antropologun bakış açısından, din konusunda son yılların en önemli eseri. 

7. william james, the varieties of religious experience, 1902. dini inancın psikolojik ve patolojik kökenlerine dair, çağ değiştiren bir klasik. 

8. john vincent, history, 1995. tarihçilik mesleği ve teorisi konusunda bugüne dek okuduğum en iyi metin. keskin zekâ, berrak kafa. çok "ingiliz". 

dilbilim 

1. john mcwhorter, the power of babel. dillerin evrimine dair, parıltılı zekâ mahsulü, okuması kolay. çok beğenirseniz aynı yazardan our magnificent bastard tongue; ingilizcenin tarihine put kırıcı bir yaklaşım. 

2. j.l. trask: why do languages change? karşılaştırmalı dilbilime giriş. kısa, öz, son derece anlaşılır dille yazılmış, teorik altyapısı sağlam bir eser. 

3. nicholas ostler, empires of the word. imparatorluk dillerinin yükseliş ve düşüşü: yunanca, latince, sanskrit, arapça, portekizce, ingilizce. ostler heyecansız bir yazar, ama konu zengin. 

4. bill bryson, made in america: an ınformal history of the english language in the united states, 1994. son derece keyifli bir kültür tarihi. kolay okunur, müthiş bilgilendirici. aynı yazardan at home: a short history of private life, gündelik nesne ve kurumların tarihine dair, çok eğlenceli. 

5. winfred lehmann, theoretical bases of ındo-european linguistics, 1993. hintavrupa araştırmalarının 200 yıllık tarihine dair en kapsamlı özet. hayli teorik, zor, ama değer. 

6. steven pinker, the language ınstinct, 1994. adam gıcık, şovcu, ama son 30 yılın en etkili kitaplarından biri. dil olgusuna biyolojik/evrimci açıdan bakış. 

7. hermann hirt, etymologie der neuhochdeutschen sprache, 1920. ders kitabı, ama bu kadar mı mükemmel olabilir. almanca. 

biyografi 

1. maxime rodinson, muhammad. marksist ve sekülarist bir yahudiden, alabildiğine soğukkanlı, objektif, belki haddinden fazla "saygılı" bir yaşam öyküsü. mevcutların en iyisi. 

2. ernest renan, vie de jésus, 1863. (ing life of jesus; türkçesi de var). geleneksel dinin inandırıcılığını yitirdiği bir çağda, isa'yı iyi bir adam ve ahlak filozofu olarak anlama denemesi. etkileyici bir anlatıdır, ama son yıllarda okuduğum eleştirel incil analizleri (ör: bart ehrman, jesus ınterrupted) daha sarsıcı. 

3. g. ı. gurdjieff, encounters with remarkable men, 1963. gürciyef esoterikçi ve mistiktir, ama gençliğinde karşılaştığı sıra dışı insanlara dair kitabı olağanüstü bir gözlem gücü ve ruh zenginliği yansıtır. türkçe çevirisi var. 

4. takuhi tovmasyan, sofranız şen olsun: ninelerimin mutfağından damağımda, aklımda kalanlar 2005. anı artı tarih artı yemek kitabı. tadından yenmez. 

5. fethiye çetin, anneannem, 2004. türklüğün perde arkasını aralayan müthiş bir "keşif" öyküsü. baskın oran'ın yayımladığı, m. k. adlı çocuğun tehcir anıları'nı (2008) bunun peşinden okumak lazım. 

6. kenize mourad, de la part de la princesse morte, 1989. türkçesi saraydan sürgüne, isis y. 1990. v. murad soyundan bir osmanlı prensesinin anıları. trajik, duygulu. ali vasıb efendi, bir şehzadenin anıları (2007), yine osmanlı hanedan mensuplarının sürgünü hakkında, farklı bir perspektif. köksüzlüklerini ve çaresizliklerini bunda daha iyi hissettim sanki. 

7. william manchester, the last lion, 1989. churchill'in yaşam öyküsü, iki cilt, 1800 küsur sayfa. manchester vasat bir anlatıcı, ama konu muhteşem. churchill'i bilmeden 20. yüzyılı anlamak mümkün değil. 

8. katherine frank, ındira: the life of ındira n. gandhi, 2002. zeki, duygulu ve dürüst bir kadının iktidarda körleşmesinin hikâyesi. 560 sayfayı nefes almadan okumuştum. 

9. tuba çandar, hrant (2010). etkileyici bir adamın etkileyici bir şekilde anlatılmış hikâyesi.

yabancı roman 

1. benjamin constant, adolphe. bunu ta eskiden okumuştum. ama beş senede bir gene okurum. mücevherdir. 

2. flaubert, l'education sentimentale. "duyguların eğitimi" diye çevirmek gerek. madame bovary'den daha geniş ufuklu ve daha acımasız bence. bunu da bin sene önce okumuştum, geçen sene baştan okudum. hiç eskimemiş. türkçesi varmış. 

3. gore vidal, herhangi iki romanı. creation mutlaka olmalı, diğeri julian veya empireolabilir. iktidarın ve siyasetin ruhunu daha iyi bilen ve anlatan kimse yok. 

4. mario vargas llosa, conversation in the cathedral. gelmiş geçmiş en müthiş roman sıralamasında bence başa oynar. beş defa baştan okutturan cinsten. daha okuyayım derseniz la ciudad et los perros iyidir (kent ve köpekler adıyla başarılı türkçe çevirisi var). the war of the end of the world, 19. yüzyıl sonunda brezilyada zuhur eden bir dini önder hakkında, olağanüstü. türkçesi yok. la casa verde, biraz katedral gibi, ama daha zayıf (yeşil ev adıyla türkçesi var, bakmadım ama). son dönem romanları o kadar başarılı değil. 

5. gabriel garcia marques, yüz yıllık yalnızlık. kolombiya'da bir ailenin destanı. şiirsel. 

6. arundhati roy, the god of small things. güney hindistan'da azınlık olmak. 

7. p. g. wodehouse, herhangi üç romanı. edebî komedinin zirvesidir. özellikle blandings ve lord emsworth'lu olanlar mücevherdir. ben 20 tane filan okudum. 

8. evelyn waugh, black mischief. ingiliz aristokrat mizahının uç noktası. donuna işetir.scoop da iyidir. 

9. irfan orga, bir türk ailesinin romanı. şaşırtıcı ölçüde güzel, trajik, içten. aslı ingilizcedir, ama türkçe çevirisi iyi. 

türk romanı 

1. latife tekin, sevgili arsız ölüm. gabriel garcia'nın türkiye versiyonu. unutulmayacak kadar sevimli ve insancıl, ışıklı. keşki başka kitap yazmasaydı. 

2. metin kaçan, ağır roman. dil ve içerik açısından muhteşem. keşki filmi yapılıp ayağa düşürülmeseydi. 

3. perihan mağden, iki genç kızın romanı, 2002. çökertici. mağden açık farkla modern türkçenin en büyük üslupçusu bence. abartılı duyarlılığı bu sayede tahammül sınırında kalıyor. ali ile ramazan (2010) da güzel. sevmişken yıldız yaralanması (2012) da okunur. 

4. murat menteş, dublörün dilemması, 2005. manyak. 

türkiye tarihi 

1. ibnülemin mahmut kemal, son sadrazamlar. 3000 küsur sayfa, ağdalı osmanlıca. açık farkla, yirminci yüzyılda yazılmış en iyi türkçe kitaptır. beş defa baştan okumaya değer. son devir osmanlı tarihi hakkında başka kitaba gerek yok. 

2. mete tunçay, türkiye'de tek parti rejiminin kuruluşu. titiz tariihçilik. kendi çağında devrimci bir çalışmaydı, pek çok başkalarına yol gösterdi. 

3. samet ağaoğlu, babamın arkadaşları. cumhuriyet'in kurucu kuşağına dair, son derece rafine ve duyarlı bir gözlemci. edebi bir başyapıt. 

4. taner akçam, türk ulusal kimliği ve ermeni sorunu (1992) ile başlayarak, ermeni soykırımına dair tüm kitapları. ermeni sorunu hallolunmuştur () çok iyi. tehcir ve taktil: divan-ı harb-i örf, zabıtları (2009) daha belgesel. 

5. philip mansel, constantinople: city of the world's desire, 1995. piyasadaki en iyi istanbul tarihi. alışık olduğumuz klişelerin dışında, dışarıdan bir bakış. türkçe çevirisi var. 55b. erich jan zürcher, modernleşen türkiye'nin tarihi. kısa, dengeli ve demokrat perspektifli. lewis gibi demokrasiyi "ilerleme"ye satmıyor. shaw gibi milli ideoloji şakşakçılığı yapmıyor. 

6. heath lowry, trabzon şehrinin islamlaşma ve türkleşmesi, 1461-1583. "dönmelik" olgusu hakkında detaylı bir detektif çalışması. ufuk açıcı. 

7. stephane yerasimos, konstantiniye ve ayasofya efsaneleri, 1998. tarihi metinlerin satır arası nasıl okunur? nefes kesici bir yorum çalışması. yerasimos'un tüm eserleri güzeldir. milliyetler ve sınırlar (1994) mesela. 

8. hakan erdem, tarih-lenk: kusursuz yazarlar, kâğıttan metinler, 2008. türk tarihçiliğinin sefaletine dair eleştiri yazıları. erdem muazzam bir eğitimle zekâ ve entelektüel dürüstlüğü birleştiren bir tarihçidir. unomastica alla turca (2004) romanı, türkçü literatürün enfes bir parodisidir. 

9. bejan matur, dağın ardına bakmak, veya özlem yağız, malan barkirin. tarih değil gazetecilik. ama kürt meselesi hakkında gerçekten okumaya değer pek başka şey yok. 

gezi 

1. c.s. naipaul, among the believers: an ıslamic journey. 1981. (ve devamı, beyond belief, 1998). iran, pakistan, hindistan ve endonezya'da çağdaş islamın sosyal ve psikolojik altyapısına akılcı, sorgulayıcı, son tahlilde kahredici bir yolculuk. 

2. matthew parris, ınca kola, 1990. gören gözü, keskin aklı ve derin ruhu olan bir adamın peru macerası. parris the times ve spectator'da yazar. bugünün dünya basınında kendime en yakın hissettiğim kalemdir. yine parris'in a castle in spain; ispanya'nın taşrasında bir şato alıp yerleşme macerası. 

3. elif köksal, katmandu'da ev hali, 2009. türkçe. müthiş egzotik ve bir o kadar da tanıdık bir dünyaya çok duyarlı, çok insancıl bir bakış. 

4. william dalrymple, from the holy mountain: a journey in the shadow of byzantium, 1997. güneydoğu türkiye, suriye, iran ve israil'de hıristiyan azınlıklarına yolculuk. güçlü önyargıları (anti-türk, anti-israil) ve kuvvetli kalemi olan bir yazardan. aynı adamdanthe city of djinns: a year in delhi, 1993. kentin ciğerini okumuş. etkileyici. 

5. geert mak, ın europe: travels through the twentieth century. avrupa'nın 20. yüzyıl tarihi, gezen bir adamın gözünden. çok başarılı. 878 sayfayı bir nefeste okutuyor. 

6. j bill bryson, the lost continent: travels in small-town america, 1989. abd taşrasına kahredici bir bakış. çok komik. 

7. tony parker, a place called bird, 1989. kansas'ta sıradan bir kasabada yaşayan sıradan insanların derinleştikçe derinleşen hayat hikâyeleri. çok şaşırtıcı. kimi deşsen roman çıkarmış, yeter ki soru sormayı bil. 

8. m. synge, the aran ıslands, 1907. romantik irlanda ulusçuluğunun temel taşı, müthiş şiirsel, aynı ölçüde hayalci. 

9. peter mayle, a year in provence, 1989. "akdeniz'de bir köy evi" hayalinin klasiği. çok gerçekçi, çok sevimli. 

10. heinrich harrer, seven years in tibet, 1953. filmi de güzeldi, ama kitabı daha iyi. 

11. patrick leigh fermor, mani: travels in the southern peloponnese, 1958. iflah olmaz bir romantikten, güney yunanistan'da, çoktan tarihe karışmış bir yaşam tarzına güzelleme. ağdalı. aynı yazardan kuzey yunanistan göçebelerine dair roumeli ve karayib'lere dair travellers' tree de güzeldir.

1.02.2021

geriye kalan

nietzsche

kişinin beni anlamasının, hem de zorunlulukla anlamasının koşulları, bunları pek iyi bilirim.

benim yalnızca içtenliğime, tutkuma dayanabilmek için, düşünsel konularda katılık derecesinde dürüst olması gerekir kişinin. dağlarda yaşamaya alışkın olması gerekir -çağın siyasetinin ve halkların çıkarcılıklarının sefil gevezeliğini kendi altında görmeye. aldırmaz olmuş olması gerekir, hiç sormaması gerekir, doğruluk yararlı mıdır diye, bir kötü kader olup çıkar mı diye.

bugün kimsenin sorma yürekliliğini göstermediği sorulara sertliğin verdiği yatkınlık, yasaklanmış olana yüreklilik, labirente önceden-belirlenmişlik. yedi yalnızlıkta edinilmiş bir deneyim. yeni bir müzik için yeni kulaklar. en uzaklar için yeni gözler. şimdiye dek sağır kalınmış doğrular için yeni bir vicdan. ve yüce üslubun iktisat istemi: gücünü, heyecanlanmalarını derli toplu tutmak. kendi kendine saygı, kendi kendine sevgi, kendi kendisi karşısında koşulsuz bir özgürlük.

işte bunlardır benim okurlarım ancak, benim sahici okurlarım, benim önceden belirlenmiş okurlarım. geri kalan neye yarar ki? geri kalan, insanlıktır yalnızca. kişinin, gücüyle, ruhunun yüksekliğiyle, insanlığa tepeden bakması gerekir -hor görüşüyle.

11.01.2021

kitaplar üzerine

carl sagan

kitaplar kaderimizi değiştirdi. düşük fiyatlara alınabilen kitaplar geçmişi yüksek kesinlikle sorgulamamızı, türümüzün bilgeliğini damıtmamızı, yalnız güç sahibi olanların değil herkesin bakış açısını anlamamızı, tüm tarihimiz boyunca yetişmiş en büyük zekaların acı dolu deneyimlerle doğadan ve tüm gezegenden edindikleri anlayışı kavramamızı sağlar. çoktan ölmüş kişilerin kafamızın içinde konuşmalarına izin verir. kitaplar bize her yerde eşlik edebilir. yavaş anladığımız yerlerde bize sabır gösterir, zor kısımları dilediğimiz kadar tekrar etmemize izin verir ve hatalarımızı asla yüzümüze vurmaz. kitaplar dünyayı anlamanın ve demokratik toplumda yerimizi almanın anahtarıdır.

zorbalar ve otokratlar, okuryazarlığın, öğrenme, kitap ve gazetelerin potansiyel tehlike taşıdığının hep farkında olmuşlardır. çünkü bunlar tebaalarına bağımsız, hatta isyankâr görüşler aşılayabilir. virginia kolonisi ingiliz kraliyet valisi 1671'de şöyle yazmış:

"tanrı'ya özgür eğitim ve basın olmadığı için şükrediyor, önümüzdeki birkaç yüzyıl boyunca da olmaması için yakarıyorum. çünkü öğrenim dünyaya asilik, dinsizlik ve yoldan çıkmış mezhepler getirdi; basın da onlara gerekli sırları vererek en iyi hükümetlere ihanet etti. tanrı bizleri ikisinden de korusun!"

7.01.2021

hezimet

michel houellebecq

okumakla geçen bütün bir hayat, bütün dileklerimin gerçekleşmesi demek olurdu.

ben bunu daha yedi yaşındayken biliyordum. dünyanın düzeni acı verici, yetersiz; değişecek gibi de gelmiyor bana. gerçekten, bütün bir hayat boyu okumak bana daha uygun düşerdi.

ne güzellikten ne de kişisel çekicilikten nasibimi almadığımdan, ikide birde ruhsal çöküntü içine girdiğimden, kadınların öncelikli olarak aradıklarına hiç mi hiç uymuyorum.

bu yüzden bana organlarını açan kadınlarda daima hafif bir tutukluk hissetmişimdir. aslına bakılacak olursa, ben onlar için bir ehvenişerden başka bir şey değildim. bu da, kabul edilecektir ki, kalıcı bir ilişki için ideal bir başlangıç sayılamaz.

iki yıl önce véronique'ten ayrıldığımdan beri, aslında hiçbir kadınla tanışmadım. bu yönde yaptığım cılız ve kararsız girişimler, önceden kestirilebilir bir hezimetten öte bir sonuç getirmedi.

dünya gözlerimizin önünde tektipleşiyor, iletişim araçları gelişiyor, konutların içi yeni donanımlarla zenginleşiyor. insan ilişkileri gitgide olanaksız hale gelmekte, bu da bir hayatı oluşturan öykülerin sayısını o oranda azaltıyor. ve yavaş yavaş bütün ihtişamıyla ölümün yüzü beliriyor. üçüncü bin yıl iyi geliyor.

21.09.2020

umut

giacomo leopardi

bilim adamlarının, konu çoğu kez son derece sıkıcı olsa da, okumaya doymadıklarını ve günün büyük bir bölümünde sürdürdükleri çalışmalarından hep zevk aldıklarını görürüz; çünkü hem birinde hem de ötekinde, her ne olursa olsun, gözlerinin önünde gelecekteki sabit bir amaç, bir ilerleme ve iyiye gitme umudu vardır; neredeyse oyalanma ya da eğlenme amaçlı okumalarda bile, o anki zevkin ötesinde, az ya da çok belirli bir başka amacı hiç gözden yitirmezler. oysa ötekiler, okumalarında deyim yerindeyse o okumanın sınırları içine hapsolunmuş herhangi bir amaç gütmedikleri için, en zevkli ve en hoş kitapların daha ilk sayfalarında, boş bir zevkin ardından, kendilerini doymuş hissederler; öyle ki genellikle büyük bir sıkıntıyla bir kitaptan ötekine dolaşırlar; sonunda birçoğu, başkalarının nasıl olup da uzun bir okumadan uzun bir zevk alabildiğine şaşar.

16.04.2020

patika

walter benjamin

üzerinde yürünen patikanın gücü, uçaktan seyredileninkinden farklıdır. benzer bir şekilde, okunan metnin gücüyle kopya edileninki de birbirinden farklıdır.

uçak yolcusu yalnızca patikanın manzara içerisinde kendisine nasıl bir yol açtığını, nasıl onu çevreleyen kırla aynı yasalara uyarak ilerlediğini görebilir. ama ancak yolu yürüyerek kat eden kişi, buyurabileceği güç hakkında fikir sahibi olabilir; patikanın nasıl cephede ordusunu mevzilendiren bir komutan gibi, uçaktan yalnızca yayılmış bir ova gibi görünen araziden, her kıvrımında yeni mesafeler, manzaralar, açıklıklar, menziller davet ettiğini öğrenebilir.

ancak kopya edilen metin kopya edenin ruhuna böyle hükmedebilir; okumakla yetinen kişi ise metnin ruhunda açtığı yeni yönleri, içinin gittikçe sıklaşan ormanındaki o yolu asla keşfedemez. çünkü okuyan hayallere dalmış zihninin özgür uçuşunu izlerken, kopya eden onu başka bir buyruğa teslim etmiştir.

çinlilerin kitapları kopya etme geleneği edebi bir kültür için eşsiz bir teminat ve çin'in bütün bilmecelerinin anahtarıdır.

11.02.2020

kitap

murathan mungan

kitaplar her şey olup bittikten sonrası içindir.

kitapları saklayanlar, kişileri, hayatları, hikâyeleri de saklarlar.

kitapların dünyasında hayatı küçük gören, tehdit eden bir şey vardır.

sahaf dediğin o an için en işe yaramaz görünen bilgileri bile saklayıp günün birinde yararlı hale getiren kişidir.

bir kitabın kapağı, ona hep tekinsiz bir dünyanın kapısı gibi gelir, o kapıdan bir kez girdikten sonra bir daha dönememekten korkardı. kelimelerin çölünde kaybolmaktan korkuyordu. hayatı boyunca kelimelerden korkmuştu. kelimeler ona içinin tehlikeli bir yer olduğunu söylüyor, bu yüzden mümkün olduğunca kelimeler olmadan düşünmeye çalışıyordu. kelimeler, içiyle dünya arasında engeldi. dünyayı kelimelerle tarif etmeye kalktığında da dünya büsbütün ürkünçleşiyordu.

14.12.2019

edebiyat

doris lessing

eğer bir roman yazarıysanız, daktilonuz her zaman bir şeyler yazma özlemi içindedir.

bir bilim kurgu romanının kapağını açmak ya da bilim kurgu yazarlarıyla birlikte olmak, eğer geleneksel edebiyat dünyasının bir toplantısından yeni çıkmışsanız, demode ve havasız bir odanın pencerelerini açmaya benzer.

edebiyat uygarlığı, adaleti ve yıkıma muhalefet edenleri yüceltmeye odaklanmalıdır.

bence edebiyat -roman, öykü, hatta bir dize şiir- imparatorlukları yıkabilecek güçtedir. "ve sardı çağı bu sürüler."

bir yazarın hayatını anlatmak imkânsızdır çünkü gerçek kısmı kâğıda dökülemez.

yazarların psikolojik doğası, yazdığınız şeyle aranıza belirli bir mesafe koyar. yazma süreci tamamen mesafe koymaktır. yazar için, değerli olması bundandır, bu sürecin sonucunda ortaya çıkanı okuyanlar içinse yazma sürecini değerli yapan işlenmemişi, kişiseli, incelenmemişi alıp genele taşımasıdır.

yeni başlayan bir yazarın en kötü düşmanının, onu seven arkadaşlar olduğuna inanıyorum.

bazı kitaplar sadece azınlıklar tarafından okunabilir ve istediğiniz kadar pohpohlama veya tanıtım yapın, bunu değiştiremezsiniz.

ancak bunlar en iyi ve -gizlice, sessizce ve rahatlıkla- en etkili, dönemin atmosferini ve standardını belirleyen kitaplardır.

gerçekten güzel yazılmış bir biyografiden daha iyi ne olabilir?

bir hikâye oluşturduğunuz ve bir sembole veya analojiye ihtiyaç duyduğunuz zaman, yapabileceğiniz en iyi şey, her zaman en eski ve en tanınmış olanı seçmektir.

kötü bir kitap size insanlar hakkında değil, sadece yazar hakkında bilgi verir. kötü bir kitap sevgi, nefret, ölüm vs. hakkında pek bilgi vermez. ama kötü bir kitap belirli bir zaman veya yer konusunda - yani tarih konusunda epeyce bilgi verebilir. gerçekler. alışkanlıklar. gelenekler. iyi bir kitap ikisini de yapar.

bir otobiyografinin doğru olmamasının asıl nedeni, gerçek nedeni, zamanın sübjektif olarak yaşanmasıdır.

o vahşi hicivcinin, hayatın, bizzat kendisinin her gün yaptığı acımasızlığı hiçbir yazar bulup yazamaz.

bir romancının yaratıkları hiçbir zaman kendi doğasının -romancının- izin verdiği davranış yelpazesinin dışına çıkamaz.

1.06.2019

kütüphane

aziz maurus: kitapların kendi yazgıları vardır.

umberto eco: bir kütüphanenin ideal işlevi, birazcık sahaf tezgahına benzemektir; orada keşif yapılır.

petrarca: kütüphanem, bilgisiz birine ait olsa bile kendisi bilgisiz bir koleksiyon değildir.

robert musil: bütün iyi kütüphanecilerin sırrı, başlıklarla içindekiler listesi dışında ona emanet edilen edebiyata ait hiçbir şeyi okumamaktır. burnunu kitapların içine sokan kütüphaneci kütüphanenin içinde kaybolmuş demektir.

northrop frye: büyük bir kütüphane, dil yeteneğine ve telepatik iletişimin uçsuz bucaksız etkisine sahiptir.

gabriel naude: bir kütüphaneyi içinde başka yerde arayıp da bulamadığı her şeyi bulan bir adamdan daha fazla tavsiye edilir kılan hiçbir şey yoktur. ne kadar kötü olursa olsun veya ne kadar kötü eleştiri alırsa alsın, ileride bir gün belli bir okurun aramayacağı bir kitap dahi mevcut değildir.

muhammad uthmani: şeytana karşı bir edip, ibadet eden bin kişiden daha güçlüdür.

samuel johnson: insanı, umutlarının boş olduğuna bir halk kütüphanesi kadar çarpıcı bir biçimde inandıran bir yer yoktur.

montaigne: onları seçmeyi bilenler için kitapların pek hoş özellikleri vardır; ama çaba harcamadan iyiye ulaşılmaz; bu yalın ve temiz bir zevk değil, diğerlerinden daha fazla değil; rahatsız edici yanları da var, hem de çok; ruh kendini eğlendirir; ama savsakladığım beden işlemez, bitkin düşer ve mahzunlaşır.

12.03.2019

okumak

orhan pamuk

iyi bir kitap bize bütün dünyayı hatırlatan bir şeydir.

insanın hayatı, kitaplarından daha değerlidir. ama hayata anlam ve değer veren şey bu kitaplardır.

inanabildiğim sıkı, yoğun, derin bir roman parçası beni her şeyden daha çok mutlu eder ve hayata bağlar.

kitapları kapaklarına bakarak alan okurlara ve bu okurlar için yazılmış kitapları küçümsemeyen eleştirmenlere daha çok ihtiyacımız var.

ait olmak istediğim dünya tabii ki hayal gücünün dünyasıdır. resme ve yazıya beni bağlayan şey şu sıkıcı, boğucu ve umut kırıcı bildik tanıdık dünyadan daha derin, daha karmaşık ve daha zengin bir ikinci dünyaya sığınma isteğidir.

roman okumanın asıl zevki, dünyayı dışarıdan değil, içeriden, o dünyada yaşayan kahramanların gözünden görebilmekle başlar.

ne tuhaf okurlarsınız siz, ne tuhaf ülke burası.