shakespeare: birçok kez ölür korkaklar, ölmeden önce.
carl sagan: bilimin kutsal hakikati, kutsal hakikatlerin var olmadığıdır.
stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.
francis bacon: kurnazların bilge diye geçindiği bir devletten daha zararlı bir şey yoktur.
herkül millas: bir insan bir kez yaşamaya karar vermişse, açlıktan iki gün sonra hırsız olur, dört gün sonra katil olur ve altı gün sonra da yamyam. insanın gerçek ölçütleri işte bunlardır.
jorge amado: hastaneye düşmüş bir yoksul, kısa sürede bir cesede dönüşür.
albert camus: yalnızca bir tane ciddi felsefi problem vardır, o da intihardır. yaşamın yaşamaya değip değmediğine karar vermek zaten felsefenin temel sorusunu yanıtlamaktır.
montaigne: aşk, bizden kaçanı yakalamak için duyulan çılgın arzudan başka bir şey değildir.
paulo coelho: bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmen için bütün evren iş birliği yapar.
tolstoy: hayatın umutsuzluğundan kendini kurtarmanın tek yolu, benliğini evrene yansıtmaktır.
somerset maugham: hiç kimse olabildiğinden beş paralık bile daha iyi değildir.
sunay akın: televizyondaki kadınlara yönelik sabah programlarında "kaynana zırıltıları"nı görünce, mars'ın da bizden giderek uzaklaştığını düşünüyorum. oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!
sunay akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sunay akın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.03.2012
4.02.2011
ay hırsızı
sunay akın
bilim ve sanat toplumlar için bir kuşun iki kanadı gibidirler. bu iki kanadı kullanan toplumlar uçarlar ve özgür olurlar. kullanamayanlar ise tavuğa dönüşürler. tavuk toplumlar birileri önüne yem atsın diye bekler. uçamayan, kanatları körleşen toplumlar önüne atılan yemleri kafaları önde gagalamak için uğraşırlarken, arkalarından yumurtaları alınır.
sözümona bir şair, bu toplumun camilerinin minarelerini süngüye, kubbelerini de miğfere benzeten bir şiir yazmış. müminler de askermiş! ne büyük bir yanılgı ve ne büyük bir cehalettir bu! onlar, güzellikten, resmin hayata kattığı mutluluktan anlayan, hayallerinin peşinden koşan bir milletin sembolleridir.
televizyondaki kadınlara yönelik sabah programlarında "kaynana zırıltıları"nı görünce, mars'ın da bizden giderek uzaklaştığını düşünüyorum. oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!
new york'un her yerinde "911" yazmaktadır. bu, acil durumlarda yardım istemek amacıyla aranması gereken telefon numarasıdır. ne gariptir ki, ikiz kulelere uçaklarla yapılan saldırının tarihi 11 eylül'dür. yani, 9. ayın 11. günü. amerika'da tarih yazılırken öncelik güne değil, aya verilir. bu da demek oluyor ki, teröristler yaptıkları saldırı unutulmasın diye new york'ta her an göze gelen "911" tarihini belirlemiş olabilirler. belki de, amerika'nın acil durumlardaki yetersizliğiyle, ellerinden hiçbir şey gelemeyeceğiyle alay etmek için 9. ayın 11. gününü tercih etmiş olabilirler.
uzay, insanlar arasındaki ilişkilerin düzeysizliğinden kaçılan bir yerdir, attila ilhan için. gündelik hayatta tanık olduğu yavan ilişkilerin tekrarından yıldız banyosu yaparak arınıyordu; uzayda her şey çok değişik ve çok yeniydi çünkü. bu yüzden, uzay filmlerinin, uzay dizilerinin hiçbirini kaçırmadan izlemiştir attila ilhan.
insanlığın ay'a ulaşma haberlerinin en yoğun olduğu 1960'lı yılların gazete sayfalarında, astronotlardan daha çok, beatles grubunun fotoğrafları yer almaktadır. ve nasa, kuruluşunun 50. yıl kutlamalarında, uzaya dev uydulardan bir şarkı yayını yapar. 3 bin 879 trilyon kilometre ötedeki kutup yıldızı'na ulaşan şarkı, beatles'ın "evreni aşmak" adlı eseridir:
kırılan ışık hayalleri
beni tekrar tekrar çağıran
bir milyon gözün dans etmesi sanki
ve evren boyunca düşünceler
bir posta kutusunun içindeki
dinmeyen rüzgar gibi amaçsızca dağılıyor
bilim ve sanat toplumlar için bir kuşun iki kanadı gibidirler. bu iki kanadı kullanan toplumlar uçarlar ve özgür olurlar. kullanamayanlar ise tavuğa dönüşürler. tavuk toplumlar birileri önüne yem atsın diye bekler. uçamayan, kanatları körleşen toplumlar önüne atılan yemleri kafaları önde gagalamak için uğraşırlarken, arkalarından yumurtaları alınır.sözümona bir şair, bu toplumun camilerinin minarelerini süngüye, kubbelerini de miğfere benzeten bir şiir yazmış. müminler de askermiş! ne büyük bir yanılgı ve ne büyük bir cehalettir bu! onlar, güzellikten, resmin hayata kattığı mutluluktan anlayan, hayallerinin peşinden koşan bir milletin sembolleridir.
televizyondaki kadınlara yönelik sabah programlarında "kaynana zırıltıları"nı görünce, mars'ın da bizden giderek uzaklaştığını düşünüyorum. oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!
new york'un her yerinde "911" yazmaktadır. bu, acil durumlarda yardım istemek amacıyla aranması gereken telefon numarasıdır. ne gariptir ki, ikiz kulelere uçaklarla yapılan saldırının tarihi 11 eylül'dür. yani, 9. ayın 11. günü. amerika'da tarih yazılırken öncelik güne değil, aya verilir. bu da demek oluyor ki, teröristler yaptıkları saldırı unutulmasın diye new york'ta her an göze gelen "911" tarihini belirlemiş olabilirler. belki de, amerika'nın acil durumlardaki yetersizliğiyle, ellerinden hiçbir şey gelemeyeceğiyle alay etmek için 9. ayın 11. gününü tercih etmiş olabilirler.
uzay, insanlar arasındaki ilişkilerin düzeysizliğinden kaçılan bir yerdir, attila ilhan için. gündelik hayatta tanık olduğu yavan ilişkilerin tekrarından yıldız banyosu yaparak arınıyordu; uzayda her şey çok değişik ve çok yeniydi çünkü. bu yüzden, uzay filmlerinin, uzay dizilerinin hiçbirini kaçırmadan izlemiştir attila ilhan.
insanlığın ay'a ulaşma haberlerinin en yoğun olduğu 1960'lı yılların gazete sayfalarında, astronotlardan daha çok, beatles grubunun fotoğrafları yer almaktadır. ve nasa, kuruluşunun 50. yıl kutlamalarında, uzaya dev uydulardan bir şarkı yayını yapar. 3 bin 879 trilyon kilometre ötedeki kutup yıldızı'na ulaşan şarkı, beatles'ın "evreni aşmak" adlı eseridir:
kırılan ışık hayalleri
beni tekrar tekrar çağıran
bir milyon gözün dans etmesi sanki
ve evren boyunca düşünceler
bir posta kutusunun içindeki
dinmeyen rüzgar gibi amaçsızca dağılıyor
8.12.2008
çekmece
sunay akın
büyüklerle ben yapamıyorum
çocuklar da almıyor beni oyunlarına
devlet dairesinde
yangından kurtarılmayacak
sıkışmış bir çekmece gibiyim
açılamıyorum sana
kardeşiyle sokaklarda hep
bir örnek giydirilen sen
nasıl sevmezsin eşitliği
yürürken düşen çoraplarını
aynı hizaya getirmek için
annen değil miydi önünde diz çöken
öpüşme sahnesinin tam ortasında
içeri girdiğin yazlık sinemanın
yer göstericisiyim
yürüyorsun fenerimin ışığında
yer: kız kulesi
ve sonu ayrılıkla bitecek
hüzünlü bir aşk filmini oynuyor
beyaz duvarında
bir kez olsun çıkmazken ağzından
seni sevdiğimi
her gün söylememi yadırgama
bil ki bu şehirde
iskelenin verilmesini
beklemeden atlarım vapurlara
son karesi gibi red kit'in
batan güneşe doğru
sürerken atımı
gitme kal demeni bekliyorum
ama yalnızca
rüzgar çekiştiriyor atkımı

