louis de bernieres: gün gelir, daima yüzümüze gülen talih bize arkasını dönüverir. kendi başımıza kalır ve son mücadelemizde ayakta kalmaya çabalarız. kimileri gerçekten de ölürken yapayalnızdır, kimilerinin başucunda bekleyen dostları, akrabaları vardır; ama ne olursa olsun, insan yaşamının sonuna geldiğinde o karanlık tünele girerken yanına kimseyi alamaz.
süheyla acar: ara ara dibe vurmak iyidir. vazgeçtiğimiz hayaller, yitirdiğimiz düşler ve aklımıza bile gelmeyen en parlak fikirler, hepsi orada, diptedir. batık kentlerin hazineleri gibi. suyun üstünden bakınca bir şey göremezsin ama hızla dibe doğru inerken, yaklaştıkça pırıl pırıl parlar, gökteki yıldızlar gibi göz kırparlar sana. hiç kimse dibe vurmadan çoktan yitirdiği düşleri su yüzüne çıkaramaz.
alper canıgüz: bazen dünyası yerle bir olur insanın. hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. en akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.
robin sharma: yaşamda hatalar yoktur, yalnızca dersler vardır. olumsuz deneyim diye bir şey de yoktur. yalnızca kendi bilgeliğini kazanma yolunda olgunlaşmak, öğrenmek ve ilerlemek için fırsatlar vardır. güçlükten güç doğar. acı bile mükemmel bir öğretmendir.
mark twain: bırakın acımasız hayat elinden geleni ardına koymasın. tek bildiğim şudur ki, benim için de bir yerlerde bir mezar vardır. bu dünya nasıl dönerse dönsün, isterse her şeyimi alsın elimden -sevdiklerimi, mallarımı, her şeyimi- ama bunu benden alamaz. günün birinde o mezarın içine girecek ve her şeyi unutacağım, işte o vakit kırgın yüreğim huzura erecek.
alper canıgüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alper canıgüz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4.04.2019
31.07.2017
uzun lafın kısası
oğuz atay: bütün büyük bireyler yalnızdır.
alper canıgüz: insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
jack london: sopa kimdeyse yasa odur. gönlü hoş edilmese bile, boyun eğilmesi gereken bir efendidir.
kerime nadir: geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım. değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil, sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti. bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
epikuros: azla mutlu olmayan insan hiçbir şeyle mutlu olamaz.
bayezid-i bistami: ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. çünkü münkirin inkarı açıktır. ama ya mürit ikiyüzlüyse? işte ona yanarım.
hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.
robert owen: yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
alexander pope: çoğu kadın kişilikten tümüyle yoksundur.
stephen spender: genellikle göz kamaştırıcı şeyler yapan insanlar sıradan insanların yaşamını oluşturan sıradan şeyleri yapmakta tamamıyla başarısızdırlar.
charles bukowski: bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz.
mary wollstonecraft: servet sahibi bir insan erdemli bir insandan daha fazla saygı görüyorsa insanlar erdemden önce servet peşinde koşacaktır. akıllarına değil, güzelliklerine ilgi gösteriliyorsa kadınların zihinleri ekilmemiş topraklar olarak kalacaktır.
alper canıgüz: insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
jack london: sopa kimdeyse yasa odur. gönlü hoş edilmese bile, boyun eğilmesi gereken bir efendidir.
kerime nadir: geçmişe bakarken her şeye rağmen, içimde derin bir hüzün duymaktayım. değişen dünya ile beraber kaybolan yıllarda yalnız gençliğimiz değil, sevdiğimiz hemen her şey yok olup gitti. bu dünya bizim dünyamız bile değil artık.
epikuros: azla mutlu olmayan insan hiçbir şeyle mutlu olamaz.
bayezid-i bistami: ben müritlerden ziyade münkirlere güvenirim. çünkü münkirin inkarı açıktır. ama ya mürit ikiyüzlüyse? işte ona yanarım.
hakan günday: dünyanın en eski mesleği fahişelikse, dünyanın en eski hayal kırıklığı da aşktır.
robert owen: yoksulluk, suç ve ceza, bütün dünyada hüküm süren çeşitli sistemlerdeki kusurlardan kaynaklanır. hepsi de cehaletin kaçınılmaz sonucudur.
alexander pope: çoğu kadın kişilikten tümüyle yoksundur.
stephen spender: genellikle göz kamaştırıcı şeyler yapan insanlar sıradan insanların yaşamını oluşturan sıradan şeyleri yapmakta tamamıyla başarısızdırlar.
charles bukowski: bir insanı neyin yiyip bitirdiğini asla bilemezsiniz.
mary wollstonecraft: servet sahibi bir insan erdemli bir insandan daha fazla saygı görüyorsa insanlar erdemden önce servet peşinde koşacaktır. akıllarına değil, güzelliklerine ilgi gösteriliyorsa kadınların zihinleri ekilmemiş topraklar olarak kalacaktır.
29.04.2017
uzun lafın kısası
alper canıgüz: kimse bir yalan olduğu fikrine inanmak istemez. ama öyledirler. herkes koca bir yalandır.
charles bukowski: her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme.
jane austen: insanların karşısındakinden en çok şey bekledikleri ve kendi kendilerine karşı en az dürüst oldukları alışveriş evliliktir.
sylvia plath: bir milyon yıllık evrim; ve hâlâ hayvandan farkımız yok.
walter benjamin: her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.
louis lavelle: en güzel şeyler hava, gök, ışık ve yaşam gibi en yaygın şeylerdir. ve ruhun içinde de en saf sevinçleri bize verenler en yaygın şeylerdir.
oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.
mary wollstonecraft: bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
robert musil: aşk yoktur artık; yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır.
walker percy: bu yeryüzünde aynı kadının başka bir erkeğe bir zamanlar sana baktığı gibi baktığını görmek kadar büyük bir acı yok.
aleksandr herzen: gericiler tarafından kutsanmaktansa devrimle yok olmak çok daha iyidir.
voltaire: bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.
charles bukowski: her kılı özenle kesilmiş bıyığı olan birine asla güvenme.
jane austen: insanların karşısındakinden en çok şey bekledikleri ve kendi kendilerine karşı en az dürüst oldukları alışveriş evliliktir.
sylvia plath: bir milyon yıllık evrim; ve hâlâ hayvandan farkımız yok.
walter benjamin: her medeniyet belgesi, aynı zamanda bir barbarlık belgesidir.
louis lavelle: en güzel şeyler hava, gök, ışık ve yaşam gibi en yaygın şeylerdir. ve ruhun içinde de en saf sevinçleri bize verenler en yaygın şeylerdir.
oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.
mary wollstonecraft: bilgi olmadan ahlak da olamaz. cehalet, erdemi içine koyamayacağınız kadar dayanıksız bir kaptır.
robert musil: aşk yoktur artık; yalnızca cinsellik ve arkadaşlık vardır.
walker percy: bu yeryüzünde aynı kadının başka bir erkeğe bir zamanlar sana baktığı gibi baktığını görmek kadar büyük bir acı yok.
aleksandr herzen: gericiler tarafından kutsanmaktansa devrimle yok olmak çok daha iyidir.
voltaire: bu dünyayı, tıpkı dünyaya geldiğimizde onu bulduğumuz gibi, aptal ve kötü bir biçimde terk edeceğiz.
31.03.2017
uzun lafın kısası
robert owen: insan koşulların yarattığı bir varlıktır.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
barış bıçakçı: en büyük ahlaksızlık bir aşkı yaşamamaktır. hayatı mümkün olan en geniş haliyle yaşamak gerekir.
jack london: kölelerden meydana gelen hiçbir devlet ayakta kalamaz.
epiktetos: ne yazık ki, para söz konusu olduğunda aldığımız önlemleri, ruhumuz söz konusu olduğunda ihmal ediyoruz.
gerard de nerval: pervasız içtenliğim sadakatimin en sağlam güvencesidir.
charles baudelaire: saygıya değer üç varlık var: keşiş, savaşçı, ozan. bilmek, öldürmek ve yaratmak. öteki insanlar angaryacı sürüsüdür, kırbaçlanmak üzere yaratılmışlardır, meslek denilen şeyleri uygulamak için.
kemal sayar: içimizde yaşanmadan bekleyen bir hayatın suçunu duyarız.
mary wollstonecraft: kendi vicdanımız filozofların en aydınlanmış olanıdır.
alexander nehamas: herkes tarafından kayıtsız şartsız kabul edilmesi gereken hiçbir değerler kümesi yoktur.
octavio paz: şairlerin yaşam öyküsü yoktur, onların yaşam öyküsü yapıtlarıdır.
stendhal: tüm dinler birçok insanın korkusu ve az sayıdaki kişinin akıllılığı üzerine inşa edilmiştir.
alper canıgüz: dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
27.02.2017
uzun lafın kısası
alper canıgüz: bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.
epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.
jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.
walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.
alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.
mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.
octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.
gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.
robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.
stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır.
barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.
20.06.2008
oğullar ve rencide ruhlar
alper canıgüz
kimse bir yalan olduğu fikrine inanmak istemez. ama öyledirler. herkes koca bir yalandır.
üzüntü olmadan yaşayamaz annem. felaketler onun yaşam kaynağıdır. sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor. vardır böyleleri. haklarını teslim etmek lazım; gerçekten zor durumlar karşısında da şaşılacak denli güçlüdür bu tür insanlar.
kafanızı ezmesini beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz. ayrıca insanın zihnindeki iyi/kötü kategorilerini altüst etmek beyin yıkamanın birinci koşuludur.
insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
zaman bir su gibi akıp gidiyordu. yüksel'e filmleri vereli bir hafta, kadınların kıçından işemediğini öğreneli iki yıl olmuştu. ikisi de dün gibiydi oysa.
meseleyi anmamak da anmak kadar ona duyduğunuz ilgiye yorulabilir.
buruk bir çocukluk geçirdim. ben devrik cümle bile kuramazdım. kuramazdım; çünkü korkardım. sorumluluklarım vardı. ömrüm düzgün cümleler halinde geçti. bilmeden bazı hatalar yapmışımdır tabi.. bilsem..
tarih tereddütten ibarettir.
"gerçeği bir örnekle açıklayabilir misiniz rica etsem?"
- hiç kimse gerçeği bir örnekle açıklayamamıştır; david hume bile. ama ben meseleyi gerçek bir örnekle açıklayabilirim.
bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.
sonraki bir saati televizyon karşısında, şişman insanların da sevebileceğini ve mazur görülmeleri gerektiğini anlatan bir film izleyerek geçirdim.
konular sığ insanlar içindir.
artık kabul etmeliyim: hür teşebbüs aşktan da, sanattan da güçlüdür. yarından tezi yok mahallemizdeki ekmek fırınına iş başvurusunda bulunacağım.
her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?
dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.
kimse bir yalan olduğu fikrine inanmak istemez. ama öyledirler. herkes koca bir yalandır.üzüntü olmadan yaşayamaz annem. felaketler onun yaşam kaynağıdır. sanırım her şey yolunda giderken kendini gereksiz hissediyor. vardır böyleleri. haklarını teslim etmek lazım; gerçekten zor durumlar karşısında da şaşılacak denli güçlüdür bu tür insanlar.
kafanızı ezmesini beklediğiniz biri sizi kucaklayıverirse onu kendinize dünyadaki herkesten daha yakın hissedersiniz. ayrıca insanın zihnindeki iyi/kötü kategorilerini altüst etmek beyin yıkamanın birinci koşuludur.
insan yüreği bir sarkaç gibidir. istediği noktaya ulaştığı anda tüm hızıyla tam tersi tarafa kaymaya başlar.
zaman bir su gibi akıp gidiyordu. yüksel'e filmleri vereli bir hafta, kadınların kıçından işemediğini öğreneli iki yıl olmuştu. ikisi de dün gibiydi oysa.
meseleyi anmamak da anmak kadar ona duyduğunuz ilgiye yorulabilir.
buruk bir çocukluk geçirdim. ben devrik cümle bile kuramazdım. kuramazdım; çünkü korkardım. sorumluluklarım vardı. ömrüm düzgün cümleler halinde geçti. bilmeden bazı hatalar yapmışımdır tabi.. bilsem..
tarih tereddütten ibarettir.
"gerçeği bir örnekle açıklayabilir misiniz rica etsem?"
- hiç kimse gerçeği bir örnekle açıklayamamıştır; david hume bile. ama ben meseleyi gerçek bir örnekle açıklayabilirim.
bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.
sonraki bir saati televizyon karşısında, şişman insanların da sevebileceğini ve mazur görülmeleri gerektiğini anlatan bir film izleyerek geçirdim.
konular sığ insanlar içindir.
artık kabul etmeliyim: hür teşebbüs aşktan da, sanattan da güçlüdür. yarından tezi yok mahallemizdeki ekmek fırınına iş başvurusunda bulunacağım.
her neyse; hayat her durumda sonu kötü biten bir hikaye değil midir zaten?
dünya hala dönüyor işte. bütün pespayeliğiyle.




