erik orsenna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erik orsenna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.07.2022

karar başkenti

erik orsenna

bu gezegende yaşayanların çoğu için en ağır sonuçları doğuracak kararların alındığı yer neresidir?

new york veya pekin bu role daha uygun olurdu. washington doğru şehir gibi görünmüyor: her şeye tepeden bakan bir gökdelen yok, yeşil alan çok, yeterince gizemli değil. çok geniş caddelerinde gözle görülür bir koşturmaca yok. aile konutlarıyla dolu ucu bucağı olmayan bir banliyö. her bahçede kırmızı plastik bir kaydırak, yeşil plastik bir kulübe ve minyatür basket potaları; burada çocukların her şeyin üstünde oldukları ve her şeyden önce geldiklerinin kanıtı.

ağaçların arasına serpiştirilmiş sayısız kilise veya mabet, araştırmacıyı pirelendiren ilk şey oluyor. tanrısal konuşmaya bu kadar çok ihtiyaç duyan insanlar ya kaderin ya da sorumluluklarının ağırlığı altında eziliyorlardır. sorumlu bir karar verici nasihat alır. her şeyi gören kişiden daha iyi bir nasihatçi var mı?

washington'ın öneminin ikinci göstergesi, ilkinden daha da çürütülmez: avukatlar. sürüsüne bereket. her binanın alt katında, üstünde avukat resimleri yazılı bakır levhalar, güneş ışınlarını sertçe yansıtıyor. yoldan geçenlerin çoğunun gözlerini kara gözlüklerle korumasının nedeni bu olmalı. hukukçuların hipnotize edici manevralarından kendi yöntemleriyle kaçmaya çalışıyorlar. ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, yürüyüşlerini bile hızlandırsalar, kaçmayı başaramayacakları seziliyor. günün birinde onların ağına düşecekler.

örnek mi? massachussetts avenue, no. 2000. son derece ağırbaşlı birkaç binanın arasında, kırmızı bir şato. çıkma kuleler, çatılar, gözcü kuleleri. yarı peri, yarı cadı, bir melez yaratık ini. addams ailesi'nin konutu. bakır rengi avukat isimleri cephesini öyle örtmüş ki, bu kırmızı şato zırhla kaplanmış adeta.

sırf washington şehrinde bütün japonya'dakinden daha çok avukat olduğunu biliyor muydunuz?

avukatlar neyle geçinir peki? karar almaya yardımla, kararların mermere kazınmasıyla (kontratlar) ve bu mermerlerin kırılmasıyla (davalar).

bunca tanrısal mevcudiyet ve böyle bir avukat bolluğu. sinirlerine en hakim araştırmacı bile yüzünde bir tebessümün belirmesine engel olamaz. doğru yere gelmiştir. washington gerçekten de bir karar başkentidir.

31.01.2019

uzun lafın kısası

jean baudrillard: gösteriden medet umanlar gösteri malzemesine dönüşerek yok olup giderler.

dostoyevski: insanlar beni yüreklendirmek için, "burada yalnızca sıradan insanlar var." diyorlar. oysa benim karmaşık bir insandan da çok korktuğum şey, sıradan bir insan zaten.

yuval noah harari: hakikat yolundaki tavizsiz arayış ruhani bir yolculuktur, dini ve bilimsel kurumların sınırlarında sürdürülemez.

jean meslier: dini görüşler hakkında sağduyusuna danışan ve bu inceleme ve araştırmada halk arasında dikkate değer varsayılan şeylere özenle eğilen herkes kolayca görür ki, bu görüşlerin hiçbir sağlam temeli yoktur.

marquis de sade: kişisel çıkar insanın tüm eylemlerinin lokomotifi, yaptığı her şeyin kaynağıdır.

esther vilar: yaşam insanlara iki seçenek sunar: hayvansal bir varoluş  -düşük bir yaşam düzeyi- ve manevi bir varoluş. kadın kuşkusuz ilkini seçecek ve fiziksel refahı öne çıkaracak, kuluçkaya yatacak bir yer ve engellenmeksizin üreme alışkanlıklarıyla oyalanacak bir ortam arayışına koyulacaktır.

montesquieu: cinayetlere engel olmak için çareler vardır, bu çareler cezalardır; ahlakı değiştirmek için çareler vardır, bu çareler güzel örneklerdir.

erik orsenna: her güne kendi acısı yeter. mükemmel iyinin düşmanıdır. çok öpen kötü sarılır.

john c. keats: teslim olmak kadar acı bir şey yoktur. yenilmek başka şey, herkesin başına gelebilir. fakat kimse de göz göre göre teslim olmamalı. insanın kendini iğdiş ettirmesi gibi bir şey.

nilgün marmara: çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. yiten bu işte! 

charles bukowski: ilginç insanların sayısı neden bu kadar az? milyonlarca insanın içinde neden sadece birkaç kişi? bu kasvet verici ve cansız türle yaşamaktan başka çare yok mu?

3.09.2018

dokuz gitarda dünya tarihi

erik orsenna

tesellisi olmayan olaylar da yaşamın bir parçasıdır.

baştan çıkarıcının sıkılması kadar kötü bir şey olamaz.

sık ormanda yaşasaydık maymun olarak kalacaktık.

ağaçları sulayan batı rüzgarı, yırtılma yüzünden oluşan yeni dağlara çarpmaya başladı. su artık dağların öbür tarafına geçemiyordu. doğu gitgide kuraklaşıyor, orman seyrekleşiyordu. maymunlar korkuyorlardı; çünkü şimdi hepsi gün gibi ortadaydılar. aslan, panter gibi pençeli hayvanların keyfine diyecek yoktu. maymunlar bundan sonra dikkatli olmaları ve düşmanlarını uzaktan gözlemeleri gerektiğini anladılar. doğruldular, arka ayakları üzerinde dikildiler. savaşmayı, taşı işlemeyi öğrendiler ve yavaş yavaş insana dönüştüler.

arkadaşlık yün ipliği gibi değildir. üzerine atılan düğümler tutmaz.

dünya üzerinde üç önemli çift vardır: bir adam ve bir kadın, bir adam ve atı, bir adam ve gitarı. gitar kusursuz biçimdir. gitar ruhun resmidir. gitar ve gitaristler zamanın içinde gezinirler.

her güne kendi acısı yeter. mükemmel iyinin düşmanıdır. çok öpen kötü sarılır.

bir imparator, yönetimi altındaki ülke yıkıldığında ağlar. döktüğü gözyaşları, yaralı dünyanın kanıdır.

bir dostluğu ayakta tutan şey nedir? ilk başta ölüme kadar süreceği sanılır. ama yaşam, küçük kıskançlıklar, gizlenmiş yaralar yavaş yavaş bizi birbirimizden ayırır. denizdeki iki gemi gibi insanlar birbirlerinden uzaklaşırlar. önce azar azar, istemeye istemeye. sonra her ikisi de yolunu alır ve ufkun birer ucunda gözden kaybolurlar.

türümüzün üzerindeki lanet: ne kadar insan doğarsa yalnızlık o kadar artar.

31.12.2016

uzun lafın kısası

charles bukowski: her yerde dünyanın duvarlarına tutunmaya çalışırız.

amin maalouf: kimsenin içmediği suya ne mutlu! yollardan uzaklarda çiçek açan ağaca ne mutlu!

benjamin constant: aşk, tüm duyguların en bencilce olanıdır ve bu nedenle bir kez zedelenirse de en soysuzu.

erik orsenna: farklılıkların yok olması, dünya üzerindeki en büyük tehlikedir.

james joyce: içgüdülerdir dünyaya hükmeden. yaşamda. ölümde.

william faulkner: bir adam bir fırsatını bulmayagörsün, istemeyegörsün her şeyi yapabilir ve yapacaktır.

kierkegaard: bilinç ne kadar artarsa umutsuzluk o kadar şiddetlidir.

alexandre dumas: belirsizlik tüm işkencelerin en kötüsüdür.

maureen freely: gerçekle yüzleşemeyen insanlar bir günah keçisine ihtiyaç duyarlar. en iyi günah keçileri de şahsen tanımadığın kişilerdir.

oğuz atay: milliyetçilik, modası geçmiş bir gericiliktir.

rollo may: cesaret, daha çok, umutsuzluğa rağmen ilerleyebilme yetisidir.

wilhelm stekel: olgunlaşmamış insanın özelliği, bir dava uğruna soylu bir biçimde ölmek istemesidir; olgun insanın özelliği ise bir dava uğruna gösterişsiz bir biçimde yaşamak istemesidir.

29.11.2015

uzun lafın kısası

oscar wilde: bizler acının soytarılarıyız.

bertrand russell: günah duygusu, daha iyi, daha temiz bir yaşama değil, bunun tam aksine neden olur. bir adamı hem mutsuz yapar hem de ona aşağılık duygusunu aşılar.

christine arnothy: hayatta her şey satılıktır.

erik orsenna: herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

halil cibran: bugüne kadar yalnızca "sen kimsin?" diye sorana ne cevap vereceğimi bilemedim.

jean jaures: bir sınıfın tahakkümü, insanlığa karşı yapılmış bir suikasttır.

konfüçyüs: bir insan topluluğunun nasıl yönetildiğini anlamak isterseniz onun müziğine bakın. bir ülkede müzik yozlaşmışsa o ülkeden hayır gelmez.

mehmet eroğlu: hayat, insanlığın içine düştüğü kuyudan kurtulma çabasıdır.

walter benjamin: yıkıcı karakter, yaşamın yaşanmaya değer olduğu duygusundan ötürü değil, intiharın bile uğraşmaya değmez olduğu duygusundan ötürü yaşar.

sadık hidayet: yarın ölebilirim, kendimi tanıyamadan.

alexandre dumas: şaraptan korkanlara yazık; çünkü onlar içlerindeki kimi kötü düşünceleri şarabın ortaya çıkaracağından korkarlar.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

31.10.2015

uzun lafın kısası

jean baudrillard: anısı yüreğinizi daraltınca hoş olanın yüceliği anlaşılır.

andre gorz: hiçbir iş adanmayı hak etmez.

erik orsenna: bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında.

walter benjamin: bir aşkta çoğu insan ebedi yurdunu arar. ama başkaları, çok azı, ebedi yolculuğu. bu sonuncular aşkta toprak anayla temasa gelmekten korkan melankoliklerdir. sıla hasretini onlardan uzak tutacak kişiyi ararlar. o kişiye sadık kalırlar.

klaus schröter: her yerde yararlı olmaya çalışın, siz her yerde evinizdesiniz.

william blake: eğer algının kapıları temizlenseydi her şey insana olduğu gibi görünürdü: sonsuz. çünkü insan kendisini kapattı; ta ki tüm şeyleri mağarasındaki dar çatlaklardan görene dek.

alexandre dumas: kendini savunmayı bilmeyenlerin intikamını almak, adaletin görevidir.

hakan günday: medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizliktir.

mehmed uzun: her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır.

choderlos de laclos: her anlamlı kişide en azından üç temel nitelik vardır: önce insanda bir amaç kavramı, sonra buna ulaşma istenci, daha sonra da bu istencin dizgeleştirilmesi.

oscar lewis: bir erkekle yatan orospu için en keyifli an, parayı avucunda hissettiği andır.

william james: çoğu insan fiziksel, entelektüel veya ahlaki açıdan olsun kendi potansiyel varlıklarının çok azını kapsayan dar bir çemberde yaşar. hepimiz içinden hayal bile etmediğimiz şeyleri çekip çıkarabileceğimiz yaşam sarnıçlarına sahibiz.

29.09.2015

uzun lafın kısası

andre gorz: yalnızca bir özne anlam yaratabilir.

bertrand russell: bir suçsuzun cezalandırılmasındansa, doksan dokuz suçlunun cezadan kurtulması daha iyidir.

cicero: iftira kadar hızlı çıkan, kolayca ortalığa atılan, çarçabuk kabul edilen, alabildiğine yayılan hiçbir şey yoktur.

erik orsenna: en güzel hikayeler hep daire biçimindedir; kalbimizin en derin noktasına dokunmak için bizleri en uzağa götürür.

hakan günday: üçüncü dünya ülkelerinde rütbe yoktur. tanrı ve kulları vardır.

jean baudrillard: büyük insan zamanının önündedir; akıllı insan zamanında bir şeyler yapar; aptallar da zamanın önünde dikilirler.

klaus schröter: sağlam bir kahkaha dünyadaki en iyi şeydir.

alexandre dumas: mutluluk, büyülü adalarda kapılarını ejderhaların beklediği saraylar gibidir. onu elde etmek için savaşmak gerekir.

mehmed uzun: dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

oscar lewis: bir kadının mutlu olabilmesi için kendisini iyi giydiren, iyi doyuran ve iyi okşayan bir erkeğe ihtiyacı vardır.

şevket rado: insanlar dünyadan değil, insanlardan şikayetçidirler.

sadık hidayet: bana göre değil bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuş bu dünya. yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmayı bilenler için.

31.08.2015

uzun lafın kısası

andre malraux: bir insan yaratmak için dokuz ay gerekir; öldürmek içinse bir gün yeter.

bertrand russell: eğer iş adamlarının zenginleşme arzuları başkalarını yoksullaştırma arzularından daha güçlü olsaydı, dünya çarçabuk bir cennete dönerdi.

christine arnothy: ahlaklı olmak fakirlere has bir şeydir. daha tahammüllü olsunlar diye.

erik orsenna: gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

hakan günday: ne yapmak istediğini bilememek kadar acı verici bir şey daha yoktur.

jean baudrillard: insan hiçbir zaman, karın içindeki vahşi bir hayvanın güzelliğine, gri filin yumuşak melankolisine, yeşil karıncaların basiretine ulaşamayacak.

mehmet eroğlu: büyük bir yürek taşımak her zaman başa beladır.

alexandre dumas: politikada insanlar yoktur, düşünceler vardır; duygular yoktur, çıkarlar vardır; politikada bir adam öldürülmez, bir engel ortadan kaldırılır.

oscar lewis: ölüler bağışlanır, hayatta olanlar değil.

sadi şirazi: düşünceli insanlar dünyadan götürecekleri her şeyi yanlarına alırlar; alçak adamlarsa mallarını hasretle arkalarında bırakırlar.

klaus schröter: toplum sıradışı insanı ikiyüzlülüğe zorlar.

şükrü erbaş: biz bir kentten gideriz kent boşalır, bir evden koparız ev küçüldükçe küçülür, bir insandan ayrılırız dünyanın en büyük yabancısıdır.

31.07.2015

uzun lafın kısası

şükrü erbaş: hiçbir sevgi tutsaklıkta yeşermez. eşitlik özgürlük ister.

andre malraux: insan dediğin nedir ki? küçük, acınacak bir gizler yığını. insan bir rastlantıdır ve temelinde dünya, unutulmuşluktan yaratılmıştır.

alexandre dumas: tüm vahşi yapılı insanlar güçlü bir eylemi beğenmeye yatkındırlar.

bertrand russell: olağanüstü bir karar verme yetisine sahip kimseler dışında, insanların çoğu, emirler sert olmamak koşuluyla, kendilerine günün her saatinde ne yapacaklarının bildirilmesinden hoşlanırlar.

christine arnothy: sağcılar, her türlü iktidarın kıçını yalayan insanlardır.

erik orsenna: tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

lucrezia borgia: sanatları sevmek, düşüncenin yapıtlarını sevmek, sevdiklerimizi sevmek; dünyada budur yalnız büyük olan.

jean jaures: bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

konfüçyüs: bir insan uzağı düşünmezse, yakın bir zamanda kesinlikle üzüntüyle karşılaşacaktır.

oscar wilde: çocuklar hayata ana babalarını severek başlar, zamanla onları eleştirir ve nadiren affederler.

sadi şirazi: mutlu, yiyen ve eken; mutsuzsa ölüp ardında bırakan kişidir.

mehmet eroğlu: hiç tanrı'ya inandın mı? her şeyden, bir parça da olsa, o da sorumlu değil miydi? kutsal kitapların hepsinde "öldürme" diyordu; ama tanrı adına öldürülenler kadar çok insanoğlu öldürmeyi başaramadı kimse.

8.07.2013

kağıt yolunda

erik orsenna

en güzel hikayeler hep daire biçimindedir; kalbimizin en derin noktasına dokunmak için bizleri en uzağa götürür.

farklılıkların yok olması, dünya üzerindeki en büyük tehlikedir.

kağıt, hafızanın müttefiki, eski zamanların emanetçisidir. geçip gitmiş bir çağla tekrar buluşmak isterseniz, tek yapmanız gereken şey kağıda danışmaktır. ondan daha hoşgörülü şey yoktur. hoşgörülü de laf mı! hakiki lütuf vardır onda. kağıt nostaljiyi anlar. dördü beşi bir araya gelip keşke görseydim dediğiniz yüzyılın kapısını size aralamak için çabalar.

patrice mangin: bir fikrin gerçek kaderi sonunda bir kitap olması değil, faydalı ve kazançlı bir mala dönüşmesidir.

paul claudel: ey kağıt! nerede buldunuz onu? yumuşacık, inci gibi o maddeyi. ona bakınca su yosunlarını, kadın saçlarını, balıkların canlılığını, yıldızların ve hücrelerin gelişip serpilmesini, buharları, topyekün dönüşmekte olan bir dünyayı ve o eski çin'e dair nostaljik hayalleri, bende onlarca yılın ya da binlerce asrın hatıralarını uyandıran hayalleri görüyor insan.

tarihte kağıttan başka hiçbir şey yoktur ki, iki bin iki yüz yıllık ömründe bu denli değişmiş, çeşitlenmiş, zenginleşmiş olsun.

yavaşlık, sükunet ve tefekkür arzusu hepimizde var. bu arzuyu bir tek kağıt tatmin edebilir. belki de bunun nedeni kağıdın öncelikle sudan yapılıyor oluşudur, kimbilir?

15.09.2012

czeslaw bojarski

erik orsenna

15 kasım 1912'de dünyaya gelen czeslaw bojarski'nin tek hayali büyüyünce mühendis olmaktır. danzig politeknik enstitüsü'nden mezun olur. ama alman tehdidi yüzünden orduya yazılır ve çok geçmeden subay olur. ikinci dünya savaşı'nın başlarında yakalanır. macaristan'daki bir toplama kampından kaçarak fransa'ya sığınır. eline geçen ilk fırsatta da yeniden 1. polonya bölüğü'ne katılır.

savaş sona erince vic-sur-cere'e yerleşir ve bir fransız kadınla evlenir. teknisyen olarak iş bulur. mucitlikte dener şansını. göründüğü kadarıyla çok işe yarayan bir tıkaç, bir de tıraş bıçağı icat eder. ama ne yazık ki bu prototiplerin üretilmesi pahalıya mal olmaktadır ve hiç kimse lisanslarını almaz. bunun üzerine bojarski yeteneklerini bir başa sektörde kullanmaya karar verir.

1950'den itibaren fransa merkez bankası alarma geçer. mavi fon üzerine 1945 cinsi 1000 franklık sahte banknotlar piyasada dolaşmaktadır. tehlike büyüktür; zira sahte paralar neredeyse kusursuz, adeta birer sanat eseridir. komiser bertoux ile amir perrier'in selefleri soruşturmaya başlarlar. sonuç sıfır. bütün ipuçları boşa çıkar. yaratıcı, eserlerini yayma konusunda da uzmandır.

yetkili merciler sinirlenmeye başlar. üstüne üstlük 1958'de yeni bir sahte banknot, nefis 5000 franklar tedavüle çıkar. bunun ardından dört sene sonra yeni bir şaheser, 100 yeni franklık bonaparte'lar gelir.

17 ocak 1964'te polis, czeslaw bojarski'nin paris'in güney banliyösünde, montgeron'da bulunan evinin kapısında biter. biri rus, öbürü polonyalı iki kişi onu ele vermiştir.

evin içi aranır. daha ilk dakikalarda polisler bir sandık bulurlar. sandığın içinde yığınla devlet tahvili uslu uslu durmaktadır. değeri: 72 milyon frank. iyi ama atölye nerededir? bojarski inkar edip durur: "böyle sıradan bir evde, sözünü ettiğiniz o kadar banknotu, hem de öyle kaliteli bir şekilde, bir insanın basabileceğini aklınız alıyor mu? sizin aramanız gereken yer bir fabrika!"

nihayet gizli bir kapı keşfedilir. ardından da bir tesis. iyice köşeye sıkışan bojarski itiraf eder. hiç kimsenin yardımı olmaksızın makineleri nasıl tasarladığını; hiçbir şüphe uyandırmamak için gerekli parçaları tek tek nasıl satın aldığını; hiç kimseye bel bağlamayıp sabırla eski yöntemleri öğrenerek kendi kağıdını nasıl ürettiğini; banknotları bastıktan sonra, 15 yıl boyunca, tek başına, otelde kalmamak için geceleri trenle yolculuk ederek, sahici bir para destesinin içine sadece bir tane sahte para karıştırarak fransa'nın tamamını nasıl dolaştığını; en ince ayrıntısına kadar anlatır.

"bugün burada olmanızın nedeni, beyler, güven duymuş olmam. dostlarıma güvenmiş olmam. yani o avanaklara, o hımbıllara!"

avanak suç ortakları rus ve polonyalı, paraya sıkıştıklarından, sadece sahte para kullanmışlardır; üstelik de paris postanelerinde!

bojarski 20 yıla mahkum olur. 13 yıl sonra iyi halden serbest bırakılır. sonra sırra kadem basar. nerededir, kiminledir, meçhul.

6.09.2011

pamuk ülkelerine yolculuk

erik orsenna

"bütün yabani hayvanlardan kaçabilirsin; kaderini taşıyanın dışında."

"gecikme talihe engel değildir."

"bir ülke tarımdan vazgeçtiğinde ruhunu kaybeder."

işinden gurur duyan bir insanın ona daha çok şey kattığını herkes bilir. gurur, enerjinin anasıdır.

iyi avlanmak için erken başlamak gerekir.

herkes bilir ki, otomobiller bazen yağ damlatsalar ve duman çıkarsalar da, geceleri nadiren kavga eder; asla gürültülü bir şekilde çiftleşmez ve dünyaya tahammül edilmez çocuklar getirmezler.

dümdüz uzanan bir ülke nedir? sağduyu buna cevapların en iyisini verir: köpeğin için endişelenme. onu kaybetme ihtimalin hiç yok. nereye kaçarsa kaçsın, üç gün üç gece boyunca koşsun; onu asla gözden kaybedemezsin.

insan hiçliğin ortasında yaşarsa, bir şeylere tutunmak en iyisidir: bir kelime. bir özlem. kayıp köklerin hatırası. terk edilen avrupa. lübeck. zamanla lubbock olacaktır.

uçsuz bucaksız alanlar daima mistikler doğurmuştur.

yetmiş beş bin sokağı olan bir şehirde insanlar nasıl akıllarını kaçırmaz?

çinliler ideal işçiyi yarattılar. yani işçi yokluğundan daha ucuza mal olan işçiyi.

hata yapma tehlikesi olmadan ve yanılsamaların ötesinde, duygularımızın yoğunluğuna değer biçebilecek aletin henüz ortaya çıkmadığını herkes bilir. sevgi nesneleri ve sevme biçimleri o kadar çeşitlidir.

bazı işaretler yanıltmaz: garların tercihleri vardır. bazı trenlere saygı gösterir, diğerlerini hor görürler.

modernite pahalıya mal olur.

temellerinin siyah kölelerin insanlık dışı bir şekilde çalıştırılmasına dayandığını bildiğimiz halde, hangimiz amerika'nın güneyinin büyük beyaz evlerine yönelik utanç verici bir yakınlık duymamışızdır?

iskenderiye bir şifalı sular şehri. tedavisi için buraya gelinen hastalık da, hayatlarımızda şimdiki zamanın fazlalığı, şu anın tiranlığıdır belki; bunun doğal sonucu da yavanlık diye adlandırılabilecek derinlik eksikliğidir.

"pamuk huzurdan hoşlanır. pamuk iyi olduğunda, dünya sakin ve ağırbaşlı demektir."

tatar kadınları iki kategoriye ayrılır: kırım tatarları, yüzyıllar geçtikçe ateşleri dinmiştir, hala tehlikelidirler; fakat orta karar ahlaklı bir insan onlarla başedebilir. buna karşılık, hakiki bir tatar kadını, bir kazan tatarı karşısında, tek çözüm derhal kaçmaktır.

"bir çapalama, iki sulamaya değerdir."

ödetmek, insanı tasarrufa yöneltmenin en iyi yoludur. bir devrim başlatmanın da.

beklemeye tahammülü olmayan, hiç yolculuğa çıkmasın. her yolculuk zamanın ülkelerini olduğu kadar uzamın ülkelerini de keşfeder.

tek konu takıntılarına şükürler olsun! ister cinsellikle, ister pulculukla, ister başka bir şeyle ilgili olsun, tek konu takıntısı sizi olmayacak yerlere götürür, çoğunlukla sarsıcı şahsiyetlerle tanıştırır.

"bugün geleceği inşa eder."

büyük inşa etmeyen, geleceğe güvenmiyor demektir.

seyahat etmek, devşirmektir. uzaklardan dönünce sepetinizi açarsınız. gözünüze boş görünürse endişelenmeyin. devşirilen şeylerin çoğu göze görünmez: bunlar düş kırıklıkları veya hayranlıklar, kokular, müzikler, yüzler, manzaralardır. ve hikayeler.

gerçeğin özelliklerinden biri de az bulunurluktur. az bulunurluk, yani pahalılık.

bir dünya seyahati farklılığa olan merakı canlandırır, göreliliği öğretir, şüpheciliği besler. fakat aynı zamanda kanıları pekiştirir. seyahatinizin, yalnızca yanlış olduğunu öğretmekle kalmayıp aynı zamanda sakıncalı olduğuna da sizi ikna ettiği bazı fikirlere karşı savaşmak konusunda sabırsız bir halde dönersiniz.

küreselleşme, iletişim, demateryalizasyon.. modernitenin nakaratlarının bunda hiçbir etkisi yoktur: uzam, elle tutulur bir uzam, ortak iradenin mekanı, eyleme geçmenin ilk aracıdır hala. işgücünü bir araya getirip oluşturmak, çalışmayı örgütlemek, çalışanları (bazen fabrikada olduğundan daha sertçe) motive etmek ve kar'ı (hakkaniyet garantisi olmaksızın; özellikle nesiller arasında) bölüştürmek için bir aileden daha izi uzam yoktur. çok ağır kapitalistik yatırımların baskılarından kaçmak için ve konjonktürün öngörülmez ihtimallerine esneklikle uyum sağlamak için daha iyi bir üretim birimi yoktur.

zaman yakamızı bırakmaz. bizden önce gelmiş ve bizden sonra da kalmak için yaratılmış olan zaman, bizim mecburi ortağımızdır. hayatımızın kalitesi, onunla olan güvene dayalı veya çatışmalı, özenli veya ihmalkar ilişkilerimize bağlı olacak.

hikayenin başını, en başını hatırlıyorum: "yoldan geçen biri, dallarının ucunda beyaz yumaklar olan bir ağaççık fark eder. elini uzattığını tahmin edebiliriz. insan türü pamuğun yumuşaklığıyla tanışır böylece." iki bin yıl sonra, bir dünya seyahatinden çıkarılan ilk ders şu: yeryüzünde, yumuşaklık nadir bulunan ve pahalıya mal olan bir niteliktir.

14.07.2008

müzisyen

erik orsenna

müzik de bir tür soyluluktur.

kral bile olsalar, amatörlerin tellerden çıkardıkları gıcırtılar, hırıltılar, en alışkın kulakları bile tırmalar niteliktedir.

bir müzisyen, tanrı'ya, müziğe, italyan konteslerine ve çalgı çalabildiğine şükran duymaktan başka ne yapabilir? bir sır verir gibi usulca çalmak. yavaş yavaş dünyanın gürültüsü uzaklaşır. insan kendini yalnız, seçilmiş, güvende hisseder. gitar ıssız adalar yaratmasını bilir.

gitar dünya kadar yaşlıdır. kanunların genellikle gerçeği maskelediğini ve en iyi görünenlerin, aslında içlerinde en kötüyü de barındırabileceğini bilir.

tabii ki gitar köleliğin bitişini dört elle alkışladı. ama o, bir yeni yetme değildir. gitar dünya kadar yaşlıdır. kanunların genellikle gerçeği maskelediğini ve en iyi görünenlerin, aslında içlerinde en kötüyü de barındırabileceğini bilir.

eğer teninin rengi kötüyse dans eden parmaklara ihtiyacın vardır. dans eden parmaklar müzik üretirler. ve müzikte derinin renginin önemi yoktur.

tanışmalar, tokalaşmalar, anılar.. müzik başlangıçların yardımcısıdır. aynı kapalı ışığın çekingen bir çiftin ilk sevişmesine yardımcı olduğu gibi. ne sözcüklere, ne hareketlere ne de hatta gülümsemelere gerek kalır. bir nota, bir akor yeterlidir; bir başkası ona yanıt verir, her şey düğümlenir, sarmaş dolaş olur: iş bitmiştir.