ece ayhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ece ayhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.01.2021

perspektif

ece ayhan

nereye dönersem kıçım arkamdadır.

"sevgi, yalnız mutlu yüzüyle vardır."

en bozulduğum şey; aciz bir adamın, sessiz ve konuşamayan adamın tepesine binmeleridir kimilerinin.

"tahmin edilememek insanın temel niteliğidir."

her uzaklık, her uzaktan bakma belli bir yalın perspektif sağlar, sağlıyor. gündelik yaşayışta ise derin ve gerçek perspektifi bulmak işte bu yüzden zor.

metin kaçan, ağır roman adlı bir dolapdere romanında "şakur şukur sevişmek" diyordu. cezmi ersöz de bir yazısında böyle diyor. ikisinden biri ya da her ikisi de, çeyrek sait faik olur mu ki?

bu toplumda hiçbir şey, bir yazınsal süreç dahi, sonuna dek götürülemiyor nedense. belki de doğuda süreç diye bir şey yok. düşüncenin, düşünmenin bir parçası değil mi süreç? filmlerde de oluyor bu: hemen hemen bütün türk sinemasında öykülü bir film yoktur.

"insan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."

"tanrı bir insan biçiminde görünecektir bir gün ya da varlığın bir bölümünü bir insanda gösterecektir."

"devletin, doğu'da, otoritesini sınırlayacak ara kurumlar yok."

sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

14.12.2020

ey kanatsızlık

ece ayhan

batmış bir tramvay, ahtapotlar, ince ve upuzun barbarlar. yalnızlık dönüşür bir zenci arkadaşa imparator.

kucağında bir padişahın da kuş. istemiyor bitsin. büyüsü. bir boyundaki serüven, uçurum. hiç konuşmuyoruz. anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık! koyulaşır ve bir denizin denizinde ağlarken. bekleyen bir çocuk. yelkenli.

31.03.2020

uzun lafın kısası

amin maalouf:
uzun vadede, adem ile havva'nın tüm evlatları yitik çocuklardır.

eduardo carranza: şiir kanını kaynatmıyorsa, aniden sırlara pencereler açmıyorsa, dünyayı keşfetmene yardım etmiyorsa, umutsuz yüreğinin yalnızlıkta ve aşkta, şenlikte ve sevgisizlikte eşlikçisi değilse ne işe yarar?

joel kovel: sevgi, benliği yeni nesnelere açarak yaralanabilir hale getirir.

lawrence grossberg: bir şeye yeterince özen göstermenin, önemseyecek kadar inanmanın mümkün olduğu ve böylece de kişinin bu şeye bağlanıp bütün benliğini hasredeceği yerleri tespit etmek gitgide zorlaşıyor.

nilgün marmara: hayatın neresinden dönülse kârdır!

pascal mercier: kitsch, bütün hapishanelerin en kötüsüdür. parmaklıkları, basitleştirilmiş, sahte duyguların altınıyla kaplanmıştır, bir sarayın sütunları sanır insan onları.

robert musil: okyanusları ve kıtaları oyun oynarcasına aşıveren modern insan için hiçbir şey, bir sonraki köşede yaşayan insanlarla ilişki kurmak kadar olanaksız değildir.

stefan zweig: insanlar sadece bir şeyden yorgun düşerler: kararsızlıktan. yapılan her iş insanı rahatlatır; hatta en kötüsü bile hiçbir şey yapmamaktan daha iyidir.

victor hugo: ezilmiş, yıkılmış insanlar arkalarına bakmazlar. kötü talihin peşlerini bırakmadığını bilirler.

oğuz atay: sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor.

ece ayhan: sezai karakoç ile ismet özel insan haklarıyla ilgilenmezler.

goethe: ve budalalar, anlamadıklarını ve anlayamayacaklarını yok ederler.

4.07.2019

abiler

nilüfer kuyaş

öyküyü kendisinden dinledim. 1969'da tös genel kurulu kayseri'de yapılıyor. ülkücüler binayı basıyorlar. dükkanları, vitrinleri kırıp döküyorlar. zavallı aktar. esans da satar, kitap da, defter de. ne yapsın? taşra böyledir. oradan bir zavallı kadın geçiyor. konsomatris. bunlar pek dışarıya çıkmazlar. çalıştıkları bara giderler; sonra otelde otururlar. buncağız sıkılmış, biraz dolaşmaya çıkmış. güruh ona saldırıyor. çırılçıplak soyacaklar. "abiler" diyor konsomatris, "beni öldürün; bana bunu yapmayın."

işte, demişti ece ayhan, mor külhani şiirindeki "abiler" oradan gelir. ama ben orada bırakmıyorum tabi, diye de eklemişti.

"türkiye'de her şeyi bu 'abiler' ile anlatabilirsin."

içimizdeki zulümdür o abiler. içimizdeki eşitsizlik. içimizdeki öfke. içimizdeki nefret. düşene vurma güdüsü. çok ezilmişizdir; daha çok ezmemiz gerektir. ece'nin başkaldırısının özetidir bu. o içimizde, derimizin altında yaşıyordu. zulmün ortasında.

genç kaymakam unutmamıştı kayseri'de gördüğü olayı. hani, enis batur demişti, "kediler krallara bakabilir." diye! ece'nin durumu da biraz öyle: kaymakamlar konsomatrislere bakabilir. şairler abilere seslenebilir. zulüm sonsuz. aşağılama sonsuz. nabızlı bir beklenti: en kötü olan en olanaklıdır.

çocukken çanakkale'de gördüğü bir başka sahneyi daha unutmuyor: halk eczaneye girerken ayakkabılarını dışarda bırakırmış. meğer eczane sahibi aynı zamanda oranın kızılay başkanı. eczaneyi devlet kapısı zannediyor zavallılar.

devlet de bir kötülüktür. ama, birçokları gibi zorunlu bir kötülük. devlet olmasa ne yapardık? devlet, abilerin örgütlenmesidir. sırasında baba da olurlar. halbuki oğullar -ya da kızlar- "oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidirler."

evet, türkiye'de her şeyi bu abiler ile anlatabilirsin. "boyayalım mı abiler?"

güruha abiler diye yalvaran o zavallı kadının, ezilenin, aşağılananların yerine koyuyor kendini şair. şirini onun gözüyle, onun bakış açısından kuruyor, onu seçiyor, oraya yerleşiyor. gözünü kırpmadan bakıyor zulme.

bizim zulmümüz boldur.

biz yıkımda, acıda, mutsuzlukta rahatız. neden öyleyiz? belki mutluluğun ne kadar geçici ve kırılgan, umutların nasıl ölümlü olduğunu fazlaca iyi biliyoruz. hayat tatmin olmayan, doymak bilmeyen arzuların çölü.

gönül yık, ağaç yak, şehir yok et, can acıt, kanda yürü. işte, daha rahatsın. bu cehennem senin! burada her şey kesin. acıda buluş. kötülük et. aşağıla. vur. çiğne. aldat. nefret et. kendi hamurundasın. derimizin hemen altında. bilincimizin en altında. yumuşak karnımızda. ölümcül topuğumuzda. şairin yuvası.

şair hiç gocunmadı oraya yerleşmekten. izledi, anladı, meydan okudu. öyle seçti. tarihi örtündü. herkes yapamaz. kendi deyimiyle, maça ister. o biliyordu neden böyle olduğumuzu. çırılçıplak soymak için üzerine güruhun saldırdığı kadının yerine kendini koyarak şiir yazması bundan. o kadını ve benzerlerini giyindi. bizi soydu. derimizin altından seslendi bize. içimizdeki zulmü konuşturdu. neden böyle olduğumuzu biliyordu.

ben hala soruyorum. neden böyleyiz? kayseri'deki olayın yansıttığı kötülük, nefret, öfke, yıkıcılık, acımasızlık, açgözlülük ya da yıllar sonra sivas'taki gözüdönmüşlük, toplumun üzerinde oturduğu temeldir, bir yanıyla. bunu biliyorum. iliklerimde biliyorum. karşı konulmaz bir bilgi bu. edinilmiş bilgi değil. kendini dayatan, benliğimi istila eden bir bilgi. kötülüğün bilgisi.

25.04.2018

yazma sanatı

anatoli ribakov: insanın yarattığı en iyi şey kitaptır. dünyadaki en büyük insan yazardır.

sait faik: söz vermiştim kendi kendime, yazı bile yazmayacaktım. yapamadım. koştum tütüncüye kalem kağıt aldım. oturdum. kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.

boccaccio: kalemin gücü, onu kullanmayı bilmeyenlerin sandıklarından çok daha fazladır.

imre kertesz: bir yazar için zamanının ona karşı sergilediği körlükten daha muhteşem bir taç olamaz; bu körlük, hakkında konuşmamakla birleştirilmişse üstüne bir pırlanta daha konulmuş demektir.

şükrü erbaş: yazının, şiirin yalnızlığından başka bir kalabalığa inanmıyorum.

eduardo galeano: yazmanın nedeni, kafayı kurcalayan, bir sinek vızıltısı gibi uyku uyutmayan sorulara cevap vermeye çalışmaktır. yazılanlar, cevaba duyulan toplumsal gereksinimle çakıştığı zaman ortak bir anlam kazanabilir.

ece ayhan: haritalarda bile sözcük ararım.

ray bradbury: iyi yazarlar yaşama sık sık dokunurlar. ortalama yazarlar üstüne hafifçe dokunup geçerler. kötü olanlar ona tecavüz edip leşini sineklere bırakır.

max frisch: önemli olan, sözcüklerin arasındaki ifade edilemeyen beyaz alandır. sözcüklerin anlattığı, gerçek düşüncemizi dile getirmeyen önemsiz şeylerdir hep. gerçek niyetimizi en iyi ihtimalle dolambaçlı bir yoldan ifade edebiliriz.

oscar wilde: bu sabah bir virgülü sildim, akşamüzeri yeniden koydum.

6.06.2016

ikinci yeni şiir

mehmet h. doğan



az şey değil seninle olmak düşünüyorum da
içimde bir sevinç dallanıyor kaç kişi
bir geyik kendini çiziyor karanlığa sonra kayboluyor
karanlık maranlık ama iyi seçiliyor
yorgan toplanmış bacakların seçiliyor
bir uçtan bir uca bacaklarının aslan heykelleri
onları ne denli sevdiğimin aslan heykelleri
ayık gecemizi dolduruyorlar bir uçtan bir uca
(cemal süreya)

çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla
yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer
sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter
ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur
adımızı sorarız birine, o bize adını söyler
(edip cansever)

şimdi şu rakıdan ne diye vergi alırlar sanki
(ece ayhan)

gemim fırtınalı denizde boğulmayı deniyor çiçek açarak
yüreksizler, kıyı adamları, çekip gidemeyenler
kendi göğünün efendisi olana bir konyak
(ahmet oktay)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
(cemal süreya)

ne olur bir şey söylesen
ama söz bir kırlangıçtır
yuvasını hiç anımsamayan
bak diyordum ki
ah, birazcık anlasan
ama anlamak değil
garsonlar geçer masalardan
(ahmet oktay)

bakmak, uzaklara dokunmaktır
sen benim en alımlı gözlerimsin
(hilmi yavuz)

yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
doğrusu en çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte
içimizde kahverengi bir dağ ölüsü yatar
bir yarasa ayaklanır. aç gözlü bir kuş
varır kocaman bir şey olmanın bilincine
birden bir ses biçiminde, radyomuzun içinde
duyurur iki caz parçası arasından biri
ya gülünç bir yas töreni
ya toptan bir öldürme
(edip cansever)

gülü çiğdemi filan bırak
sardunyayı karidesi filan bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır
(turgut uyar)

anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık!
(ece ayhan)

16.12.2015

osmanlı

ece ayhan

osmanlılar tüm kadınları evlere, dolaplara kapatmışlar.

osmanlı imparatorluğu'nun son yıllarında terör ve kıyım yapanların, işleyenlerin çocukları, torunları, gelinleri, damatları, yeğenleri.. içimizde yaşıyorlar. yaşamasına yaşasınlar da, benim dikkatimi çeken onların babalarının, dedelerinin hayranı oluşlarıdır. yalnız 'kalıt' kaldığı için değil doğallıkla. bunun bir anlamı olmalı bugün..

"osmanlı tarihinde devlet adamları için ilk defa görülen müsadere ile aldığı servetini mirasçılarına geri vermiştir. kul olmayan bir devlet adamıdır çandarlı halil paşa. fatih sultan mehmet 40 gün sonra öldürttü onu."

6.03.2015

türk şiiri, modernizm, şiir

hasan bülent kahraman

her klasik evrenseldir; ama her evrensel klasik değildir.

kitaplar bir tür tanıklıktır. hayatı kitaplar aracılığıyla ve daima eksilerek yaşıyoruz. bu, okuma için de böyledir. hiçbir okuma katmaz ve artırmaz. mutlaka ayıklar, dışlar ve eksiltir.

maksim gorki: yaşam eylemdir ve yaratmaktır. yeryüzünde yaşayan insanın ulaşmak isteyeceği en son erek yeryüzünde yaşamak mutluluğudur.

herbert s. gershman: gerçeküstücüler arayanlar olmaktan çok bulanlardır.

preston davie: gerçeküstücülerin tapındıkları tek tanrı kendi yarattıkları "anlaşılmazlık" imgesidir. insanlık, yeryüzünde bir arada bulunan tüm olguları, "düzen" ölçütlerine göre değerlendirmekte ve "gizemli olan"ı da bu çerçevede tanımlamaktadır. bu "gizemlilik" tanımı doğal bir basitleştirmeyi ve sadeleştirmeyi içerir. bu nedenle, gerçeküstücülere göre, anlaşılmazlık, "düzendışı olmak"tır.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

melih cevdet anday: özgür olabilmek için kendi kendimizi seçmemiz, sonra da bunu eylemlerimizle göstermemiz gerekiyor.

melih cevdet anday: gelecek beklenen değil, yapılan, yaratılan bir şeydir. bizi mistik'ten ayıracak olan bilinçtir. yarın, bugünün içindedir, dünyamızın bir parçasıdır. tıpkı dün gibi.

martin heidegger: insan varoluşu kökten ozancadır.

manfred halpern, özellikle islam toplumlarında önce tanrı, sultan, daha sonra aile, yerel önderler gibi kimliklerin kişilikleri aştığını, kişilerin kendilerini bu kimliklerle ortadan kaldırdıklarını söylüyor. halpern'in daha da ilginç bir gözlemi şudur: "bu tür toplumlarda, kişilerin değişmesine karşılık dizge sürmekte, kimliklerin değişmesine karşılık tavırlar aynı kalmaktadır." "bu nedenle" diyor halpern, "bu tür toplumlarda en sürekli olan kesim 'köleler'dir."

ece ayhan'ın şiiri adeta içine sokulan çubuğun eğri göründüğü su kütlesi gibidir. su, aynı sudur; çubuk, aynı çubuk; fakat her şeye karşın suyun içindeki çubuk kırık, eğri görünmektedir.

maurice merleau-ponty: insan algısı dünyaya dönüktür; oysa hayvanlar yalnızca bir çevreyi algılarlar.

her kurumsal yapı bir iktidara, her iktidar bir somutluğa tekabül eder. bu, dille ilişkilendirildiğinde daha çok böyledir. dil, hem kendisi doğrudan iktidar olan hem de iktidarın en önemli kurucu aracıdır. söze, dolayısıyla da dile dayanmayan iktidar olamayacağı gibi, günlük dil sıradan erkin büyük destekçisidir.

jacques lacan: i like to leave the reader no other way than the way, in which i prefer to be difficult.

s. lotringer: to write a book is an certain way to abolish the preceeding one.

2.06.2014

başıbozuk günceler

ece ayhan

haritalarda bile sözcük ararım.

nereye dönersem kıçım arkamdadır.

"sevgi, yalnız mutlu yüzüyle vardır."

en bozulduğum şey; aciz bir adamın, sessiz ve konuşamayan adamın tepesine binmeleridir kimilerinin.

"tahmin edilememek insanın temel niteliğidir."

"yalnız soğuk havalarda evine sığınılan yaşlı pansiyoncu kadın değildir, şiir."

tarih, ayağa kalkınca görülecek bir nesne değildir.

her uzaklık, her uzaktan bakma belli bir yalın perspektif sağlar, sağlıyor. gündelik yaşayışta ise derin ve gerçek perspektifi bulmak işte bu yüzden zor.

metin kaçan, ağır roman adlı bir dolapdere romanında "şakur şukur sevişmek" diyordu. cezmi ersöz de bir yazısında böyle diyor. ikisinden biri ya da her ikisi de, çeyrek sait faik olur mu ki?

anadolu'da özgürlük hep sürgünde kalmıştır.

osmanlılar tüm kadınları evlere, dolaplara kapatmışlar.

osmanlı imparatorluğu'nun son yıllarında terör ve kıyım yapanların, işleyenlerin çocukları, torunları, gelinleri, damatları, yeğenleri.. içimizde yaşıyorlar. yaşamasına yaşasınlar da, benim dikkatimi çeken onların babalarının, dedelerinin hayranı oluşlarıdır. yalnız 'kalıt' kaldığı için değil doğallıkla. bunun bir anlamı olmalı bugün..

"osmanlı tarihinde devlet adamları için ilk defa görülen müsadere ile aldığı servetini mirasçılarına geri vermiştir. kul olmayan bir devlet adamıdır çandarlı halil paşa. fatih sultan mehmet 40 gün sonra öldürttü onu."

bu toplumda hiçbir şey, bir yazınsal süreç dahi, sonuna dek götürülemiyor nedense. belki de doğuda süreç diye bir şey yok. düşüncenin, düşünmenin bir parçası değil mi süreç? filmlerde de oluyor bu: hemen hemen bütün türk sinemasında öykülü bir film yoktur.

"insan birbiriyle çelişen iki dünyada yaşamak zorundadır."

"tanrı bir insan biçiminde görünecektir bir gün ya da varlığın bir bölümünü bir insanda gösterecektir."

"devletin, doğu'da, otoritesini sınırlayacak ara kurumlar yok."

sezai karakoç ile ismet özel, insan haklarıyla ilgilenmezler.

19.02.2014

bütün yort savul'lar!

ece ayhan



iyi şiirler iyi atlar gibidir
öldükleri zaman da tersine yarışırlar

bir gülüşün var ayakta kötü elbet
burcuvalıklarında bir dudak gül gibi
bütün ellerinin sokakları aşktır senin

çiçek. çiçek satıcılığıyla başlamışım serüvenlerime. iplere dizili
çiçekler ve çocuklar, gül kurusu. ama nasıl da büyülüymüşüm
o zamanlar, bir pericik yüzünden bakılamazmış. boş arsaları
vardır yaz gecelerinde hafifsi malta hummalarının
kış gecelerinde de sonsuz beberuhili sanrıların harabeleri.
sonra taştan geçit. elli yaşlarında bir cadının çekmecesinde yaşıyorum
çivilenmiş. -gerçekten, yaşıyor muyum acaba? mevsimin ne
olduğu bilinmiyor ve ben pek üşüyorum. gibi u.

ay; gecikmiş ağı, yosun yeşili bir canavar. ilerlemiş gece
kanatsız yarasalar, ıslanmış silahlar. devrilmiş bir tramvay
caddede. bunlar, kargınmış bir ilkyazın simgeleri. büyük uçurtmamı
çalmışlar deliliğimden, mor gözlü çocuk ölüsü bir pazar
onu bulamıyorum

ah karpuzun içindeki kesmece delikanlım istanbul
yüreğini utanarak saklıyor ve çürümüş çiçek kokuyorsun

geceleri, aydan, evlere girilemiyordu

13.09.2013

meçhul öğrenci anıtı

ece ayhan


buraya bakın, burada, bu kara mermerin altında
bir teneffüs daha yaşasaydı
tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür
devlet dersinde öldürülmüştür

devletin ve tabiatın ortak ve yanlış sorusu şuydu:
maveraünnehir nereye dökülür
en arka sırada bir parmağın tek ve doğru karşılığı:
solgun bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine!'dir

bu ölümü de bastırmak için boynuna mekik oyalı mor
bir yazma bağlayan eski eskici babası yazmıştır
yani ki onu oyuncakları olduğuna inandırmıştım

o günden böyle asker kaputu giyip gizli bir geyik
yavrusunu emziren gece çamaşırcısı anası yazdırmıştır:
ah ki oğlumun emeğini eline verdiler

arkadaşları zakkumlarla örmüşlerdir şu şiiri:
aldırma 128! intiharın parasız yatılı küçük zabit okullarında
her çocuğun kalbinde kendinden daha büyük bir çocuk vardır
bütün sınıf sana çocuk bayramlarında zarfsız kuşlar gönderecek

5.08.2013

mor külhani

ece ayhan



şiirimiz karadır abiler
kendi kendine çalan bir davul zurna
sesini duyunca kendi kendine güreşmeye başlayan
taşınır mal helalarında kara kamunun
şeye dar pantolonlu kostak delikanlıların şiiridir
aşk örgütlenmektir bir düşünün abiler

2
şiirimiz her işi yapar abiler
valde atik'te eski şair çıkmazı'nda oturur
saçları bir sözle örülür bir sözle çözülür
kötü caddeye düşmüş bir tazenin yakın mezarlıkta
saatlerini çıkarmış yedi dala gerilmesinin şiiridir
dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler

3
şiirimiz gül kurutur abiler
dönüşmeye başlamış beşiktaşlı kuşçu bir babanın
taşınmaz kum taşır mavnalarla karabiga'ya kaçan
gamze şeyli pek hoş benli son oğlunu
suriye hamamında sabuna boğmasının şiiridir
oğullar oğulluktan sessizce çekilmesini bilmelidir abiler

4
şiirimiz erkek emzirir abiler
ilerde kimbilir göz okullarına gitmek ister
yanık karamelalar satar aşağısı kesik kör bir çocuğun
kinleri henüz tüfek biçimini bulamamış olmakla
tabanlarına tükürerek atış yapmasının şiiridir
böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler

5
şiirimiz mor külhanidir abiler
topağacından aparthanlarda odası bulunamaz
yarısı silinmiş bir ejderhanın düzüşüm üzre eylemde
kiralık bir kentin giriş kapılarına kara kireçle
şairlerin ümüğüne çökerken işaretlenmesinin şiiridir
ayıptır söylemesi vakitsiz üsküdarlıyız abiler

6
şiirimiz kentten içeridir abiler
takvimler değiştirilirken bir gün yitirilir
bir kent ölümün denizine kadar dragomanlarıyla
düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler

8.10.2012

şiir alınlıkları üzerine

ece ayhan

ırmakları, hiç kesilmeden, kaynaklarına kadar yüzüyor, bir yandan da, kutudaki tek renk karayla, bir masala çalışıyordu, alınlığı şöyle: maveraünnehir padişahı, oyunsu, şehrazat erkek, ezberlettirmiştir kendine, saklıyor.

ve insan ruhunun, kıtlık içre, belki yeryüzünün yalnız orta doğusunda, beslenmeden birkaç yüzyıl yaşayabilen, umuduyla açarak biraz, kül rengi bir masal da tasarlıyordu, onun alınlığıysa şöyle: çocuk çocuk içinde, bileziği takılmış, çocukların bile, eğilip diplerini göremediği ancak baş ağır çekip kaç masal düşülünce suyu içilebilen bir kuyu.

şiir alınlıkları, nedense, şiirin bağrından koparılıp başa konulmuş dizeler sanılır hep, değildir. şiir alınlıkları yukarı kaçan çocuk yüzleridir, okulların giriş sınavlarını kazanamayıp önce kamuya karşı diktreş olduklarından intihara, yetiştirme yurtlarına, sözde açık kalaba'lara, sonra da tabiata karşı geldiklerinden bacakları koparılmaya, boğulmaya, ölüme yargılanmalarından başka bir nedenle, derin adları, güzel anlamlı bakışlarıyla gazetelere geçmeyen.

bu yazıda bile, burnunu bir parmağa karıştırtan, zalim bir kamu çiçeğinin bozduğu bir çocuk yüzü, yukarı kaçtığından, onun boş bıraktığı soğan mürekkebiyle yazılmış sırayı, ateşi olanlar yakıp görürler ve utanırlar mı? çağdaş bir masal babası yerinize utanıyor.

21.09.2012

şiir defteri

şeref bilsel / cenk gündoğdu



beni anlama
ruhumda gezinen bu nehir boşuna
boşuna alnımda açılan bu levha
insan dediğin bu dünyada bir yaradır
bir inleyiş hüzünler kapısında
(veysi erdoğan)

anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık!
(ece ayhan)

sen ve ben
sesimizde uçurum şarkıları
ellerimiz iki kuğu boynu yere eğilmiş
iki yana düşüyoruz sessizce
yolda kalmış arabanın
kırılmış tekerleği dönüyor beynimizde
(ayten mutlu)

bir gün, bir yerde, bir an
bir şey var mıydı söyleyebileceğim
her şeyi değiştirebilecek olan
(roni margulies)

hayat, hesaba pek gelmeyen cilveli bir oyuncaktır
bir bebeğin altını ıslatırkenki rahatlığıyla
bakar insana
(turgay fişekçi)

derdi olmayanın şiirle ne işi var
eskimeyen bir denize sırtınızı dönmeyin
nasılsa masal olacağız dünya takla atınca
incelikler şarkısı olmuş göz gibi bakan kalbin
zeytin ağacına sarılamayan bir şiir
hayatla ne işi var
(engin turgut)

çetele tutmadan hesaba kitaba girmeden
gittim ayırmadan çağrıldığım her yere
kini de hıncı da coşkusu da var sevinci de
uykusuz yolculuklarda olsa mıydım bulanık bir dere
(mehmet can doğan)

9.10.2011

bakışsız bir kedi kara

ece ayhan

gelir dalgın bir cambaz. geç saatlerin denizinden. üfler lambayı. uzanır ağladığım yanıma. danyal yalvaç için. aşağıda bir kör kadın. hısım. sayıklar bir dilde bilmediğim. göğsünde ağır bir kelebek. içinde kırık çekmeceler. içer içki üzünç teyze tavan arasında. işler gergef. insancıl okullardan kovgun. geçer sokaktan bakışsız bir kedi kara. çuvalında yeni ölmüş bir çocuk. kanatları sığmamış. bağırır eskici dede. bir korsan gemisi! girmiş körfeze.

4.02.2011

gizli yahudi

ece ayhan


gözkapaksız, şeytandan biri, çekiyor tramvay paramı benim
arada sırada böylecik kente inip uzun üzüldüğüm ve sarsıldığım olur
otelde, onun (ceset'imin) yatağında yatarım
saçlarının kapkara öyle uzadığı zamanlarda, dirimin ondan
esirgediği ve benim ona vermeye çalıştığım şey neydi acaba
diyedir kurarım. kocaman öküz ellerimle. alçak bir mahmuz
kükürt kokusu. dağlanmış bir kıç. bakır çalığı. damarlarımdaki
lağımlarda bir fare. indiğim kenti ve içimdeki darağacını kemirir
deliler, fareler, erkek fareler bölüşür kömürleşmiş bir cesedi
mahzende. onu sevmenin sözcükleri olmamıştır, bu belinde
anahtarlar sevişin sözcükleri olmamıştır ki. kaçardım
korkunç karşılaşmamak için bir bezbebekle. karşılaşmak. bu
benim yeniden işkence sözlüğü'ne dönmem demek olurdu
o angut ormanlarının sevinç yiyen dulu, yedi yıllık gelincik kin
kalıt dağıtan meşin eldivenli ipek el.. gömülmek istemezmiş..
üşürmüş.. arka sahanlıkta yanarak uzaklaşan genç şeytan
gözlüklerimi kıskançlığım bataklıklardan çıkarıyorum
başlangıcı kundak bir yangından sonra bir türlü bulunamayan eski
metresimin (ceset'imin) oğlan kardeşi. kalın yüzünü örten ince
böcek bakışlı aile maskesinden tanınıyor. adam! niçin hıçkıracakmışım sanki
kolaylıkla sever, bir kemerin altından geçer
kolaylıkla unutur bir ne gizli yahudiyimdir ben

14.11.2010

yort savul

ece ayhan


atlasları getirin! tarih atlaslarını
en geniş zamanlı bir şiir yazacağız

harbi karşılık verecek ama herkes
göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya

bir, yeryüzüne nasıl dağılmıştır
tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar

iki, daha yavuz bir belge var mıdır ha
gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden

üç, boğaziçi bir istanbul ırmağıdır
nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz

nerede kalmıştık? tarihe ağarken üç ağır yıldız
sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk

çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali
hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız

kurşun kalemle de olabilir
yort savul!

2.11.2009

göçmüş kediler bahçesi

bilge karasu

korku, örtmeye en yatkın olduğumuz kirimiz, gizlemeye en çok uğraştığımız kokumuzdur.

çok bilen gezmenler vardır. bir yere gitmeden önce, haftalar, aylar boyu, o  yer üzerine edinebilecekleri her türlü bilgiyi edinir, ulaşılabilecek her türlü kaynağa başvururlar. ilk kez görecekleri o yere geldiklerinde, yıllar değil yüzyıllardan beri orada yaşamış gibidirler. sokak adlarından lokantalara, müzelerdeki resimlerle yontulardan sarayların kuruluş, yapılış sürecine varasıya her şeyi bilirler. o kentte doğup büyümüş insanların hiçbir zaman bilemeyecekleri şeyleri öğrenmişlerdir.

hermann hesse: birbirimizi anlamasına anlayabiliriz; ama kişi ancak kendi kendine kendini açıklayabilir.

stendhal: neler yapabilirmişim, bir ben bilirim. başkaları ise, çok çok, "belki yapardı" diye düşünür, o kadar.

çünkü her kambur biraz şair bir ailedendir
toparlarsak kendi kendinin çırağı da olabilir
ölü sözcüklere ve çocuklara can vermek için
hangi marş iki kez çalınırsa yeryüzünde unutmayın
hem usta hem çırak bir kambur içindir (ece ayhan)

marguerite yourcenar: dostluk, her şeyden önce, inandır; onu seviden ayıran budur. ayrıca, saygıdır, başka bir varlığın her şeyiyle kabul edilmesidir.

karşısındakinin yalan söyleyebileceği, aklına en son gelen, belki de hiç gelmeyen, şeydi. insana yalan söyletebilecek durumlar yok değildi. ölümcül hastaya "sen öleceksin, birkaç saatin kaldı" demenin anlamı yoktu. doğru olduğuna bakıp bununla yetinerek -sorulmamış bir soruyu yanıtlarcasına- tatsız şeyler söylemek gereksizdi. ama sorulduğu için, bilmediği bir şeyi de biliyormuş gibi göstermek, yalan yanlış şeyler söylemek de gereksizdi. niye yalan söylensin? her söylenene inanmaya hazırdı bu durumda. başlıca kusuru, gündelik yaşamının dilekleriyle inançlarını bir bölmeye, "bilimsel şüphe"yi ya da ruhbilimin öğrettiklerini bir başka bölmeye kapatmasıydı. arkadaşlarının -kendisine yalancı diyen ya da demeye getiren arkadaşlarının- gene büyük bir incelikle kafasına kafasına attıkları taşlardan biri de "enayilik" olmuyor muydu? bu durumda tek çıkar yol, en gerçekçi yöntemi kullanan bilime güvenmektir, diye karar vermişti bir zamanlar. bu gerçekçi bilim, elbet bir gün gelip gündelik yaşamla örtüşecekti. iyimserlik, hem de enayice, alıkça bir iyimserlikti belki bu da. ama kim, her türlü kusurdan arınabilmişti? üstünün de üstünü kişiler, vardı gerçi. kendi onlardan değildi, o kadar.

nermi uygur: canına kıyma yoluna gitmek, kendini kapalı bir dizgenin tutsağı kılmaktır. oysa yaşamak, dizgeyi ya da dizgeleri her zaman açık bırakmak, değişikliğe hazır tutmak demek.

herkes elinden geldiği ölçüde yaşar. nedir zaten yaşamak dediğin?