#iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#iletişim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25.01.2021

korku

sevan nişanyan

yüreğini aç insanlara. şaşmaz kuraldır: onlar da açar. bir kisve veya kimlikle gitme onlara, seni kafalarındaki bir şablona oturtamasınlar. savunmayı bırak, gardını indir. vurmaya niyetli bile olsalar vazgeçerler, vurmazlar. senelerce kapısının kilidi olmayan bir evde oturdum. dünyanın neresinde olursam olayım arabamı kilitlemem, anahtarı da üstünde bırakırım, ister gece, ister gündüz. sağlık sigortam yok, hiçbir zaman olmadı. inan bana, evime hiç hırsız girmedi, arabam hiç çalınmadı, ıvır zıvır şeyler dışında doktora hiç yolum düşmedi. kendini ne kadar az savunursan o kadar güvende olursun.

isa'nın meşhur sözü vardır, "yüzüne vururlarsa öbür yanağını çevir," diye. çoğu insan bunu yanlış anlar, bir zaaf öğretisi sanır. hiç değildir halbuki, güç öğretisidir. korku insana güç getirmez. korkusuzluktur asıl güç.

7.01.2021

hezimet

michel houellebecq

okumakla geçen bütün bir hayat, bütün dileklerimin gerçekleşmesi demek olurdu.

ben bunu daha yedi yaşındayken biliyordum. dünyanın düzeni acı verici, yetersiz; değişecek gibi de gelmiyor bana. gerçekten, bütün bir hayat boyu okumak bana daha uygun düşerdi.

ne güzellikten ne de kişisel çekicilikten nasibimi almadığımdan, ikide birde ruhsal çöküntü içine girdiğimden, kadınların öncelikli olarak aradıklarına hiç mi hiç uymuyorum.

bu yüzden bana organlarını açan kadınlarda daima hafif bir tutukluk hissetmişimdir. aslına bakılacak olursa, ben onlar için bir ehvenişerden başka bir şey değildim. bu da, kabul edilecektir ki, kalıcı bir ilişki için ideal bir başlangıç sayılamaz.

iki yıl önce véronique'ten ayrıldığımdan beri, aslında hiçbir kadınla tanışmadım. bu yönde yaptığım cılız ve kararsız girişimler, önceden kestirilebilir bir hezimetten öte bir sonuç getirmedi.

dünya gözlerimizin önünde tektipleşiyor, iletişim araçları gelişiyor, konutların içi yeni donanımlarla zenginleşiyor. insan ilişkileri gitgide olanaksız hale gelmekte, bu da bir hayatı oluşturan öykülerin sayısını o oranda azaltıyor. ve yavaş yavaş bütün ihtişamıyla ölümün yüzü beliriyor. üçüncü bin yıl iyi geliyor.

13.12.2019

kültürlerarası yaklaşım

michel bourse

g. neuner, kültürler arası yaklaşımı iki dünyanın -öğrenen dünyası ile yabancı dünya- entegrasyonu olarak tanımlar. bu entegrasyonun başarısı dört temel yetiyle mümkündür: "empati, rol karşısındaki mesafe, muğlaklığın kabulü ve kendi kimliğinin bilinci ile temsili."

empati; ötekinin yerine geçme, "anlama" amacıyla onun kisvesine bürünme yetisini içerir: biriyle özdeşleşme, onun hissettiğini hissetme yeteneği olan empati, carl rogers'a göre, bir başka kişinin duygusal bileşenlerini ve içsel referanslarını mümkün olduğunca doğru bir şekilde kavramaktan ve sanki bu öteki kişiymişiz gibi bütün bunları anlamaktan ibarettir. bu "merkez kayması"nın amacı, ötekinin dünyasını, onun bakış açısını görmektir. kaçınılmaz bir şekilde, "öteki"nin içinde evrim geçirdiği sosyokültürel bağlamla yakınlık kurmak şarttır; böylelikle "biz"im için "yabancı" olanın "o"nun için "normal" olduğunun bilincine varırız.

rol karşısındaki mesafe. bu yeti bir önce tarif edilen kapasitenin devamıdır. gerçekten de, rol karşısındaki mesafe, bu kez bir çağrıda bulunur: "bir geri çekilme, kendi kültürüne bakışta bir değişim, bu kültüre dışarıdan bir bakış." "merkez kayması"nın bu ikinci evresi, bizim dünyayı görme tarzımızın ille de paylaşılmadığını ve "öteki"lerin bize karşı ön yargıları olabileceğini anlamayı sağlar.

muğlaklığın kabulü. bunun hedefi, başka şeylerin yanı sıra, öğrenciyi, hedef ülke ve kültürü reddederek kendi içine kapanmaya yöneltebilecek "kültür şoku" olgusuna karşı -önleyemese de- mücadele etmektir. g. neuner şu gereklilik üzerinde durur: "öğrencinin ketleme ve retleri aşmasını sağlayacak -sözel ya da sözel olmayan- 'hayatta kalma stratejileri' hazırlatmak (örneğin şaşkınlık ve rahatsızlık belirtileri göstermek; kritik bir durum ya da bağlamda 'güvenilir işaretler'i referans almak: geriye iletişime ve etkileşime dönmek; yorumlamak, açıklamak vs.)

kendi kimliğinin bilinci ve temsili. öğrenenlerin kendi dünya görüşlerine etkide bulunan, gündelik yaşamlarını düzenleyen ve zihniyetlerini oluşturan faktörlerin tamamen bilincine varmalarını sağlar; aynı zamanda da başkalarıyla ilişkilerini koşullar. bu bilinçlenmenin amacı, kimi durumlarda, başkalarına kendi evrenini açıklama kapasitesini geliştirmek olabilir.

g. zarate ise, kültürler arası yetiyi dört bileşene ayırır: var olmayı bilmek, öğrenmeyi bilmek, bilgiler ve beceri.

var olmayı bilmek, g. zarate tarafından "başkalık karşısında etnik-merkezci tutum ve algıları terk etmeye yönelik duyumsal kapasite ve kendi kültürü ile yabancı kültür arasında bir ilişki kurup bu ilişkiyi sürdürme yönündeki bilişsel yeti" olarak tanımlanır. var olmayı bilmek çerçevesinde sayılan hedefler arasında şunlar yer alır:

- yabancı kişi, toplum ve kültürler karşısında açıklık ve ilgi gösterme tutumu
- kendi bakış açını ve kültürel değerler sistemini görecelileştirme yetisi
- ana kültür ile yabancı kültürleri ilişkiye sokabilmeye özgü betimleyici kategorilere hakim olabilme kapasitesi
- turistik ilişki ya da klasik okul ilişkisi gibi kültürel farklılıkla sıradan ilişkiden uzaklaşma kapasitesi
- ait olunan kültür ile öğrenilen yabancı kültür arasında kültürel aracılık rolünü -çatışmalı durumlar da dahil olmak üzere- sürdürebilme kapasitesi

öğrenmeyi bilmek, "aşina olunan ya da olunmayan bir dile ve kültüre ait, o zamana dek bilinmeyen kültürel pratikleri, inanç ve göstergeleri gün ışığına çıkaran bir yorumlama sistemini hazırlama ve uygulama yetisi" olarak tanımlanır. dolayısıyla burada soruşturma ve yorumlama yetilerinin belirli bir biçimine çağrı yapılmıştır ki, bunlar sonuçta etnografik yetilere oldukça yakındır: örneğin ötekinin bakışını analiz etmeyi, paylaşılan değerlerin ya da bir gruba mensup olma işaretlerinin, hatta imaların ve/veya yan anlamların saptanmasını içerir.

bilgilere gelince, g. zarate tarafından şöyle tanımlanırlar: "kültürel ve dilsel öğrenim sırasında edinilen zımni ve aşikar bilgiyi yapılandıran ve öğrenenin özel ihtiyaçlarını yabancı dilin yerlisi olanlarla etkileşim durumları içine dahil eden kültürel referanslar sistemi." bu referanslar yerli konuşmacının bakış açısının olduğu kadar yabancının bakış açısının da parçasıdır ve örneğin, ulusal ya da kültürel kimlikten, uzamdan, toplumsal çeşitlilikten, sanatsal yaratıdan kaynaklanıyor olabilirler.

son olarak, beceri, "var olmayı bilmeyi, öğrenmeyi bilmeyi ve bilgileri, iki kültürlü temasların gerçekleşebildiği özgül durumlara dahil edebilme kapasitesi" olarak tanımlanır. burada amaçlanan hedefler, örneğin kültürel bir aracılık rolü çerçevesinde, farklı topluluk üyeleri arasında temasları ve alışverişleri kolaylaştırmaktadır.

genel olarak, kültürler arası yeteneğin bu dört bileşeni bir nitelikte özetlenebilir: "merkez kayması." g. zarate'nin yazdığı gibi, "bir kültürün gözlemlenmesi onun özelliklerinden çok gözlemde bulunanın gözlemlenen nesne karşısında benimsediği konuma bağlıdır." öğrenmiş olduğumuz gibi, algımızın temelinde olan şey kültürel değerlerdir. bu kültürel değerler her birimizin tabi olduğu ve bizi "kendiliğinden" olanın aslında dünyanın keyfi bir yapımı, bağdaşık ama evrensel olmayan bir bütün olduğunu gözardı etmeye" yöneltir. ötekine yönelttiğimiz bakışımız neredeyse yalnızca kültürel referanslara dayanır. "norm", kendimizi tanımladığımız kültürel değerlerin normudur. doğrudan sonuç, ötekinin gerçekliğini nesnel biçimde görmenin imkansızlığıdır (ve tersi).

özetlersek, kültürler arası bir buluşmanın birçok gerekliliği vardır:
"ortak" mevcudiyet. geçici olarak bile olsa ortak hedeflere ve/veya ortak projelere -asgari bile olsa- sahip bir gruba geçici bile olsa mensup olma duygusu.

ötekinin yaşanmışlıkları, kültürel göndergeleri ya da basitçe bedensel tutumları dolayısıyla kabul ettiği -ama eleştiriyi dışlamayan- olumlu bir imge.

bu perspektif içinde, bir kültürler arasılık formasyonu programının hazırlanması, elbette ki, kültürler arasılığa bağlı problemleri sonunda çözebilecek tek eylemdir. geriye araştırılması gereken birçok çalışma alanı kalır:

genel olarak iletişim sorunu ve özel olarak kendinden farklı bir "öteki"yle iletişim.

bizce, kültürler arasılık ve/veya çok kültürlülük denen iki önemli kavramın tanımı ve eklemlenmesi.

toplumsal entegrasyon iradesi: burada, toplumların kendi azınlıkları karşısında somut davranış tarzları ve iradeleri incelenir. bu perspektifte, eğitimle ve/veya yetiştirmeyle ilgili farklı temel metinlerin incelenmesi, keza ilgili devletlerin anayasalarının ve bu anayasaların genel olarak kültürler arasılık sorununa verdikleri yerin incelenmesi çok verimli olabilir.

gündelik politikalarda tezahür ettiği haliyle özel entegrasyon politikaları: farklı iktidarların -yerel ve bölgesel topluluklar- özel entegrasyon politikaları, birlikler ya da diğer türde örgütlenmeler. bu inceleme, öteki imgesinin altındaki modelleri inşa etmeyi sağlayacaktır.

31.07.2019

düşünmek

alan watts

sürekli konuşursanız başkalarının dediklerini asla duyamazsınız. böylece tek yaptığınız kendi söyleyeceklerinizden bahsetmek olur. aynısı sürekli düşünen insanlar için de geçerlidir. yani "düşünmek" dediğim şey, kafatasınızın içindeki kendinizle konuşmanız, iç sesinizle muhabbet etmeniz; sembollerin, imgelerin, sohbetlerin ve kelimelerin değişmez gevezeliklerinden ibarettir. sürekli bunu yaparsanız, düşünmek dışında düşünecek bir şeyiniz olmadığını görürsünüz. başkalarının dediklerini duymak için konuşmayı bırakmanız gerektiği gibi, hayatın ne olduğunu öğrenmek için de düşünmeyi bırakmanız gerekiyor. düşünmeyi bıraktığınız o an "sözle anlatılamaz dünya" ile anında iletişim kurarsınız. özgürlüğün gücü, dünyayı parçalara ayıracak.

2.01.2019

şiddet

eric hobsbawm

dolaysız olarak şiddet, trafik kazası biçiminde her yerde mevcuttur; rastgele, niyetlenilmemiş, kurbanlarının çoğu tarafından öngörülemez ve denetlenemez tarzda. dolaylı olarak, kitle iletişim araçlarının ve eğlence programlarının her yerinde mevcuttur. hatta daha uzak bir şekilde, hem içinde yaşadığımız çağın geniş, somut olarak tahayyül edilemez kitlesel afetlerinin hem de fiziksel şiddetin yaygın olduğu ve muhtemelen giderek arttığı toplumsal kesimlerin ve durumların varlığının farkındayızdır. sükun ve şiddet birlikte var olmaktadır.

2.01.2018

iletişim biçemleri

virginia satir

iletişim biçemi, bir bireyin kişiler arası ilişkilerde sıklıkla kullandığı iletişimsel tarzdır. iletişim biçemi bir bireyin ilişkilerini düzenlemesindeki başarısıyla ya da başarısızlığıyla yakından ilgilidir.

kişilerarası ilişkileri bozan iletişim biçemleri şunlardır:

yatıştırmacı biçem: her zaman herkesi, sevgilerini kazanmak için hoşnut tutmaya çalışmak. bu biçem diğer insanların kendilerini suçlu hissetmelerine ya da acıma duygularını kışkırtmaya yol açar.

suçlayıcı biçem: insanları boyun eğmeye zorlamaya çalışmak; onları her konuda suçlamak; bu biçem diğer insanları korkutur ve onların kendilerini çaresiz durumda hissetmesine yol açar.

aşırı mantıklılık: bu biçem insanın kendisini ne denli akıllı olduğunu göstermek için mantığı ve düşünceyi vurgulaması şeklinde ortaya çıkar; bu biçemde duygulara yer yoktur ve diğer insanların aşağılık duygusuna kapılmalarına, kendilerini aptal konumuna indirgenmiş hissetmelerine yol açar.

konu dışılık: mevcut her araçla dikkat çekmeye yönelik bir biçem olup diğer insanların dengesizlik duygusuna kapılmalarına yol açar.

10.11.2016

kumarbaz

john fowles

bizler, kötü talihi kabul etmeyi bir erdem haline getiren kumarbazlar gibi davranırız. şöyle deriz: yalnızca bir at kazanabilir. her şey oyunun talihinde. birisi kaybetmeli. ne var ki bunlar buyruklar değil, tanımlamalardır. bizler yalnızca kumarbazlar değiliz, üzerine kumar oynanan atlarız. gerçek yarış atlarından farklı olarak, kazansak da kaybetsek de eş ölçüde iyi muamele görmüyoruz. ve hiç de at falan değiliz; çünkü düşünebiliyoruz, karşılaştırabiliyoruz ve iletişim kurabiliyoruz. hepimiz de insan ırkının üyeleriyiz, onun içindeki rakipler değiliz.

bizler birer kumarbaz olsak da bu rastlantının böylesine saf ve görünen cezaların ve ödüllerin böylesine devasa şekilde ayrı olması kolaylıkla kabul edilebilir bir şey değildir. ancak, acı gerçekliği hoşgörülebilir kılmakta son derece etkili olan şey, en adil olmayan ödüllerin ve ayrıcalıkların bile karşılığında destekleneceği piyango analojisidir. ben bu analojinin kötü bir analoji olduğunu ve ona her türlü inanışın temelde adice olduğunu düşünüyorum.


bize, zeka ve karşı harekette bulunma ve bütün varoluşun altında yatan rastlantının etkilerini kontrol altında tutma özgürlüğü verilmiş; adaletsizliği onlarla haklı çıkarma özgürlüğü değil.

13.11.2012

medianeras

gustavo taretto

21. yüzyılda boş bir "gelen kutusu"ndan daha moral bozucu ne olabilir ki?

martin: internetten tanıştığın biriyle yaptığın buluşmalar mcdonalds menüleri gibi. fotoğrafta daha büyük ve daha lezzetli görünüyorlar. her ne zaman biriyle buluşsam, big mac'te yaşadığım aldatmacanın aynısını yaşıyorum.

buenos aires kontrolsüz ve çarpık bir şekilde büyüyor. terk edilmiş bir ülkenin aşırı kalabalık şehri. bu şehirde binlerce bina gökyüzüne doğru yükseliyor. gelişigüzelce. uzun bir binanın yanında kısa bir bina. orantılının yanında orantısız. fransız tarzının yanında ise tarz yoksunu bir bina. bu çarpıklıklar muhtemelen mükemmel bir şekilde bizi temsil etmekte. estetik ve ahlaki çarpıklıklarımızı.

hiçbir mantığı olmayan bu binalar, kötü planlamanın eseri. tıpkı hayatlarımız gibi: nasıl yaşamak istediğimize dair hiçbir fikrimiz yok. buenos aires, sanki bir mola yeriymiş gibi yaşıyoruz. bir "kiracı kültürü" yaratmışız. binalar daha küçük binalara yer açmak için giderek küçülüyorlar. evler oda sayılarına göre ölçülüyor ve balkonu, oyun odası, hizmetçi odası ve kileri olan 5 odalılarla, "ayakkabı kutusu" olarak bilinen tek odalılar arasında değişiyor. insan eli değen her şey gibi, binalar da bizi birbirimizden ayırıyor. bir ön giriş, bir de arka giriş var. ferah ve basık evler var. seçkin insanlar a ya da bazen de b blokta oturuyorlar. harfler ilerledikçe apartman kötüleşiyor. vaat edilen manzara ve ışık nadiren gerçekle örtüşüyor. nehrine sırtını dönen bir şehirden zaten ne beklenebilir ki? ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksikliğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun, depresyonun, intiharların, asabiyetin, panik atakların, obezitenin, gerginliğin, güvensizliğin, melankolinin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim.

intihar hariç bu hastalıkların hepsi bende var. işte bu benim tek odalı evim. 120 metrekare ve nefes almayan bir akciğer için bir tane küçücük penceresi var. santa fe, 1105 numara. 4. kat. h blok. bilgisayarın başına 10 sene önce oturdum ve başından sanki hiç kalkmadım. gelecekte internet var mı bilmiyorum ama benimkinde var: sayfa tasarımı yapıyorum ve burası benim siber uzayım. işimi iyi mi yapıyorum yoksa erken mi başladım bilmiyorum ama başımı kaşıyacak vaktim olmuyor. psikiyatrımın fobi sayfasını yaparak başlamıştım: fobi onun uzmanlık alanı, ona da haftada 2 kez bu yüzden gidiyorum.

bilgisayar oyunu bağımlılık yapıyor. hap bağımlısı olmak istemeyen uykusuzlar için birebir. psikiyatrım fobimden kurtulma yolunda ilerlediğimi söylüyor. sürekli nükseden, ciddi panik ataklar yüzünden kendimi yıllardır eve kapatmış durumdayım. oyunlarda, uzman seviyesinde 17 şampiyonluk kazandım. 4 defasında yenilgi yüzü görmedim, 9 defa da gol kralı oldum. federer'i wimbledon'da 4 kere yendim. corleone ailesinin "baba"sı oldum. tamamen soyutlanmıştım. korkuyordum. psikiyatrım şehir korkumu yenmem için bir strateji geliştirdi: fotoğraf çekmek. şehri ve insanları yeniden keşfetme yolu. gözle görülmeyen güzellikleri arama sanatı.

gözlem yapmak hem var olmak hem de olmamaktır. ya da farklılaşmaktır.

kendi kendimi oyalıyorum. otobüse ya da taksiye binmiyorum. metroyu daha az kullanıyor, uçağa ise hiç yaklaşmıyorum. sadece yürüyorum ve yaşam çantamı yanımdan ayırmıyorum. içindekiler ise: 10 mega piksel kameralı bir leica dlux 3. rivotril damla, 2.5 mg. amoksisilin 500. ibuprofen. güneş gözlüğü. plastik bir yağmurluk. 21 parçalı isviçre çakısı. el feneri ve bataryası. 3 paket prezervatif. bozukluk halinde 400 peso. içinde 8.000'den fazla şarkı olan 60 gb'lık bir ipod. 3 tane tati filmi. bir defter. son olarak da bir kaza ya da panik atak durumda nasıl hareket edileceğine dair plastik bir kart. çantanın ağırlığı 5.8 kg, yani ağırlığımın %7'si.

mariana: 2 yıldır mimarım ama henüz bir şey inşa etmiş değilim. ne bir bina, ne bir ev, ne de bir banyo. hiçbir şey. sadece içinde yaşanamayan maketler yaptım ve tek sorun boyutları değil. diğer yapılarla da aram iyi olmadı. yaptığım tüm desteklere rağmen, 4 yıllık ilişkim çöküverdi. hayatım bir oyun olsaydı, 5 kare geri gitmek zorunda kalırdım. işte bu yüzden buradayım: 27 kutuya sığan düzensiz hayatımla, 12 metrelik naylonun üzerine oturmuş, hava kabarcıklarını patlatıyorum, böylece kendimi patlatmamış oluyorum. bu benim yeni ama eski ayakkabı kutum, şu saçma 5 basamak da onu "dubleks" yapıyor. ve bu acayip şey; yarı pencere, yarı balkon, tüm yıl boyunca hiç güneş görmüyor. santa fe bulvarı, 1183 numara. 8. kat. g blok. gastritin g'si.

bir gezegenin çok küçük bir parçasıyım, o gezegen bir sistemin parçası, o sistem de bir galaksinin parçası. binlerce galaksi de evrenin bir parçasını oluşturmakta. bu durum bana, sınırsız ve sonsuz bir bütünün parçası olduğumu hatırlatıyor.

kimi aradığımı biliyorken, onu bulamıyorsam, kimi aradığımı bilmeden, onu nasıl bulacağım?

farklı biriyle nasıl bu kadar yakın olunabilir? 4 yıllık ilişkiden çıkardığım aptal sonuç işte bu. 4 yıl, yani 48 ay. 1460 gün. yanlış biriyle birlikte geçen 35.040 saat. bir gece ona baktım ve her şeyi fark ettim: ilk kez, uzaktı, sanki tamamen yabancı biriydi. birden bir yabancıyla yalnız kaldığımı hissedince, tüylerim diken diken olmuştu. ve işte buradayım: onunla birlikte yaşamak için terk ettiğim aynı evdeyim. aynı aynanın önündeyim. tam 4 yıl sonra.

internet beni dünyaya yaklaştırsa da, bir o kadar da hayattan uzaklaştırıyor. internetten bankacılık işlemlerini yapıyorum, dergilerimi okuyorum, müzik indiriyorum, radyo dinliyorum, yemek siparişi veriyorum, film izliyorum, sohbet ediyorum, ders çalışıyorum, oyun oynuyorum, seks yapıyorum, araştırma yapıyorum.

dinlerin tipik özelliğidir; olanaksızı vaat ederler, böylece talep ettikleri fedakarlıklardan pişmanlık duymazsın.

pablo ile olan ilişkim dijital çağ ile uyumluydu. başlarda aldığım fotoğraf makinesi ile 4 yılın tamamını belgeledim. ilk yıl 380 fotoğraf çekmişim. ikinci yılda 176. üçüncü yılda 97. son yılda ise 4. basit, geri dönüşümsüz bir şekilde, 38.9 mb'lık geçmişi çöp tenekesine gönderiyorum. keşke kafam da laptopum gibi çalışsaydı da, her şeyi bir tıkla unutabilseydim.

şu kablolardan ne zaman kurtulacağız? hangi süper zeka nehir manzarasını binalarla, gökyüzünü de kablolarda kapattı acaba? kilometrelerce uzanan bu kablolar bizi birleştirmek için mi, yoksa ayırmak için mi? kimse dışarı çıkmıyor. cep telefonları, bizi hep birbirimize bağlayacağını vaat ederek, dünyayı işgal etmiş durumda. mesaj çekmek ise, en güzel dillerden birinin sözcük dağarcığını ilkel, sınırlı ve kısık kelimelere indirgeyen, 10 tuşlu bir sistem. ileri görüşlü insanlar, geleceğin fiber optik kablolardan oluşacağını söylüyorlar. evlerimizi işyerimizden bir tuşla ısıtabileceğimiz açıklandı. tabii ya! ne de olsa, evde yolumuzu gözleyen hiç kimse olmayacak. sanal ilişkiler çağına hoş geldiniz.

23.12.2010

cep telefonu

paulo coelho

cep telefonu dünyayı tam bir çılgınlığa götürüyor. ayda sadece 5 euro'ya, londra'da oluşturulan dahiyane bir sistem aracılığıyla, bir çağrı merkezi size 3 dakikada bir standart bir mesaj gönderebiliyor. etkilemek istediğiniz biriyle konuşacağınızı bildiğiniz zaman, sistemi harekete geçirmek için belirli bir numarayı tuşlamanız yeterli. telefon çalınca hemen açarsınız, mesajı görüntülersiniz, hızla okursunuz ve "haa, bu bekleyebilir." dersiniz (elbette bekleyebilir; ısmarlama bir mesajdır zaten). böylece, konuşmakta olduğunuz kişi kendini önemli biri gibi hisseder ve işler daha hızlı çözülür; çünkü işleri başından aşkın biriyle konuştuğunu sanır. 3 dakika sonra konuşma bir başka mesajla kesilir, baskı artar ve servisi kullanan kişi telefonunu 15 dakikalığına kapatmayı seçebilir ya da yalan atıp telefona mutlaka yanıt vermesi gerektiğini söyleyerek, konuşmakta olduğu münasebetsizden kurtulmaya karar verebilir.

tüm cep telefonlarının kapatılmasını gerektiren tek bir durum vardır. ne ki, resmi yemeklerde, bir oyunun ortasında, bir filmin en önemli sahnesinde ya da bir opera şarkıcısı en zor aryalardan birine başlarken değil; böyle anlarda cep telefonlarının çaldığını hepimiz duymuşuzdur. hayır, insanların, cep telefonlarının tehlikeli olabileceğine inandıkları biricik an, uçakta şu alışılmış yalanı duydukları andır: "uçuş güvenliğini tehlikeye sokabileceği için tüm cep telefonlarının kapatılmasını rica ederiz." buna hepimiz inanırız ve uçuş görevlilerinin isteğini yerine getiririz.

bu efsane nasıl yaratıldı peki? yıllar önce, havayolu şirketleri yolcuları koltuklarına takılı telefonları kullanmaya ikna etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. dakikası 10 dolara gelen bu konuşmalar cep telefonlarıyla aynı transmisyon sistemiyle yapılıyor. bu oyun tutmadı; ama efsane varlığını sürdürdü; uyarıyı, kalkıştan önce uçuş görevlisinin okuması gereken yasaklar listesinden çıkarmayı unutmuşlardı. kimsenin bilmediği ise, her uçuşta en az iki-üç yolcunun cep telefonlarını kapatmayı unuttuğuydu; kaldı ki, laptop'ların internete bağlanmasında cep telefonlarıyla aynı sistem kullanılıyordu. üstelik bugüne kadar dünyanın hiçbir yerinde hiçbir uçak bu yüzden düşmedi.

şimdi yolcuları fazla ürkütmeden ve fiyatı düşürmeden bu uyarıyı değiştirmeye çalışıyorlardı. uçuş moduna geçirilebiliyorsa cep telefonunuzu kullanabiliyordunuz. bu tür telefonlar ise dört misli daha pahalı. bugüne kadar hiç kimse "uçuş modu"nun ne olduğunu açıklamış değil; ama insanlar böyle kandırılmaya ses çıkarmıyorlarsa kendileri bilirler.

19.12.2009

arzu

scott adams

sohbet pek çok şey olabilir fakat asla yararsız bir şey değildir.

minnettarlığını dile getir. beklenenden fazlasını ver. iyimser bir şekilde konuş. insanlara dokun. isimleri hatırla. uysallıkla zayıflığı karıştırma, insanları hatalarıyla değil de, hatalarına verdikleri tepkilerle yargıla. fiziksel görünümünün, diğer insanlar için olduğunu hatırla. önce kendi temel ihtiyaçlarına kulak ver; aksi takdirde hiç kimseye faydalı olmazsın.

çok çalışma ve fedakârlıkta bulunma kabiliyeti, ne istediklerini tam olarak bilenlere özgüdür.

çoğu insan hedefleri olduğuna inanır fakat aslında sahip oldukları şey sadece arzularıdır. hedeflerinin çok çalışmadan, fedakarlıkta bulunmadan veya riske girmeden zengin olmak olduğunu söyleyebilirler.

bu bir hedef değil, hayaldir.

diğer insanların, aksi bir durum söz konusu olduğuna dair kanıtlara rağmen, bizimle aynı seviyede dürtüleri olduğuna inanmaktan hoşlanırız. kendimizi, insanların, sadece ahlak veya irade gücü veya ikisinin birleşiminin derecelerine göre farklılık gösterdiğine ikna ederiz. fakat dürtüler gerçektir ve her birey için alabildiğine farklılık gösterir. ahlak da, irade gücü de ilüzyondur. herhangi bir insanoğlu için, daima en yüksek dürtü kazanır ve irade gücü buna asla dahil olmaz. irade bir ilüzyondur.