zerdüşt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zerdüşt etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15.04.2022

iç deney

georges bataille

"kalbimiz kuşkuludur, sen'de dinlendiği ana kadar." (st. augustinus)

hiç kimse sadece kendisinin göreceği, kendisininkinin dışındaki tüm yaşamın kaçınacağı bir anlamı yaşama vermeye cesaret edemez. her derin yaşam olanaksızla ağırlaşmıştır.

nietzsche: içinde derinlik ve neşenin sevecenlikle el ele tutuşmadığı hemen hemen hiçbir tümce yoktur.

daha önceden bilen biri, bilinen bir ufuktan öteye gidemez.

deney hiçbir şeyi ortaya çıkarmaz. ne inancı oluşturabilir ne de ondan yola çıkabilir.

insanın olabilirin ucuna yaptığı yolculuğu deney olarak adlandırıyorum. bu yolculuğu herkes yapamaz; ama yaparsa, bu yolculuk, olabiliri sınırlayan şimdiki değerlerin, otoritelerin yadsınmasını öngörür.

sessizlik daha önceden sözcüğün kendisi olan gürültüyü yok eder. sessizlik sözcüğü, sözcüklerin tümünün içinde en sapığı ve en şiirselidir: sessizliğin kendisi, ölümün güvencesidir.

artık her şey olmamak istemek insan için en üst tutkudur, insan olmayı istemektir.

hiçbir şeye bağlı olmayan, her şeye yeniden başlayan, taşı taş üzerine koyarak yaratmayan nietzsche her yöndeki güçleri ortaya koyan görüşlerle hareket etmiştir. sonunda zekanın yıkımından bahsetmiştir (eğer görmek istenirse). ilk sıraya bilinci koymuştur. çelişkilerden kaygı duymamıştır. sadece özgürlüğe tutkundur. uçuruma ulaşan ilk insandır ve uçuruma egemen olduğundan yenilmiştir.

gece aynı zamanda bir güneştir.

nietzsche: fakat insanlıkta büyük ve yüce olan unsurların selleri sonunda nereye akıyor? bu seller için bir okyanus yok mu? -bu okyanus ol: bir tane olacak.

tanrısal şeylerin içinde o kadar büyük bir saydamlık vardır ki gülüşün aydınlanmış derinliğine donuk eğilimlerden yola çıkarak bile sızılır.

uç nokta olmadan, yaşam uzun bir aldatmacadan, güçsüz bozgunun izlediği savaşsız yenilgiler dizisinden başka bir şey değildir. bu yaşam çöküntüdür.

çocuksu saçmalığa güldüğümüz zaman, bu gülüş, yokluktan çıkarken yaşamı neye indirgediğimizi görmekten duyduğumuz utancı gizler.

varoluş, içinde ateş ve parçalanmaların sarhoşluğa bağlandığı, şarkı söyleyen bir kargaşadır.

aşk, faydasızca, var olması duracak şeyi kavramak istiyor.

aşkta doymanın olanaksızlığı, aynı zamanda olduğu gibi önceden de tamamlayan sıçrayışa yönelen bir rehberdir. olabilir her yanılsamanın mezara konmasıdır.

"ey verenlerin tümünün mutsuzluğu! güneşin kararması! ey isteğin isteği! ey tokluğun içinde beni yok eden açlık!" (zarathustra)

tatmin eksikliği, yapıtın sonundaki zafer duygusundan daha derin değil midir?

marcel proust: yapıtlar, artezyen kuyularında olduğu gibi, acı ne kadar kalbi oyduysa o kadar yükseğe çıkarlar.

"tüm insanlar, der blake, şiirsel deha olarak birbirlerine benzerler." ve lautréamont: "şiirin herkes tarafından yazılması gerekir, biri tarafından değil."

şiirsel deha ne kadar ilham verirse o kadar acımasızca yalnızlaştırır.

her yalnız varlık, donmuş yalnızlığın yanlışlığını ele veren imgenin yararına kendi dışına çıkar. kendi dışına kolay bir parlaklıkla çıkar. aynı zamanda bir dalganın bulaşıcılığına açılır; çünkü gülen insanlar birlikte denizin dalgaları gibidir. gülüş sürdüğü sürece artık aralarında bir engel yoktur. iki dalga kadar birbirlerine yakındırlar ama bütünlükleri, suların çalkantısının bütünlüğü kadar belirsiz ve eğretidir.

bundan böyle batan güneş altında sonsuza kadar yalnızız.

26.03.2022

saadet nedir?

filibeli ahmet hilmi

hz. ibrahim: saadet çalışmak, kazanmak ve kazancını diğer insanlarla paylaşmaktadır.

hz. musa: saadet, nefsini firavun ihtiraslarından kurtarmaktadır.

hz. adem: saadet, şeytana uymamak ve havva'ya aldanmamaktadır.

konfüçyüs: bir tencere pirinç pilavına bütün lezzetleri sığdırmaktadır.

eflatun: daima yücelikleri düşünmektedir.

aristo: mantık! işte saadet.

zerdüşt: saadet, karanlıkta kalmamaktır.

brahma: saadet mi? herkesin zannı neyse onun aksidir.

hz. isa: saadet; maziyi unutmak, bugünü hoş görmek, geleceği düşünmemekle mümkündür.

lokman hekim: insanlar bu kelimeyi bütün özlemlerini bir sözle ifade etmek için icat etmişler.

hızır: saadet, bitmek bilmeyen arzuların giremediği gönüllerde bazen şimşek gibi parlayan bir hayalettir.

buda: ey beşeriyet! saadet yokluğun güzel isimlerindendir.

buda: saadet, hayatı olduğu gibi kabul, zorluklarına rıza, ıslahına gayrettir.

4.06.2012

yitik bir aşkın gölgesinde

mehmed uzun

dünyada hiçbir fikir eseri yoktur ki zulme karşı başkaldırmamış olsun.

her zaman böyledir; karanlık, çaresiz ve dar günlerde dostlar azalır. hep böyledir; yenilgi beraberinde yeni yenilgiler getirir. hep böyledir; acı günlerde, ihanetin, düşmanlığın, riyakarlığın, fetbazlığın, sahtekarlığın keyfine diyecek yoktur. kurt dumanlı havayı sever; ihanet de dar ve acı günleri.

unutma, herkes yuvasında mutludur.

"yeni bir şehir bulamazsın, yeni denizler yok, arkandan gelir bu şehir. hep onun sokaklarında gezecek, hep aynı yerleri dolaşacaksın. ve hep dönüp dolaşıp kendini bu şehirde bulacaksın. gemi yok senin için, yol yok. sen ki kendini tükettin bu şehirde, tükettin demektir her yerde de." (kavafis)

değişmeler ve tarih hiçbir zaman acısız, sancısız ve özlemsiz olmaz.

vicdan, sıcak, yumuşak bir sözcü. altın değerinde, ağır bir sözcük. herkesin, kayıtsız şartsız herkesin saygı duyduğu, üzerinde hemfikir olduğu bir sözcük. ancak nerede o? tank, top, para ve petrol sesinin her yeri istila ettiği bir dünyada, aynı dünyanın yaşanan musibetleri seyre çıktığı bir dönemde, vicdanın sesi nerede? ikiyüzlülüğün, sahtekarlığın değer addedildiği kardeşilik, dayanışma ve insanlığın ıssız, harap mezarlıklarda yasa oturduğu bir dünyada, bu sihirli sözcük ne anlama geliyor?

"düşüncenin yaratılmasında, birbirinin ikizi iki cevher vardır
biri iyilik, biri kötülük; hem düşüncede, hem konuşmada
bilge kişi iyiliği seçer işte, düşüncede ve konuşmada" (zerdüşt)

aşkın gölgesi. yürek ferahlığının, mutluluğun yurdu. sırrını iki kişinin bildiği maceraların ocağı. yürek ve vücut dilinin ülkesi. düşmanlıklarla dolu dünyaya karşı en güvenli sığınak.

ilerleme, yeniliklerin keşfi ve yaratma olmazsa tarih de olmaz.

her çeşit olay; küçük büyük, önemli önemsiz, yaşam zincirinin bir halkası olmalı. yaşanan günler de. zaman tüm sonuçlarına rağmen yaşam zincirinin halkalarını koparmamalı. bunu başaramayan insan için günlerin, zamanın ve olayların bir anlamı kalmaz. yani yaşam anlamını yitirir.

asıl felaket umutsuzluktur. umudu elden bırakmamalı.

her şeye rağmen; ölüme, sürgünlüğe, uzaklığa, özleme rağmen yaşamak güzel şey.

14.09.2008

gözlem

andrew crumey

iyi bir fikri gördüğümüzde tanırız.

bilinç bölünmez olduğuna göre, hiçbir düşünce tamamen bize özgü değildir. fiilen hepimiz evrensel dalga fonksiyonunun kuantum hesaplamasında bir yol tutturmuş gidiyoruz.

hayattaki her şeyin bir amacı vardır.

nietzsche hayatlarımızı sonsuza dek tekrarlamak üzere doğduğumuzu, onun için de kaderimizi kucaklayıp korkusuzca yaşamamız gerektiğini söylemişti.

tarih gibi bilim de asla gazetecilerin bizi inandırmak istediği kadar basit değildir.

zerdüşt zor durumdaki oğlanla karşılaşır ve ona "yılanın kafasını ısırıp kopar!" der. "kaderin dizginlerini eline alıp korkunu alt edersen bizatihi ölümü alt edersin. çünkü aslında ölüm diye bir şey yoktur; sadece ebediyen tekrar eden varoluş döngüsü vardır.

şayet her şey kendini tekrar etmeye mahkumsa, o zaman hepimiz bir hikayedeki karakterler gibiyiz demektir; gerçek bile sayılmayız.

bir şeyi gözlemlersen onu değiştirirsin.

dünyanın en büyük filozofları birbirlerinin fikirlerini tekrarlayarak, bunları farklı tanımların soslarına bulayarak epey bir zaman harcadılar. ben derim ki, felsefenin zanı cehenneme. bana dolu bir tüfek, bir de ava uygun açık, güneşli bir sabah verin yeter.

postmodern değilsen, o zaman romantiksin demektir.

hayatımızın genel hatlarını çizen, sonra da yazı tura atarak şansımızın yaver mi gideceğini yoksa yerin dibine mi batacağımızı belirleyen ilahi bir güç var.

yaratıcı zihinler en iyi yalnızken gelişir.

friedrich engels şöyle der: "nedenselliği reddeden birine göre doğa yasaları birer hipotezden ibarettir." her şeyin sadece zihnin ürünü olarak görüldüğü bir dünyada izafiyetin ve kaosun pençesine düşeriz.