karen armstrong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karen armstrong etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.10.2022

muhammed

karen armstrong

bütün mekkeliler, arabistan'ın en önemli kutsal yeri olan kabe'yle övünüyorlardı. her yıl yarımadanın her yerinden araplar hac için mekke'ye geliyor, bir kaç gün boyunca geleneksel ritüelleri uyguluyorlardı. kutsal yerin çevresinde bütün şiddet eylemleri yasaklanmıştı ve araplar mekke'de, eski aşiret düşmanlıklarının askıya alındığını bilerek, barış içinde ticaret yapabiliyorlardı. kureyşliler kutsal yer olmadan ticari başarılarını ve öteki aşiretler arasındaki, kabe'nin muhafızlığından ve eski kutsal mekanların koruyuculuğundan kaynaklanan prestijlerini elde edemeyeceklerinin farkındaydılar. fakat allah, kureyş'i özel olarak kendisi için seçmiş olmasına karşın, onlara hiçbir zaman ibrahim, musa veya isa gibi peygamber göndermemişti ve arapların kendi dillerinde kutsal kitapları yoktu.

bu nedenle yaygın bir ruhsal aşağılık duygusu vardı. arapların temasa geçtikleri yahudi ve hristiyanlar, onlara tanrı'dan vahiy almamış barbar bir halk diye meydan okuyorlardı. araplar, kendilerinin bilmediklerini bilen bu halklara karşı gücenme ve saygıyla karışık duygular içindeydiler. yahudilik ve hristiyanlık, arapların, bu ileri din biçimlerinin kendi geleneksel paganlıklarından üstün olduğunu görmelerine karşın, bölgede pek ilerlemiş değildi.

sonuçta muhammed'in dini islam, her kabul edenin allah'a varoluşunu teslim etmesi olarak bilinecektir: müslüman, bütün varlığını yaratıcıya teslim eden kişi temektir.

muhammed müslümanlara pagan tanrılara inanmayı yasaklayana kadar önde gelen kureyşlilerin açık bir karşı koyuşu da yoktu. görevinin ilk üç yılında muhammed'in mesajının tek tanrıcı yönünü fazla ön plana çıkarmadığı ve insanların, her zaman yaptıkları gibi, yüce tanrı allah yanında arapların öteki geleneksel ilahlarına da tapınmayı sürdürebileceklerini sandıkları anlaşılıyor. ama eski kültler ve putları mahkûm edince bir gecede birçok izleyicisini yitirdi ve müslümanlar horlanan ve sorgulanan bir azınlık haline geldi.

kureyş ilk müslümanların namaz (salat) kıldığını gördüğünde korkuya kapılmıştır: kureyş klanının yüce üyelerinin yüzyıllarca süren onurlu bedevi bağımsızlığından sonra, köle gibi yere kapanması kabul edilebilir iş değildir ve müslümanlar ibadetlerini gizlice yapmak için şehir çevresindeki vadilere çekilmek zorunda kalmışlardır. kureyş'in tepkisi, muhammed'in onların ruhunu kusursuz bir doğrulukla tanıdığını ortaya koyar.

18.10.2022

tanrı

karen armstrong

jean paul sartre, insan bilincinde tanrı'nın her zaman bulunduğu, tanrı biçimli boşluktan söz etti. bununla birlikte, tanrı varsa bile, tanrı düşüncesi özgürlüğümüzü reddettiğine göre, onu reddetmek gerektiğinde ısrar etti.

geleneksel din bize tam insan olmak için insanlığın tanrı düşüncesine boyun eğmesi gerektiğini söyler. oysa biz insanlığı özgürlüğün bulduğu beden olarak görmeliyiz.

sartre'ın ateistliği avutucu bir öğreti değildi ama diğer varoluşçular tanrı'nın yokluğunu olumlu bir kurtuluş olarak gördüler.

maurice merleau ponty, merak duyumuzu artırmak yerine tanrı'nın aslında onu reddettiğini ileri sürdü. çünkü tanrı tam bir kusursuzluğu simgeler, bizim yapabileceğimiz ya da kazanacağımız bir şey kalmamıştır.

albert camus, kahramanca bir ateistliği önerdi. insanlar, insanlığa duydukları arzuyu dışarı boşaltabilmek için cüretle tanrı'yı reddetmeliydiler. her zamanki gibi ateistlerin geçerli bir dayanakları vardı. tanrı geçmişte gerçekten bir yaratıcılık gösterisi için kullanılmıştı. olası her soruna veya duruma kapsamlı bir yanıt vermiş olsaydı, merak veya başarma duyularımızı gerçekten bastırabilirdi. tutkulu ve bağlayıcı bir ateistlik usandırıcı ve yetersiz bir tektanrıcılıktan daha dinsel olabilir.

marksist filozof ernst bloch, tanrı düşüncesini insanlık için doğal buldu. insan yaşamının bütünü geleceğe yönelmişti: yaşamlarımızı eksik ve tamamlanmamış olarak yaşarız. hayvanların tersine, asla yetinmeyip hep daha çok isteriz. bu, yaşamımızın her noktasında kendimizi aşmak ve bir sonraki aşamaya geçmek zorunda olduğumuzdan bizi düşünmeye ve gelişmeye iter: bebek emeklemek zorundadır, yeni yürüyen yetersizliklerinin üstesinden gelmek ve çocuk olmak zorundadır ve benzeri. tüm düşlerimiz ve isteklerimiz ileriye, sonra gelene yönelir. felsefe bile, henüz olmayanın, bilinmeyenin deneyimi olan, merakla başlar. sosyalizm de bir ütopya için ileriye bakar ancak, inancın marksist reddine karşın, umudun olduğu yerde din de vardır. 

feuerbach gibi, bloch da tanrı'yı henüz gerçekleşmemiş insan ülküsü olarak gördü ama bunu yabancılaşma olarak görmek yerine insanlık durumu için elzem buldu.

max horkheimer, frankfurt okulu'nun alman toplum kuramcısı, tanrı'yı bir bakıma peygamberleri anımsatan önemli bir ülkü olarak gördü. onun var olup olmadığı ya da ona inanıp inanamamak gereksizdir. tanrı düşüncesi olmaksızın kesin anlam, hakikat ya da ahlaklılık olmaz: basit olarak bir tat, bir hal ya da bir kapris sorusuyla başlar etik politika ve ahlak bilimi tanrı düşüncesini her nasıl olur da içermezse, pragmatik ve zekiden çok açıkgöz kalacaklardır.

kesin olan bir şey yoksa niye nefret etmemeliyiz'in ya da niye savaş barıştan daha kötüdür'ün hiçbir nedeni yoktur. din esas olarak bir tanrı var diye içte duymaktır. en baş düşlerimizden biri adalet özlemidir (çocukların şikayetlerini nasıl da sıkça duyarız: 'hiç de adil değil!'). din, acı çekiş ve hatayla yüz yüze gelen sayısız insanın arzularını ve suçlamalarını kaydeder. bu bizi sınırlı doğamızın farkına vardırır; hepimiz dünyanın haksızlığının son sözcük olmayacağını umuyoruz.

2.12.2021

tanrı

karen armstrong

baştan aşağı kötülük ve acıyla dolu bir dünya nasıl olur da iyi bir tanrı tarafından yaratılmış olabilir?

tanrı, kendi ön yargılarımızdan kurtulmanın ve bizleri eksikliklerimiz üzerinde düşünmeye zorlamanın bir simgesi olarak görülmeyip bencil nefretimizi meşrulaştırma ve mutlaklaştırmanın bir aracı olarak kullanılmaktadır.

tanrı yalnızca yararsız değil kesinlikle zararlıydı. laplace, tanrı'yı fizikten çıkardı. gezegenler sistemi, giderek soğuyan güneşten çıkan bir parlaklığa sahipti. napolyon ona "bunun yaratıcısı kim?" diye sorduğu zaman laplace basitçe yanıtladı; "bu hipoteze ihtiyacım yoktu."

neyse ki aydınlanma insanlığa, kendini bu çocukluktan kurtarma olanağını verecektir. bilim dinin yerini alır.

dünyaya yabancılaşma ve kendine yeterliliğin gururu çoğu kişiyi, insanı bağımlı olma koşuluna indirgeyen bir tanrı düşüncesini tümüyle yadsımaya götürecektir.

7.05.2020

sabetay sevi

karen armstrong


sabetay sevi, 1626'da küçük asya'daki izmir'de varlıklı bir sefardik ailede dünyaya geldi. büyürken, bugün belki de manik depresif tanısını koyabileceğimiz garip eğilimler geliştirdi. ailesinden ayrılıp inzivaya çekildiğinde derin keder dönemleri geçirir oldu. bunları esrikliğe yakın bir sevinç izliyordu.

bu "manik" dönemler sırasında, bilerek ve hayret verici bir biçimde musa yasası'nı çiğnedi: herkesin önünde yasak yiyeceklerden yedi, kutsal tanrı adını ağzına aldı ve özel bir vahiyle böyle yapmasının bildirildiğini iddia etti. kendisinin çoktandır beklenen mesih olduğuna inanmıştı.

sonunda hahamlar buna daha fazla dayanamadılar ve 1656'da sabetay'ı kentten sürdüler. osmanlı imparatorluğu'nun yahudi toplulukları arasında gezer oldu. istanbul'daki manik bir konuşması sırasında tevrat'ın kaldırıldığını bildirdi, yüksek sesle ağlayarak şöyle dedi: "yasakları kaldıran, kutsanmış tanrımız efendimiz sensin!"

1648'de polonya'daki kanlı yahudi kıyımından kaçmış, şimdi fahişe olarak yaşamını sürdüren bir kadınla kahire'de evlenmesi skandala neden oldu. 1662'de sabetay kudüs'e gitmek için yola koyuldu. bu sıralarda kasvetli bir hali vardı ve cinlerin kendisini ele geçirdiğine inanıyordu. filistin'de natan adında bilgili, cinleri kovmakta usta genç bir haham olduğunu duydu ve onun gaza'daki evini bulmak üzere yola çıktı.

sabetay gibi natan da isaac luria'nın kabbala'sını incelemişti. izmirli kederli yahudiyle karşılaştığı zaman ona çılgın olmadığını söyledi: karanlık kederi onun gerçekten mesih olduğunun kanıtıydı. bu derinliklere indiği zaman, yalnızca mesih'in kendisi tarafından kurtarılabilmiş olan kelipoth diyarındaki tanrısal kıvılcımları yayarak öteki tarafın kötü güçlerine karşı savaşmıştı. israil'in son kurtuluşunu sağlayabilmesinden önce cehenneme inmekle görevlendirilmişti sabetay. başta sabetay bunların hiçbirini düşünmüyordu ama natan'ın belagatı sonunda onu inandırdı.

31 mayıs 1665'te aniden manik bir hazza tutuldu ve natan'ın cesaretlendirmesiyle mesihlik görevini bildirdi. önde gelen hahamlar tüm bunları tehlikeli saçmalıklar olarak reddettiler ama filistinli yahudilerin çoğu, yakında bir araya gelecek olan israil kabilelerine yargıçlık edecek on iki havari seçen sabetay'a akın ettiler. natan, osmanlı imparatorluğu'nun kentlerine olduğu gibi italya, hollanda, almanya ve polonya'daki yahudi cemaatlerine de iyi haberleri mektupla bildirdi ve mesih'e ilişkin heyecan tüm yahudi dünyasında söndürülmesi olanaksız bir yangın gibi yayıldı.

zulüm ve sürgünle geçen asırlar avrupa yahudilerini ana görüşten yalıtmıştı ve olayların bu sağlıksız gidişi çoğunu, dünyanın geleceğinin yalnızca yahudilere bağlı olduğuna inanmaya koşullandırdı. sefardimler, ispanya'ya sürülmüş yahudilerin torunları, luriancı kabbala'dan etkilenmişlerdi ve çoğu dünyanın sonunun yakın olduğuna inanır olmuştu. tüm bunlar sabetay sevi kültüne yaradı.

yahudilik tarihi boyunca birçok mesihlik iddiası olmuş ama hiçbiri böylesine yoğun destek görmemişti. sabetay hakkında kuşkuları olan yahudilerin bunları açıkça söylemeleri tehlikeli hale gelmişti. taraftarları yahudi toplumunun her kesimindendi: zengin, yoksul, eğitimli, eğitimsiz. ingilizce, hollandaca, almanca ve italyanca kitapçıklar ve ilanlar sevinçli haberi yaydı. polonya ve litvanya'da onuruna halk alayları düzenlendi. osmanlı imparatorluğu'nda, sabetay'ı bir tahtta oturur gördükleri görümleri anlatan kâhinler sokak sokak geziyorlardı. bütün işler durdu. türkiye yahudileri uğursuzca sebt günü dualarından sultan'ın adını çıkarıp yerine sabetay'ı koydular. sonunda, sabetay 1666'nın ocak ayında istanbul'a vardığında asi olarak tutuklandı ve gelibolu'da hapsedildi.

asırlarca süren zulüm, sürgün ve aşağılamadan sonra, umut vardı. tüm dünyada yahudiler içsel bir özgürlüğü ve kurtuluşu tattılar. kabbalacıların sefirot’un gizemli dünyasına daldıkları zaman bir iki dakikalığına yaşadıkları vecde benzer bir şeydi bu. şimdi bu kurtuluş deneyimi birkaç ayrıcalıklının tekelinde değil ama herkesin mülkiyetinde görünüyordu. ilk defa, yahudiler hayatlarının değeri olduğunu hissediyorlardı. artık gelecek için kurtuluş belirsiz bir umut değil ama şu anda gerçek ve anlamlıydı. kurtuluş yaklaşmıştı!

bu ani tersine dönüş silinmez bir etki yarattı. tüm yahudi dünyasının gözleri, sabetay'ın kendisini esir edenlerin üzerinde bile bir etki yarattığı gelibolu'ya kenetlenmişti. türk vezir onu oldukça rahat bir eve yerleştirmişti. sabetay mektuplarına: "ben tanrı'nızın peygamberiyim, sabetay sevi" diye imza atmaya başladı. ancak yargılama için istanbul'a geri getirildiğinde, bir kere daha buhran devresine girdi. sultan ona ya islam dinine girmesi ya da ölüm seçeneklerini verdi: sabetay islam'ı seçti ve hemen salıverildi. imparatorluktan aylık bağlandı ve görünüşte sadık bir müslüman olarak 17 eylül 1676'da öldü.

kuşkusuz korkunç haber, çoğu hemen inancını yitiren taraftarlarını mahvetti. hahamlar yeryüzünden anısını silmeye giriştiler. sabetay hakkında bulabildikleri bütün mektupları, kitapçıkları ve risaleleri yok ettiler. bugün de, bu mesih'e ilişkin kötü yenilgi birçok yahudiyi utandırır ve sözünü etmek ağırlarına gider.

hahamlar ve akılcılar onun anlamını aynı biçimde önemsemezler. bununla birlikte son zamanlarda, bilim adamları, bu garip olayın anlamını ve daha önemli olan kötü sonucunu kavramak için müteveffa gerşom şolem'in izinde çalışmalara başlamışlardır. şaşırtıcı bir biçimde, din değiştirmiş olması rezaletine karşın, birçok yahudi mesihlerine sadık kaldı. kurtuluş deneyimleri öyle derindi ki tanrı'nın onların aldatılmalarına razı olduğuna inanamıyorlardı. bu, saf olgular ve aklın önüne geçen dinsel kurtuluş deneyiminin en çarpıcı örneklerinden birisiydi.

yeni bulunmuş umutlarını bırakma ya da din değiştirmiş bir mesih'i kabul etme seçenekleriyle yüz yüze kalmış, her sınıftan şaşırtıcı sayıda yahudi tarihin acı olgularına boyun eğmeyi reddetti. gazzeli natan ömrünün kalanını sabetay'ın gizemini vaaz etmeye adadı. o, islam dinine girmekle, kötülük güçleriyle ömür boyu sürdürdüğü savaşı devam ettirmişti. ve yine, karanlıklar ülkesine inip kelipoth'u salıvermek için halkının en derin kutsallıklarına saygısızlık etmeye itilmişti. görevinin trajik ağırlığını kabul etmiş ve tanrısızlık dünyasını içerden ele geçirmek için en derinliklere inmişti.

türkiye ve yunanistan'da yaklaşık iki yüz aile sabetay'a sadık kaldı. onun ölümünden sonra kötülükle savaşını sürdürmek için onun örneğini izlemeye karar verdiler ve 1683'te toplu halde islam dinine girdiler. birbirlerinin evlerindeki gizli sinagoglarda toplanarak ve hahamlarla yakın ilişkilerini sürdürerek gizliden gizliye yahudiliğe bağlı kaldılar. 1689'da önderleri abdullah yakup (jacob querido) mekke'ye hac yolculuğu yaptı ve mesih'in dul karısı, sabetay sevi'nin yakup'ta yeniden yaşama döndüğünü bildirdi. türkiye'de, görünüşte islami yaşamı kusursuz olarak sürdüren ama gizli yahudiliklerine tutkuyla sarılan küçük bir grup dönme hâlâ yaşamaktadır.

diğer sabetaycılar bu çarelere başvurmadılar; yalnız mesihlerine ve sinagoglarına sadık kaldılar. bu gizli sabetaycılar bir zamanlar inananlardan daha fazla gibi görünüyor. 19. yüzyılda, yahudiliğin daha liberal bir biçimini benimsemiş veya özümsemiş birçok yahudi, ataları arasında sabetaycılar var diye utanç duydular; ancak 19. yüzyılın önde gelen çoğu hahamı sabetay'ın mesih olduğuna inanmış görünür.

şolem, bu mesihçiliğin yahudilikte hiçbir zaman geniş halk hareketi olmamasına karşın, katılımın da azımsanmaması gerektiğini öne sürer. ispanyollar tarafından hristiyanlığa girmeye zorlanmış ama eninde sonunda yahudiliğe geri dönmüş marranolar için bunun özel bir çekiciliği vardı. suç ve kederlerini hafifletici bir gizem olarak din değiştirme kavramı.

fas, balkanlar, italya ve litvanya'da sefardik topluluklarında sabetaycılık gelişti. reggio'lu benjamin kohn ve modena'lı abraham rodrigo gibileri, gizli hareketle bağlarını sürdüren seçkin kabbalacılardı. mesihçi mezhep balkanlardan, doğu avrupa'nın kızışan antisemitizminden yıldırılmış ve tükenmiş polonya'daki aşkenazi yahudilerine yayıldı. 1759'da tuhaf ve uğursuz öğretilerin peygamberi jacob frank mesihlerinin örneğini izleyip gizli yahudiliğine bağlı kalarak, toplu halde hristiyanlığa girdi.

islam dinine giren dönmelerin çoğu yirminci yüzyılın başlarındaki etkin jön türklerden oldular ve çoğunluk kemal atatürk'ün laik türkiye'sinde tamamıyla özümsendi.

20.11.2019

inanç

karen armstrong

anselmus: inancınız olmadıkça anlamayacaksınız.

norman cohn: her akıllı yaratık kendi doğal kutsanmışlığı içindedir.

petrarca: kaç kez kendi sefaletim ve ölümüm üstüne düşündüm. nasıl gözyaşı selleriyle ağlamadan konuşabilmek için lekelerimi yıkamaya çalıştım ama şu ana kadar hepsi boş çıktı. tanrı gerçekten de en iyisidir, ben en kötüsüyüm.

gershom scholem: her insan, hepsi kendinin olan bir dünyanın kurtarıcısıdır. yalnızca ne görmeliyse onu görür ve yalnızca kişisel olarak ne hissetmesi gerekiyorsa onu hisseder.

dostoyevski: kendimi yaşlanmış bir çocuk olarak görüyorum, inançsızlık ve kuşkunun çocuğu. ölene kadar da böyle kalacağım herhalde, hayır bunu biliyorum. inanma özlemiyle çok işkence çektim ve gerçekten şimdi de çekiyorum; ikna edici entelektüel zorluklar önüme çıktıkça bu özlem daha da büyüyor.

richard s. westfall: insanoğlunun boş inançlara düşkün ateşli yönü, din konularında her zaman gizemleri sevmek ve o yüzden en az anladığından en çok hoşlanmak olmuştur.

albert einstein mistikliğin "tüm sahici sanat ve bilimin en yaygını" olduğunu öne sürmüştür: "bizim için ulaşılmaz olan gerçekliğin gerçekten var olduğunu, kendisini bize en yüce bilgelikte ve en ışınlı güzellikte gösterdiğini, bizim kaba yeteneklerimizle bunun ancak en ilkel biçimleriyle anlayabildiğimizi bilmek, bu bilgi, bu duygu bütün sahici dindarlığın özüdür. bu anlamda ve yalnızca bu anlamda, ben de dindar insanlar arasında yerimi alıyorum."

aristoteles'in dediği gibi, "öyle şeyler vardır ki onların görülmemeleri görülmelerinden iyidir."

12.07.2019

tanrı'nın tarihi

karen armstrong

din, bir şeylerin yanlış olduğu düşüncesiyle başlar.

tarih boyunca insanlar ruhun bu geçici dünyayı aşan boyutunu hissettiler. gerçekten de insan zihninin bu biçimde kendisini aşan kavramlar düşünebilmesi onun dikkate değer bir özelliğidir. bu aşkınlık deneyimi yaşamın gerçeği olmuştur.

zihnimizin çalışmasından, çatışma ve çeşitlilikten haz duymayışımızdan anlayacağımız üzere, bütün varlıklar birliği arzularlar. bir'e dönme özlemi içindedirler. bu dışsal bir gerçeğe yükselmeden çok, zihnin derinliklerine doğru içsel bir iniştir.

engin insan kalabalığında korkmuş, yitik ve yalnızız her birimiz. bu bilinmezlik ve korkudan tek kurtuluşumuz tanrı'nın bize dönmesidir. tanrı bizim bireyselliğimizi azaltmaz, bu nedenle, tam kendi bilincine erişmemizi sağlar.

ruhta üç özellik vardır: bellek, anlama ve istek. bunlar bilgi, kendini bilme ve sevgiye tekabül eder. üç tanrısal kişilik gibi, bu zihinsel etkinlikler özünde tektir çünkü üç ayrı zihin oluşturmazlar fakat her biri zihnin bütününü işgal eder ve öteki ikisiyle örtüşür.

tanrı, dışsal, nesnelleşmiş ve varlığı akılla kanıtlanabilir bir varlık olmak yerine, her şeyi kapsayan bir gerçeklik ve ona bağlı ve varlığını onun zorunlu varlığından alan varlıkları algıladığımız gibi algılanmayacak nihai varlıktır: öyleyse özel bir görme biçimi geliştirmemiz gerekir.

işaya: yüreğimin inandığı ve sevdiği gerçeğini bir nebze anlamak istiyorum. inanayım diye anlamak istemiyorum, anlayayım diye inanıyorum (credo ut intellegam). çünkü şuna inanıyorum: inancım olmadıkça anlamayacağım.

insan soyunun yarısını beğenmeyerek ayrıca da zihnin, yüreğin ve gövdenin her türlü irade dışı hareketini ölümcül bir şehvetin belirtisi olarak görerek bir din ancak erkek ve kadınları kendi konumlarına yabancılaştırır.

batı hristiyanlığı bu nevrotik kadın düşmanlığından hiçbir zaman tam anlamıyla kurtulamadı ve hâlâ kadınların papaz olarak atanmasına gösterilen dengesiz tepkiyle gündemdedir. doğulu kadınlar o zamanki bütün uygar dünyanın kadınlarının yaşadığı aşağılanmanın yükünü paylaşırlarken, batılı kız kardeşleri fazladan, onları toplum dışı bırakan korku ve nefrete yol açan günahkar ve iğrendirici cinselliğin lekesini de taşıdılar.

dinsel bakış açısından bile, belki düzen kavramından çıkartılan sav dışında, her kanıt "tanrı"nın yalnızca bir başka varlık, varlık dizisinde bir halka olduğu görüşünü içererek kuşkulu kalıyor.

zihnin derinliklerine yolculuk büyük kişisel riskler taşır; çünkü orada bulduklarımızı taşımaya gücümüz yetmeyebilir.

halüsinasyon genellikle patolojik bir durum olduğundan, yoğun tefekkür ve içsel bakış sırasında görünen simgelerle başetmek ve onları yorumlamak önemli derecede yetenek ve zihinsel denge gerektirir.

21.04.2009

ali şeriati

karen armstrong

iran devrimiyle sonuçlanan yıllarda, genç laik felsefeci dr. ali şeriati, eğitimli orta sınıfın arasından çok büyük kalabalıkları peşinde sürükledi.

mollalar onun dinsel mesajının büyük bölümünü onaylamasalar da, şaha karşı halkı harekete geçirmekte büyük oranda onun payı vardı.

gösteriler sırasında, kalabalıklar ayetullah humeyni'ninkilerin yanında onun posterini de taşıdılar; oysa humeyni'nin iranlıyla nasıl geçineceği bile belli değildi.

şeriati, batılılaştırmanın müslümanları kendi kültürel köklerine yabancılaştırdığına inanıyordu ve bu düzensizliği ortadan kaldırmak için müslümanlar inançlarının eski simgelerini yeniden yorumlamalıydılar.

muhammed, eski putperest ritlerinden hacca tektanrıcı bir anlam verdiği zaman aynısını yapmıştı. kendi kitabı hac'da şeriati, okurlarını mekke'ye hacı olmaya götürüyordu; giderek, her bir hacının kendi imgelemine dayanarak dinamik bir tanrı yaratması gerektiğini söylüyordu açıkça. böylelikle, kabe'ye vardıklarında, kutsal yer boş olduğundan hacılar bunun ne kadar yerinde olduğunu anlarlardı:

"bu sizin son gideceğiniz yer değildir; kabe bir işarettir, yani yol kaybolmamıştır; o size yalnızca yönü gösterir."

kabe, kendi başına amaç olmaması gereken bütün insan açıklamalarının aşılmasının önemine tanıklık ediyordu.

niye kabe, hiçbir düzenlemenin ya da süslemenin olmadığı basit bir küptür? çünkü o "evrende tanrı'nın gizini" yeniden sunar: 'tanrı biçimsiz, renksiz, benzersizdir, insanın seçtiği, gördüğü veya düşlediği biçim veya durum ne olursa olsun, tanrı değildir."

haccın kendisi, eski sömürge devrinde birçok iranlının yaşadığı yabancılaşmanın antiteziydi.

o, yaşamını sözü edilemez tanrı'ya doğru ve onun çevresinde döndüren her insanın varoluş yönünün temsilidir. şeriati'nin eylemci inancı tehlikeliydi:

şah'ın gizli polisi kendisine işkence edip sınır dışı etti ve hatta 1977'de londra'da ölümünden onlar sorumlu olabilirler.

10.01.2008

din

george bernard shaw: inançlı birinin bir kuşkucudan daha mutlu olduğu gerçeği, sarhoş bir adamın ayık bir adamdan daha mutlu olduğu gerçeğinden daha isabetli değildir.

jeremy bentham: bir ülkede görülebilecek en tehlikeli salgın, ahlaktan bağımsız din fanatikliğidir.

karen armstrong: köktendinciler, laikler tarafından yok edilmekten korkarlar ve sıkıştırılmış kimliklerini geçmişte kalmış çeşitli ilkelerin ve uygulamaların geri kazanımı yoluyla kuvvetlendirmeye çabalarlar.

alan watts: köktendinciler siyasette aşırı sağcılığa daha yakın bir tavır sergilerler ve harici, ataerkil, güçlü bir otorite talep eden kişilik yapısındadırlar.

marlene winell: köktendincilerin bakış açısına göre, inançsızlara sadece iki özellik atfedilebilir: ya dine döndürülme potansiyelleri olan kişiler ya da onları günaha girmeye teşvik eden ayartıcılardır.

clarence darrow: cehalet ve fanatizm her zaman iş başındadır ve beslenmeye ihtiyaç duyarlar.

finley peter dunne: bir fanatik, olayın iç yüzünden haberdar olsaydı tanrı'nın yapacağını düşündüğü şeyleri yapan adamdır.

eric hoffer: fanatik bir inanç ya da ön yargının kötü yönlerini ortaya serdiğimizde, bu fanatikliğin köküne saldırmış olmayız. onun belirli bir noktadan sızıntı yapmasını engelleriz ve bu yüzden genellikle başka bir noktadan sızıntı yapmaya başlar.