salah birsel: her şahın işi, eninde sonunda iyi bir piyade ile biter.
andre malraux: yoksullar savaşmaya kararlı olduklarında zenginleri her zaman yenerler.
bhartrihari: kadın kalbi, aynadaki bir hayale benzer. yakalayamazsın. ruhu keçi yolları gibi eğri büğrü. nereye götüreceği bilinmez.
konfüçyüs: insanların yanlışları, sınıflarının özelliğidir.
chuck palahniuk: seks yaparken bir erkeğe annesini sorarsanız büyük patlamayı sonsuza kadar geciktirebilirsiniz.
ernest hemingway: erkek yenilgi için yaratılmamıştır. erkek mahvedilebilir ama yenilmez.
harper lee: bir avın peşinde koşarken yapılacak en iyi şey, avı kendi haline bırakmaktır. hiçbir şey söylemeyince mutlaka meraklanır ve ortaya çıkar.
melih cevdet anday: ana babalarla, çocuklar, kız erkek kardeşler arasındaki cinsel ilişki yasağı tümüyle anlamsızdır.
oscar wilde: kaba gücü bir noktaya kadar anlarım; ancak kaba mantığa katlanılamaz.
tacitus: iyilikler insana, karşılığını verebileceğini sandığı sürece hoş gelir. bu ölçüyü aştılar mı onları minnetle değil nefretle karşılarız.
george sand: şefkat ve özverili bir dostluktan başka her şey geçicidir.
wolfgang günter lerch: sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.
wolfgang günter lerch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
wolfgang günter lerch etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27.02.2015
29.06.2014
uzun lafın kısası
andrew crumey: yaratıcı zihinler en iyi yalnızken gelişir.
boethius: erdemler yüksek mevkilerden dolayı değer kazanmaz; yüksek mevkiler erdemlerden dolayı değer kazanır.
cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.
ernesto sabato: nice aptallığı çok akıllıca davrandığımızı sanarak yapmışızdır.
alain touraine: demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.
wolfgang günter lerch: ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.
kürşat başar: birini sevmen için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu sahiden seviyorsun demektir.
william s. burroughs: aşağılık bir insanın temel göstergesi sağcı olmasıdır.
mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.
yamamoto tsunetomo: parayı ararsan bulursun, bulamayacağın şey insandır.
pascal: insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar.
saltıkov-schedrin: bilgi aydınlık, bağnazlık ise karanlık demektir. karanlık, ömrünü tamamlamış, bitmiş bir gerçektir; ışık ise beklenen gerçektir. ve ne olursa olsun gelecektir.
boethius: erdemler yüksek mevkilerden dolayı değer kazanmaz; yüksek mevkiler erdemlerden dolayı değer kazanır.
cicero: tamamen kendisine bağlı olan ve kendisinin olduğunu söylediği her şeyi içinde taşıyan birisinin son derece mutlu olmaması olanaksızdır.
ernesto sabato: nice aptallığı çok akıllıca davrandığımızı sanarak yapmışızdır.
alain touraine: demokratik yönetim biçimi en çok sayıda bireye en büyük özgürlüğü veren, olası en büyük çeşitliliği tanıyan ve koruyan siyasal yaşam biçimidir.
wolfgang günter lerch: ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.
kürşat başar: birini sevmen için elle tutulur bir neden bulamıyorsan onu sahiden seviyorsun demektir.
william s. burroughs: aşağılık bir insanın temel göstergesi sağcı olmasıdır.
mesa selimovic: her şeyin başlangıcı ve sonu olan zaman üzerine yemin ederim ki, herkes her zaman zarar içindedir.
yamamoto tsunetomo: parayı ararsan bulursun, bulamayacağın şey insandır.
pascal: insanlar dinsel inanç yoluyla yaptıkları kötülükleri başka bir yolla asla bu kadar eksiksiz ve neşeyle yapmazlar.
saltıkov-schedrin: bilgi aydınlık, bağnazlık ise karanlık demektir. karanlık, ömrünü tamamlamış, bitmiş bir gerçektir; ışık ise beklenen gerçektir. ve ne olursa olsun gelecektir.
7.04.2012
ilahi sevgili
wolfgang günter lerch
dünya insanını yaratan dünya nesneleridir. yiyecek-içecek, mal-mülk, değerli oldukları söylenen nesneleri elde etme çabası; fakat özellikle de türünün devamı için içimize tohum atarak maddi dünyanın asla yok olmamasını sağlayan phallus hayvanı. bunların yardımıyla dünya sahte ışıltısı ile insanın gözünü kör eder, ruhunu çürütür ve onu tanrısal kaynağından uzaklaştırır.
hallac-ı mansur: ben ilahi sevgiliyi kavradım. ben yaratıcı gerçeğim! enel hak! enel hak! bir kez daha söylüyor ve teyit ediyorum: onun acımasına ortak oldum. tüm aşamalardan geçtikten sonra ruhumun perdesi yırtıldı ve o bana acımasını layık gördü. böylece onun içinde yok oldum ve o beni tümüyle doldurdu. onun varlığı bana kendisini benim içimde gösterdi ve ben de ona kendi varlığımı gösterdim. böylece o benim içimde kendisini tanıdı. fakat insan olmakla allah olmanın bir ve aynı şey olabileceğini düşünenler yanılmaktadır. bu düşünceyi taşıyanı yanlış yöne sürükleyen şeytanın ta kendisidir. buna rağmen ben az önce söylediğimi bir kez daha tekrarlıyorum: ben yaratıcı gerçeğim!
üzerimizdeki gece göğüne bak! göze boş gelmiyor mu? yıldızlar diğer gezegenlere benzeyen parlak kürelerden başka nedir ki? filozoflar bana müneccimlerin batıl inançlarından sakınmayı öğrettiler. venüs'ün şu veya bu şekilde durması, birçoğunun inandığının aksine, hiçbir anlama gelmiyor. kuran da bize uzayda allah'ın işaretlerini aramayı öğretiyor. ben onları görüyor, onlara hayranlık duyuyorum; fakat onların gerçekten de allah'ın işaretleri olduğunu bana kim garanti edebilir? "sonsuz boşluk" adı verilen bir uçurumda yaşamadığımızı bana kim garanti edebilir? ya da sonu asla gelmeyecek bir gecenin içinde olduğumuzu? dahritiler sadece insanın görebildiği, dokunabildiği ve tadabildiği şeyleri gerçek olarak kabul ediyorlar. içinde yaşadığımız dünya bundan ibaret ve insan ruh sağlığını muhafaza etmek istiyorsa batıl inançlardan ve boş hayallerden sakınmalı. dahritiler işte bunu öğretiyorlar. sadece ruh sağlığı bozuk olan insanlar yaşamları ve ölümleri üzerine spekülasyonlar üretir.
dünya insanını yaratan dünya nesneleridir. yiyecek-içecek, mal-mülk, değerli oldukları söylenen nesneleri elde etme çabası; fakat özellikle de türünün devamı için içimize tohum atarak maddi dünyanın asla yok olmamasını sağlayan phallus hayvanı. bunların yardımıyla dünya sahte ışıltısı ile insanın gözünü kör eder, ruhunu çürütür ve onu tanrısal kaynağından uzaklaştırır.hallac-ı mansur: ben ilahi sevgiliyi kavradım. ben yaratıcı gerçeğim! enel hak! enel hak! bir kez daha söylüyor ve teyit ediyorum: onun acımasına ortak oldum. tüm aşamalardan geçtikten sonra ruhumun perdesi yırtıldı ve o bana acımasını layık gördü. böylece onun içinde yok oldum ve o beni tümüyle doldurdu. onun varlığı bana kendisini benim içimde gösterdi ve ben de ona kendi varlığımı gösterdim. böylece o benim içimde kendisini tanıdı. fakat insan olmakla allah olmanın bir ve aynı şey olabileceğini düşünenler yanılmaktadır. bu düşünceyi taşıyanı yanlış yöne sürükleyen şeytanın ta kendisidir. buna rağmen ben az önce söylediğimi bir kez daha tekrarlıyorum: ben yaratıcı gerçeğim!
üzerimizdeki gece göğüne bak! göze boş gelmiyor mu? yıldızlar diğer gezegenlere benzeyen parlak kürelerden başka nedir ki? filozoflar bana müneccimlerin batıl inançlarından sakınmayı öğrettiler. venüs'ün şu veya bu şekilde durması, birçoğunun inandığının aksine, hiçbir anlama gelmiyor. kuran da bize uzayda allah'ın işaretlerini aramayı öğretiyor. ben onları görüyor, onlara hayranlık duyuyorum; fakat onların gerçekten de allah'ın işaretleri olduğunu bana kim garanti edebilir? "sonsuz boşluk" adı verilen bir uçurumda yaşamadığımızı bana kim garanti edebilir? ya da sonu asla gelmeyecek bir gecenin içinde olduğumuzu? dahritiler sadece insanın görebildiği, dokunabildiği ve tadabildiği şeyleri gerçek olarak kabul ediyorlar. içinde yaşadığımız dünya bundan ibaret ve insan ruh sağlığını muhafaza etmek istiyorsa batıl inançlardan ve boş hayallerden sakınmalı. dahritiler işte bunu öğretiyorlar. sadece ruh sağlığı bozuk olan insanlar yaşamları ve ölümleri üzerine spekülasyonlar üretir.
8.02.2012
bağdat'ta ölüm: hallac-ı mansur
wolfgang günter lerch
söylentiler yalnızca halkın ön yargılarının birer yansımasıdır.
kim tanrıyı sever ve ona kavuşmak isterse, bir bebeğin annesinin memesine sarıldığı gibi bu dünya nimetlerine sarılamaz. onlardan vazgeçmek zorundadır. dünya nimetlerine karşı daima mesafeli davranmalı ve kendisini manevi olarak bu dünyadan ayıracak bir ilişki biçimi geliştirmelidir. dünya nimetlerinden vazgeçmek elbette ki onları aşağılamak anlamına gelmez; sadece onları ait oldukları yere koymak demektir.
ancak hür düşünceli insanlar kafa yorabilirler. özellikle de işbirlikçilik veya direniş arasında seçim yapmaktan başka üçüncü bir alternatif bulunmayan bir ülkede.
bilgisizlik ve hakimiyetsizlik bizi karanlığa sürükler. karanlıkta etrafını göremeyen bir insan nasıl sağını ve solunu, yukarısını ve aşağısını bilemez, amaçsızca etrafta dolanıp durursa, aynası bulanıklaşan karanlık bir ruh da vücudun içinde aynı şekilde amaçsızca oradan oraya gidip durur.
ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.
aşk, diye düşünüyordu hallac, insanların konuştuğu dillerin en boş; fakat aynı zamanda en tanımlanamaz sözcüklerinden biri olmalıydı.
dünyadaki karanlık ya da başka bir deyişle kötülük, yaratılış gerçeğinde değil, insanın içinde bulunmaktadır.
kutsal kitapta dünyanın tanrı tarafından yaratıldığını okur; fakat ona öte dünyanın, gelip geçiciliğin gözleriyle bakarız. bu bakış bize dünyanın bir mahluk olduğunu gösterir; onun değersizliğini veya kötü yapısını değil.
insanın kalbi karanlıktır ve onları iyiliğe açmak çok güçtür.
"bütünümle bütün sevgini sardım
sanki içimdesin, ey mukaddesim
yönelir de kalbim bazen gayrına
korkuyla titrerim, tutulur sesim
ürpererek yine dönerim sana
anlarım: sen yoksan kimsesiz kaldım
şimdi ben uzakta, yapayalnızım
hayat mahpesinde bitmiyor sızım
yüce mevla, şudur senden niyazım
bu hapisten çağır beni yanına"
dini hukuk okulları arasındaki huzursuzluk, ancak fakirlik ve sefalet içinde bulunanların da dikkate alınması ve dinlenmesi durumunda sona erebilir. fakat tüm dünyadan gelen malları büyük karlar karşılığında satan siz tacirler, bunu anlamakta güçlük çekebilirsiniz.
ruhun bilgiye ve gerçeğe olan açlığının sonu asla gelmez ve hiçbir şey onu tatmin edemez.
"kainat büyük bir insandır ve insan küçük bir kainattır."
insan seçimini kendi yapmak zorundadır ve yapmak zorundadır.
insan hakları için mücadele etmenin en iyi yolu, sonunda geri alınması gereken yalan yanlış hikayelerden mümkün olduğu kadar kaçınmaktır.
"merak, aklı canlandıran kudretli bir güçtür."
polis müdürü her türlü nezaket kuralına harfiyen uyuyor; fakat isteksizliği, yüzünden okunuyordu. görünüşe göre bu adam islami bir cumhuriyette bile eşine az rastlanır bir yobazdı. neredeyse her cümlesine "bismillah" diyerek başlıyor ve "inşallah" çekerek bitiriyordu. bu tür kalıplar, din kurumunu feodal bir kalıntı olarak gören ve devrimden sonra nasıl davranacaklarını bilemeyen kesimler tarafından sıkça kullanılır olmuştu.
sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.
insan ruhu aslında hayal bile edemeyeceği şeyleri yapmaya kadirdir.
yaşamak için pek az günü kalmış olan hallac'ın yanına yaklaştım. o bu esnada sabah namazını kılıyordu. ikinci rekatı da kıldıktan sonra şöyle dedi: "burada gördüğün gerçek ibadet değildir. gerçek ibadetin ne olduğunu üç gün sonra göreceksin." celladın kendisiyle ne yapmak niyetinde olduğunu gayet iyi biliyordu.
bağdat şehri, işkence gören adamın çığlıklarıyla uzun süre çınlayacaktı. sadece uzun süredir birlikte olduğu ruhsal varlığın duyabileceği sessiz çığlıklar.
söylentiler yalnızca halkın ön yargılarının birer yansımasıdır.kim tanrıyı sever ve ona kavuşmak isterse, bir bebeğin annesinin memesine sarıldığı gibi bu dünya nimetlerine sarılamaz. onlardan vazgeçmek zorundadır. dünya nimetlerine karşı daima mesafeli davranmalı ve kendisini manevi olarak bu dünyadan ayıracak bir ilişki biçimi geliştirmelidir. dünya nimetlerinden vazgeçmek elbette ki onları aşağılamak anlamına gelmez; sadece onları ait oldukları yere koymak demektir.
ancak hür düşünceli insanlar kafa yorabilirler. özellikle de işbirlikçilik veya direniş arasında seçim yapmaktan başka üçüncü bir alternatif bulunmayan bir ülkede.
bilgisizlik ve hakimiyetsizlik bizi karanlığa sürükler. karanlıkta etrafını göremeyen bir insan nasıl sağını ve solunu, yukarısını ve aşağısını bilemez, amaçsızca etrafta dolanıp durursa, aynası bulanıklaşan karanlık bir ruh da vücudun içinde aynı şekilde amaçsızca oradan oraya gidip durur.
ilk izlenim daima hayal kırıklığı yaratır.
aşk, diye düşünüyordu hallac, insanların konuştuğu dillerin en boş; fakat aynı zamanda en tanımlanamaz sözcüklerinden biri olmalıydı.
dünyadaki karanlık ya da başka bir deyişle kötülük, yaratılış gerçeğinde değil, insanın içinde bulunmaktadır.
kutsal kitapta dünyanın tanrı tarafından yaratıldığını okur; fakat ona öte dünyanın, gelip geçiciliğin gözleriyle bakarız. bu bakış bize dünyanın bir mahluk olduğunu gösterir; onun değersizliğini veya kötü yapısını değil.
insanın kalbi karanlıktır ve onları iyiliğe açmak çok güçtür.
"bütünümle bütün sevgini sardım
sanki içimdesin, ey mukaddesim
yönelir de kalbim bazen gayrına
korkuyla titrerim, tutulur sesim
ürpererek yine dönerim sana
anlarım: sen yoksan kimsesiz kaldım
şimdi ben uzakta, yapayalnızım
hayat mahpesinde bitmiyor sızım
yüce mevla, şudur senden niyazım
bu hapisten çağır beni yanına"
dini hukuk okulları arasındaki huzursuzluk, ancak fakirlik ve sefalet içinde bulunanların da dikkate alınması ve dinlenmesi durumunda sona erebilir. fakat tüm dünyadan gelen malları büyük karlar karşılığında satan siz tacirler, bunu anlamakta güçlük çekebilirsiniz.
ruhun bilgiye ve gerçeğe olan açlığının sonu asla gelmez ve hiçbir şey onu tatmin edemez.
"kainat büyük bir insandır ve insan küçük bir kainattır."
insan seçimini kendi yapmak zorundadır ve yapmak zorundadır.
insan hakları için mücadele etmenin en iyi yolu, sonunda geri alınması gereken yalan yanlış hikayelerden mümkün olduğu kadar kaçınmaktır.
"merak, aklı canlandıran kudretli bir güçtür."
polis müdürü her türlü nezaket kuralına harfiyen uyuyor; fakat isteksizliği, yüzünden okunuyordu. görünüşe göre bu adam islami bir cumhuriyette bile eşine az rastlanır bir yobazdı. neredeyse her cümlesine "bismillah" diyerek başlıyor ve "inşallah" çekerek bitiriyordu. bu tür kalıplar, din kurumunu feodal bir kalıntı olarak gören ve devrimden sonra nasıl davranacaklarını bilemeyen kesimler tarafından sıkça kullanılır olmuştu.
sahtekarlar gerçek anlamlarını asla kavrayamadıkları kurallara harfiyen uyarlar.
insan ruhu aslında hayal bile edemeyeceği şeyleri yapmaya kadirdir.
yaşamak için pek az günü kalmış olan hallac'ın yanına yaklaştım. o bu esnada sabah namazını kılıyordu. ikinci rekatı da kıldıktan sonra şöyle dedi: "burada gördüğün gerçek ibadet değildir. gerçek ibadetin ne olduğunu üç gün sonra göreceksin." celladın kendisiyle ne yapmak niyetinde olduğunu gayet iyi biliyordu.
bağdat şehri, işkence gören adamın çığlıklarıyla uzun süre çınlayacaktı. sadece uzun süredir birlikte olduğu ruhsal varlığın duyabileceği sessiz çığlıklar.

