can yücel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
can yücel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.09.2021

sevgi duvarı

can yücel


sen miydin o, yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat-sevicileri
derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi

kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş, altın zincir, fasulye pilakisi
ardımızda görevliler, ekipler, hızır paşalar
sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık öyle seçik ki
başucumda bir sen varsın bi de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

16.01.2018

fazilet

can yücel


maruf çin feylesofu lao tze
hayatın hiçliği karşısında
konuşmanın beyhudeliğini
ve sükutun faziletini izah için
almış kalemi eline
geçmiş masanın başına
oturaklı ve okkalı bir yazı yazmış
bir solukta
tam yüzkırkbirbuçuk sayfa

6.10.2014

can yücel

rıfat ılgaz

can yücel ingiltere'ye "tahsil-i kemalat"a gitmeden önce gazi lisesi'ne gidermiş. sabahları geç kalma tehlikesini bile göze alarak babasının makam arabasına binmezmiş. bir gün babası "bineceksin!" diye diretmiş. "binmem ben makam arabasına! geç kalırsam kalayım!" deyince, kızmış bizim hasan ali bey: "oğlum" demiş, "bu arabaya binmek ayıpsa ben de binmeyeyim bundan sonra!" "yok baba! senin için bir ayıp yok! sen milli eğitim bakanısın! arabayı bakansın diye vermişler sana! benim ne işim var senin arabanda!" 

evet, can yücel, o günlerde salt hasan ali'nin oğluydu. şimdi genç kuşak, hasan ali bey'i, şair can yücel'in babası olarak tanıyor.

19.02.2013

bir çin şiiri

can yücel


davacı zengin, davalı yoksulsa
zenginden yana işler yasa

davacı yoksul, davalı zenginse
davalıda kalır yine nizalı arsa

davacı da davalı da zenginse davada
özür diler çekilir aradan kadı

davacı da davalı da yoksulsa, bak
sade o zaman işte yerini bulur hak

26.01.2012

canfeda

can yücel



bu millet uyuyor azizim
dedi arpacızade feyzullah efendi
hem de
uyurken esneyerek

dönülmez faşizmin ufkundayız
vakit çok geç

kurtarıcılar kurtara kurtara
kurtardılar memleketi memleket olmaktan

dünya öküzün boynuzları üstünde dururmuş
her kıpırdayışında öküz, deprem olurmuş
oysa dünya, halkların omzu üstünde durur
kıpırdasın da gör

balkonun altına kapamışlar hint horozunu
önüne de bir kara tel çekmişler
dünya yüzü görmesin diye
yine de herkesten önce ötüyor sabahları
erken öten horozu.. sözü biyerlerden
kulağına çalınmış olmalı

ılgaz, anadolu'nun sen yüce bir dağısın
eteklerinde kitaplar

insan maymundan gelmiş
var-kuramına karşı çıkan sayın kültür bakanına
(eldeki bilimsel veriler başka seçenek tanımadığına göre
ve indi, izafi ve şahsi konuşmak istemediğimizden)
soruyoruz, yüzüne ve gözlerinin içine bakarak
üstat, yoksa insandan mı geliyor maymun

ya mutlu göründüğün gibi ol
ya mutsuz göründüğün gibi öl

oturmuş lambo'nun penceresi içine
uzun ayak uzun ayak üstüne
çekme boylu bir idare lambası
-çıngarlara bir işaret feneri-
bakıyor yarılanmış üçüncü marmara şişesine önündeki
bana insanları ne zaman sevdirecek diye bu zıkkım
derken çıkarıp göğsünden al mendilini
siliyor duman olmuş gözlüklerini

sen'leri eğlendirenler en çok
ben'leriyle sıkılır

kademsiz oluyor kimi ağaçlar
sokak üstüne, ayak altına düşenler
tozdan, dumandan görmez olmuş yeşil gözleri
onlar da çam, onlar da çınar ama
toroslardaki akranlarıyla aralarında
epiy bir yükseklik ve hava
e az'cık da bir sınıf farkı var

afrika gibi bir kıta yazaydım
hiç durmaz ölürdüm

yarın, mesela, orta yerimden çatlasam ne lazım gelir?
yine de içimden bir ses: sen sen ol! diyor
kafka'nın öyküsündeki fareye emsal
cirit oyna oynayabildiğin kadar
bulduğun neyse mekan
ellerin, ayakların ve çükünle değilse de
hala genç kalan aklınla koşmaca oyna
duvarlara vursan da başını
o tavanarası kadar kaldığında cürmün ve cirmin
ölmek ki senin
başlayıp da bitiremediğin
allah bilir kaçıncı bin şiirin

2.02.2008

yokuş yukarı

rıfat ılgaz

eleştiri dost övgüsü, kitap reklamı değildir. o da şiir kadar dürüstlük ister.

salih zeki aktay: hiç okumazlar efendim! ellerinde bir kitap göremezsiniz. nasıl edebiyat öğretmeni olurmuş bunlar okumadan? ne şiirden anlarlar ne şairden. postadan bir dergi, bir kitap beklemezler, boyuna aybaşını beklerler. memurdur bunlar efendim, edebiyat memuru!

can yücel ingiltere'ye "tahsil-i kemalat"a gitmeden önce, gazi lisesi'ne gidermiş. sabahları geç kalma tehlikesini bile göze alarak babasının makam arabasına binmezmiş. bir gün babası "bineceksin!" diye diretmiş. "binmem ben makam arabasına! geç kalırsam kalayım!" deyince, kızmış bizim hasan ali bey: "oğlum" demiş, "bu arabaya binmek ayıpsa ben de binmeyeyim bundan sonra!" "yok baba! senin için bir ayıp yok! sen milli eğitim bakanısın! arabayı bakansın diye vermişler sana! benim ne işim var senin arabanda!"

evet, can yücel, o günlerde salt hasan ali'nin oğluydu. şimdi genç kuşak, hasan ali bey'i, şair can yücel'in babası olarak tanıyor.

birçoklarının her vesileyle ikide bir ödüllendirildiği bir toplumda bizim meskenimiz boyuna mahpus damları mı olmalıydı?