#bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#bilim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.08.2022

milgram deneyi

zygmunt bauman

stanley milgram'ın deneklerine, öğrenmeyi daha verimli kılacak yolların keşfedilmesi amacıyla yapılan bir araştırmaya katılacakları söylenmiştir.

öğrenci ilk hatasını yaptığında deneklerden ona elektrik şoku uygulamaları istenmiştir. şok düzeyi 15 volttur. 15 voltluk bir şok tümüyle zararsızdır ve hissedilmez. burada ahlaksal bir sorun yoktur.

bir sonraki şok elbette daha güçlüdür; ama yalnızca hafifçe. her şok bir öncekinden hafifçe daha yüksektir.

deneğin davranışının niteliği tümüyle suçsuzdan vicdansıza doğru ama dereceli bir şekilde değişir.

denek kesin olarak nerede durmalıdır? bu iki tür davranışı birbirinden ayıran çizgi hangi noktada aşılmıştır? denek bunu nasıl bilecektir?

bir çizgi olması gerektiğini saptamak kolaydır; ama bu çizginin nerede olması gerektiğini saptamak pek kolay değildir. eğer denek bir sonraki şokun kabul edilemez olduğuna karar vermişse bu şok -her seferinde- bir öncekinden yalnızca hafifçe şiddetli olduğuna göre, verdiği son şok uygulamasının gerekçesi neydi? atmak durumunda olduğu adımın uygunluğunu reddetmek az önce atmış olduğu adımın ahlaksal değerini düşürmektir ve bu, deneğin kendi ahlaksal değerini düşürür.

denek, deneyi derece derece gerçekleştirerek tuzağa düşmüştür. deneyi yapanlar ahlaksal kaygıların ifade edilmesi karşısında hep "dokularda kalıcı hiçbir hasar kalmayacak" gibi donuk, alışılmış ve sönük bir açıklamayla yanıt verdiler.

bir deneyde, deneğe, kurbana şok verecek tetiği çekmesi değil de, başka bir denek asıl şoku verinceye dek, yalnızca yardımcı bir eylemde bulunması emredildiğinde, 40 yetişkinden 37’si en yüksek şok düzeyine dek çıktı.

milgram'in vardığı sonuca göre, kötü bir eylemin yapıldığı bir zincirde yalnızca bir ara halka ve eylemin nihai sonuçlarından uzak olunduğunda sorumluluğun görmezden gelinmesi psikolojik yönden kolaydır.

milgram'in deneyindeki deneklere, kurbanın ellerini zorla, sözde elektrik şokunun verildiği bir levha üzerine koymaları söylendiğinde yalnızca %30’u emre itaati deney sonuna dek sürdürdü. kurbanın ellerini kavramak yerine yalnızca, kumanda masası üzerindeki manivelayı çevirmeleri istendiğinde itaat edenlerin oranı %40’a yükseldi.

kurbanlar bir duvarın ardında gizlenip de yalnızca acı dolu çığlıkları duyulur olduğunda işin sonunu getirmeye hazır deneklerin oranı %62,5’e fırladı. sesin kapatılması, oranı daha fazla yükseltmedi, oran ancak %65 oldu. bu, bizim en çok gözlerimizle hissettiğimizi gösterir. kurbandan fiziksel ve psikolojik uzaklık arttıkça zalimleşmek daha kolay hale geliyordu.

8.02.2022

çin demliği

bertrand russell

birçok inançlı kişi, kendilerinin dogmaları ispat etmeleri gerektiğini değil, şüphe edenlerin kabul edilmiş olan dogmaları çürütmesi gerektiğini söyler. bu elbette bir hatadır. eğer ben, dünya ile mars arasında, güneş'in etrafında, eliptik bir yörüngede dönen bir çin demliği bulunduğunu öne sürseydim ve bu demliğin en güçlü teleskoplarımızla bile ortaya çıkarılamayacak kadar küçük olduğunu da iddiama ekleseydim hiç kimse bunun aksini ispatlayamazdı. fakat konuşmama, iddiamın aksi ispatlanamayacağı için insan mantığının iddiamdan şüphelenmesinin tahammül edilemez bir küstahlık olduğunu söyleyerek devam etseydim kesinlikle saçmaladığım düşünülecekti. oysaki eğer böyle bir demliğin varlığı eski kitaplarda bildirilse, her pazar kutsal bir gerçek olarak aktarılsa ve okul çağındaki çocukların zihnine yavaş yavaş aşılansaydı, varlığına inanmakta çekimser davranmak elbette bir tuhaflık belirtisi halini alırdı. ve bu şüpheci kimse aydınlık bir çağda psikiyatristlerin, daha önceki çağlarda ise engizisyon mahkemesi'nin ilgisini hak ederdi.

inanıyorum ki öldüğümde çürüyeceğim ve egomdan geriye hiçbir şey kalmayacak. genç değilim ve yaşamı seviyorum. fakat yok olma düşüncesinin dehşetiyle titremeyi küçümsemek zorundayım. mutluluk her şeye rağmen gerçek mutluluktur; çünkü mutlaka bir gün biter; sevgi ve felsefe de değerlerini yitirmez; çünkü bunlar da sonsuza kadar sürmez. çoğu zaman insan ancak darağacına gidince gururunu hatırlar; hiç kuşkusuz aynı gurur bize insanın dünyadaki konumu hakkında içtenlikle düşünmeyi öğretmelidir. bilimin açılmış pencereleri ilk başta bizi geleneksel efsanelerin sıcacık içtenliği için endişelendirmiş olsa da, sonuçta taze hava güç kazandırır ve büyük boşlukların kendine has bir ihtişamı vardır.

2.01.2022

ateizm

jack huberman

yaratılışa dair herhangi bir inanç; doğanın kendini yapılandırma, düzenleme ve inşa etme yeteneğini inkar ederek ya da yok sayarak ona hakaret etmektir.

kimyasal maddelerin evrim geçirerek yaşam dediğimiz olguya dönüşmesi, doğanın en temel kanunları göz önüne alındığında, kesinlikle kaçınılmaz bir gelişmedir. her sıkıcı ders kitabının sayfalarını çevirişimizde bilim olağanüstü bir dünyayı karşımıza çıkarmaktadır. içinde yaşadığımız dünyanın % 99,99'unu gündelik hayatımızda algılamıyor ya da algılayamıyoruz. doğayla ilgili en önemli keşif kendi ani, katı gerçekliği ve radikal farklılığıyla, dünya dışı bir karşılaşmayı andırmaktadır. gerçekliğin mucizesini görmezden gelerek doğaüstü hikayelerle ilgilenmeyi seçmek, bilime ve doğaya yönelik bir hakarettir. din, insanlara dünyanın onların özel çıkar ve istismarları için yaratıldığını öğretip böylece çevreye karşı düşüncesizliğin ve vandalizmin yayılmasını sağlayarak bu hakaretleri daha da ağırlaştırmıştır.

tanrı yoktur. tanrı'ya ilişkin geleneksel fikirlere uyan ve "tanrı" olarak adlandırılmaya elverişli hiçbir şey gerçek değildir. üstün zekalı, bir amaç güden, bilinçli bir varlığın evreni yarattığına ya da yönettiğine inanmak için bir sebep yoktur.

"bunu anlamıyorsun. inancın sayılar ve mantıkla alakası yoktur. o bizim içimizdedir, bildiklerimiz ve hissettiklerimizdir." tabii ki asıl sorun da tam olarak budur. bu, sizin her şeye inanabileceğiniz anlamına gelir: "tanrı gerçekten de akdeniz ve fırat nehri arasındaki toprakları israil'in çocuklarına vaat etmiştir. isa -ya da peder moon- tanrı'nın dünya üzerinde vücut bulmuş halidir. psikiyatri öldürür. kafirler öldürülmelidir."

ateizm hakkında ne derseniz deyin, bugüne kadar kimse onun adına katledilmemiştir. 

ateizm, tüm şakaların en büyüğü olan dini anlamak ve ona gülmek anlamına gelmelidir. hayvanlar aleminin bir türü olduğumuzu, kendini yeniden üretme yeteneğine sahip, bizim bitkiler, hayvanlar ve insanlar olarak gördüğümüz -fakat bencil genlerimizin şehirler ve araçlar olarak gördüğü-, büyük koloniler oluşturan moleküllerin bir araya gelmesiyle ortaya çıktığımızı; örümcek ağına benzer ağlardan oluşan sinir bağlantılarımız sayesinde bir bilinç yanılsaması bile [tanrı] üretebildiğimizi anlamak. bu kolonilerin "en fazla evrimleşmiş" türü olan bizler, evrenin merkezi ve temel amacı olduğumuzu iddia etmiş, sonunda öyle olmadığımızı keşfetmişizdir. fakat bizim türümüz evrendeki bir gezegenin yönetimini görünüşe göre hiçbir amaç, merkez, lider ya da ahlaki yetkili olmaksızın ele geçirmiştir ve firesign theater'ın da belirttiği gibi, biz "sadece bu otobüsteki ahmaklarız." bu yüzden kabile mitlerini, mutlakiyetçi gerçekleri ve kitlelerin saplantılı nevrozlarını bir kenara bırakarak uyum sağlamayı öğrenmemiz yerinde olacaktır.

5.11.2021

zimbardo deneyi

eduardo galeano

kuzey amerikalı stanford üniversitesi'nde insan ve işlevi arasındaki ilişki üzerine anlamlı bir deney yapıldı. psikologlar iyi eğitimli, davranışları düzgün, fiziksel ve ruhsal sağlığı yerinde bir grup beyaz öğrenciyi topladılar. üniversitenin bodrum katında hazırlanan hayali hapishanede kimlerin mahpus kimlerin gardiyan olacağı yazı turayla belirlendi. silahsız mahpuslar birer isimsiz numaraydılar. numarasız bir isimleri olan gardiyanlarsa cop taşıyorlardı. bu bir oyuna benziyordu; ama daha ilk günden itibaren gardiyan rolünü üstlenenler bu işten zevk almaya başladılar. tuvalete gitme izni ancak uzun yalvarış, yakarışların ardından veriliyordu, mahpuslar çıplak bir halde beton zeminde uyutuluyor ve yüksek sesle konuşmanın cezasını ceza hücrelerinde aç susuz kalarak çekiyorlardı. darbeler, küfürler, aşağılamalar: deney kısa sürdü. sadece bir hafta.

21.09.2021

din, sanat, bilim

albert einstein

duyabileceğimiz en güzel şey, hayatın esrarlı yanıdır.

sanatın ve gerçek bilimin beşiğinde bu ana duygu vardır. onu bilmeyen, dünya karşısında şaşkınlık ve hayranlık duymayan kimse, ne de olsa, ölü ve gözü kapalı gibidir. hayatın sırlarıyla karşı karşıya gelmek, korku ile de karışarak dinleri yaratmıştır. ulaşamayacağımız bir şeylerin var olduğunu bilmek, ancak en ilkel bir biçimde anlayabileceğimiz en derin aklın ve en parlak güzelliğin belirtilerini görmek, bu bilgi ve gerçek dindarlığın ta kendisidir. işte bu anlamda ve yalnız bu anlamda, derinden dindar olan insanlara katılıyorum.

kendi yarattıklarını cezalandıran ya da ödüllendiren, biz insanlarınkine benzer istekleri olan bir tanrıyı benim aklım almaz. bedeni öldükten sonra yaşayabilecek bir insan da düşünemem. zayıf yürekliler, korku ya da gülünç bir bencillikle bu çeşit düşünceleri beslesinler istedikleri kadar. hayatın sonsuzluğundaki sır ve gerçeğin akılları aşan kuruluşuna bakış, bir de tabiatta kendini gösteren aklın, ne kadar küçük olursa olsun, bir parçacığını kavramak için göstereceğimiz o içten çaba yetiyor bana.

1.07.2021

alan turing

richard dawkins

taliban dönemindeki afganistan'da eşcinsellik için verilen resmi ceza idamdı ve zevkli bir yöntem izlenerek, kurban canlı canlı bir duvarın altında ezilirdi.

eşcinsellik 'suçu' başlı başına mahrem bir eylemdir. birbirlerini onaylamış ve hiç kimseye zarar vermeyen yetişkinler tarafından uygulanır ve biz bir kez daha dinsel saltçılığın klasik bir özelliğiyle karşı karşıya kalırız.

gizli eşcinsellik ingiltere'de -hayret vericidir ki- 1967 yılına kadar ceza gerektiren suçlar kapsamındaydı. 1954 yılında ingiliz matematikçi alan turing, ki "bilgisayarın babası" unvanı için john von neumann ile birlikte adaydır, özel hayatında eşcinsel davranış sergilemesiyle suç işlediğine karar verildiğinde kendisini öldürmüştü. turing'in bir tank tarafından itilen bir duvarın altında canlı canlı ezilmediğini inkar edemeyiz. ona bir seçim hakkı sunulmuştu: ya hapishanede iki yıl geçirecek ya da bir dizi hormon enjeksiyonuyla -ki bunun kimyasal bir hadım etme operasyonu olduğu söylenebilir- göğüslerinin büyümesi sağlanacaktı. bu durumda, nihai ve kişisel seçimi, içine siyanür enjekte ettiği bir elmayı yemek oldu.

alman enigma kodlarının kırılmasında kilit zeka olan turing, nazilerin alt edilmesinde eisenhower ya da churchill'den, tartışmaya açık olarak daha büyük bir katkı sağlamıştır. turing ve bletchley park'taki iş arkadaşlarına şükürler olsun ki savaş alanındaki müttefik generaller, savaşın uzun periyotları boyunca alman generallerinin ayrıntılı taktiklerinden haberdar oldular ve almanlar bu planları uygulamaya koyamadan önlemler alındı.

savaşın bitmesiyle, turing'in görevi artık "top secret" olmaktan çıktı ve bu noktaya gelindiğinde turing bir ulus kahramanı olarak ağırlanıp şövalye unvanına layık görülmeliydi. bunun yerine, bu kibar, kekeç, dış merkezli deha yok edildi, hem de hiç kimseye zararı dokunmayan, gizlilikle işlediği bir 'suç' yüzünden. böylece, din eksenli ahlak tacirinin en aşikar özelliğinin diğer insanların özel hayatlarında yaptıklarına ve hatta düşündüklerine tutkuyla kafayı takmak olduğunu gördük.

24.06.2021

aşk. çocuk. bilim.

frida kahlo

istediğim gibi olmak istiyorum: çılgınlık perdesinin ardında. bütün gün çiçeklerle ilgileneceğim. acıyı, aşkı ve şefkati resmedeceğim, başkalarının aptallıklarına yürekten güleceğim, herkes benim için "zavallı, çıldırdı." diyecek. (özellikle de kendime güleceğim). öyle bir dünya kuracağım ki, ben yaşadığım sürece, bütün dünyalarla uyum içinde olacak. yaşayacağım gün, saat ya da dakika, hem bana hem de herkese ait olacak.

devrim, biçimle rengin uyumu ve her şey bir yasaya bağlı olarak hareket etmekte. bu yasa, yaşam. kimse kimseden ayrılamaz. kimse kendisi için mücadele etmez. her şey her şeydir ve tektir. endişe ve acı, haz ve ölüm, bunların tümü var olmak için bir süreçten başka bir şey değil. devrimci mücadele, bu süreç içinde akla açılan bir kapı.

aşk. çocuk. bilim. yaşarken karşı koyma istemi, sağlıklı neşe. sonsuz minnettarlık. ellerdeki gözler ve bakışlardaki dokunma. meyvenin temizliği ve yumuşaklığı. insan yapısının temeli olan koca omurga kemiği. göreceğiz, öğreneceğiz. hep yeni bir şeyler vardır. ve bunlar, hala yaşayan eski şeylerle bağıntılıdır. yanımdaysa diego, benim binlerce yıllık aşkım.

7.05.2021

yıldız tozu

lawrence krauss

müthiş olan şu ki, vücudumuzdaki her bir atom patlayan bir yıldızdan geliyor. ve sol elimizdeki atomlar da muhtemelen sağ elimizdekilerden farklı bir yıldızdan geliyor. fizik konusunda bildiğim en şiirsel şey bu: her birimiz yıldız tozuyuz. yıldızlar patlamasaydı burada olamazdık. çünkü evrim için önemli olan karbon, azot, oksijen, demir vs. bütün elementler zamanın başlangıcında oluşmamıştı. bunlar yıldızların nükleer fırınlarında oluşmuştu ve vücudumuza girebilmelerinin tek yolu yıldızların patlayacak kadar kibar olmalarıydı. o yüzden isa'yı falan boşverin. bugün burada olmamızı yıldızların ölmesine borçluyuz.

27.01.2021

yanılsama

sigmund freud

din sorunları söz konusu olduğunda, insanlar mümkün olan her türlü üçkağıtçılığa ve entelektüel cambazlığa girişirler. koca dünyada insanların oynadığı küçük rolü alçak gönüllülükle kabul edip daha aşırıya kaçmayan kişi, umulanın aksine sözcüğün gerçek anlamıyla dinsizdir.

dinin insan uygarlığına büyük hizmetler yaptığı açıktır. din, toplum dışı içgüdülerin ehlileştirilmesine büyük katkıda bulunmuştur. ama bu yeterli olmamıştır, insan toplumunu binlerce yıl boyunca yönetmiş ve erişebileceği şeyleri göstermek için yeterli zamana sahip olmuştur. eğer insanların çoğunluğunu mutlu kılmayı, rahatlatmayı, yaşama katlanmalarını sağlamayı ve onları uygarlığın araçları haline getirmeyi başarabilseydi hiç kimse bugünkü koşulları değiştirme girişiminde bulunmayı hayal etmezdi.

ama bunun yerine ne görüyoruz? kişiyi dehşete düşürecek kadar çok sayıda insanın uygarlıktan hoşnutsuz ve uygarlık içinde mutsuz olduğunu, uygarlığı kaldırılıp atılması gereken bir boyunduruk olarak algıladıklarını, bu insanların ya uygarlığı değiştirmek için güçlerinin yettiği her şeyi yaptıklarını ya da uygarlık veya içgüdü kısıtlamasıyla hiçbir ilişkileri kalmayıncaya kadar uygarlık düşmanlığında ileri gittiklerini görüyoruz.

dinsel doktrinlerin doludizgin hüküm sürdüğü dönemlerde insanların genellikle daha mutlu oldukları kuşkuludur, daha ahlaklı olmadıklarıysa kesindir. insanlar, dinin hükümlerini dışsallaştırmanın ve böylelikle onların amaçlarını geçersiz kılmanın yolunu daima bulmuşlardır.

görevleri dine itaati sağlamak olan din adamları da bu yolda kendilerine düşeni yapmışlardır. tanrının iyiliği, adaleti üzerinde sınırlayıcı olmalıdır. kişi günah işler, bir özveride bulunur veya kefaretini öder ve böylece bir kez daha günah işlemekte serbest kalır.

rus iç gözlemciliği, ilahi inayetin tüm lütuflarına mahzar olabilmek için günahın vazgeçilmez ön koşul olduğu, dolayısıyla sonuçta günahın tanrının hoşuna gittiği sonucunu çıkaracak bir aşırılığa kadar varmıştır. din adamlarının, kitlelerin dine itaatini ancak insanın içgüdüsel tabiatına böyle büyük tavizler vererek sağlayabildikleri bir sır değildir.

her çağda ahlaksızlığın dinden aldığı destek, ahlakın aldığından az olmamıştır.

insan bir kez dinsel doktrinlerin önüne koyduğu her safsatayı eleştirmeksizin kabul etme ve hatta bunlar arasındaki çelişkilere önem vermeme noktasına geldi mi, aklının zayıflığı doğrusu bizi pek şaşırtmamalıdır. ama içgüdüsel doğamızı denetlemek için aklımızdan başka bir araç yoktur.

abd'nin tennessee eyaletinde küçük bir kasaba olan dayton'da 1925 yılında bir fen bilgisi öğretmeni hakkında "insanın daha ilkel hayvanlardan türediğini" öğrettiği için dava açılmıştır. düşünce yasaklamalarının etkisi altında olan insanlardan psikolojik ideale, aklın üstünlüğü idealine varmalarını nasıl bekleyebiliriz?

kucaktaki çocuktan uygar insana giden yol uzundur. kendi gelişmelerine giden yolda bir rehberlikten yoksun bırakıldıklarında çok sayıda genç insan yanılgılara düşecek ve kendi yaşam görevlerini gereken zamanda yerine getirmekten aciz kalacaktır.

hayır, bizim bilimimiz yanılsama değildir. ama bilimin bize veremediğini başka bir yerden alabileceğimizi sanmak, yanılsamanın ta kendisi olacaktır.

25.12.2020

gerçek sorun

woody allen

şu çılgın dünyada güvenli bir şey kaldı mı? bitimli bir dünyada, benim alt ve üst bedenim dikkate alındığında, anlamlı bir şey bulmak nasıl mümkün olabilir?

bilimin bizi yarı yolda bıraktığını düşünürsek bu çok zor bir sorudur. evet, birçok hastalığı alt etmiştir, genetik şifreyi kırmıştır, insanı ay'a bile götürmüştür ama seksen yaşında bir adamı on sekizinde iki garson kızla odaya kapattığınızda pek bir şey olmamaktadır. çünkü gerçek sorunlar hiç değişmez.

çaresiz, kaderimle yalnız yüzleşeceğim. tanrı yok. hayatın anlamı yok. hiçbir şey kalıcı değil. büyük shakespeare'in eserleri bile evren yanıp tükendiğinde kül olacak. gerçi titus andronicus gibi oyunları düşününce bu o kadar da kötü bir şey değil ama ya diğerleri?

insanlar niye intihar ediyor belli! niye noktalamıyoruz bu saçmalığı? niye hayat denen bu berbat müsamereyi oynamak zorundayız? içimizde bir ses "yaşa!" diyorsa desin. çok ücra bir köşemizden bir komut geliyor sürekli, "yaşamayı sürdür!" diye. cloquet, bu sesin sahibini tanıdı. sigortacısıydı. tabii ya, dedi, "fishbein tazminat ödemek istemiyor."

sokrates'le tanışmak isterdim. sadece çok büyük bir düşünür olduğu için değil. antik yunanlıların bu en bilgesinin beni kendisine çeken tarafı, ölüm karşısındaki cesaretidir. kararı, ilkelerinden vazgeçmek yerine, bir şeyleri kanıtlamak için canını vermekti. fikir adamı için ölüm son değil, başlangıçtır.

24.12.2020

öğrenilmiş toplumsal davranışlar

humberto r. maturana / francisco g. varela

öğrenilmiş toplumsal davranışların kuşaklar arası kalıcılığının en bilinen örneklerinden biri, alt tropikal japon adalarında yaşayan yabani makak kolonisi üzerine yapılan bir dizi zoolojik çalışma esnasında gerçekleşmiştir. makaklarla çalışmalarının bir parçası olarak araştırmacılar sahile patates ve mısır bırakmıştır. böylece normalde sahil yanındaki ormanda yaşayan maymunlar, daha rahat izlenebilecekleri sahile gitmişler. bir süre sonra kum, kayalar ve denize daha çok alışmışlar. bu dönüşümler esnasında yapılan bir gözleme göre, imo adındaki akıllı dişi bir gün patatesleri suda yıkayarak, yiyeceğin tadını bozan kumlardan kurtulabileceğini keşfetmiş. birkaç gün içinde diğer makaklar da -özellikle genç olanlar- imo'yu taklit etmiş ve patateslerini yıkamaya başlamış. dahası birkaç ay içinde bu yeni davranış yakındaki kolonilere yayılmış. birkaç ay sonra, patates yıkamayı keşfetmesinin ardından, imo bir davranış daha geliştirmiş. kumla karışmış -ve dolayısıyla yemesi zor- buğdayı alıp suya atmış, kum dibe çökünce yüzen buğdayları toplamış. adadaki diğer koloniler bu ikinci icadı da yavaş yavaş benimsemiş. yeni davranış biçimlerini kazanma konusunda en geride kalanların daima en yaşlı maymunlar olduğu gözlenmiş.

yeni doğmuş bir kuzuyu birkaç saatliğine annesinden ayırır ve daha sonra annesinin yanına getirirsek kuzu görünüşte normal biçimde gelişir. büyür, yürür ve annesini takip eder; biz gözlemciler diğer kuzularla etkileşimini gözlemleyene kadar tuhaf bir şey görülmez. bu hayvanlar koşup oynamayı, birbirlerine tos atmayı severler. annesinden birkaç saatliğine ayırdığımız kuzu bunları yapmaz. bunları nasıl yapacağını bilmez, nasıl oynayacağını öğrenmez. tek başına durur. bu kuzuya ne olmuştur? bu soruya verecek detaylı bir yanıtımız yok ama biliyoruz ki sinir sistemi durumlarının dinamikleri, sistemin yapısına bağlıdır. bu hayvanın diğerlerinden farklı davranması, geçici anne mahrumiyetinden ötürü sinir sisteminin diğer hayvanlarınkinden farklı olduğunu gösterir. bir kuzu doğduktan sonraki ilk saatlerde anne, devamlı olarak kuzunun bütün vücudunu yalar. yeni doğmuş kuzuyu annesinden ayırarak bu etkileşime ve etkileşimin dokunma ve görmeye ilişkin uyarımlar bakımından içerdiği her şeye, ayrıca muhtemelen farklı kimyasal temaslara müdahale etmiş oluruz. deney bu etkileşimlerin, sinir sisteminin yapısal dönüşümü için belirleyici olduğunu ve bu dönüşümün basit yalama davranışının çok ötesinde sonuçlar doğurduğunu gösterir.

1922'de hindistan'ın kuzeyinde birlikte yaşadıkları bir kurt ailesinden kurtarılan -ya da koparılan- iki hindu kız çocuğu, insan etkileşiminden bütünüyle soyutlanmış olarak büyütülmüşlerdi. kızlardan biri 8, diğeri 5 yaşındaydı. küçük olan bulunduktan kısa bir süre sonra öldü; diğeri bir grup yetimle birlikte yetiştirildiği kampta 10 yıl kadar hayatta kaldı. bulunduklarında kızlar, iki ayak üzerinde yürümeyi bilmiyordu. elleri ve ayakları üzerinde hızla hareket ediyorlardı. elbette konuşmuyorlardı ve yüzlerinde de herhangi bir ifade yoktu. sadece çiğ et istiyorlardı ve geceleri daha faaldiler. insanlarla irtibat kurmayı reddediyor, köpek ve kurtlarla bir arada olmayı tercih ediyorlardı. bulunduklarında sağlık durumları sorunsuzdu ve görünürde zihinsel gerilik veya yetersiz beslenme belirtisi yoktu. kurt ailesinden ayrılmaları derin bir depresyona yol açıp onları ölümün eşiğine getirmişti. 10 yıl hayatta kalan kız zaman içerisinde beslenme alışkanlıklarını ve faaliyet döngülerini değiştirdi. acil durumların yarattığı stres altında dört ayağı üzerinde koşma davranışına dönüş yapsa da iki ayağı üzerinde yürümeyi öğrendi. fakat birkaç kelime kullansa da hiçbir zaman doğru dürüst konuşmayı öğrenmedi. ona bakan anglikan misyonerle ailesine de, onunla yakınlaşan diğer insanlara da hiçbir zaman tam anlamıyla bir insan olduğu hissini vermedi.

4.12.2020

milton humason

carl sagan

19. yüzyılın başlarında, uzak gökadaların kırmızıya dönüş olgusunu incelemek üzere dünyanın en büyük teleskobu wilson dağı üzerine yerleştiriliyordu. o zamanlar göğü tertemiz olan los angeles'e bakar bu dağ.

teleskobun çok büyük parçalarının dağ tepesine katır sırtında taşınması gerekmişti. katır sürülerine sahip olan milton humason adında biri, dağın tepesine mekanik, optik malzemeyle bilgin, mühendis ve yetkili kişileri katır sırtında taşıma görevini üstlendi.

atıyla katır kervanının önüne geçen humason dağa tırmanırken, semerin hemen ardında duran köpeğinin pençeleri de omzundan eksik değildi. tütün çiğneyen, kumarbaz, polo oyununda başarılı ve o zamanlar hanımefendilerin erkeği tanımına giren biriydi. ortaokuldan öte bir öğrenimi yoktu; fakat zekiydi. her şeyi inceden inceye soruşturur, öğrenmeye çalışırdı. bu arada dağın ta tepelerine taşıdığı aygıtların da neyin nesi olduğunu sormaktan elbet geri kalmadı.

kurulan gözlemevinde çalışan mühendislerden birinin kızıyla da arkadaşlık ediyordu. mühendis baba bir seyis olmaktan öte ihtiras taşımayan bir adamla kızının arkadaşlık etmesinden endişe duymaktaydı.

derken humason gözlemevinde bir sürü garip görevlere atandı: elektrikçi yardımcılığına, kapıcılığa, kurulması için malzemesini ve aygıtlarını getirmeye yardımcı olduğu teleskop donanımı temizleyiciliğine.

bir gece, söylendiğine göre, teleskop gözlemci yardımcısı hastalanmış ve humason'dan yerine geçmesi istenmiş. aygıtları kullanmada öylesine özen ve ustalık göstermiş ki, kısa zamanda kendisine teleskop teknisyeni görevi verilmiş. aynı zamanda gözlemci yardımcısı da olmuş.

birinci dünya savaşı'ndan hemen sonra wilson'a ünü kısa zamanda yayılan edwin hubble geldi. çok parlak bir astronomdu. sarmal bulutsuların aslında "evren adaları" olduklarını, bizim kendi samanyolu galaksimiz gibi çok sayıda kocaman yıldız kümelerinden ibaret bulunduklarını kanıtlayan hubble'dır. galaksilere olan uzaklıkları ölçmeye yarayan yıldızlara ilişkin ışık birimini hubble akıl etmiştir.

hubble ve humason inanılmayacak kadar uyum içinde çalışan bir ekip oluşturdu. lowell gözlemevinde çalışan astronom vesto slipher'in bir buluşuna dayanarak uzak galaksilerin tayf incelemesine koyuldular. sonradan humason'un uzak galaksiler tayf ölçümünde büyük bir ustalık kazandığı görüldü. profesyonel astronomdan daha iyi sonuçlar elde etti. kısa zamanda wilson gözlemci kadrosuna alındı, bilimsel verilerin çoğunu öğrendi. astronomi camiasında sayılan ve zengin bir kişi olarak öldü.

7.10.2020

din ve bilim

carl sagan

biyoloji alanındaki en güçlü bütünleyici görüş olan ve gökbilimden antropolojiye kadar diğer bilim dallarında esas alınan evrim kuramının okullarda okutulmasını engellemek için "yaradılışçılık" kisvesi altında ciddi çaba gösteriliyor.

einstein'ın dediği gibi, bilim gerçeklerle kıyaslandığında ilkel ve yetersiz görünebilir; ama gene de insanlık olarak sahip olduğumuz en değerli nesnedir.

ne denli doyurucu ve rahatlatıcı olsalar da yanılgılarda ısrar etmektense evreni gerçek haliyle kabullenmek çok daha iyidir.

"doğruluk tutkusunun su götürmez tek göstergesi' diyor john locke, "herhangi bir önermeye, dayandığı kanıtların telkin ettiğinden daha büyük bir güvenle kucak açmamaktır."

karmaşa ve yanıltmacanın engin denizinde doğruyu bulmak, gözüaçıklık, sabırlı çalışma ve cesaret gerektirir. ama bu zorlu düşünce alışkanlıklarını edinmek için uğraşmayı istemezsek, gerçekten ciddi sorunlarla karşılaştığımızda çözüm üretmeyi de bekleyemeyiz. zamanla, salına salına dolaşan, bir sonraki şarlatanın yemini yutmaya hazır bir budalalar ulusu, bir budalalar dünyası haline geliriz.

thomas paine'in dikkat çektiği gibi, yalanlara karşı hoşgörünün artması, birçok diğer kötülük için de zemin hazırlar.

bilgiyle yontulmamış insanlarda inanma gereksinimi öylesine fazladır ki, herhangi bir mitoloji sisteminin çökmesi, olasılıkla başka türlü hurafelerin doğuşunu getirecektir.

21.09.2020

umut

giacomo leopardi

bilim adamlarının, konu çoğu kez son derece sıkıcı olsa da, okumaya doymadıklarını ve günün büyük bir bölümünde sürdürdükleri çalışmalarından hep zevk aldıklarını görürüz; çünkü hem birinde hem de ötekinde, her ne olursa olsun, gözlerinin önünde gelecekteki sabit bir amaç, bir ilerleme ve iyiye gitme umudu vardır; neredeyse oyalanma ya da eğlenme amaçlı okumalarda bile, o anki zevkin ötesinde, az ya da çok belirli bir başka amacı hiç gözden yitirmezler. oysa ötekiler, okumalarında deyim yerindeyse o okumanın sınırları içine hapsolunmuş herhangi bir amaç gütmedikleri için, en zevkli ve en hoş kitapların daha ilk sayfalarında, boş bir zevkin ardından, kendilerini doymuş hissederler; öyle ki genellikle büyük bir sıkıntıyla bir kitaptan ötekine dolaşırlar; sonunda birçoğu, başkalarının nasıl olup da uzun bir okumadan uzun bir zevk alabildiğine şaşar.

17.09.2020

gerçek

ivan pavlov

en cesurca tahminlerle ve hipotezlerle bile olsa, bir bilgi yetersizliğini hiçbir zaman örtmeye kalkışmayın. bu sabun köpüğü, oyunlarıyla sizin gözünüze istediği kadar hoş görünsün, er geç patlayacak ve size utançtan başka bir şey kalmayacaktır. bir kuşun kanatları istediği kadar kusursuz olsun, havayı kendine dayanak yapmadan kuşu havalandıramaz. gerçekler bir bilim adamı için hava kadar önemlidir. onlarsız asla uçamazsınız. onlar olmadan 'kuramlarınız' hiçbir işe yaramaz. unutmayın ki bilim, bir insanın tüm hayatını alır. iki hayatınız olsaydı bile size yetmezdi. çalışmalarınızda ve araştırmalarınızda tutkulu olun.

19.05.2020

hypatia

carl sagan

iskenderiye kitaplığında çalışan son bilgin bir matematikçi, astronom, fizikçi ve neoplatonik felsefe okulu önderiydi. herhangi bir çağda bir insanın gösterebileceği en olağanüstü başarıları kendinde toplamış olan bu kadının adı hypatia'ydı. 370 yılında iskenderiye'de doğmuştu. kadınların elinde çok az olanakların bulunduğu ve onlara eşya gözüyle bakıldığı bir dönemde, hypatia serbestçe ve geleneksel kurallara aldırış etmeden erkek çevrelerinde dolaşırdı. her bakımdan güzel bir kadınmış. peşinden koşan epey erkek olmasına karşın evlenme önerilerini reddettiği biliniyor.

hypatia döneminin iskenderiyesi artık epeydir romalıların egemenliği altında kalmış bir kentti ve gerginlik içindeydi. kölelik klasik uygarlığın canlılığını çürütmüştü. hristiyan kilisesi yeni doğmuştu, gücünü kökleştirerek putperestliğin etkisini ve kültürünü silmeye çaba harcıyordu. hypatia bu köklü sosyal güçlerin patlama noktası üzerindeki katalizör rolündeydi. iskenderiye başpiskoposu cyril, hypatia'nın romalı valiyle olan yakın dostluğu, öğrenimin ve bilimin simgesi olması, bunun da kilise tarafından putperestlikle eş görülmesi nedeniyle ondan nefret ediyordu. ama hypatia hayatının tehlikede olduğunu bile bile öğretime ve öğretilerini yayınlamaya devam etti.

415 yılında bir gün işe giderken başpiskopos cyril'in müritleri tarafından yolda kıstırıldı. atlı arabadan indirildi, elbiseleri yırtıldı ve katiller ellerindeki deniz kabuklarıyla hypatia'nın etlerini kemiklerinden kazıdılar. kalıntısı yakıldı, eserleri yok edildi ve adı unutuldu. cyril'e ise azizlik payesi verildi.

9.05.2020

bencil gen teorisi

richard dawkins

bir gezegendeki zeki varlıklar, gün gelir, kendi varlıklarının nedenini soracak yaşa gelirler. eğer günün birinde uzaydan dünyaya üstün yaratıklar gelirse, uygarlığımızın düzeyini değerlendirmek için soracakları soru şu olacaktır: "evrimi keşfettiler mi?"

canlı organizmalar üç bin milyon yıldan daha uzun bir süre dünya üzerinde var oldular ve neden yaşadıklarını hiç bilemediler, ta ki güneş doğana ve ışınları bir tanesine ulaşana dek.

bu kişinin adı charles darwin'di. dürüst olmak gerekirse, başkaları gerçeği belli belirsiz sezmişlerdi. ancak ilk kez darwin, neden var olduğumuzun tutarlı ve kabul edilebilir bir açıklamasını yapmıştır. bölümün başındaki soruyu soran meraklı çocuğa mantıklı bir yanıt vermemizi darwin sağlamıştır. artık, "yaşamın bir anlamı var mı?", "niye varız?", "insan nedir?" türünden derin sorularla karşılaştığımızda hurafelere sığınmak zorunda kalmayacağız.

bu üç soruyu ileri sürdükten sonra, tanınmış zoolog george g. simpson şöyle bir yanıt veriyor: "söylemek istediğim, 1859 öncesinde bu soruları yanıtlamaya çalışan tüm çıkışların değersiz olduğu ve onları tamamen görmezden gelmemizin doğru olacağıdır."

bugün, dünya'nın güneş etrafında dönüyor olması ne kadar şüpheye açıksa, evrim kuramı da ancak o denli kuşkuludur. yine de, darwin'in yaptığı devrimin içeriği, geniş bir çevre tarafından, anlaşılmayı beklemektedir. zooloji, üniversitelerde hâlâ yan bir konudur ve zooloji çalışmayı seçenler bile, çoğunlukla, bu kuramın derin felsefi boyutunu görmeden kararlarını vermişlerdir. felsefe ve "beşeri bilimler" olarak tanıdığımız konular, hâlâ darwin hiç yaşamamışçasına öğretilmektedir. bunun zamanla değişeceğine hiç kuşkum yok.

ben başarılı bir gende baskın özelliğin acımasız bir bencillik olduğunu düşünüyorum. genin bu bencilliği, bireyin davranışlarında da bencil olmasına yol açacaktır. bununla birlikte, göreceğimiz gibi, bir genin bencil amaçlarına ulaşmak için tutabileceği en iyi yolun, sınırlandırılmış bir özveri benimsemek olduğu özel durumlar vardır. bu son cümledeki "sınırlandırılmış" ve "özel" çok önemli sözcükler. her ne kadar aksine inanmak istesek de, evrensel sevgi ve türün -bir bütün olarak- iyiliği hiç de evrimsel anlamı olmayan kavramlardır.

duygularım, sadece genlerin evrensel acımasız bencilliği yasası üzerine temellendirilmiş bir insan topluluğunun yaşamak için kötü bir topluluk olacağını söylüyor. ne yazık ki, bir şeye karşı olmamız onu gerçek olmaktan alıkoyamıyor.

eliaçık ve özverili olmayı öğretmeye çalışalım çünkü bencil doğuyoruz. kendi bencil genlerimizin ne istediğini anlayalım; böylelikle, en azından, onların tasarımlarını bozabiliriz. bu, başka hiçbir türün cesaret edemeyeceği bir şey.

12.03.2020

din ve bilim

carl sagan

dinler her zaman sahte bilimi yuvalandırıp onun yayılmasını sağlayan, devlet korumasındaki barınaklar olmuştur.

gerçek şu ki tanrı, isa ve muhammed adına yobazlarca işlenen suçun ve çocuk tacizinin oranı, şeytan adına işlenen suçları defalarca kez aşıyor. bu ifade çoğu kişinin hoşuna gitmese de hiç kimse aksini öne süremez.

samuel butler: saf bir akıl garip şeylere inanmaktan büyük haz alır. bulduğu ne denli garipse onun için o kadar iyidir. sade ve anlaşılır şeylere ise yüz vermez; çünkü onlara zaten herkes inanır.

t. h. huxley'in bu konudaki çözümlemesi ise şöyle: ahlakın temeli, hakkında kanıt olmayan şeylere inanır görünmekten ve bilgi sınırlarının ötesindeki sorgulanamaz önermeleri yinelemekten vazgeçmeye dayanır.

thomas hobbes: görünmeyen şeyden duyulan korku, herkesin kendi içinde din diye bellediğinin doğal tohumudur.

öğretisel dinler konusunda, filozof david hume şöyle diyor: "insanların öyle konularda besledikleri kuşkuları kendilerine bile itiraf etmeye cesaretleri yoktur. ölçüleri sorgusuz inançtır ve asıl inançsızlığı, verdikleri güçlü hükümler ve yobazlıkla göstermiş olurlar."

albert einstein: gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır; ama sahip olduğumuz en değerli şey de odur.

vücut için önce yaşamayı sürdürmek, sonra gelişmek geliyor. beslenmenin dayattığı bu önem sıralaması uyarınca vücut öğrenmeyi son sıraya koymak zorunda kalıyor. sonuç olarak organizma için zeki ve ölü olmaktansa aptal ama canlı olmak önemlidir.

hippokrates hastalık tanısında bilimsel yöntemin ögelerini devreye soktu. dikkatli ve titiz gözlemi salık verdi: "hiçbir şeyi şansa bırakmayın. hiçbir şeye göz yummayın. farklı sonuçlar veren gözlemleri bir arada kullanın. kendinize yeterli zaman tanıyın."

19.01.2020

golgi aygıtı

richard dawkins

üniversite öğrencisi olduğum yıllarda, oxford üniversitesi zooloji bölümü'nün ünlü ve deneyimli üyelerinden birisinin hikayesine tanık olmuştum.

bu şahıs senelerce golgi aygıtının olmadığına tutkuyla inanmış ve bunu öğrencilerine aktarmıştı. ona göre bu bir yapay doku, bir yanılsamaydı.

o yıllarda zooloji bölümündeki herkesin keyifle katıldığı bir etkinlik vardı. her pazartesi, öğleden sonra ziyarete gelen konferansçıların araştırma konuşmaları dinlenirdi.

yine bir pazartesi günüydü ve bu sefer konuşma yapacak kişi amerikalı bir hücre biyoloğuydu ve konferansın konusu golgi aygıtının gerçekliğini bütünüyle ortaya koyan bir kanıt üzerineydi.

konferans bittiğinde yaşlı adam hızla konuşma kürsüsüne yaklaştı ve amerikalının elini sıkarak ona -tutkuyla- şöyle dedi:

"sevgili dostum, sana çok teşekkür ederim. bu geçen elli senede bir hayli yanılmışım."

coşkuyla alkışladık.

tutucular bunu asla yapamazlar. pratikte bütün bilim adamları da öyle. ancak yine de bunu bir ideal olarak görüp sözde bağlılık gösterirler. politikacılar ise bu tarz bir itirafı genellikle döneklik olarak görürler.

sizinle paylaştığım bu anımı hatırladığımda hâlâ duygulanırım ve boğazım düğümlenir.

18.01.2020

hippokrates

eduardo galeano

ona tıbbın babası diyorlar.

yeni doktor olanlar onun adıyla yemin ediyorlar. iki bin dört yüz yıl önce tedavi etti ve yazdı.

söylediğine göre deneyiminin ürünü olan aforizmalardan bazıları şunlar:

"deneyim aldatıcıdır, yaşam kısa, tedavi etme sanatı uzun, fırsat kaçıp gidici ve karar vermek zordur.

tıp bütün mesleklerin en soylusudur ama onu yapanların cehaleti yüzünden diğerlerinin arkasından gider.

herkesin kan dolaşımı aynıdır, nefes alışı aynıdır. her şey her şeyle bağlantılıdır.

organizmanın tamamının doğası anlaşılmadan bedenin bazı bölümlerinin doğası anlaşılamaz.

semptomlar bedenin doğal savunmasıdır. biz onlara hastalık diyoruz ama aslında onlar hastalığın tedavisidir.

hadım edilenlerde kellik görülmez.

keller varis derdi yaşamazlar.

yemek senin besinin olsun, besin de ilacın.

birini tedavi eden bir şey diğerini öldürebilir.

eğer kadın erkek çocuk doğurursa güzel bir rengi olur. eğer bebeği kız olursa rengi kötü olur."