bedri rahmi eyüboğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bedri rahmi eyüboğlu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.10.2016

sabır ile koruk

bedri rahmi eyüboğlu



sabrile koruk helva olsaydı eğer
çoktan bal küpüne dönerdi bu deniz
bal çanağı kesilirdi bu toprak kardeşim

oscar wilde anlatıyor:

vaktiyle bir balıkçı vardı. günlerce denizde kalır, döndüğü zaman mahalle halkını etrafına toplar, onlara avlanırken başından geçen acayip şeyleri anlatırdı. dinleyenlerin heyecandan nefesleri kesilir, peri padişahı ile başlayan, denizkızları ile devam eden hikayenin bir tek kelimesini kaçırmamak için balıkçıya daha çok sokulurlardı. balıkçı o kadar güzel anlatırdı ki herkes onun peri kızları, denizkızları ile senli benli olduğuna inanır, her sefer dönüşü, heyecanla sorarlardı:

"bugün hangi peri kızı ile beraberdin? bugün gene neler gördün?"

günlerden bir gün balıkçı denize açıldı, denizin orta yerinde bir ada, adanın kıyısında da adıyla sanıyla peri kızları ile denizkızlarının oynaştıklarını görmez mi?

mahalleye döndüğü zaman balıkçının suratı bir karıştı. ağzını bıçaklar açmaz olmuştu, gene etrafını sardılar:

"hadi anlatsana! bugün neler gördün?"

balıkçı yorgun, perişan, mahzundu. neredeyse ağlayacaktı:

"hiç, dedi. hiç! bugün hiçbir şey görmedim!"

13.10.2015

büyük türk şiiri antolojisi

ataol behramoğlu


köşe başını tutan leylak kokusu
yakamı bırak da gideyim
(oktay rifat)

zulmün topu var, güllesi var, kal'ası varsa
hakkın da bükülmez kolu, dönmez yüzü vardır
(tevfik fikret)

geçmişten adam hisse kaparmış.. ne masal şey
beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi
tarihi "tekerrür" diye tarif ediyorlar
hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi
(mehmet akif ersoy)

insan, alemde hayal ettiği müddetçe yaşar
(yahya kemal)

ben büyük rüzgârları severim; büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer gününde uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

herifçioğlu sen mişel'de koyuvermiş sakalı
neylesin bizim köy'ü, nitsin mahmut makal'ı
esmeri, sarışını, kumralı, kuzguni karası
cebinde dört dilberin telefon numarası
bir elinde telefon, bir elinde kesesi
uyyy!.. yesun oni nenesi
yesun oni nenesi
(bedri rahmi eyüboğlu)

ben sadece ölen babamdan ileri
doğacak çocuğumdan geriyim
(nazım hikmet)

burası dalyan kahvesi
ortalık süt mavisi
apostol bu ne biçim meyhane
tabağımda bir bulut
kadehimde gökyüzü
(oktay rifat)

şu dünyada insanca yaşamak da yoksa
ne kalıyor geriye yüzyıllardan
(behçet necatigil)

yaşamak
iyileri ve kötüleri
ikiye bölmemektir
ölüme çare buldum
insanları sevmek hiç ölmemektir
(hüseyin avni dede)

25.04.2015

çağdaş türk şiiri antolojisi

memet fuat


"ölüm sürüye katılmaktır"

ben büyük rüzgarları severim, büyük olsun
aşkım da, özlemim de hepsi, her şey ve mahzun
insan bir yanınca kerem misali yanmalı
uykudan bile mahşer günü uyanmalı
(ahmet muhip dıranas)

ölmek değildir ömrümüzün en feci işi
müşkül budur ki ölmeden evvel ölür kişi
(yahya kemal beyatlı)

ölüm bir kez çalar kapıları
doğumdan öncesi, ölümden sonrası yalan
(ilhami bekir tez)

ölüm geliyor aklıma birden ölüm
bir ağacın gövdesine sarılıyorum
(cemal süreya)

sınırlamıyor beni sevda
yalnız senin görüntünle
ne sendeki güzelliğe bağımlı
ne benim duygularıma tutsak
birlikte omuzladığımız dünya
zincirleri yok kafamızda
yalnız birbirimizi düşünmenin
birlikte ürettiğimiz sevinç
çürüyüp giderdi çoktan
paylaşmasaydık başkalarıyla
(kemal özer)

bütün renkler aynı hızla kirleniyordu
birinciliği beyaza verdiler
(özdemir asaf)

en güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz
(ziya osman saba)

bir de gördüm ki insanmış her ne var alemde
meğer her şeyin aslı astarı insanmış
insan alemde hayal ettiği müddetçe değil
insanları sevdiği kadar yaşarmış
(bedri rahmi eyüboğlu)

kimse anlamaz derdimi
ben uzaklarda olmalıyım, çok uzaklarda
bir yakınım öldü mü
(behçet necatigil)

kuşçu amca
bizim kuşumuz da var
ağacımız da
sen bize bulut ver sade
yüz paralık
(oktay rifat/orhan veli)

bir tencere kaynar ocakta
et mi kaynar, dert mi kaynar
bilinmez
(mehmed kemal)

durakta üç kişi
adam kadın ve çocuk
adamın elleri ceplerinde
kadın çocuğun elini tutmuş
adam hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü
kadın güzel
güzel anılar gibi güzel
çocuk
güzel anılar gibi hüzünlü
hüzünlü şarkılar gibi güzel
(cemal süreya)

diyecekler ki arkamdan
ben öldükten sonra
o, yalnız şiir yazardı
ve yağmurlu gecelerde
elleri cebinde gezerdi
yazık diyecek
hatıra defterimi okuyan
ne talihsiz adammış
imanı gevremiş parasızlıktan
(muzaffer tayyip uslu)

insanlara tezgahlara kağıtlara kolaydı
biz bu kadar eğilmezdik çocuklar olmasaydı
(behçet necatigil)

bir şair kendinden başka
nereye gidebilir ki
(arif damar)

kanlı hesapları vardır
kıyamete kadar sürecek
ölümle şairlerin
kimbilir nerden bilecek
ne çığlıklar geçer daha dünyadan
attila ilhan gibi
(attila ilhan)

gemiler geçiyor, sanki şakacıktan
gidiyorlar mı, geliyorlar mı belli değil
kuşlar uçuyorlar mı düşüyorlar mı belli değil
düşe kalka mırıldanmalarla
ölüyorlar mı yaşıyorlar mı
belli değil
(özdemir asaf)

giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız
(edip cansever)

ah, kimselerin vakti yok
durup ince şeyleri anlamaya
(gülten akın)

bir gün sana gene yollarda rastlasam
birlikte kır kahvelerine gitsek
konuşmasak
(cevat çapan)

düşmanlarımı bağışlıyorum
daha çok seviyorum dostlarımı
her uyanışımda
(ataol behramoğlu)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
(cemal süreya)

kendi sesinden tanır kışın geldiğini, kavak ağacı
bir parça kopar gibi buluttan
savrula döne iniyor denize martı
(güven turan)

geçiyorum kentin küçük sokağından
evler yeni bir yolculuktaki gibi taşın
çınlayan ıssızlığı siste nemli bodrumlar
yaşamaların pası denize uzanan
dağılan gökyüzü ötelerde
ey yitik ada ey yüreklerin eskidiği yer
balkonlardan çatılardan inen düşünce
(sabri altınel)

11.01.2011

balıkçı

bedri rahmi eyüboğlu

oscar wilde anlatıyor:

vaktiyle bir balıkçı vardı. günlerce denizde kalır, döndüğü zaman mahalle halkını etrafına toplar, onlara avlanırken başından geçen acayip şeyleri anlatırdı. dinleyenlerin heyecandan nefesleri kesilir, peri padişahı ile başlayan, deniz kızları ile devam eden hikayenin bir tek kelimesini kaçırmamak için balıkçıya daha çok sokulurlardı. balıkçı o kadar güzel anlatırdı ki herkes onun peri kızları, deniz kızları ile senli benli olduğuna inanır, her sefer dönüşü, heyecanla sorarlardı:

"bugün hangi peri kızı ile beraberdin? bugün gene neler gördün?"

günlerden bir gün balıkçı denize açıldı, denizin orta yerinde bir ada, adanın kıyısında da adıyla sanıyla peri kızları ile deniz kızlarının oynaştıklarını görmez mi?

mahalleye döndüğü zaman balıkçının suratı bir karıştı. ağzını bıçaklar açmaz olmuştu, gene etrafını sardılar:

"hadi anlatsana! bugün neler gördün?"

balıkçı yorgun, perişan, mahzundu. neredeyse ağlayacaktı:

"hiç, dedi. hiç! bugün hiçbir şey görmedim!"

15.09.2010

hata sözleri

talat sait halman

dilimizin zengin bir atasözü, deyim ve özdeyiş dağarcığı var. atasözü, gerçeğin özüdür. az söyleyip öz söyleyenlerin dostu. gerçeklere yoğunluk, revnak ve kıvraklık verir. hele tam yerinde kullanılırsa, çoğunun tadına doyum olmaz. gelgelelim, o sözlerin eksik, yanlış, avutucu, aldatmaca, tutucu, savsaklayıcı olanlarını inkar edemeyiz.

ne yazık ki atalar sözü, klişeyi ve soğuk damgayı tercih ettiği için, zihni tembelliği pek çok dilde, duyguda, düşüncede kökleştirmek sonucunu verir.

ta eskilerden kalma söyleyişleri eskidir diye kabullenmek olur iş değil. onların çoğu, abartma ya da aşırı basitleştirme yüzünden kolayca çürütülebilir. "dost acı söyler" bunlardan biri. en acı gerçekleri bile tatlı dille anlatan nice dostlar biliriz hepimiz. "gavurun tembeli keşiş, müslümanın tembeli derviş" lakırdısı berbat bir davranış, bağışlanması zor bir haksızlıktır. sizi bilmem ama, benim tanıdığım en çalışkan ve verimli insanlar arasında, keşişler ve dervişler vardır.

kimi sözler, kullanıla kullanıla soysuz olmuştur. adam, saçma sapan bir benzetme yapar da, "teşbihte hata olmaz" hikmetine sığınarak kurtarır kendini. oysa bu sözü söyleyen, "teşbihte hatadan kaçınmalı" demek istemiştir. "borç yiğidin kamçısıdır" eminim, son yıllarda, politikacıların halkı aldatmak için bozduğu bir atasözü. bana öyle geliyor ki, vaktiyle "borç, yiğide teşvik olur" diye kullanılmıyordu da, "borç alan yiğit, kamçı altında yaşayan kullar köleler gibi olur" anlamına geliyordu.

"kırk hırsız bir çıplağı soyamaz" lafı da artık doğru değil. çünkü açlarımızı, çıplaklarımızı soyan nice "kırk haramiler" gelip geçti. "lafla peynir gemisi yürümez" nüktesine inanmayın; yıllarca "lafla peynir gemisi yüzdüren" az mı politikacı gördük? barınacak yeri olmayan vatandaşa "garip kuşun yuvasını allah yapar" diyorlar.

atasözleri, çoğu zaman dolgun kafiyelere yaslanıyorlar. kafiye hatırı için olacak, hatırı sayılır bir yayılma ve yaşama gücüne erenlerden birisi, belki de en münasebetsizi şu: "çok güvenme dostuna" e? ne olacakmış? çünkü "saman tepermiş postuna." buyurun cenaze namazına. peki. dostumuza güvenmeyelim de düşmanımıza mı güvenelim? korkunç bir atasözü daha: "her koyun kendi bacağından asılır." (bedri rahmi eyüboğlu)

atalar sözü, gün olur, oyalamak, aldatmak, yalan yere teselli etmek için kullanılır. din konusunda dosdoğru sözler var: "insaf dinin yarısıdır.", "islamın şartı beş, altıncısı insaf." ama çok kötüleri de var: "allah sevdiğine dert verir" sözüne inanmak bence imana aykırıdır. sabrın sonu bazen felakettir. "allah allah demeyince düzelmez" ta dede korkut masalları'ndan beri başımıza dert. allah'a imanı güçlü olan, işlerin düzelmesi için "allah allah demekte hiç kusur etmeyen nice insanın ve toplumun işleri hiç düzelmiyor ve düzelmeyecek.

shakespeare, "kuru gürültü" adlı komedisinde, "acıları atasözleriyle sar sarmala" diyor. doğru söylüyor. yüzyıllar boyu, halkın imanını sömürenler, yalan yanlış atasözleriyle avutmuş ve aldatmışlardır iyi insanları. "kanaat gibi devlet olmaz" bu sakat sözlerden biridir.

dede korkut masalları'nda "eski dost düşman olmaz" sözü var. gaflettir bu düşünce. bazı eski dostlar, kalleş düşmanlara dönüşür. bazen kızını döven, dizini döver; çünkü dayak atmak bir erdem değildir ve çoğu zaman ters sonuç verir. yalancının mumu da, her zaman yatsıda sönmüyor. ne hınzır yalancılar var ki mumları yıllarca sönmedi.

en çirkin atasözleri, bana sorarsanız, değişik ulusları, ırkları, insanlığın kesimlerini kötüleyenler.

eşitlik isteyen insanlarımıza öteden beri "beş parmak bir değil" diye karşılık verenlerimiz var. "acele işe şeytan karışır" lafını uyuşuk memurlar, dillerine persenk etmiştir. "iş olacağına varır" acıklı bir aczin, berbat bir fatalizmin ifadesi değildir de nedir? irade ve azimle çalışanlar yeni bir dünya yaratamaz mı?

bencilliğin, insan değeri bilmezliğin en çirkin ifadelerinden biri şu sözdür: "bana dokunmayan yılan bin yaşasın."

"dayak cennetten çıkmadır" gibi iğrenç bir deyime bağlanmak, kafası işleyen, yüreği çarpan herkes için bir yüzkarasıdır.

ulusların kültüründe ve tümüyle dünya uygarlığında, atalar sözünün belki de en sakıncalı yönü, tıpkı dogmatik düşünce gibi, kalıplaşmayı, cenderede kalmayı, gelişmemeyi, ilerlememeyi, köhneleşip çürümeyi desteklemesidir. her çağ, her yeni uygarlık dönemi, atılım yapmak isteyen, yapması zorunlu olan her toplum, geleneksel ve çağdaş bütün düşünceleri zorlamayı bilmeli ve becermelidir. "niyet hayır, akıbet hayır" bir aczin dile gelmesidir belki de. "başa gelen çekilir" diyen bir ulus, başında hep haksız bir yönetim bulacaktır.

2.05.2010

ah beyoğlu vah beyoğlu

salah birsel

abdülhak hamit tarhan da 1912'de kimi aralıklarla lebon'u şenlendirmeye başlar. hamit o vakitler altmışın üstündedir; ama on sekizindeki gücünü seksen yaşına değin sürdürmüştür. 75 yaşında perapalas oteli'nde kalır. çağrılar, gece eğlenceleri, ziyafetler, çay toplantıları gırla gider. yakup kadri onun garden bar'da mariette adındaki bir dansözü bir gece kendisiyle arkadaşlarına göstere göstere nasıl kaldırıp götürdüğünü anlatır. yakup kadri daha sonraki bir akşam kıza: 

- seni alıp götürüyor. ya sonra ne oluyor? diye sorunca, mariette şuh kahkahalarından en güzelini atarak şu karşılığı verir:

- siz ne sanıyorsunuz küçük beyler? o gerçek bir kaplan.

**

yakup kadri karaosmanoğlu lebon'da göründüğü vakit yanında refik halit ile adı abdülhak hamit ve şinasi'nin adlarından oluşan abdülhak şinasi olur. bir gün yakup kadri ve arkadaşları orada otururlarken içlerinden biri:

-cemal paşa frankofildir (fransızcasever). enver paşa germanofildir (almansever) der. 

süleyman nazif'in dahiliye nazırı halil bey'i hiç sevmediğini bilen bir başkası:

- ya halil bey nedir?

süleyman nazif:

- o mu? o, sadece fildir.

**

cumartesi günlerinin birinde profesörler kurulu üyelerinin toptan ayağa kalktığı da görülmüştür. bu, topluluğa yeni katılan saygıdeğer bir öğretim üyesini karşılamak içindir. eh, bizim samim de ne yapacak, o da doğrulur. ama samim'in yanı başında sait faik vardır o gün. sait, onu kolundan çekip yerine oturtur. samim bundan bir şey anlamaz ama ortalık kalabalık olduğu için sait'e bir şey soramaz. daha sonra, yalnız kaldıkları vakit sait, samim'i adamakıllı haşlar:

- sen kitap yazmış adam değil misin?- yazdım.

- sanatçısın ya?

- öyle gibi.

- peki ne halt etmeye iki paralık doçent bozuntusuna ayağa kalkarsın?

**

ilhan berk her güzel şeye tutulur, onun ardından gitmeye kalkışır. hayranlık onun sözlüğünde yaşamak anlamına gelir. soyadı yasasından sonra nurullah berk'in soyadını kullanmaya başlamıştır. bu değiştirme bir kez ilhan'ın işine yarar ve tan gazetesi'ne götürdüğü bir yazı nurullah berk'in sanılıp yayımlanır. ama ilhan yazısının parasını almak için gazeteye gittiği vakit durum anlaşılır. ilhan'ın yazısı da bir daha o gazeteye giremez. bu yanılgıya yol açan, ilhan'ın o sıralar -bu tutumu 1953'lere değin sürmüştür- adının başına bir de büyük "n" harfi oturtmasıdır. yoo.. n'nin bu kez nurullah berk'le bir ilgisi yoktur. bu, ilhan'ın eski adı niyazi'den kalma bir şeydir.

**

nahit ulvi akgün'ün "sarı öküz" adlı şiiri, 1939 yılında yücel dergisi'nde yayımlanmıştır. bu şiir, nahit ulvi'nin ikide bir:

- ben türk edebiyatına öküzü sokmuş ozanım, demesine de yol açar. bunu ağzına öyle sakız eder ki, bir gün salah birsel artık dayanamayacak ve ona şöyle diyecektir:

- sen zaten türk edebiyatını ahıra çevirdin.

**

doğrusu, elif naci'nin resim alanındaki değeri ömrü boyunca anlaşılmış değildir. bir tarihte, gazeteci mekki sait esen'in evine giren hırsız da bu yanlış değerlendirmenin kurbanları arasındadır. hırsız bütün evi soyup soğana çevirir, salonda sadece boş bir vitrinle, elif naci'nin duvarda asılı duran tablosunu bırakır. elif naci, hırsızın kendi tablosuna gönül indirmemiş olmasına çok üzülür. bu olaydan bir süre sonra bir başka hırsız, cihat baban'ın ev taşımasından yararlanarak eşyalar arasında elif naci'nin tablosunu -hem de sadece onu- aşırmakla elif naci'nin onurunu kurtarır.

**

sait faik severek yaşamayı ister hep. ama dışında değil, içindeki birine vurgundur o. dışarda rastladığı güzellikleri ise çokluk kendi yaratır. hem de kimsenin göremediği, kimsenin yaratamadığı güzellikler olur bunlar. bir defasında bir italyan şehrinde italyanların bile sezemediği bir uyumu çıkarır ortaya. bu, italyancanın birden yirmiye varan sayılarındaki uyumdur. "hiçbir dilde sayı böyle güzel sayılmaz." der sait. "undici, dodici, tredici.." nedir, sait, içindeki zenginlikleri de, sümbül kokularını da, dışarda karayel rüzgarına göğüs gerer, şekerli ve mis gibi ferik elmaları yer ve her günkü yaşantının deli gömleğini sırtına geçirirken bulgular.

**

bu halkın mülkünü seyret harab-abad lazımsa
bu mülkün halkını söylet sana feryat lazımsa (abdülhalim memduh)

romancı, polis dilinde kendisini kurtarmak için arkadaşlarına suç atanlara denir.

gerçek, ulusal bir edebiyata sahip olmak demek, gerçek bir hümanizmaya sahip olmak demektir.

demir özlü: tarihi düşünmek insana başlı başına bir bunaltı verir.

insan, yoksun olduğu şeyin değerini ve anlamını daha iyi anlayabiliyor.

benim de bir şeyler katmam lazım
gökyüzüne ve insanlara
mesela yardım etmek istiyorum
anlaşmasına bulutların, bacalarla
beraber geceyi geçirmelerine
bulunsam diyorum akşam yemeğinde, sofrasında
küçük memurun, tezgahtarın
kızının rüyasında konuşsam (sabahattin kudret aksal)

kadehimi son damlasına kadar içirdiler
günahların kefareti ödendi
insan için nem varsa felaketlere verdim
akşamın hayrolsun
indir kepenkleri
sabahlara kadar dertleşelim apostol (cahit ırgat)

yahya kemal beyatlı: bizim en çok muhtaç olduğumuz şey avrupalıların ahlakı ve yaşama yöntemleridir.

demir özlü: hiçbir insanın hiçbir insanla beraberlik kuramayacağını biliyorum. bu bağlar çoktan koptu. bu yalan beraberliklere nasıl inanırım?

bedri rahmi eyüboğlu: şiir, düzyazının bittiği yerde başlar.