27.2.17

uzun lafın kısası

alper canıgüz: bir kralın çıkınında ne olduğunu asla bilemezsin.

charles baudelaire: cinayet üzerine görkemli imparatorluklar, yalan dolan üzerine çok soylu dinler kurulabilir.

epiktetos: kendinin efendisi olmayan hiç kimse özgür değildir.

jack london: aşk, mantık vadisinin üstündeki tepenin zirvesinde oturur. yaşamın en uç noktası, varoluşun arındırılmış bir biçimidir ve insanın başına nadiren gelir.

walker percy: en kötü yanlarımızı bilen ve yüzlerini başka tarafa çevirmeyenleri çok severiz.

alessandro manzoni: iktidar sahibi bir ağızdan çıkanların dinleyeni etkilememiş olması enderdir.

mary wollstonecraft: hayatta hiçbir şey duyarlığı keskin bir düşüşten daha fazla bileyemez.

octavio paz: özgürlükten yoksun demokrasi bir despotizmdir; demokrasiden yoksun bir özgürlük de hayalden başka bir şey değildir.

gerard de nerval: gerçek dost çok az bulunan değerli bir varlıktır.

robert owen: insan karakterinde suça yol açan koşulları ortadan kaldırın, suç da ortadan kalkacaktır.

stendhal: tanrının tek bağışlatıcı yanı, var olmamasıdır. 

barbara pym: istemediğin hiçbir şeyi yapma ve kimsenin sana ne yapman gerektiğini söylemesine izin verme. kendi kararını kendin ver. bu senin hayatın.

26.2.17

yıldızyiyiciler

romain gary

en güzel sevgililerin yeri, duyulmamış bir yeteneğe sahip olduğu söylenen uzaklardaki bir soytarıdan sonra gelir.

aldatmacalar, gerçek yüceliğe ulaşmayan ucuz alkışlar elde etmenizi sağlar.

başarıya ulaşmış bir haydut her zaman sıra dışı bir adam gibi görülür; ama hemen her seferinde, sıra dışı olan, adam değil, başarıdır.

insanoğlu güzellik uğruna her zaman her şeyi kurban etmiştir.

şu ölümlü dünyada yapabileceğiniz tek şey iyi bir aile babası olmaktır. istediğiniz kadar mahşer gününün atlılarını oynayın, insan olmanın ötesine geçemeyeceksiniz.

bazen bir insana yardım etmenin tek yoludur dinlemek.

bu dünyada olmayacak iş yoktur ve en it oğlu it herifler bile, yazgının ani darbelerine karşı korunmasızdırlar; en beter heriflerin bile birden şanslarını yitirip çevrelerinde oluşturdukları boşluğa karşın yerlerini bir halefe bırakmak zorunda kaldıkları görülmüştür.

insanın bedeniyle yaptığı hiçbir şey gerçekte kötü değildir.

bir kadına fazlaca hayranlık ve saygı duymaya başlayan bir erkek, hemen her zaman kadından bedensel olarak uzaklaşır.

gün ışığının altındaki bir palyaçonunki kadar üzücü bir gösteri daha yoktur.

bir idealist, dünyanın kendisi için yeterince iyi olmadığını düşünen bir orospu çocuğudur.

insan yaptıklarının ötesindedir. hiçbir şey onu kirletemez; ne toplama kampları, ne sefalet ne de cehalet. o her zaman temiz kalır. insan yüzü, her zaman temiz ve saftır.

kadınların ve çocukların kanlarının karşısında duraksayan bir devrim, başarısızlığa mahkumdur.

18.2.17

zafer

william shakespeare



şiddetle başlayan hazlar şiddetle son bulur
ölümleri olur zaferleri
öpüşürken yok olan ateşle barut gibi
en tatlı bal bile tadıldıkça bıkkınlık verir
aynı tat isteği, iştahı köreltir
ölçülü sev ki uzun sürsün sevgin
hedefe hızlı giden, yavaş kadar geç varır

16.2.17

otostopçunun galaksi rehberi

douglas adams

bir şey olacaksa, olacaktır.

zaman bir yanılsamadır. hele öğle vakti iki misli yanılsamadır.

eğer bir gün biri çıkıp da evrenin hangi nedenle ve niçin burada var olduğunu keşfederse, evrenin birdenbire yok olacağını ve yerini çok daha garip ve anlaşılmaz bir şeyin alacağını öne süren bir kuram vardır. bir başka kuramsa bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer.

evren tedirgin edici büyüklükte bir yerdir ve pek çok kişi sakin bir hayat uğruna bu gerçeği görmezden gelmeye meyillidir.

belli başlı her galaktik uygarlığın tarihi üç ayrı ve fark edilebilir aşamadan geçme eğilimindedir. bu aşamalar hayatta kalma, sorgulama ve incelikli düşünmedir; bir başka deyişle nasıl, neden ve nerede aşamaları olarak da bilinirler.

tam hayat daha kötü olamaz derken birden her şey nasıl da daha kötüye gidiyor.

tanrım, beni bilmem gerekmeyen şeyleri öğrenmekten koru. hatta beni bilmediğim şeyler olduğunu öğrenmekten de koru. öğrenmemeye karar verdiğim şeyler olduğunu öğrenmemeye karar verdiğimi bilmekten koru. tanrım, tanrım, tanrım. beni yukarıdaki duanın sonuçlarından koru. amin. yaşamda insanların başına sardığı belaların çoğu bu son kısmı kaçırmış olmalarından kaynaklanır.

eğer hayat bana bir şey öğrettiyse, bu da asla çantamı almak için geri dönmemem gerektiğidir.

14.2.17

imkansız

georges bataille

yürek başkaldırdığı ölçüde insanidir. bu, şu demektir: insan olmak "yasaya boyun eğmemek"tir.

gerçek şiir yasaların dışındadır.

hakikatin bizim üzerimizde hakları vardır. hatta üzerimizde tüm haklara sahiptir.

yalnız insan lanetlidir.

bellek kaypaktır.

bir şeye ulaşmak için gerekli araçlara sahip değiliz. aslında ulaşıyoruz; birdenbire gereken noktaya ulaşıyoruz ve geri kalan günlerimizi kayıp bir an'ı aramakla geçiriyoruz; ama tam da onu aramak bizi ondan uzaklaştırdığından, çoğu kez onu elimizden kaçırıyoruz. onunla birleşmek kuşkusuz, dönüş anından sonsuza dek yoksun kalmanın bir yoludur.

aynı anlamsız ışığın tüm insanlar için parıldaması ne kadar tuhaf!

çıplaklık diye adlandırılan şey, parçalanmış bir bağlılık gerektirir; en belirsiz çağrıya verilen titrek ve suskun bir yanıttan başka bir şey değildir. karanlıkta hayal meyal görülen kaçamak, ölgün ışık bir yaşamın bağışlanmasını gerektirmiyor mu? insan, herkesin ikiyüzlülüğüne -insan davranışlarının özünde hangi aptallık vardır- meydan okurken, kendisini alevlerin içinden pisliğe, çıplaklığın karanlığına götüren yolu yeniden bulmak zorunda değil midir?

12.2.17

frida kahlo: aşk ve acı

rauda jamis

umutsuz düşler insanı öldürür.

yapıtım, asla yazılamayacak denli güzel özyaşamöykümdür.

yalnızca sanat her tür toplumsal değişimin öncüsüdür. yalnızca sanat öz olarak devrimcidir. beethoven, müzik seven bir insanın asla tam anlamıyla kötü olamayacağını söylerdi.

friede, almancada barış demektir.

frida, sonraları ünlü isimler yetiştirecek iki edebiyat grubu olan "contempraneos" ile "maistros" arasında bir süre tereddüt etti. ama sonuç olarak, hiç pişmanlık duymaksızın, kasketlerinden ötürü "cachuchas" adını taşıyan, daha kuraldışı, hem daha yaratıcı ve açık, daha ilginç, kışkırtıcı, küstah, cüretkar, kafa bulandırıcı.. anarşist ruhlu bir grubun üyesi oldu.

jacqueline lamba: frida kahlo de rivera eşikteydi, o müstesnaydı. çevresinde, kendisi gibi trajik ve çarpıcı tuvalleri vardı.

louise nevelson: diego rivera, kişisel yaşamında işlerin altından kalkamayan ama toplumsal yaşamında mücadeleci olan harika bir adamdı. insanların önünde ayağa kalkabilir ve örneğin rockefellerları iki dakika içinde yerle yeksan edebilirdi.

jean van hejenoort: frida; güzelliği, karakteri ve aklıyla son derece ilgi çekici bir kadındı.

diego rivera, bugünün meksikasındaki sanatçı kuşağının en çarpıcı ögelerinden olan ardıllar yetişirdi. onlara sürekli, çalışmalarında kişiliklerini korumaları ve geliştirmelerini, aynı zamanda fikirlerinde toplumsal ve siyasal bir açıklık oluşturmalarını söylerdi.

louise nevelson: frida hastanedeydi. olağanüstüydü, öleceğini biliyordu sanırım ama görünürde bundan rahatsızlık duymuyordu; nazik ve neşeliydi, gülüyor, sululuklar yapıyordu. kısa zaman sonra öldü.

11.2.17

çaykovski, patetik ve leş

lale müldür


biliyorum beni çok sevmiyorsun
benimle biraz oynuyorsun
farelerle oynayan bir kedisin sen
ama aşk çok uzaktadır bundan
aşk aynı anda aynı şeyi düşünebilmektir
biliyorum hiç kimseyi çok sevmiyorsun
hatta kendinle biraz oynuyorsun
ama aşk çok uzaktadır bundan
aşk büyülü bir kaptan su içmektir
ama sen korkuyorsun bundan
bilmiyorum neden
ötekini biliyorum
onu bana söyleyecek cesaretin yok
ben de senin gibiyim aslında
işte bu yüzden paçavrası çıkıyor yüreklerimizin
ardımızda sürüklenirken onca leş

10.2.17

demokrasi, barış, sosyalizm

jean jaures

bir sınıfın tahakkümü, insanlığa karşı yapılmış bir suikasttır.

sık sık okuruz: geçmiş çağlarda, monarşi döneminde zenginler görkemli saraylarda yaşar, yoksullar kulübelerde sürünürlermiş. şimdi, işçi ailelerinin toplandığı yoksul kulübelerden çıkıp zengin caddelerden geçerek okula giden bir halk çocuğu düşünün. korkarım ki, çocukcağız kaygıyla başını kaldıracak ve "peki ama, bugün de öyle değil mi?" diye soracaktır.

bugünkü devlet büyük bir patrondan başka bir şey değildir; ücret ve rekabet yasalarına bağlanan, onları uygulayan kocaman bir patron.

"ordudan söz edildiğinde artık demokrasiden söz etmek gerekmez."

insanların birliği, kaba kuvvetin egemenliğini tanımayan, genel hukuk kurallarına bağlanan eşit ve bağımsız ulusların özgür federasyonuyla sağlanabilir. böylece yurtlar dehalarından, özgünlüklerinden, bağımsızlıklarından, özgürlüklerinden hiçbir şey yitirmeksizin insanlığa katılmış olurlar.

salt kardeşlik çağrısıyla insanlar birbirleriyle uzlaşmazlar; ancak, içinde kendilerini unuturken benzersizliklerini de unuttukları ortak ve soylu bir eserde birleşirlerse uzlaşabilirler.

sömürgecilik, kapitalist rejimin en kötü, en acı sonuçlarından biridir.

insan için kutsal, yani irdelenmesi, tartışılması yasaklanmış hakikat yoktur; dünyada en değerli şey düşünce özgürlüğüdür; iç ya da dış hiçbir kuvvet, hiçbir iktidar, hiçbir dogma aklın sürekli araştırma çabasını sınırlayamaz.

burjuva toplumunda geçmiş şimdiye hükmeder; sosyalist toplumda ise şimdi, geçmişe hükmedecektir.

7.2.17

insan

birhan keskin

insan kadife bir hatıradan başka nedir ki? geçmiş, üstümüzü her gece onunla örttüğümüz. uykuların derininde kor yankılarına düşer gibi olduğumuz ve sonra unuttuğumuz. dağın doruğu ile dağın derini arasındaki mesafeden başka nedir ki insan: derininde kor tutmuş haller, doruğunda ıssızlık bilgisi. güne ait sesler çoğaldığında hatıranın kendisi de kokusu da bilgisi de silikleşecek. ve insan sabahın nemi kadar sessiz olmayı isteyecek.

insanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı, kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı. yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile bunca telef olmazdık.

6.2.17

vahşi benlik

clarissa pinkola estes

hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. bize bu tür bir arzudan utanç duymamız öğretildi. uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. ama vahşi kadın'ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca pusuya yatmış bir halde hala varlığını sürdürmekte. nerede olursak olalım, arkamızda tırıs halde giden bu gölge kesinlikle dört ayaklı.

vahşi benliğin dünyasına açılan kapılar az ama değerlidir. derin bir yara iziniz varsa, o bir kapıdır; eski, çok eski bir öykünüz varsa, o da bir kapıdır. gökyüzünü ve suyu tahammül edemeyecek kadar çok seviyorsanız, o bir kapıdır. daha derin bir hayatı, eksiksiz bir hayatı, makul bir hayatı özlüyorsanız, o da bir kapıdır.

vahşi doğayla bir ilişki geliştirmek, kadının bireyleşme sürecinin temel unsurlarından biridir. bu ilişkiyi kurmak için kadın karanlığa dalmalı; ama aynı zamanda telafisi mümkün olmayan bir şekilde tuzağa düşüp yakalanmamalı, oraya giden yolda ya da dönüşte öldürülmemelidir.

yıllarca vahşi kadın arketipinin mitsel hayatını taşıyan kadınlar sessizce ağladılar: "neden bu kadar farklıyım!? neden böyle garip -ya da ilgisiz- bir aileye doğdum?!" hayatlarının nerede fışkırmasını istedilerse, birileri hiçbir şey büyümeyecek şekilde toprağı tuzlamak için oradaydı. doğal arzularına gem vurmak için konan bütün yasaklar yüzünden işkence çektiler. doğanın çocukları olanlar, çatı altında saklandılar. bilim insanı olanlara, anne olmaları söylendi. bir şey icat etmek istediklerinde, pratik olmaları söylendi. yaratmak istediklerinde, bir kadının ev işlerinin hiç bitmediği söylendi.

kimi zaman en gözde standartlara göre iyi olmayı denediler ve çok uzun bir zaman boyunca gerçekten ne istediklerini, nasıl yaşamaya ihtiyaç duyduklarını kavramadılar. sonra da bir hayata sahip olmak amacıyla ailelerini terk etmenin, ölüme kadar süreceği yeminiyle umut bağladıkları bir evlilik yapmanın, daha aptallaştırıcı ama daha iyi maaşlı bir şeye sıçrama tahtası vazifesi görecek işleri seçmenin acı verici yönlerini deneyimlediler. yol boyunca, her yana saçılmış düşler bıraktılar.

kadınlar genellikle gün içindeki zamanlarının yüzde seksenini yaratıcı hayatlarını sekteye uğratan işler yapmaya harcayarak duyarlı olmaya çalışan sanatçılardı. senaryoların sonu olmasa da, değişmeden kalan bir şey vardır: çok erken bir dönemden itibaren negatif bir edayla "farklı" olarak gösterildiler. aslında tutkuluydular, bireydiler, araştırmacıydılar ve doğru içgüdüsel zihinlere sahiptiler.

yüreklerimizde umudun yükselişi olmasa, hayatlarımızda bize şundan bundan söz edecek sürekli ışık olmasa, her şeyin teskin edilebileceği, her şeyin doğabileceği bir gece olmasa, biz de kendi vahşi doğalarımızdan yararlanamazdık.

sezgiyle bağlantıyı güçlendirmenin yolu, kimsenin canlı enerjilerinizi, yani kanılarınızı, düşüncelerinizi, fikirlerinizi, ahlaki değerlerinizi, ideallerinizi bastırmasına izin vermemektir. bırakın, hayatınızın altüst oluşlarını kendi içsel döngüleriniz düzenlesin, dışınızdaki başka güçler, kişiler ya da içinizdeki negatif kompleksler değil.

kadın doğasının vahşi yeraltında yaşayan bir varlık vardır. bu yaratık bizim duyusal doğamızdır ve herhangi bir bütünsel yaratık gibi, onun da kendi doğal ve besleyici döngüleri bulunur. bu varlık kimi zaman araştırıcıdır, ilişkiye dönüktür ve enerjiyle sıçrar; kimi zamansa sessizdir. müzik, hareket, yiyecek, içki, huzur, dinginlik, güzellik, karanlık gibi duyumları içeren uyaranlar karşısında hassastır.

vahşi doğanın bize sunduğu şey budur: odaklaşmak, durup bakmak, koklamak, dinlemek, hissetmek ve tatmak yoluyla önümüzde ne olduğunu görme yeteneği. odaklaşmak, sezgi dahil, duyularımızın tümünün kullanılmasıdır. kadınların bu dünyaya gelmelerinin amacı, kendi seslerine, kendi değerlerine, düş güçlerine, uzağı görme yeteneklerine, duru görülerine, öykülerine ve eski anılarına sahip çıkmaktır. bunlar da odaklanma ve yaratmanın işidir. odağı kaybettiyseniz, sadece oturun ve öylece kalın. fikri alıp öne arkaya sallayın. bir kısmını tutun, bir kısmını da atın, kendini yenileyecektir. daha fazlasını yapmanıza gerek yoktur.

vahşi kadın, cesaret eden, yaratan ve yıkandır. bütün yaratıcı eylem ve sanatları olası kılan ilksel buluşçu ruh odur. o, etrafımızda bir orman yaratır ve biz de hayata bu yeni ve özgün açıdan bakmaya başlarız.

4.2.17

akıl çağı

thomas paine

her türlü yanlışa karşı en amansız silah akıldır.

yahudiliğin, katolikliğin, ortodoksluğun, müslümanlığın, protestanlığın ve bildiğim tüm din kurumlarının öğretilerine inanmıyorum. benim din kurumum aklımdır.

yahudi, hristiyan veya müslüman olsun tüm ulusal din kurumları, insanlığı korkutarak esir eden, gücü ve kazancı tekelleştirme amacı güden insan icatlarından başka bir şey değildir.

peygamber yararsız ve gereksiz bir karakterdir. peygamberlik profesyonel bir yalancılıktır.

herhangi bir şey ne kadar doğal değilse o kadar hüzünlü bir hayranlık nesnesi olma yeteneğine sahiptir.

gerçeğin, kendisini kabul ettirmek için desteğe ihtiyacı yoktur.

kendisini kanun dışı, toplum dışı, bir dilenci, pisliğe atılmış, yaratıcısından çok uzakta gören, ortalama insan olma yolunda sürünen ve köpeklik eden, din adı altında her şeyi aşağılayan ya da kayıtsız kalan bir kimse dindar olur.

insan her ne kadar onu icra ederken ilişkinin farkında olmasa da her sanatın doğuşunda bilim rol oynamıştır.

yüceliğin bir adım sonrası saçmalığa, saçmalığın bir adım sonrası yüceliğe yol açar.

sonuçları bilmek için nedenleri bilmek yeterlidir.

"birisi sağ yanağınıza bir tokat atarsa öbür yanağınızı da çevirin." bu insanın sabır meziyetine düzenlenmiş bir suikasttır ve onu köpek düzeyine düşürür.

uydurma sistemler insanları nasıl da aptal yerine koyuyor!

2.2.17

nw londra

zadie smith

görünmek, olmak değildir.

sahip olduğun iş için değil, istediğin iş için giyin.

hakikat bazen kurmacadan daha tuhaftır.

kadınların gerçekten güzel olabileceğini sanmıyorum. çok çekici olabilirler; onlarla ilişkiye girmek, onları sevmek falan istersin ama bana göre sadece erkekler tam anlamıyla güzel olabilirler.

dürüstlük en iyi politikadır.

sadece fiziksel dürtülere dayanan her şey başarısız olmaya mahkumdur.

felsefe, ölmeyi öğrenmektir.

adamla kadın tanıştığında, aralarındaki fiziksel çekim ani ve çok kuvvetliydi. hala da öyle. bu olağandışı ve şiddetli çekimden dolayı, çok özgün kronolojileri var. fiziksel şeyler hep önce geliyor. adam kadınla konuşmadan önce onun saçlarını halihazırda iki kez yıkamıştı. birbirlerinin soyadını öğrenmeden önce seviştiler. vajinal seksten önce anal seks yaptılar. evlenmeden önce ikisinin de düzinelerce seks partneri oldu.

aşk her şeyin üstesinden gelir.

1.2.17

safir dilek

nilgün marmara

ey dilek koşulu aşkın; beyaz gül ve inceden oklar. bir güz ağacı gövdesinde kapalı gerçekleşmenin kaynağı. güneşe uyarlanamıyor dilek. güz, kırmızı gülün düşmanı, el alıyor donuk karadan kalın oklara karşı. barışsızlık sürüyor. bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin? yinelenen bırakmalarda ararken serin tınısını el, bir sınırı hatırlıyor, sonsuz!

ey, olmayan bir yalımı bekleyen devinim, susuyor öteye var olurken kıydığı çığlıkların. durum diyor bu üstelemenin sarı uzantısı, yaratının ürkünç anlığı ve donuk izleği yaşamanın. nasıl geceler eli açıklığında üzüm tanelerinin sesine tanıklık kaçınılmazsa, öyle yükselen servilerle göğe daha yakın olmak. mavinin doruğunda diz çöküşü biricik varlığın, öyle. süren aşk çok katlı bir çiçeğin yalnızlığı kadar, bir safir alana doğrulan çocuksu dile gelişte; karanlık dinletiden uzak şiirin açılabileceği öte uzam!