marquis de sade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
marquis de sade etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.08.2022

uzun lafın kısası

ayn rand:
insanın bir baloda entelektüel olması gerekmez. yalnızca neşeli olması yeter.

scott adams: ne kadar hızlı hareket edersen et, asla ufuk çizgisine ulaşamazsın.

sorti/monaldi: rahat özgürlük her şeyi barındırır. az ve iyi değerlidir, çok ve kötü olandan.

hüseyin rahmi gürpınar: bu şifa bulmaz manevi hastalıklar, kederler, ağlayışlar sonuna kadar sürecek mi? çünkü bugünkü uygarlık, övündüğü ve görkemiyle dolu olan sinesinden bu sefaletleri kovup çıkaramadı.

frida kahlo: hayatta bazı şeylerin sizi sorgulaması gereklidir. insan kendini o şeylere göre belirler, sonra bir bakar ki ilerliyor.

jose saramago: belki de mutluluk yalnızca budur: deniz, ışık ve baş dönmesi.

richard bach: en büyük öğretmenleri bulun, en zor soruları sorun. size asla "felsefe oku." veya "üniversiteden mezun ol." demezler. söyleyecekleri şudur: "zaten biliyorsun."

marquis de sade: kalpten gelen her şey yanlıştır. ben sadece duyulara inanırım, cinsel arzu ve alışkanlıklara. aradığım, istediğim sadece budur.

arthur koestler: tarihin bize öğrettiği şeylerden biri de şudur: çoğu kez yalanlar gerçeklerden daha çok işe yarar. çünkü insanoğlu miskindir ve gelişme yolunda bir adım atabilmesi için kırk yıl çölde yürümesi gerekir.

thomas hardy: ah, bir zamanlar, evlendiğim adamdan saygı ve sevginin en yükseğini görmezsem yetinemeyeceğimi sanırdım. şimdiyse taş yüreklilik dışında her şeye razıyım.

epikuros: bilge âşık olmaz; cenaze işleriyle de uğraşmaz. bilge hitabet gösterisi yapmayacaktır. bilge evlenmeyecek ve çocuk yapmayacaktır.

william s. burroughs: fikirlerim suça, inanılmaz keşif seyahatlerine, insanın yapısını darmadağın edecek bir duygu ya da davranış aşırılığına, aşırı bir eylem olarak kendimi ifade etmeye yöneliyor.

zygmunt bauman: insanlık durumu olarak bilinen muğlak, çelişki dolu çıkmaza basit, dolaysız, tek hamleli çözümler bulmak mümkün değildir.

goethe: saf adamcağızlar bilmezler insanın okumayı öğrenmesi için ne kadar çok zaman ve emek ister! ben bu işe 80 yıl harcadım ve ereğime ulaştığımı şimdi bile söyleyemem.

31.07.2022

uzun lafın kısası

alain:
kişinin etrafındakilere ve kendisine karşı iyi olması, yaşamaları için onlara ve kendisine yardım etmesi, işte gerçek iyilik budur. iyilik neşedir. aşk neşedir.

andre malraux: bir dava ne kadar büyükse ikiyüzlülüğe ve yalana o kadar çok barınak olur.

hakan günday: bazı insanlar diğerlerine göre çok daha kırılgan olurlar. ölümü sırtlarında bir çanta gibi taşıyıp yorulduklarında önce onu açarlar.

jeannette walls: şunu iyi hatırla, hayvanlar kapatılmaktan nefret ediyor gibi davranıyorlar; ama aslında özgürlükle ne yapacaklarını bilmiyorlar. ve bu çoğu zaman onları öldürüyor.

joyce carol oates: öfkelenmek, depresyona girmekten iyidir.

mario puzo: beş tane yüzlüğe, istediğin kız nikahında bile emrine amadedir.

marquis de sade: tabulardan kurtulmuş bir ruh vücudun en güzel bölgeleri ile birleştiğinde, doğa ilahi zevklerin tadına varmamızı sağlar.

nilgün marmara: bu ülkede gerçek deli bile yoktur, hepsi sahtekârdır.

charles baudelaire: bu pis dünyada yolunu yitirmiş, kalabalıklarca itilip kakılmış yorgun bir adamım ben. gözümün geride, geçmiş derin yıllara baktığında gördüğü yalnızca yanılsama ve üzüntü; ilerde gördüğüyse bir fırtına yalnız, içinde hiçbir şey bulunmayan, ne ders ne acı.

cenap şahabettin: köpeğe gem vurma, kendisini at sanır.

goethe: herkes en iyisini bildiğine inanıyor, böyle olunca da bazıları unutulup gidiyor; bazıları da uzun zaman yollarını bulmakta güçlük çekiyor.

halil cibran: kederin veya sevincin büyüdüğünde, dünya gözünde küçülür.

30.06.2022

uzun lafın kısası

a. l. kennedy:
bazı insanların radarları olduğuna yemin edebilirim; sonradan pişman olacağınız bir şeyler yapmaya niyetlendiğiniz anlarda ortaya çıkıverirler.

alain: her zaman yükseklerde uçan bir kederimiz olsun isteriz.

charles baudelaire: nedir aşk? insanın kendinden çıkma gereksinimi. 

georges bataille: özgürlük, her kavrayışın parçalandığı sınırların ucunda yaşama özgürlüğü değilse hiçbir şeydir.

franz kafka: daima hazırlıklı, evi portatif, her zaman yurdunda. tek bir damla bile taşmıyor ve tek bir damlaya bile yer yok.

jiddu krishnamurti: yeni bir dünya korkudan, batıl inançtan, kimi insanların yeni dünya idealinden değil; ancak özgürlükten doğabilir.

marquis de sade: size sürekli utanç verici, ahlak dışı olarak öğretilenler aslında sizi en çok mutlu edecek olan, hayatınıza renk katacak olan şeylerdir.

şükrü erbaş: ey acıdan damıtılmış yaşama sevinci; sen ne güzel, ne büyük, ne değerlisin!

tolstoy: hayatın umutsuzluğundan kendini kurtarmanın tek yolu, benliğini evrene yansıtmaktır.

cenap şahabettin: kimilerini rütbe ve nişan yükseltir, kimileri de rütbe ve nişanı alçaltır.

goethe: herhangi bir devletin niteliği hakkında en doğru bilgiyi veren, oradaki mahkeme ve ordunun niteliğidir.

halil cibran: küçük şeylerin şebneminde, yürek sabahını bulur ve tazelenir.

28.06.2022

iyilikseverlik

marquis de sade

iyilikseverlik, gerçek bir ruh erdemi olmaktan çok, kibrin bir kusurudur; çalım satarak hemcinslerini teselli etmektir, asla iyi bir davranışta bulunmak gibi bir bakış açısı yoktur; verilen bahşişin iyice bir reklamı yapılmazsa çok öfkelenilir. iyilikseverlik tüm aldatmacaların en büyüğüdür, yoksul kişi enerjisini yanlış yönlere çelen yardımlara alıştırılır; sizin merhametinizi bekledikçe hiç çalışmaz ve siz merhamet göstermediğinizde de ya hırsız ya da katil olur. dilenciliğin ortadan kaldırılması için herkesin çareler aradığını işitiyorum ama aynı zamanda da dilenciliği çoğaltacak her şey yapılıyor. odanızda sinek olmamasını mı istiyorsunuz? onları cezbedecek şeker bırakmayın ortalıkta. fransa'da hiç yoksul olmamasını mı istiyorsunuz? hiç sadaka dağıtmayın ve özellikle hayır kurumlarınızı ortadan kaldırın. yoksunluk içinde doğmuş kişi, bu tehlikeli kaynaklardan yoksun olduğunu görerek, doğduğu durumdan kurtulmak için doğadan aldığı tüm cesareti, tüm yolları kullanacaktır; sizi artık tedirgin etmeyecektir. bu zavallı yoksulun hovardalığının meyvelerini barındırma yüzsüzlüğünde bulunduğunuz bu iğrenç evleri hiç acımadan yok edin, yıkın! tek umutlarını sizin cebinize bağlamış olan bu yeni yaratıkların iğrenç sürüsünü topluma her gün kusan tüyler ürpertici çirkef kuyularını yok edin!

minnete gelince, bu kuşkusuz tüm bağların en zayıfıdır. insanlar bizi kendimiz için mi minnettar kılıyorlar? buna asla inanmayalım; gösteriştendir, kibirdendir. başkalarının gururunun oyuncağı olmak aşağılayıcı olmaz mı? minnettar kalmak daha da aşağılayıcı değil midir? yapılan bir iyilikten daha fazla yük olamaz. ortası hiç yoktur; ya karşılığı verilmelidir ya da aşağılanmış olunur. gururlu ruhlar iyiliğin ağırlığı altında kendilerini kötü hissederler. onların üzerine iyiliğin ağırlığı öyle şiddetle çöker ki, iyilik yapandan nefret ederler yalnızca.

dünyada yalnızca merhamet ve iyilikseverlik tehlikelidir; iyilik bir zayıflıktan başka bir şey değildir, zayıfların nankörlüğü ve densizliği karşısında namuslu insanlar iyilik yapmaktan her zaman pişmanlık duymak zorunda kalırlar.

yüreğinizi asla dinlemeyin çocuğum; doğadan aldığımız en yanlış rehber odur; bahtsızlığa dair aldatıcı vurgulara yüreğinizi dikkatle kapalı tutun; hergeleye, entrikacıya ve komplocuya merhamet göstermektense gerçekte sizin ilginizi çekmek için yapılanları reddetmeniz yeğdir: reddetmeniz çok önemli olmaz, merhamet göstermeniz ise pek sakıncalıdır.

vicdan azapları aklın ürünü değildir, onlar yalnızca yürekten doğar ve aklın yanıltmacaları onları asla söndüremez.

ama yürek yanılır; çünkü yürek aklın yanlış hesaplarının ifadesinden başka bir şey asla olamadı; aklı olgunlaştırın, bir süre sonra yürek teslim olacaktır; akıl yürütmek istediğimizde bizi yolumuzdan saptıran, her zaman için yanlış tanımlardır; ben, yürek nedir bilmiyorum; yalnızca aklın zayıflıkları diyorum buna.

18.03.2022

ensest

marquis de sade

tanrısal çocuk, binlerce kez öp beni! bırak dilini emeyim! şehvetli soluğunu, zevk ateşiyle kavrulurken soluyayım! ah! düzün beni! kardeşim, bitir işimi, yalvarırım!

evrenin geleneklerini karıştırın, inceleyin: akla uygun bir yasa olarak görülen ve aile bağlarını güçlendirmek için yapılmış, izin verilmiş ensesti her yerde göreceksiniz. eğer aşk, tek kelimeyle, benzerlikten doğuyorsa, erkek kardeşle kız kardeş arasında, baba ile kız arasında olduğundan daha mükemmel aşk, nerede olabilir? bazı ailelerin pek güçlü olmasından korkularak üretilmiş, yanlış anlaşılan bir politika geleneklerimizdeki ensesti yasaklar; ama çıkar ve tutku sonucu buyrulmuş olan şeyi doğa yasası olarak kabul ederek kendimizi yanlış yola sürüklemeyelim; kalplerimizi yoklayalım: bizim ukala ahlakçılarımıza ben her zaman kalplerini dinlemeyi tavsiye ederim; bu kutsal organa kulak verirsek ailelerin tensel birleşmesinden daha tatlı bir şey olmadığını kabul edeceğiz; bir erkek kardeşin kız kardeşine, bir babanın kızına olan duyguları üzerinde körlüğe son verelim. her ikisi de boş yere bu duygulara meşru bir şefkat maskesi büründürmeye çalışıyorlar: en şiddetli aşk, ancak onları ateşleyen duygudur; doğanın onların yüreğine yerleştirdiği aşktır en şiddetlisi. o halde, bu pek hoş ensestleri kat be kat çoğaltalım ve arzularımızın nesnesi ne kadar yakından ait olduğumuz biriyse, bundan alacağımız zevkin o ölçüde büyük olacağına inanalım.

doğa sodom zevklerini, ensest zevklerini, mastürbasyonları vs. yasaklamış olsaydı, bundan bu kadar zevk almamıza izin verir miydi? doğanın kendisini gerçekten ihlal eden şeye hoşgörü göstermesi imkansızdır.

ensestin, temeli kardeşlik olan her yönetimin yasası olması gerektiğini ileri sürme cüretini gösteriyorum. doğanın bize daha çok sevmeyi buyurduğu kişileri daha çok sevmemizin yasaklanması gerektiğine ancak batıl inançların serseme çevirdiği halklar inanabilir, onlar benimseyebilir bu saçmalıkları.

2.02.2022

aile

marquis de sade

aile bağları, ebeveynlerin yaşlılıklarında terk edilmekten duydukları korkunun ürünüydü ve çocukluğumuzda bize gösterdikleri çıkarcı özen daha sonra ömürlerinin sonlarında bizden bekledikleri özeni hak etmek içindir yalnızca. tüm bunlar bizi aldatmasın: ebeveynimize hiçbir borcumuz yoktur, en ufak bir borcumuz bile yoktur.

babanın ya da annenin çocukları için duyduğu duygulardan ve çocukların da kendi yaratıcılarına hissettiklerinden daha aldatıcı bir şey olamaz.

ey babalar! birkaç damla sperminizin yaşam verdiği, sizin için hiçbir değeri olmayan bu varlıkları yapmaya tutkularınız ya da çıkarlarınız sizi yöneltti diye içine düşeceğiniz sözümona adaletsizlikler konusunda müsterih olun; onlara hiçbir şey borçlu değilsiniz; siz bu dünyada onlar için değil, kendiniz için varsınız; kendinizi rahatsız edecek kadar deli olmayın, yalnızca kendinizle ilgilenin: yalnızca kendiniz için yaşamalısınız; ve siz, çocuklar, temelinde gerçek bir kuruntu yatan bu evlat sevgisinden olabildiğince kurtulun, sizi kendi kanlarından dünyaya getirmiş bu insanlara karşı hiçbir şey borçlu olmadığınıza inanın. merhamet, minnet, sevgi.. bu duyguların hiçbirini onlara borçlu değilsiniz; size varlık vermiş olanların bunları sizden isteyecek tek bir sıfatları yoktur; onlar yalnızca kendileri için çalışırlar, kendileri için düzenlerler her şeyi; hiçbir biçimde onlara borçlu olmadığınız ihtimamı ya da yardımı onlara göstermek tüm aldatmacaların en büyüğü olur; hiçbir şey size böyle bir yasa dayatamaz ve tesadüfen, geleneğin esinleriyle ya da karakterinizdeki ahlaki etkilerle bu duyguyu içinizde hissettiğinizi sanıyorsanız, bu saçma duyguları vicdan azabı çekmeden boğun.. yerel duygular bunlar, doğanın reddettiği ve aklın her zaman yadsıdığı geçmiş ahlakın meyveleri bunlar!

ihtimam, geleneğin ya da kibrin meyvelerinden başka bir şey değildir.

eğitime gelince, bu eğitim pek kötü olmalı; çünkü çocuğunuzun kafasına kazıdığınız tüm ilkeleri yeniden oluşturmak zorunda kaldık burada biz; onun mutluluğuna hizmet eden bir tek ilke yok, saçma ya da kuruntu ürünü olmayan bir teki bile yok. sanki varmış gibi tanrıdan söz etmişsiniz ona; gerekliymiş gibi erdemden bahis açmışsınız; din demişsiniz, sanki tüm dini ibadetler güçlülerin sahtekarlığından ve zayıfların aptallığından başka bir şey olabilirmiş gibi; isa demişsiniz, sanki bu salak, bir düzenbazdan ve hergeleden başka bir şeymiş gibi! düzüşmenin günah olduğunu söylemişsiniz ona; oysaki düzüşmek yaşamın en zevkli eylemlerinden biridir; onu ahlaklı kılmak istemişsiniz, sanki bir genç kızın mutluluğu sefahatte ve ahlaksızlıkta değilmiş gibi, sanki tüm kadınların en mutlusu tartışmasız biçimde pisliğe ve hovardalığa gırtlağına kadar batmış olan değilmiş gibi, tüm önyargılara en iyi meydan okuyan ve onurla en fazla dalga geçen değilmiş gibi!

30.12.2021

din

marquis de sade: bir mucize sayesinde itibar kazanmak için sadece iki şey gereklidir: bir şarlatan ve birkaç aptal kadın.

mark twain: onunla baş başa giden saflık dışında, hiçbir şey bir mucizeden daha fazla huşu uyandırıcı değildir.

chapman cohen: tanrılar kırılgan varlıklardır; bir bilim esintisi ya da biraz aklıselim onları öldürmek için yeterlidir. 

peter atkins: din, hakikati asla idrak edemeyeceğimizi söyleyip bizi araştırma yapmaktan vazgeçirerek, varoluşa ilişkin en önemli soruları sormamızın önüne geçiyor. din bizim oldukça önemsiz olduğumuzu belirtiyor. bu kadar aptal tasvir edilmemizin ortaya çıkardığı korku sayesinde din, insanın idrak gücünün sınırsızlığını reddediyor. görünmeyen şeylerin gözümüzü korkutmasına yol açıp inancın boşluğunu vurgulayarak ilerlemeye engel oluyor. bilim bizi mantıklı tartışmalara götüren önemli soruların önünü açıyor. en önemlisi, bilim insanın zihinsel yeteneklerinin gücüne saygı duyuyor. bilim insanlığın potansiyeline dinin yapabileceğinden çok daha fazla saygı gösteriyor.

louis aragon: tüm olası cinsel sapkınlıklar arasında, bilimsel olarak sistematikleştirilmeyen tek şey dindir.

benjamin disraeli: bilimin bittiği yerde din başlar.

decca aitkenhead: bilime başvurarak dini savunmaya çabalamak, tıpkı üç artı dördün bir dondurma olduğunu iddia etmeye benziyor.

31.10.2021

uzun lafın kısası

octavio paz:
insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir. 

oğuz atay: senin aynadan gördüğünü ben duvardan görürüm.

pascal mercier: geçmiş şeylerin izleri beni neden üzüyor, bunlar sevinçli bir şeyin izleri olsalar bile?

paulo coelho: yapman gereken sadece dikkat etmek; dersler daima sen hazır olduğunda gelir ve sen işaretleri çözebilirsen bir sonraki adımı atman için bilmen gereken her şeyi öğrenebilirsin.

hakan günday: medeniyetten daha kötü bir şey varsa o da medeni olmaya çalışan bir medeniyetsizliktir.

julio cortazar: seni unutacağım. çok yakında seni unutacağım, mecburum, biliyorsun. senin bana dediğin gibi "görüşürüz" diyeceğim ben de sana ve ikimiz de yalan söylemiş olacağız. ama biraz daha kal, zamanımız bol. bazen bu da şiirdir.

marquis de sade: şehvet, yaşamak için gereken bir yaşam iksiridir. taşakları olmayan erkeğin tutkuları da olmaz.

mario puzo: hayattaki tek hakikati söyleyeyim mi sana? kadın. her şeyin başlayıp her şeyin bittiği yer kadındır. hayatta uğruna yaşamaya değer tek şeydir o. bunun dışında her şey düzmece, yapay ve boktandır.

scott adams: insan zihni bir ilüzyon jeneratörüdür, gerçeğe açılan bir pencere değil.

cenap şahabettin: o adamlara acırım ki çevresindekilere uymak için küçülmeye ve yüksekliklerinden feda etmeye mecbur olurlar.

goethe: ihtişamlı odalar ve şık ev gereçleri, düşünmeyen ve düşünce sahibi olmaktan hoşlanmayan insanlar içindir.

halil cibran: ruhlarımız, yazgının sert rüzgarlarının merhametindeki çiçekler gibidirler. sabah melteminde titreşir ve gök yüzünden dökülen kırağının altında boyunlarını eğerler.

7.10.2021

çocuk sahibi olmak

marquis de sade

çocuk sahibi olmamayı tercih etmelisiniz, beyler. ya da sahip oldunuz diyelim onun sizin mi rakibinizin mi olduğunu nasıl bileceksiniz? inanın bana şu son tespit olasılığı çok yüksek bir tespittir. karınız bu evlilik dışı ilişki sonucu hamile kaldığı çocuğun, sonuna dek sizden olduğunu iddia edecektir. sizi kandırmak en büyük amacıdır ve sizi kandırdıktan sonra özgürce sevgilisi ile görüşecektir. çünkü sizin yatağınızdan zevk almadığı çok açıktır.

siz elbette tüm iyi niyetinizle çocuğun sizden olduğunu düşünmeye devam edeceksiniz, bu tamamen bir miras oyunu da olabilir, elbette. bu yüzden bir de durumu bu yönü ile ele alalım.

kadınların özünde olan aldatma iç güdüsü, sizin bir baba ve koca olarak aldatılmanızı en başından itibaren hedeflemiş durumdadır. bir de çocuğun tamamen size ait olduğunu, karınızın sizi kesinlikle aldatmadığını düşünelim o zaman da mutlu olacağınızı mı sanıyorsunuz? işte size iki mirasçı, işte size baba diyerek başlayan ama gelecekte kanınızı emecek olan bir oğul.

nasıl sahip olduğunuz her şeyi elde ettiğinizi mi düşünüyorsunuz? az önce karınız doğum yaptı ve bir oğlan evlat sahibi oldunuz. aslında o sizin değildir, bunu unutmayın. o doğanın bir parçasıdır ve hepimiz gibi doğaya aittir.

6.10.2021

vicdan

marquis de sade

vicdan kelimesi sevgili juliette, yasak olduğunu bilerek ya da bilmeyerek bir şey yaptığımızda içimizden yükselen sestir ve aslında bunun altında basit bir tanım yatmaktadır: vicdan eğitim ve yetişme ile aşılanır.

rahat yetiştirilmeyen bir çocuk kurallara uymaz ve başaramadığı için vicdan azabı duyar, eğitiminden başka ona zarar veren hiçbir şey olmadığını düşünür ve bu gerçektir. ve böylece vicdan belli etmeden ahlak sistemi ilkeleri doğrultusunda gelişerek ruhumuzu sarıyor.

yani küçük juliette demek istediğim, senin içini saran şu gerçekleri bilme arzusu diğerleri tarafından kötü yönlendirilebilir. oysa ki senin bilgiye, aşka ve şehvete olan susuzluğunu en iyi şekilde içindeki tutkuları ve özünü bastırmadan yine kendin açığa çıkarabilirsin. bunu yapabilmen için ruhunu özgür bırakman, diğerlerinin düşüncelerini ciddiye almaman gerekiyor.

sadece konuşmanın bile kulağa ne kadar hoş geldiğini iyi biliyorum, bebeğim. sana tüm gerçekleri öğreteceğim ve böylece içindeki dinmek bilmez şelale kendini dışarı salacak. duygusallık, acıma, vicdan bunların hepsi bize sadece dinin ve toplumsal kuralların dayattığı, mecbur bıraktığı şeylerdir. buna bir de gururlu olmak veya gururlu yaşamakta diyenler var. oysa bu sadece insanların üzerimizde uyguladığı yaptırımlardan başka bir şey değil.

diğerlerinin erdemli olmamakla seni suçladıkları şeylerden sen çok büyük zevk alıyorsan, bu senin gerçeğindir, özüne dönmüş olmandır. işte bu sensindir ve sonuna dek onların ahlaksızlık dediği şey senin için zevk aldığın tek erdem olacaktır.

ve vicdan, açık ve net olarak, bizim hiç planlamadığımız bir şekilde, bilgimiz dışında kültürel prensiplerle yerleşen bir yapıdır. olasılık ihtimalinin olduğu doğrudur eğer materyale karşı duygusal bir bağımız varsa o zaman bu canımızı yakacaktır, her durumda bu bize acı verecektir, yine vicdanımızı rahatlatmak için karşı olduğumuz durumda, karşımızdakine ceza vermek isteriz ve onu asarız; bu da bizi mutlu eder, vicdanımızı rahatlatır. fakat bizim suça karşı bu tepkimizin de aslında başlı başına suç olduğunun önemli detaylarını düşünmekten kaçınırız, bu aslında ne kadar vicdanlı isek, ondan çok suçlu olduğumuzun göstergesidir.

kişide var olan diğer tür vicdanlar başta panzehir görevi görürler, kişi mutlu olmak için başka yollar seçmiş ise batıl inançlar onun için boş laftan başka bir şey değildir, o kendi seçtiği doğal olan yolda ilerlemeyi tercih eder. ilkelerin ışığında, kendi kullanımımız için kendi planımızı yaparız, çok, az ya da hiç kötü olmamaktan duyacağımız pişmanlık bizim kararımız doğrultusundadır. fakat kelimeyi çok basit, çok genel kullanımı ile ele alırsak, suçluluk yararsız bir zayıflıktır, güçsüzlüğün ipleri bizim elimizdedir, onu yok etmek ve bizi etkilemesine izin vermememiz gerekir.

suçluluk duygusu, bir kez daha arındırılmalıdır, önyargı belirsizdir ve başlı başına güçsüzlüğü simgeler. cezadan kurtulmak, farklı fikirler, nazikliği ortadan kaldırmak, ağır suç cezasını değiştirmekle elbette suça olan bakışta önceki halinden değişecek, sancılarından kurtulacaktır. suç bu sonuçla sadece geçmişte tatsız karşılanışı ile hatırlanacak; kostümü ve geleneksel yapısı değişerek, benimsendiğinde artık eskisi rolünden çıkacak.

30.06.2021

uzun lafın kısası

dostoyevski:
köpekler başka köpeklerin kendilerine boyun eğmelerinden hoşlanırlar.

emil cioran: ümit ediyor oluşu tedavi edilmedikçe insan köledir ve öyle kalacaktır.

murathan mungan: ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkum depreşir.

nietzsche: sevgi adına yapılan her şey her zaman iyi ile kötünün ötesinde bir yerdedir.

paulo coelho: mutluluğun aşk olduğunu söylüyorlar. oysa aşk mutluluk getirmez, hiçbir zaman da getirmemiştir. tam tersine, sürekli bir kaygı durumudur aşk, bir savaş meydanıdır; kendi kendimize sürekli olacak acaba doğru mu yapıyorum diye sorduğumuz uykusuz gecelerdir. gerçek aşk, vecd ile ıstıraptan oluşur.

cenap şahabettin: güç olan, kahramanca ölmek değil, kahramanca yaşamaktır.

charles bukowski: kadınların istediği asla duyarlılık değildir. tek istedikleri, önemsedikleri birinden duygusal intikam almaktır. kadınlar aptal hayvanlardır aslında; ama erkeğin üstünde öylesine yoğunlaşırlar ki erkek başka şeyler düşünürken onu bozguna uğratırlar.

goethe: davranış, herkesin kendi yüzünü gösterdiği bir aynadır.

halil cibran: hayatın kalbine ulaştığında, kendini ne günahkarlardan üstün ne de peygamberlerden aşağı görürsün.

tolstoy: bir insanın hayatındaki en önemli olay, kendi benliğinin bilincine vardığı andır; bu olayın sonuçları en büyük iyiliğe de yol açabilir, en korkunç şeylere de.

marquis de sade: doğanın sana verdiği tüm güzellikleri sonuna dek değerlendirmelisin. senin vücudun hayranlarının gelip tapınacağı bir kilisedir.

john fowles: hiçliğe doğru inşa ederiz, sürekli inşa ederiz.

26.06.2021

seks

marquis de sade

şehvet, yaşamak için gereken bir yaşam iksiridir. taşakları olmayan erkeğin tutkuları da olmaz.

bir kadınla yatmadan önce onu sevdiğini söylemek imkansız değildir. onunla yatmadan onu sevmek ise imkansızdır.

seks dizginlenemeyen bir duygudur. sadece zevkin doruğuna ulaşarak seksin etkilerini azaltabilirsin. en zengin insanın serveti bile bunun için yeterli olmayacaktır. bir çift sadece uyum içinde sevişerek rahatlayabilir.

düzüşmek insanlar için yemek içmek kadar önemlidir; fakat hiçbir zaman bu kabul edilip ona gereken değer verilmemiştir. alçak gönüllülükle söylememiz gereken ise şehvetin verdiği zevkten daha fazla zevk aldığımız bir şey olmadığıdır. fakat seksin verdiği mutluluk her zaman gizlenir ve onun yerine yalanlar söylenir.

size sürekli utanç verici, ahlak dışı olarak öğretilenler aslında sizi en çok mutlu edecek olan, hayatınıza renk katacak olan şeylerdir.

erkekler ve kadınlar için de gerçek olan tek şey özgürce istedikleriyle, istedikleri şekilde sevişmektir.

doğanın sana verdiği tüm güzellikleri sonuna dek değerlendirmelisin. senin vücudun hayranlarının gelip tapınacağı bir kilisedir.

kalpten gelen her şey yanlıştır. ben sadece duyulara inanırım, cinsel arzu ve alışkanlıklara. aradığım, istediğim sadece budur.

tabulardan kurtulmuş bir ruh vücudun en güzel bölgeleri ile birleştiğinde, doğa ilahi zevklerin tadına varmamızı sağlar.

13.05.2021

safsata

marquis de sade

ben koyun eti yemem; çünkü koyunlar uysal hayvanlardır.

alçak gönüllülük ruhumuzu kemiren bir aldatmacadır. kültürel adetlerin saçma sonucu olarak bize yetiştirilirken öğretilen safsatalardan başka bir şey değildir. insan doğanın ona sunduklarını alçak gönüllü davranarak keşfedemez. doğa hiçbir şeyi saklı kalması için yaratmamıştır.

insanın kendini özünden koparan ve topluma iyi görünmek için arzularından vazgeçiren şey işte bu sözünü ettiğimiz erdem saçmalığının ta kendisidir.

dünyada olup bitenlere şöyle bir bakalım. sonunda göreceğimiz tek şey iyiliğin olduğu hiçbir yerden verim elde edilemediği olacaktır.

tamamen iyilikle dolu bir dünya varlığını hiçbir şekilde sürdüremez. doğanın öğretisinde doğumdan ölüme dek kaos vardır.

hiçbir engel alçaklığı ve ahlaksızlığı durdurabilecek güce sahip değildir.

4.04.2021

justine ve fanchon

hikâyemiz justine adında bir peri ile alakalı. bir manastıra girmiş en güzel kızlardan, sıkı ve hafif vücutlu. o vücudu tanrı yoluna adaması hakikaten de çok yazık. günün birinde piskopos elini kızın bacağına koymuş. "rahip! diye bağırmış kız. günahlarımı söylemeye geldim, yenilerini işlemeye değil."

ihtiyar papaz pervasızca kızı dizinde çevirmiş, eteklerini kalçalarının üstüne kadar çekmiş. poposunun pembe teni bir anda ortaya çıkıvermiş. gamzeli poposunun yuvarlakları arasında bir çiçek duruyormuş, koparılmak için yalvaran. ama justine adamın elinden kurtulamadan bu tanrı'dan korkusu olmayan adam isa'nın bedenini temsil eden bir komünyon ekmeğini alıp kızın deliğine yerleştirmiş. kendi erkekliğini elbiselerinin içinde bulup bir latince bir dua okumuş, sonra da tek bir güçlü hareketle kızın içine girmiş.

hikâyemiz fanchon adında bir fahişe hakkında. doğa kendisine dar ve yumuşacık bir yarık vermişti. güzel poposu ise tanrı'nın eliyle biçimlendirilmiş gibiydi. fanchon bir fahişeydi. bacaklarının arasında yumuşacık ve dar bir yarık vardı ve harika bir poposu vardı. günün birinde fanchon'ın ilk müşterisi bir doktor olmuş. parmaklarını çıplak teninde dolaştırmış. katmanları aralamış. hangisini hazırlayayım demiş. ağzım mı arkam mı yoksa sulu istiridyem mi? "hiçbiri" demiş doktor. neşterini eline alarak. "daha önce olmayan yerlerde delikler açacağım." bununla beraber fanchon öyle bir çığlık atmış ki doktor kızın dilini koparmak zorunda kalmış.

17.01.2021

din ve ahlak

marquis de sade

insanın bütün ahlakı yalnızca şu ifadede kayıtlıdır: kendin ne kadar mutlu olmak istiyorsan başkalarını da o kadar mutlu kıl ve maruz kalmak istemediğin kötülüğü onlara yapma. uymamız gereken tek ilke budur. bu ilkeyi tanımak ve kabul etmek için ne dine ne de tanrı'ya ihtiyaç vardır, yalnızca iyi bir kalp yeterlidir.

ahlak vaazı veren adam! ön yargılarını terk et, insan ol, insancıl ol, korkusuz ve umutsuz ol; tanrılarını ve dinlerini bırak gitsin. bütün bunlar insanların ellerine zincir vurmaya yarar. bütün bu dehşetlerin adı bile yeryüzünde tüm diğer felaketlerden ve savaşlardan daha fazla kan döktürdü. öteki dünya fikrinden vazgeç, yok öyle bir şey; ama bu dünyada mutlu olmaktan ve mutlu etmekten vazgeçme. işte, doğanın yaşamını iki misline çıkarman ya da geliştirmen için sana sunduğu tek tarz bu.

dostum, şehvet daima benim varlıklarımın en değerlisi oldu, yaşamım boyunca onu övüp durdum ve ömrümü şehvetin kollarında tamamlamak isterim: sonum yaklaşıyor, gün ışığı kadar güzel altı kadın şu yandaki odada, onları bu an için sakladım; sen de payını al, batıl inancın tüm nafile safsatalarını ve ikiyüzlülüğün bütün aptalca yanılgılarını benim gibi sen de onların göğsünde unutmaya çalış.

insan aydınlandığı ölçüde, hareketin maddeye içkin olduğunu kavradığı ölçüde, bu hareketi yaratacak bir failin gerekliliğinin yanıltıcı bir varlık olduğunu anladı. ve var olan her şey özü gereği hareket halinde olduğundan, devindirici gücün gereksizliğini hissetti; ilk yasa koyucuların özenle icat ettikleri kuruntuların ürünü olan bu tanrı'nın, onların ellerinde, bizi zincirleyecek yeni bir araçtan başka bir şey olmadığı anlaşıldı ve bu hayaleti konuşturma hakkını yalnız kendilerine saklayarak, bizi köleleştirmek için başvuracakları gülünç yasalara destek olacak şeyi bu tanrı'ya söyletmeyi iyi bildikleri de ortaya çıktı.

lycurgue, numa, musa, isa, muhammet, tüm bu büyük hinoğluhinler, bizim fikirlerimizin tüm bu büyük despotları, kendi ölçüsüz tutkuları için yarattıkları ilahları bir araya getirmeyi bildiler ve bazıları bu tanrıların yaptırımları aracılığıyla halkları esir edeceklerine emindiler. bilindiği gibi onlar ya kendilerine uygun sorular sorulmasına ya da kendilerine hizmet edebileceğine inandıkları şeye cevap vermeye özen gösterdiler.

bugün, hem dalaverecilerin vaaz ettikleri bir işe yaramaz bu tanrı'yı hem de onun gülünççe benimsenmesinden kaynaklanan tüm dini kurnazlıkları aynı şekilde aşağılayalım artık!

2.10.2019

doğa ve insan

marquis de sade

cehaletin ve aptallığın tüm engellerini parçalama şerefi yalnızca dehalara aittir.

eğer doğa vücutlarımızın herhangi bir bölümünü saklamamızı istemiş olsaydı bu önlemi kendisi alırdı; ama o bizi çıplak yarattı; dolayısıyla çıplak olmamızı istiyor, çıplaklığa karşı her davranış doğanın yasalarını kesin olarak ihlal eder.

doğa insanın edepli olmasını amaçlasaydı eğer, kesinlikle onu çıplak doğurmazdı; uygarlık bakımından bizden daha az yozlaşmış olan sayısız halk çıplak dolaşmakta ve hiçbir utanç hissetmemekte; giyinme alışkanlığının biricik temelinin hem havanın sertliği hem de kadınların süs merakı olduğundan kuşkunuz olmasın; kadınlar arzuların doğmasına yol açacak yerde bu etkileri önceden gözler önüne sererlerse bir süre sonra bu etkilerin tümünü yitireceklerini hissederler; doğa onları kusursuz yaratmamış olduğundan, bu kusurları süslerle gizlediklerinde hoşa gitmenin tüm yollarına sahip olacaklarını düşünürler; demek ki utanç, bir erdem olmanın ötesinde, ahlak bozukluğunun ilk etkilerinden başka bir şey değildi, kadınların süs merakının ilk araçlarından biriydi. hayasızlığın sonuçlarının, yurttaşı cumhuriyetçi yönetimin yasaları için temel önemdeki ahlaksızlık halinde tuttuğuna inanan lycurgue ve solon, genç kızların tiyatroya çıplak çıkmasını zorunlu kılar. hatta bazı halklarda çıplaklık erdem olarak kabul görüyordu.

tanrıya inanan salaklar, varlığımızı yalnızca ona borçlu olduğumuza inanmış olanlar, bir embriyo olgunlaşmakta olduğunda, tanrıdan gelen küçük bir can görerek onu hemen canlandıranlar; bu sersemler, bu küçük yaratığın yok edilmesini temel bir suç olarak kabul ederler kesinlikle; çünkü, onlara göre, o artık insanlara ait değildir. tanrının ürünüdür o; tanrıya aittir.

insan nedir? onunla diğer bitkiler arasındaki fark nedir? onunla doğadaki tüm diğer hayvanlar arasındaki fark nedir? kesinlikle hiç fark yoktur. insan da onlar gibi bu yerkürenin üzerine rastlantı sonucu yerleştirilmiştir, onlar gibi doğmuştur; onlar gibi ürer, çoğalır ve azalır; onlar gibi yaşlanır ve onlar gibi doğanın her hayvan türüne biçtiği sürenin sonunda, organlarının yapısı nedeniyle hiçliğin içine düşer.

bir hayvanı öldürmek de bir insanı öldürmek kadar kötüdür ya da her ikisi de pek az kötüdür ve farklılık yalnızca bizim ön yargılı kibrimizde mevcuttur; ama kibrin ön yargıları kadar saçma bir şey ne yazık ki yoktur. yine de soruyu hemen soralım. bir insanı ya da bir hayvanı yok etmenin eşit olmadığını inkar edemezsiniz.

29.08.2019

uzun lafın kısası

spinoza: yüce mutluluk erdemin ödülü değildir; ödül, erdemin kendisidir.

jean meslier: toplumun hoşuna gitmek arzusu, gelenek ve göreneklerin baskısı, gülünç olma korkusu, "alem ne der?" endişesi, bütün dini fikirlerden daha güçlüdür.

maurice pradines: kişinin, elde etmek için kendini feda ettiği diğerinde sevdiği şey kendisidir.

yuval noah harari: eğer bir insan tüm arzularından arınabilmişse hiçbir tanrı ona ıstırap çektiremez. bunun aksine, eğer arzudan arınamazsa dünyadaki tüm tanrılar bile onu acı çekmekten kurtaramaz.

esther vilar: bir kadın için başarıya giden en kestirme yol, başarılı bir erkekle evlenmektir.

charles bukowski: hiç şansı kalmadığını hipodromda geçirilen kötü bir gün sonrasında eve geldiğinde anlar insan.

jorge luis borges: her ölümle yiten küçük bilgelikler bana çok dokunuyor.

marquis de sade: ne aşağılık bir alçak sizin şu tanrınız! onu bir sersem olarak görüyordum ama biraz daha yakından baktığımda hergelenin teki olduğunu anlıyorum.

dostoyevski: yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.

andre gide: herkesin hile yaptığı bir dünyada gerçek insan bir şarlatan gibi görünür.

thomas hardy: ah, bir zamanlar, evlendiğim adamdan saygı ve sevginin en yükseğini görmezsem yetinemeyeceğimi sanırdım. şimdiyse taşyüreklilik dışında her şeye razıyım.

paulo coelho: aşk, bir insanın bütün hayatını göz açıp kapayana kadar kökünden değiştirebilir kuşkusuz. ama insanoğlunu tasarılarında hiç yeri olmayan yönlere saptırabilecek bir duygu daha vardır: umutsuzluk. evet, aşk belki kişiyi dönüştürebilir; ne var ki umutsuzluk bunu çok daha hızlı başarır.

3.08.2019

din

marquis de sade

dinler, en güçlünün zorbalığının en zayıfı ele geçirmek istediği bir düzenden başka nedir ki!

bu niyetle dolu olan kudretli kişi, üzerinde egemenlik kurma iddiasında olduğu kişiye, vahşetiyle kuşatmasına imkan tanıyan prangaları tanrı'nın hazırladığını söylemeye cüret etti ve yaşadığı sefaletin sersemleştirdiği bu adam da ötekinin her dediğine ayrımsızca inandı.

bu dalaverelerden doğan dinler saygıyı hak edebilir mi? düzenbazlığın ve salaklığın damgasını taşımayan tek bir din var mıdır? akla ziyan gizemler, doğayı ihlal eden dogmalar, yalnızca akıl dışılık ve tiksinti esinleyen grotesk seremoniler.

insanı kim yarattı? cehennem işkenceleriyle cezalandırması gereken tutkuları ona kim verdi? sizin tanrı'nız değil mi? dolayısıyla, sersem hristiyanlar, bir yandan bu gülünç tanrı'nın insana eğilimler verdiğini, diğer yandan ise bunları cezalandırmak zorunda kaldığını mı kabul ediyorsunuz? bu eğilimlerin peşinden gitmenin kendisinin hakarete uğraması anlamına geleceğini bilmiyor muydu? eğer biliyorsa, insana bu türden eğilimler vermesi nereden kaynaklanıyor? eğer bilmiyorsa, tek sorumlusu olduğu bir haksızlıktan dolayı insanı neden cezalandırıyor?

cehennem sistemi, birkaç insanın kötülüğünün ve birçoklarının zırvalamasının sonucundan başka bir şey asla değildir.

evrenin sonsuzca güçlü, sonsuzca bilge bir varlık tarafından yaratılmış ve yönetiliyor olduğu doğruysa, her şeyin onun bakış açısına katılması, destek olması ve en büyük iyilik için hareket etmesi gerekir. oysa zayıf ve bahtsız bir yaratığın asla ona bağlı olmayan günahlar nedeniyle sonsuza dek eziyet ve işkence görmesinden, evrenin en büyük yararı için ne gibi bir iyilik doğabilir?

tanrı'nın aptallığına dair yeni bir kanıt ister misiniz? yararlanılan bir bahçedeki bir ağacın meyvesini yemekle ilgili bu gülünç yasak da nedir? böyle bir yasak koyan tanrı ancak kötü biri olabilir; çünkü insanın yenik düşeceğini gayet iyi biliyordu; dolayısıyla bir tuzak kurmuştur. ne aşağılık bir alçak sizin şu tanrınız! onu bir sersem olarak görüyordum; ama biraz daha yakından baktığımda hergelenin teki olduğunu anlıyorum.

31.01.2019

uzun lafın kısası

jean baudrillard: gösteriden medet umanlar gösteri malzemesine dönüşerek yok olup giderler.

dostoyevski: insanlar beni yüreklendirmek için, "burada yalnızca sıradan insanlar var." diyorlar. oysa benim karmaşık bir insandan da çok korktuğum şey, sıradan bir insan zaten.

yuval noah harari: hakikat yolundaki tavizsiz arayış ruhani bir yolculuktur, dini ve bilimsel kurumların sınırlarında sürdürülemez.

jean meslier: dini görüşler hakkında sağduyusuna danışan ve bu inceleme ve araştırmada halk arasında dikkate değer varsayılan şeylere özenle eğilen herkes kolayca görür ki, bu görüşlerin hiçbir sağlam temeli yoktur.

marquis de sade: kişisel çıkar insanın tüm eylemlerinin lokomotifi, yaptığı her şeyin kaynağıdır.

esther vilar: yaşam insanlara iki seçenek sunar: hayvansal bir varoluş  -düşük bir yaşam düzeyi- ve manevi bir varoluş. kadın kuşkusuz ilkini seçecek ve fiziksel refahı öne çıkaracak, kuluçkaya yatacak bir yer ve engellenmeksizin üreme alışkanlıklarıyla oyalanacak bir ortam arayışına koyulacaktır.

montesquieu: cinayetlere engel olmak için çareler vardır, bu çareler cezalardır; ahlakı değiştirmek için çareler vardır, bu çareler güzel örneklerdir.

erik orsenna: her güne kendi acısı yeter. mükemmel iyinin düşmanıdır. çok öpen kötü sarılır.

john c. keats: teslim olmak kadar acı bir şey yoktur. yenilmek başka şey, herkesin başına gelebilir. fakat kimse de göz göre göre teslim olmamalı. insanın kendini iğdiş ettirmesi gibi bir şey.

nilgün marmara: çocukluğun kendini saf bir biçimde akışa bırakması ne güzeldi. yiten bu işte! 

charles bukowski: ilginç insanların sayısı neden bu kadar az? milyonlarca insanın içinde neden sadece birkaç kişi? bu kasvet verici ve cansız türle yaşamaktan başka çare yok mu?

29.01.2019

ensest

marquis de sade

kişisel çıkar insanın tüm eylemlerinin lokomotifi, yaptığı her şeyin kaynağıdır.

dünyada ne kadar tuhaf ya da anormal olursa olsun yüreğimi bir an bile dehşete düşürebilecek tek bir kusur, bir sapkınlık yoktur.

hiçbir şey üzücü bir durumdan daha gözüpek değildir.

bir insanı mutluluğa götürmek için her şey nadiren bu insanda bir araya gelir. doğa ona hediyelerini mi yağdırdı? o zaman kader ondan hediyelerini esirger. talih ona lütuflarını mı sundu? o zaman doğa cimrilik gösterir.

bir insan ne kadar az yapabiliyorsa o kadar çok yükümlülük üstlenir. bir kişi ne kadar az harekete geçiyorsa o kadar çok keşifte bulunur. bir kişinin yaşamının her dönemi yeni fikirler öne çıkarır ve doygunluk bir kişinin şevkini kırmak şöyle dursun daha da fazla zararlı incelikli davranışların zeminini hazırlar.

bir kadın kocasının kusurlarını asla iffet yoluyla yok etmeyi başaramamıştır.

dindarlık yaşın ilerlediği ya da sağlığın kötüye gittiği dönemlerde doğal bir zayıflıktır. tutkuların kargaşası içinde, genelde son derece uzak olduğunu varsaydığımız bir gelecekle ilgili ancak küçük bir endişe duyarız. fakat tutkuların dili daha az zorlayıcı hale geldiğinde, hayatın son safhalarında ilerlerken, tek kelimeyle her şey bizi terk ederken, kendimizi yeniden çocukken duyduğumuz tanrının kollarına atarız.

insanlar yalnızca ne yaptıklarını bilmediklerinde ya da artık ne yapacaklarını bilmediklerinde evlenirler.

dürüst bir insanın gönüllü olarak tüm tevazu ve erdem sınırlarını aşabilmesi çok yüksek derecede olasılık dışıdır.

mutluluk idealdir, hayal gücünün oyunudur. yalnızca görme ve hissetme biçimimize dayanan bir duygulanma biçimidir. ihtiyaçların tatmin edilmesi dışında tüm insanları eşit şekilde mutlu eden hiçbir şey yoktur.

aklımız bizi oyuna getirebilse de vicdanımız bizi asla yanlış yola sürüklemez. işte doğanın içine tüm görevlerimizi yazdığı kitap budur.

şüphelerimiz sıklıkla gurur ve kibrimizin eseridirler ve neredeyse daima ruhumuzun derinliklerinde meydana gelen gizli bir karşılaştırmanın ürünüdürler. öyle ki bize kendimizi üstün hissetme hakkı verdiğinden kötülüğü atfetmekte acele ederiz.

bir kişinin, çocukları kendisine karşı ne şekilde günah işlemiş olursa olsunlar bir anne olduğunu unutması ne kadar zordur! hassas bir ruhta doğanın sesi öylesine buyurgandır ki, anne şefkatinin bu kutsal nesnelerinden akan en ufak gözyaşı ona yirmi yıllık hata ve kusurları unutturmak için yeterlidir.

gerçekten de hangi varlık erkeklerin gözünde yeryüzünün erdemlerini el üstünde tutan, sayan ve besleyen ve her defasında kötü talih ve kederden başka şey bulmayan bir kişiden daha değerli, daha çekicidir ki?