şerif mardin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şerif mardin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5.08.2017

din

yann martel: din karanlığın ta kendisidir.

ursula k. le guin: elektrikli testere üç yaşındaki bir bebek için ne kadar gerekliyse tanrı da insanlar için o kadar gereklidir.

catherine clement: düşünmek, kutsal olana saygısızlıktır.

leyla erbil: yasaklar, günahlar ve emirler silsilesiyle karşımıza dikilen din, bizden, allah'a yaranmadan başlayarak iktidara, devlete yaranma söyleminden başka bir dil geliştirmemizi bekleyemez.

ece temelkuran: tanrı'nın orta doğu'da icat edilmiş olması tesadüf olamaz. çünkü orası günahlardan kurulu. kimse günahını hatırlamıyor, kimse alacağı intikamı unutmuyor.

şerif mardin: insan, dinsel fikirlerinin kendi iç hayatının bir projeksiyonu olduğunu anladığı anda, artık kendi tabiatının dışında bir miyar aramayacak, kendi kişiliğini idrak etmeye çalışacaktır.

joyce carol oates: eğer tanrının gözünde bütün insanlar eşitse, o zaman bütün bu karın ağrısı niye?

oscar lewis: dinimi anamla babamdan öğrendim; ama biliyorsunuz, iyi öğrenim gören bir kişinin din hakkındaki görüşleri çok daha başkadır.

susanna tamaro: kendinden öte hiçbir şey yoktur. şeytan diye adlandırdığın, senin güvensizliklerin, çocukluğundan beri peşinde sürüklediğin korkulardır.

erich fromm: tanrının buyruğu altındaki insanın özgür iradesi yoktur; o ancak ya tanrının ya da şeytanın iradesinin bir tutsağıdır, hizmetçisidir, kölesidir.

17.07.2013

said nursi

şerif mardin

nurcu hareket, gücünün bir bölümünü de cumhuriyet döneminin bazı başarısızlıklarından aldı. bu başarısızlıklar arasında önde geleni, cumhuriyetçi laik ideolojinin bir dünya görüşü olarak islamın yerini alamamasıydı.

said nursi, şeyhler hiyerarşisini, karizmalarını dünyevi amaçlar için kullanmaları ve asgari ihtiyaçlarının cemaat tarafından karşılanmasıyla yetinmemeleri nedeniyle suçlamıştır. said nursi'ye göre bu liderler, kendilerine bağlı olanlara, fazladan zekat yüklüyorlardı ve bu da tek kelimeyle bir sömürü idi.

bediüzzaman'a göre osmanlıların bilimde ilerleme sağlayamamış olmalarının nedeni, türkiye'de eğitim alanında birbirinden ayrı üç akımın bulunması idi: medrese, tekke ve mektep sistemi. yaratıcılığı geri getirmenin tek yolu, mekteplere yeniden din dersleri konulması, medrese eğitim programlarına bilim üzerine araştırmaların eklenmesi ve yetkin ulemanın tekkelere sokulmasıydı.

1923 yılı ocağında said nursi'yi meclis'te, türk kurtuluş savaşı'nın allah'ın inayetiyle kazanıldığını, buna rağmen türkiye'yi daha müslüman bir yaşam tarzına kavuşturmak için hiçbir şey yapılmadığını savunan bir bildiri dağıtırken görüyoruz. said nursi, büyük millet meclisi üyelerini, tehlikeli bir laiklik dalgasının türkiye'yi boğmak üzere olduğu yolundaki korkularıyla uyarmaktaydı.

1956 yılına gelindiğinde said nursi, takipçilerinin yeni demokrat parti'yi desteklemekle yükümlü olduklarını ilan etti.

said nursi'ye göre şiiler, yanılgı içinde olmakla birlikte islamiyet'in sinesine yeniden kazanılabilirlerdi.

said nursi: seçkin kesimi oluşturan zenginler, yoksul ve alt sınıfları ücret karşılığı uşak haline getirmiştir. yani, sermayeye sahip olanlar, ancak emeklerini harcayabilecek olanları ve işçileri düşük bir ücret karşılığı istihdam etmektedirler. bu aşamada sömürü öyle boyutlara ulaşmıştır ki, sermayedar kişi sarayında oturup bankalar aracılığıyla günde bir milyon kazanırken, yoksul bir işçi boğaz tokluğuna madenlerde çalışmaktadır. bu durum öylesine nefret ve öfke yaratmıştır ki, alt sınıflar yukardakilere karşı ayaklanmışlardır.

kendisinden kerametle ilgili güçlerini sergilemesini bekleyenlere said nursi eğlendirici bir hikaye anlatırdı: "adamın biri günün birinde oğlunu bir kuyumcuya götürmüş. niyeti, oğluna değerli bir mücevher almakmış. oysa oğlu henüz çok gençmiş. dükkana girdiğinde tavana asılı duran renkli balonları görmüş. babası ne istediğini sorduğunda, değerli mücevherlerden herhangi birini değil, bu balonları işaret etmiş." said nursi bu hikayeyi şöyle noktalıyordu: "ben, balon satıcısı değilim."

köy enstitüleri modelinin mimarları, daha sonra, kırsal kesimlerde sosyalizmin ve komünizmin yayılması için uygun ortamı sağlayacak bir truva atı inşa etmekle suçlanacaklardı. köy enstitüleri bazıları için marksizmin etkilerini barındırdığından, bazıları açısından da öğrencilere freud'un öğretileri tanıtıldığı için birer günah yuvası sayılıyordu.

dikkati çeken çarpıcı bir nokta, özgün biçimde oluşan bu gruplarda hiç kadın olmamasıdır. uzun yıllar boyunca hareketin gelişmesine katkıda bulunmuş tek bir kadın göstermek mümkün değildir. bu katıksız erkek girişimciliği, mezheplerin, askeri grupların ve edebiyatta küçük toplulukların oluşunda da gözlenen, ortadoğu'ya özgü bir tür grup formasyon modelini yinelemektedir.

said nursi tasavvufa, müslümanları, kuran'da kendileri için belirlenen görevlerden alıkoyduğuna inandığı için karşı çıkmıştı. mutasavvıfların öğretilerinin taşıdığı geniş esneklik, said nursi'nin yaratmak istediği, harekete geçmiş müslümanın ortaya çıkmasına yetmemişti.

said nursi urfa'da öldü ve orada gömüldü. bundan üç ay sonra da bir askeri darbe sonucu demokrat parti iktidarı devrildi. 1960'ın temmuz ayında said nursi'nin mezarı açılarak kemikleri buradan alındı ve bir askeri uçağa konularak, ısparta dolaylarındaki dağlarda bilinmeyen bir yere gömüldü.

18.03.2012

ideoloji

şerif mardin

erik h. erikson'a göre ergenlik çağı ideolojiler için bilhassa uygun bir ortam yaratır, ergenlik çağındaki gençlerin bazı aramalarını cevaplandırır, bundan dolayı bu yaş grubunca kolay benimsenir.

bir insandaki, ahlaki düzeyi ve düşünce gücünü oluşturan eğitim sistemidir ve bu sistemi de saptayan devletin politikasıdır. bu açıdan bakıldığı zaman insanlar arasındaki yetenek farklarının kaynağını büyük çapta ayrı eğitim görmüş olmalarında aramak gerekir. bundan dolayı insanların bireysel kötülüğünü kınadığımız zaman hata ediyoruz: ahlaksızlık içten gelen bir şey değil, farklı dış etkenlerle oluşmuş bir sonuçtur. kötülük sistemin bir ürünüdür ve sistem devletin kontrolü altındadır. sistem değiştirilirse sonuçlar da değişik olur.

marx: sosyal yaşam bilinci belirler.

biri burjuva sınıfından geldiği için yalnız burjuvaziyi destekleyen partiye oy verirse ve içtenlikle bu partinin herkese en çok faydayı sağlayacağına inanırsa bu tam bir yanlış bilinç örneğidir. marx'ın ifadesiyle: "ama küçük burjuvazinin sadece bencil sınıf çıkarlarını elde etmek için yola koyulduğu gibi dar bir görüşe varılmamalıdır. bu sınıf daha çok kendi kurtuluşunun özel koşullarının modern toplumun kurtarılabileceği koşullar olduğuna inanmaktadır.

toplum içindeki işbölümü arttıkça amaç değişir, bu işbölümünü ayakta tutmaya, sonra da işbölümünün yarattığı sınıfsal toplulukları yaşatmaya yönelir. bu aşamada kişinin ihtiyaçlarının giderilmesiyle toplumun kendine tayin ettiği amaçlar arasındaki ilinti artık kolay anlaşılır bir ilinti olmaktan çıkmıştır. insanlar sorgulayamadıkları ve çıkarlarıyla doğrudan ilintili olmayan süreçleri sürdürmeye koşulmuşlardır. bu toplum ışık geçirmez (opaque) bir toplumdur. insanlar bu toplumda günlük hayatları için doğrudan doğruya anlam taşımayan süreçlere inanmaya alışıktır. ideolojiler, bu ışık geçirmez toplumsal ilişkilere yalancı bir geçerlilik sağlayan fikirlerdir, anlatımlardır. bunların en görkemlisi ise din fikridir.

lukacs: belli bir grup mevcut sosyal düzeni korumaya yönelmişse, mevcut düzenin değişmesi ihtiyacını hissetmiyor ve istemiyorsa, o zaman daima "yanlış bilinç" halkası içinde hapsolmuş kalacaktır. fakat birisi mevcut düzeni beğenmemeye başlarsa o zaman o kısır döngünün içinden çıkmak imkanı belirmiş olur.

gerçekten de, bir sistemi en iyi inceleyenler genellikle bu düzenin "kenarında" yer alan kimselerdir.

schopenhauer'a göre, insanların kurduğu fikri yapıtların arkasında bu fikri yapıtlara özünü veren ve çok zaman unuttuğumuz, mevcudiyetinden haberdar olmadığımız bir unsur yatar. bu unsur, insan iradesinin (istencinin), isteklerinin, şahsiyetinin itici kuvvetidir.

insanlığın tarihinde görülen bütün fikirler ya saplantıdır ya şahsi çıkarların gizlenmesidir ya da çağın moda tutkularının ifadesidir. yapılması gereken, bunların temelinin zayıf olduğunu kabul etmek, fikirlerin dış görünüşüne aldanmamaktır. bundan dolayı, insan fikir kalıplarına, ussal yapıtlara kanıp inanacağına, onları rehber olarak kullanacağına, fikrinin gerçek zembereği olan, kendi içindeki "tahakküm isteği"ni (will to power) harekete geçirmelidir.

harold lasswell'e göre bazı kimselerin kişiliklerinin gelişmesindeki eksiklikleri telafi etmek için kullandıkları yollardan biri kişinin "hız"ını politika alanında almasıdır. böylece kişi, kişisel itişlerinin tatminini kamusal hedeflerde arar. kendi problemlerini kamusal bir hedefe çevirir.

freud'a göre kitle hareketi birçok kişinin ideallerini gerçekleştirmek için birden aynı rehberi seçmelerinden ileri geliyor. bu rehber bir insan olabileceği gibi bir kavram, bir anlam veya bir fikir olabilir. böylece, freud, daha sonra tarihsel anlatılarda göreceğimiz bir gelişmenin psikolojik izahını veriyor: toplum ve kültür yapısı dağıldığı zaman insanlar yeniden bir lider etrafında toplanıyor. grubun dağılmış olan yapısını yeni bir "tutkal"la yeniden oluşturabiliyor. max weber, öğretisinde yapı yerine geçen, liderle kendini bir görebilmenin yarattığı bu toplumsal tutkala "karizma" adını veriyor.

insanların değerleri hesaba katılmadıkça sosyal davranışları anlaşılamaz.

insanlar dış alemi algıladıkları zaman, bunun tümünü değil, yalnız kendi değerlerinin süzgecinden geçen kısımlarını algılarlar.

insanlık idealini hürriyet yoluyla gerçekleştirdiğini ilan eden parlamenter demokrasi, gerçekte bir idareci zümrenin siyasal gücü elinde tutabilmesi için kullandığı bir aletti.

pareto: insanların ve kurumların gerçekleriyle görünüşleri arasında gerçekleriyle ürettikleri fikirler arasında bir çelişme var.

pareto: insanlar bütün hareketlerini kendilerine ve başkalarına mantıklı olarak göstermeye çalışırlar, bu uğurda kuramlar geliştirirler; fakat gerçeğe bakılırsa insanların ancak bazı davranışlarına mantıksal diyebiliriz. bir kuramın, üstelik, mantıksal veya mantık dışı olmasıyla onun topluma yararlı veya zararlı olması arasında bir ilişki yok.

siyasal sistemin ne olduğunu toplum içindeki kimselere anlatmak, bazı kimselerin idareci rolünde, bazı kimselerin de idare edilen rollerinde bulunduklarının altını çizmek için derhal bir simgeye başvurur, "toplum bir insan vücuduna benzer" deriz. bu, gerçekten de, orta çağda siyasal yetkileri elinde toplayan siyasi önderler grubu tarafından yönetilecekleri, yönetilmeleri gerektiğini, halka kolay anlaşılır bir şekilde aktarmış oluruz. zira "toplum insan vücudu gibidir" deyince arkasından şu düşünce gelir: tıpkı insan vücudunda olduğu gibi toplumda bir "baş" gereklidir ve emirlerin "baş" tarafından verilmesi gerekir. yoksa kollar "baş"a kumanda ederse, o zaman vücudun diğer uzuvlarının ihtiyacı yerine getirilmeyecektir. ancak "baş" bütün ihtiyaçları koordine ederek, bütün uzuvlara "hakkını" verir.

kuruculuk mitosları: bugün biliyoruz ki, osmanlıların kayı aşireti ile akrabalık iddiaları prestij bakımından durumlarını perçinleştirememiş oldukları bir sırada, bu prestiji elde edebilmek için ileri sürülmüş bir mitostur. herkes geçmişinin asil ve ulu bir geçmiş olmasını ister. bundan dolayı da kendi geçmişi ile ilgili olarak bir bozkurt'un evladı olduğu veya türk mezopotamyasının prestijli bir aşireti ile akraba olduğu önerisini kolaylıkla kabul edecektir.

türkiye'de bir profesörlük rolü ve bir profesörlük mitosu vardır. yani, otoriter, ağırbaşlı, saygın profesör mitosu. profesözlük ideal olarak bu mitos içinden yaşanır. bu mitos osmanlı imparatorluğu'ndan aktarılmış bir ögedir. alim, yani ulemadan olan kimse, seçkin din adamı yalnız bir bilgin değil aynı zamanda olağan olarak devletin önemli memuriyetleri için hazırlanan bir kişiydi.

ideolojinin ideal yayılma alanı az okumuş insandır ve gelir bakımından da en düşük tabaka değildir.

ideoloji, gerek yabancılaşmış aydının gerekse yabancılaşmış sokaktaki adamın kaygı ve korkularına getirilmiş bir cevaptır.

tipik solcu, orta ve yüksek gelir katlarında bulunan bürokratik kökenli küçük aile birimlerinin en yaşlı çocuğudur. tipik sağcı, düşük gelir katlarından, kırsal kökenli geniş aile birimlerinin birkaç çocuğunun en gençlerinden biridir.

melford e. spiro: bazı kimseler bir ideoloji hakkında fikir edinirler, bazı kimseler bu ideoloji hakkında fikir edinmekle kalmazlar, onu anlarlar, yani bir anlatımını yapabilecek duruma gelirler. bazı kimseler buna ilaveten öğrendiklerinin doğru olduğuna inanmaya başlarlar, bazı kimseler çevrelerinde olup bitenleri bu açıdan değerlendirmeye çalışırlar. bazı kimseler ise ideolojiyi içerirler, yani yalnız değerlendirme aracı olarak değil kendilerini eyleme iten kimliklerinin derinliğinde yatan bir zemberek haline getirirler.

29.02.2012

uzun lafın kısası

tolstoy: mutlu aileler birbirine benzerler; her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.

aristophanes: söz, insan düşüncesinin kanadıdır. insanı sözdür yücelere çıkaran.

şerif mardin: polisin görevi kamu düzenini korumak olduğu kadar ya da ondan daha çok, kamuyu denetim altında tutmaktır.

carl sagan: aşık olduğunuzda bunu bütün dünya bilsin istersiniz.

doris lessing: hiç kimse günde on iki saat çalışıp sonra da zihinsel etkinliklerde bulunacak kadar zinde kalamaz.

francis bacon: zengin olmanın birçok yolları vardır ve bunların hepsi iğrençtir.

franz kafka: başkalarının varlığının, bakışının ve yargısının omuzlarıma yüklediğinden başka bir sorumluluğun baskısı altında bulunmadım hiç.

jorge amado: toplumda hiçbir değişiklik kan dökmeden gerçekleşmez.

leyla erbil: herkesin yaptığı iş, meydana getirdiği eser mizaç ve karakterinin aynasıdır.

mihail bakunin: tanrı fikri insanın mantığını ve muhakeme yetisini yok eder. insanın özgürlüğünü yadsımanın en etkili yöntemidir.

paulo coelho: her şey az önce olmuş gibi geçmişi yanımızda taşırız.

albert einstein: insanlığın çarklarında, bana gerçekten önemli görünen devlet değil, yaratıcı ve duygun bireyin kişiliğidir. soylu ve yüce olanı yaratan odur.

sri chinmoy: sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak.

27.10.2010

eğitim

şerif mardin

erik h. erikson'a göre ergenlik çağı ideolojiler için bilhassa uygun bir ortam yaratır, ergenlik çağındaki gençlerin bazı aramalarını cevaplandırır, bundan dolayı bu yaş grubunca kolay benimsenir.

bir insandaki ahlaki düzeyi ve düşünce gücünü oluşturan eğitim sistemidir ve bu sistemi de saptayan devletin politikasıdır. bu açıdan bakıldığı zaman insanlar arasındaki yetenek farklarının kaynağını büyük çapta ayrı eğitim görmüş olmalarında aramak gerekir. bundan dolayı insanların bireysel kötülüğünü kınadığımız zaman hata ediyoruz: ahlaksızlık içten gelen bir şey değil, farklı dış etkenlerle oluşmuş bir sonuçtur. kötülük sistemin bir ürünüdür ve sistem devletin kontrolü altındadır. sistem değiştirilirse sonuçlar da değişik olur.

5.09.2010

burjuvazi

şerif mardin

biri burjuva sınıfından geldiği için yalnız burjuvaziyi destekleyen partiye oy verirse ve içtenlikle bu partinin herkese en çok faydayı sağlayacağına inanırsa bu tam bir yanlış bilinç örneğidir. marx'ın ifadesiyle: "ama küçük burjuvazinin sadece bencil sınıf çıkarlarını elde etmek için yola koyulduğu gibi dar bir görüşe varılmamalıdır. bu sınıf daha çok kendi kurtuluşunun özel koşullarının modern toplumun kurtarılabileceği koşullar olduğuna inanmaktadır.

gerçekten de, bir sistemi en iyi inceleyenler genellikle bu düzenin "kenarında" yer alan kimselerdir.

4.07.2010

anka kuşu

can dündar

"askerlik, insanların bir şey yapmadan, büyük bir görev yerine getiriyormuş rahatlığıyla yaşadıkları bir alandır." (tolstoy)

türkiye gibi ülkelerde bir insan bir alanda sivrildi mi, artık her alanda ondan hizmet beklerler.

yetenek iyi bir şey ve bir ölçüde gerekli. zeka da öyle. ama buluş yapmak için başka şey gerekiyor: gerçekten bir şeyi bulmak istemek, o işle sürekli, inatla uğraşmak, başka bir işle uğraşmadan onu sonuca götürmek. şans tabii faydalıdır her zaman, yani yeteri kadar çalışırsanız şansın da faydası oluyor.

ismet inönü: hitler bizden önce hazırlanmaya başladı. yıllarca çalıştı, ordusunu hazırladı, insanlarını hazırladı. en büyük güç olarak ortaya çıktı. ondan sonra etrafa saldırmaya başladı. etraftakiler önce şaşırdılar; ama eninde sonunda toparlanacaklar, bir araya gelecekler, yükselecekler ve ondan sonra hitler'in önüne geçecekler.

hayri dener: bilim hem güzeldir hem korkunçtur. güzeldir; çünkü bilimsel kuralları türkiye'de öğrenseniz de, bunlar bütün dünyada geçerlidir. ama korkunçtur; çünkü insafsızdır; bilim kuralları hiçbir şekilde taraf tutmazlar, o kurallara uyan insanlara kolaylık gösterirler, uymayan insanları da ezip geçerler.

churchill'in o zaman babama yazdığı meşhur bir mektubu vardır: "şimdi önemli bir dönemi kapattığımız zaman.. size beraber olduğumuz zamanlardaki iyi hatıralarımı söylemek istiyorum. başarılarınızı kutluyorum. 2. dünya savaşı'ndan türkiye'yi nasıl çıkardığınızı hep hayranlıkla hatırlıyorum" gibi şeyler söylemişti.

ismet inönü: en zor şey, insanları, gerçekten hizmet yolunda olduğuna inandırmaktır.

bir askerin doğru dürüst siyaset yapması kolay değil. yetişme şekilleri ona uygun değil çünkü. bir defa her fikre açık değiller; bazı fikirlerin zararlı olduğuna inanıyorlar. "siperde ilim yapılmaz" derdim ben; çarpışırken bilimle uğraşmaya ne vaktiniz ne de ruhi durumunuz müsaittir. değişik fikirleri saygıyla ele almak zorunda değilsinizdir. askerlerin öyle bir tutumu vardır.

şerif mardin: bu aleviler çok ilginç bir gruptur. türkiye'de baskı gören bir gruptur. böyle grupların da bir davranışı vardır: hep zor durumda tutuldukları için haksızlığa uğradıklarını söylerler, ki doğrudur da; ama ellerine fırsat geçerse onlar da benzer şekilde davranabilirler. haklarını vermeli; ama dikkat etmek gerekir.

deneyim eksikliği, girişim cesaretini artırır.

ülkenin önde gelen gazeteleri basit gerçekleri bu kadar saptırarak kamuoyunda sürekli yanlış izlenimler yaratmaya çalışıyorsa o ülkede çürümüş bir şeyler var demektir. o zaman da o ülkenin insanları durumu düzeltmek için her çareye başvurarak gereğini yaparlar. hatta 70 yaşını geçmiş insanlara parti kurdurup hiçbir şeyden çekinmeden arkalarından giderler.

savaşa girmek kolaydır; ama çıkmak zordur.

siyasetçilerin halk dalkavukluğu yapmak, demagoji yapmak gibi bir hastalığı var. demokrasinin her zaman en iyi insanları göreve getirmemek gibi zorlukları var; ama bunlar da aşılabiliyor zamanla. buna karşılık demokratik düzenin büyük çoğunluğun eksikliğini görmek gibi bir gücü de var. tehlike anlarında herkesi bir araya getirmek gibi bir kuvveti de var.

ölümden korkmaya gerek yok. çünkü insan öldüğünü fark etmez; ancak yaşadığını bilir. dolayısıyla onun bakımından yaşam sonsuzdur.

insanların fikirlerine saygı göstermek, bütün yaşamımca bağlı kaldığım bir ilke oldu. beğensem de beğenmesem de, anlasam da anlamasam da fikirlere saygı göstermek ve korumak. elimde imkan olduğu sürece.

27.05.2010

islam toplumu

şerif mardin

spiro'ya göre beğensek de beğenmesek de, toplumumuzun değerlerini yerleştiren mekanizma şudur: çocuk, ana ve babası tarafından, en küçük yaşından itibaren "iyi" hareketleri için mükafatlandırılır, "kötü" hareketleri için cezalandırılır. çocuk ancak "iyi" hareketler yaparak dikkat çekebileceğini, sevgi ve şefkat göreceğini öğrenir. büyüdükçe, "iyi" hareketlerinin aynı zamanda ahlaka uygun, doğru, yapılması gereken hareketler olduğu kanısına varır. kısaca çocuk, ana ve babasıyla özdeşleştirme kanalıyla bir süperego kurmaya başlar, ailesinin "doğru" bulduğu değerleri yapar. toplumun "norm"u kişinin "değer"i haline gelir. o da çocuklarına aynı bilgileri aktaracaktır.

belirli bir kimsenin kültür veraseti, elde edebileceği kültürü sınırlandırmaz. bir kimse, karşılıklı etkileşimde yalnız kendi ailesiyle değil, başka ailelerle ve başka öğrenme kaynaklarıyla karşılaşır. kişi bunları kullanarak kendine genel kültürü bazen aşan bir kültür de yaratabilir.

islami toplumlarda, batı toplumlarında çok daha önemli bir fonksiyonu olan "değer"lerin yerine normlar geçmektedir. kişisel planda tercihler daha azdır. insanlar, "dışa doğru" dönüktür. ne yapmaları gerektiğini, kendi vicdanlarıyla yaptıkları bir muhasebeden çok, toplum normlarında ararlar.

kimlik sorunlarının çözülmesi zor olduğu için, gençler genellikle kendilerine bir kimlik sağlayan kolektif toplum hareketlerinde erimeyi denerler. başka bir çözümde, fazla düşünmeyi icap ettirmeyen doktrin ve ideolojilere sarılırlar.

islam toplumunda yaratıcı olmanın bir diğer yolu da gazadır. işte bu sahada genişliğine yaratıcı olmak mümkündür. islam aleminin sınırlarını genişletmek, talanla zenginliklerini artırmak: bu tip faaliyet, insana, hem allah'ın yolunda yürümenin vicdani ferahlığını bağışlayacak ve hem de yeryüzünde kendisine maddi bir karşılık sağlayacaktır. böylece, gazi olmak islam toplumlarında baştan itibaren heves edilen bir aşamadır. gerek kişiyi toplumun dar iktisadi çerçevelerinden çıkarması, gerek üstün bir islami başarı temsil etmesi bakımından islami toplumda yaratıcı olmanın en başarılı şekli gazi olmaktır. osmanlı imparatorluğu, bilhassa bu gibi, harpten başka bir geçiş vasıtası olmayan asker kümelerinin akıllıca kullanılmasından doğan bir yapıdır.

islam toplumundan sıyrılabilmenin bir tek yolu vardır: o da alternatif bir islami toplum kurmaktır. sufilik, bunun yollarından biri olmuştur.

halkın islami, ideolojik gözlükleri, kendilerinin gerilememizi çok özel bir şekilde yorumlamalarına yol açmıştır. yukarıdaki görüş açısı bugün bile halk arasında ve özellikle 6-7 eylül olaylarında rastlanan "gerici" tutum ve buna benzer olayları anlamamız bakımından bir ipucu temin etmektedir. çok muhtemeldir ki, halk inançlarının sufiliğe ve tarikatlara en yakın olan bölümlerinde en çok bu tip olaylara rastlanacaktır. bu itibarla kubilay olayının nakşibendiler tarafından yapılmış olması bir rastlantı değildir.

islamın en önemli şartının birlikte namaz kılmak olduğuna inananlar aynı zamanda şunlara inanmaktadırlar:

- mahalle kişinin ahlakını kontrol etmelidir.
- çocuklara din öğretilmelidir.
- insanın arkadaşlarının dindar olması önemlidir.
- şehirlerdeki devlet memurları çoğunlukla dinsizdir.

halk tabakalarındaki kişi yöntem yolu olarak halk kültürünün ve dininin verdiği imkanları kullanıyorsa bunun pratik bir nedeni vardır. halk kültürü, bütün "hurafe"leri bir yana, çıkarlarına daha kısa yoldan yanıt vermektedir. okula gitmenin sağlayacağı imkanların kapalı olduğu yerde kişi kuran kursu yolunu seçecektir. seçkinlerinin çok uzak oldukları bir kültürde kişi "halk seçkini" -mesela nurcu- olmayı deneyecektir. doktorun halka yaklaşamadığı hastanenin etrafında üfürükçüler zengin olacaktır.

16.12.2008

bediüzzaman said nursi olayı

şerif mardin

nurcu hareket, gücünün bir bölümünü de cumhuriyet döneminin bazı başarısızlıklarından aldı. bu başarısızlıklar arasında önde geleni, cumhuriyetçi laik ideolojinin bir dünya görüşü olarak islamın yerini alamamasıydı.

türk devlet görevlileri, anadolu'da yüzyıllardır büyük dertlere yolaçagelen karizmatik liderlerin ve kendi kendilerine kurtarıcı rolü veren kişilerin faaliyetlerine hep kuşku ile bakmışlardı. osmanlı memurları korkularında haklı idiler. çünkü hükümeti devirmeye yönelik gizli tertiplerden ilki yani 1859 kuleli vakası, 1856'da müslüman olmayanlara temel hakların tanınmasından sonra meydana gelmişti. osmanlı reformcularını uzun süre düşündüren bu olay görüldüğü kadarıyla bir halidi şeyhi tarafından kışkırtılmıştı.

kürdistan'daki müslüman-hıristiyan ilişkileri hızla kötüleşti. 1843 yılında, botan emirliği kürtleri tiyari ilçesini istila ederek -bu bölgede nasturi hıristiyanları yaşamaktaydı- yaklaşık 10.000 erkeği öldürdüler ve çok sayıda kadın ve çocuğu köle olarak aldılar.

21 ekim 1895'te, osmanlıların ingiliz reform önerisini uygulamayı kabul ettikleri açıklandığında, ilk tepki bitlis'ten geldi. 25 ekim'de bitlis'te panik üzerine birdenbire başgösteren bir ayaklanmada 200 ermeni öldürüldü.

said nursi, şeyhler hiyerarşisini, karizmalarını dünyevi amaçlar için kullanmaları ve asgari ihtiyaçlarının cemaat tarafından karşılanmasıyla yetinmemeleri nedeniyle suçlamıştır. said nursi'ye göre bu liderler, kendilerine bağlı olanlara, fazladan zekat yüklüyorlardı ve bu da tek kelimeyle bir sömürü idi.

bediüzzaman'a göre osmanlıların bilimde ilerleme sağlayamamış olmalarının nedeni, türkiye'de eğitim alanında birbirinden ayrı üç akımın bulunması idi: medrese, tekke ve mektep sistemi. yaratıcılığı geri getirmenin tek yolu, mekteplere yeniden din dersleri konulması, medrese eğitim programlarına bilim üzerine araştırmaların eklenmesi ve yetkin ulemanın tekkelere sokulmasıydı.

ateşkesten kısa bir süre sonra, yanlış biçimde "kürt teali" olarak bilinen "kürdistan teali cemiyeti" kuruldu. cemiyetin bazı üyeleri diğerlerine göre daha radikal amaçlar benimsemiş ve cemiyet'in diyarbakır şubesi doğrudan kürt milliyetçiliği yapmış olsa da, görüldüğü kadarıyla, kuruluşun başlıca amacı kültürel hedeflerdi. said nursi'nin bu cemiyetin kurucuları arasında yer aldığı söylenmektedir.

herhangi bir şey hiçbir şey'den çıkmayacağına göre, olgunlaşmış bir bitkide görülen dokuların ve diğer karmaşık varlıkların, o bitki olgunlaşmadan önce de bir mekanda potansiyel olarak varolmuş olmaları gerekir. fakat bunlar sözü edilen olgunlaşmadan önce hiçbir yerde görülememektedir. o halde bitkinin yapısı ancak ilahi bir plana izafe edilebilir. her tür, plandan sapma olmaksızın, herhangi bir yanlışlık ortaya çıkmaksızın kendi önceden belirlenmiş sürecini yaşadığından dolayı, bu süreç böyledir.

1923 yılı ocağında said nursi'yi meclis'te, türk kurtuluş savaşı'nın allah'ın inayetiyle kazanıldığını, buna rağmen türkiye'yi daha müslüman bir yaşam tarzına kavuşturmak için hiçbir şey yapılmadığını savunan bir bildiri dağıtırken görüyoruz. said nursi, büyük millet meclisi üyelerini, tehlikeli bir laiklik dalgasının türkiye'yi boğmak üzere olduğu yolundaki korkularıyla uyarmaktaydı.

1932 yılında arapça ezan yasaklandı. aynı yılın temmuz ayında said nursi, kaldığı köyde arapça ezan okuduğu için tutuklandı.

1956 yılına gelindiğinde said nursi, takipçilerinin yeni demokrat parti'yi desteklemekle yükümlü olduklarını ilan etti.

said nursi'ye göre şiiler, yanılgı içinde olmakla birlikte islamiyet'in sinesine yeniden kazanılabilirlerdi.

said nursi urfa'da öldü ve orada gömüldü. bundan üç ay sonra da bir askeri darbe sonucu demokrat parti iktidarı devrildi. 1960'ın temmuz ayında said nursi'nin mezarı açılarak kemikleri buradan alındı ve bir askeri uçağa konularak, ısparta dolaylarındaki dağlarda bilinmeyen bir yere gömüldü.

said nursi'nin başlıca korkusu, bir müslüman'ın yaşamına ben duygusunun egemen olmasıdır. ona göre çağdaş materyalizm bunu geliştirmektedir. bir başka korkusu ise, toplumun çözülmesidir.

said nursi: seçkin kesimi oluşturan zenginler, yoksul ve alt sınıfları ücret karşılığı uşak haline getirmiştir. yani, sermayeye sahip olanlar, ancak emeklerini harcayabilecek olanları ve işçileri düşük bir ücret karşılığı istihdam etmektedirler. bu aşamada sömürü öyle boyutlara ulaşmıştır ki, sermayedar kişi sarayında oturup bankalar aracılığıyla günde bir milyon kazanırken, yoksul bir işçi boğaz tokluğuna madenlerde çalışmaktadır. bu durum öylesine nefret ve öfke yaratmıştır ki, alt sınıflar yukardakilere karşı ayaklanmışlardır.

kendisinden kerametle ilgili güçlerini sergilemesini bekleyenlere said nursi eğlendirici bir hikaye anlatırdı: "adamın biri günün birinde oğlunu bir kuyumcuya götürmüş. niyeti, oğluna değerli bir mücevher almakmış. oysa oğlu henüz çok gençmiş. dükkana girdiğinde tavana asılı duran renkli balonları görmüş. babası ne istediğini sorduğunda, değerli mücevherlerden herhangi birini değil, bu balonları işaret etmiş." said nursi bu hikayeyi şöyle noktalıyordu: "ben, balon satıcısı değilim."

köy enstitüleri modelinin mimarları, daha sonra, kırsal kesimlerde sosyalizmin ve komünizmin yayılması için uygun ortamı sağlayacak bir truva atı inşa etmekle suçlanacaklardı. köy enstitüleri bazıları için marksizmin etkilerini barındırdığından, bazıları açısından da öğrencilere freud'un öğretileri tanıtıldığı için birer günah yuvası sayılıyordu.

dikkati çeken çarpıcı bir nokta, özgün biçimde oluşan bu gruplarda hiç kadın olmamasıdır.uzun yıllar boyunca hareketin gelişmesine katkıda bulunmuş tek bir kadın göstermek mümkün değildir. bu katıksız erkek girişimciliği, mezheplerin, askeri grupların ve edebiyatta küçük toplulukların oluşunda da gözlenen, ortadoğu'ya özgü bir tür grup formasyon modelini yinelemektedir.

said nursi tasavvufa, müslümanları, kuran'da kendileri için belirlenen görevlerden alıkoyduğuna inandığı için karşı çıkmıştı. mutasavvıfların öğretilerinin taşıdığı geniş esneklik, said nursi'nin yaratmak istediği, harekete geçmiş müslümanın ortaya çıkmasına yetmemişti.

4.12.2008

din ve ideoloji

şerif mardin

insan, dinsel fikirlerinin kendi iç hayatının bir projeksiyonu olduğunu anladığı anda, artık kendi tabiatının dışında bir miyar aramayacak, kendi kişiliğini idrak etmeye çalışacaktır.

feuerbach'ın tezinin esası, algılama hakkında bir bulgusuna dayanıyordu. feuerbach'a göre bir şeyin varolduğunu söylemek, yalnız o şeyin tasavvur edilebileceğini söylemek değildir. böyle bir iddia, buna ilaveten, var kabul edilen şeylerin algılanabileceğini veya duyumsanabileceğini söylemektedir. feuerbach'ın bundan çıkardığı sonuç şudur: allah'ın varlığı onun algılanabileceği bir şekil almazsa, ispat edilemez. böylece feuerbach'a göre dinbilimin kanıtları aslında kof ve etkisiz varsayımlardır. insanların kalbinde allah inancı ise kendi sınırlılığını ideal bir varlıkla karşılaştırma eğiliminden doğan bir projeksiyondur. din, insanın kendi düşüncesinin insanlarüstü bir plana aktarılışıdır. insanların ruhun ölmezliğine inanmaları ve ilahi adaletin tecellisine inançları, gene insanların kendi adalete susamışlıklarının soyut bir plana aktarılmasıdır. "dünya ötesi", bir insani isteğin şekil değiştirmesinden ibarettir.

feuerbach: duygu açık gözlerle gördüğümüz bir rüyadır, din uyanan bilincin rüyasıdır, rüya dinlerin esrarının anahtarıdır.

karl marx: din, baskıya tabi yaratıkların iç çekmesi, kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz olayların ruhudur. din halkın afyonudur.

marx'a göre, insan dindeki aldatmacayı anladığı andan itibaren kendi kendini esir ettiği şartların ortadan kaldırılması zorunluluğunu da anlar.

spiro'ya göre beğensek de beğenmesek de, toplumumuzun değerlerini yerleştiren mekanizma şudur: çocuk, ana ve babası tarafından, en küçük yaşından itibaren "iyi" hareketleri için mükafatlandırılır, "kötü" hareketleri için cezalandırılır. çocuk ancak "iyi" hareketler yaparak dikkat çekebileceğini, sevgi ve şefkat göreceğini öğrenir. büyüdükçe, "iyi" hareketlerinin aynı zamanda ahlaka uygun, doğru, yapılması gereken hareketler olduğu kanısına varır. kısaca çocuk, ana ve babasıyla özdeşleştirme kanalıyla bir süperego kurmaya başlar, ailesinin "doğru" bulduğu değerleri yapar. toplumun "norm"u kişinin "değer"i haline gelir. o da çocuklarına aynı bilgileri aktaracaktır.

belirli bir kimsenin kültür veraseti, elde edebileceği kültürü sınırlandırmaz. bir kimse, karşılıklı etkileşimde yalnız kendi ailesiyle değil, başka ailelerle ve başka öğrenme kaynaklarıyla karşılaşır. kişi bunları kullanarak kendine genel kültürü bazen aşan bir kültür de yaratabilir.

batı'daki bağımsız şehirlerin medeniyetinde gelişmiş olan iyi şehirli fikri islam toplumlarında oldukça farklı bir şekil almaktadır. batı'da ikincil kuruluşların yarattığı tutumlar, alışkanlıklar, değerler islam toplumlarında yoktur.

batı'da ikincil yapıların yerine getirdikleri koruma fonksiyonunu doğu'da bir taraftan "ümmet" yapısı, diğer taraftan "ümmet" yapısına bağlı olarak "tarikat" yapısı görmektedir.

islami toplumlarda, batı toplumlarında çok daha önemli bir fonksiyonu olan "değer"lerin yerine normlar geçmektedir. kişisel planda tercihler daha azdır. insanlar, "dışa doğru" dönüktür. ne yapmaları gerektiğini, kendi vicdanlarıyla yaptıkları bir muhasebeden çok, toplum normlarında ararlar.

kimlik sorunlarının çözülmesi zor olduğu için, gençler genellikle kendilerine bir kimlik sağlayan kolektif toplum hareketlerinde erimeyi denerler.başka bir çözümde, fazla düşünmeyi icap ettirmeyen doktrin ve ideolojilere sarılırlar.

islami inançlardan biri, insanı, baskı ile karşı karşıya kaldığı zaman, kendi inançlarını saklayabilmek için baskıya uymasında bir sakınca olmadığı kanısıdır.

islam toplumunda yaratıcı olmanın bir diğer yolu da gazadır. işte bu sahada genişliğine yaratıcı olmak mümkündür. islam aleminin sınırlarını genişletmek, talanla zenginliklerini artırmak: bu tip faaliyet, insana, hem allah'ın yolunda yürümenin vicdani ferahlığını bağışlayacak ve hem de yeryüzünde kendisine maddi bir karşılık sağlayacaktır. böylece, gazi olmak islam toplumlarında baştan itibaren heves edilen bir aşamadır. gerek kişiyi toplumun dar iktisadi çerçevelerinden çıkarması, gerek üstün bir islami başarı temsil etmesi bakımından islami toplumda yaratıcı olmanın en başarılı şekli gazi olmaktır. osmanlı imparatorluğu, bilhassa bu gibi, harpten başka bir geçiş vasıtası olmayan asker kümelerinin akıllıca kullanılmasından doğan bir yapıdır.

islam toplumundan sıyrılabilmenin bir tek yolu vardır: o da alternatif bir islami toplum kurmaktır. sufilik, bunun yollarından biri olmuştur.

orta asya türkleri islamiyete geçtikleri sıralarda islamiyetin, kendi göçebe yapılarına uymayan özelliklerini kolayca kabul etmediler. bilhassa kadın-erkek ayrılığı, şarap yasağı gibi normlar kendilerince kolay benimsendi. orta asya'dan şamanlıkla karışık gelen inançlara en yakını sufilikti.

bilhassa halk arasında tarikat yapısıyla birlikte dinsel kültüre paralel olan heterodoks bir kültür gelişmiştir. halk arasında osmanlı devlet sınıfının iranlılaşmış edebiyatının yerine ilahiler rağbet bulmuş, yunus emre ona en yakın yazar tipi olmuştur.

anadolu'da revaçta olan evliyalara tapma, böylece sufilikle birleşti ve sokaktaki adamın, anadolu'nun, kültürü haline geldi. bu inancın önemli özelliklerinden biri dünya nimetlerinden uzak kalma ideolojisiydi.

tarikatların uzun vadedeki etkilerinin en önemlisinin osmanlı imparatorluğu'nun batışıyla ortaya çıktığını söyleyebiliriz. bu etki, gibb'in işaret ettiği gibi, tevekküldür. gizemciliğin insanları bu dünyanın ötesinde işaretler aramaya sevkeden eğilimi, osmanlı imparatorluğu'nun gerilemesini "ilahların gazabı"na bağlamayı mümkün kılmıştır. halk katlarında tarikatların ve sufiliğin, daha az entelektüel, daha somut şeklinin etkisi osmanlı imparatorluğu'nun ilahi bir gazap dolayısıyla battığı fikriyle sonuçlanmıştır.

halkın islami, ideolojik gözlükleri, kendilerinin gerilememizi çok özel bir şekilde yorumlamalarına yol açmıştır. yukarıdaki görüş açısı bugün bile halk arasında ve özellikle 6-7 eylül olaylarında rastlanan "gerici" tutum ve buna benzer olayları anlamamız bakımından bir ipucu temin etmektedir. çok muhtemeldir ki, halk inançlarının sufiliğe ve tarikatlara en yakın olan bölümlerinde en çok bu tip olaylara rastlanacaktır. bu itibarla kubilay olayının nakşibendiler tarafından yapılmış olması bir rastlantı değildir.

baron de tott: ticaret yapıp da tutumları sayesinde zengin olan, fakat nüfuzlu kimseler sınıfının dışında tutulması gerekenlerden başka, türkler ancak memuriyetler sayesinde zengin olurlar. bunları, yine aynı yoldan yükselmiş bulunan "büyüklerin" kayırması sayesinde elde ederler. servetleri, açgözlülüklerinin biriktirdiği, korkunun gömdüğü, tantananın çarçur ettiği, rastlantının yenilediği sermayeler halindedir.

polisin görevi kamu düzenini korumak olduğu kadar ya da ondan daha çok, kamuyu denetim altında tutmaktı.

türk iktisadi yapısının biçimlenmesinde "arpalık" mükafatları önemli gizli bir değişken olmuştur. türkiye'de devlet, "yüksek memurlarına her zaman iktisadi fırsatlar sağlamıştır; akıllıca kullanılırsa, bunlar, özel teşebbüsçülük için doğrudan doğruya işe atılmaktan daha iyi bir atlama taşı olmaktadır. bu, maaşların yüksek oluşundan değildir. gerçekte devlet hizmeti yapanlara verilen maaş yetersizdir. fakat bürokrasi ile ilişkiler, iş hayatında şart olan kapıları açmaktadır. türkiye'de özel sektörde başarı göstermenin en iyi yolu devlet memuru olarak başlamaktır.

yeni düzen kişinin ruhsal dengesini sağlayıcı yeni bir mekanizma sağlamadıkça, üfürükçü de, dünyayı boynuzunun üzerinde tutan öküz de halk inançlarından kalkmayacaktır.

islamiyette, seçkinler dini-halk dini şeklinde başlangıçtan beri bir ayrılık olmuştur. allah'ın kapsayıcılığı ve kişilerin allah önünde eşitliği anlayışı bu ikiliği kapatma fonksiyonunu görür.

converse'e göre, ideolojik yapının ayırıcı niteliği bir fikrin beraberinde belirli diğer fikirleri getirmesidir. bu "beraber getirme" ancak eğitim ve statü bakımından çok ilerde olan kimselerde bulunur.

islamın en önemli şartının birlikte namaz kılmak olduğuna inananlar aynı zamanda şunlara inanmaktadırlar:
- mahalle kişinin ahlakını kontrol etmelidir.
- çocuklara din öğretilmelidir.
- insanın arkadaşlarının dindar olması önemlidir.
- şehirlerdeki devlet memurları çoğunlukla dinsizdir.

halk tabakalarındaki kişi yöntem yolu olarak halk kültürünün ve dininin verdiği imkanları kullanıyorsa bunun pratik bir nedeni vardır. halk kültürü, bütün "hurafe"leri bir yana, çıkarlarına daha kısa yoldan yanıt vermektedir. okula gitmenin sağlayacağı imkanların kapalı olduğu yerde kişi kuran kursu yolunu seçecektir. seçkinlerinin çok uzak oldukları bir kültürde kişi "halk seçkini" -mesela nurcu- olmayı deneyecektir. doktorun halka yaklaşamadığı hastanenin etrafında üfürükçüler zengin olacaktır.