pablo neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pablo neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.04.2021

buğdayın türküsü

pablo neruda


halkım ben, parmakla sayılmayan
sesimde pırıl pırıl bir güç var
karanlıkta boy atmaya
sessizliği aşmaya yarayan

ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
tohuma dururlar yeniden
ve halk, toprağa gömülü
tohuma durur bir yerde
buğday nasıl filizini sürer de
çıkarsa toprağın üstüne
güzelim kırmızı elleriyle
sessizliği burgu gibi deler de
halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde

26.03.2019

zafer

pablo neruda


basitlik, benimle kal, doğumuma yardım et
türkü çağırmayı bir daha öğret bana
erdem ve doğruluğun bir seli belirgin, saydam bir zafer

2.02.2019

birçok kez

pablo neruda


dünyaya birçok kez gelmişim
yok olmuş yıldızların dibinden
ellerimde tuttuğum
ölümsüzlük bağlarını dokuyarak
şimdi öleceğim yeniden
vücudumu örten toprağa sarınarak

3.11.2018

yürekte ispanya

pablo neruda

denizden ve adalardan da engindir insan.

"bütün bilim aslında günübirlik düşüncenin bir çeşit arınmasından başka bir şey değildir." (albert einstein)

"hiçbir çıkar ummadan, kişisel ölüme karşı kazanılmış bir zafer; hayattır neruda'nın türkülerinin içeriği. kendi içinde yeniden doğar; doğuşuyla da anaerkil maddeyi yeni bir kavrayışla ele alır. o ananın oğludur; ve doğal olan her şey -toz, bitki, hayvan, insan- kardeşidir, kılavuzudur. karamsar anlarında kendi kendine sormuştur neruda: insan nedir? diye, sürüp gidebilen, yok edilemeyen hayat nerede? diye. yalnız ölüler yanıtlamıştır bu sorusunu. ama sonraları, "macchu picchu doruklarında", anaerkil amerika'nın yüreğinde, beynindeyken görüşüyle karşılaşmıştır. mısır koçanı yükselmiş sonra alçalmıştır yine; su uçmuş, ve sonra karla inmiştir; kil ile boyanmış eli kilden çıkmış ve kil ile bir olmuştur yine; insanın ve yıldırımın beşiği birdir. sevgiyle, "yeryüzüyle kanatlanmış minicik hayat"la var olabilmiştir. bir ölüm ve bir hayat vardır: ne sizin hayatınız, ne benimki, ama her varlığın, her şeyin hayatı timsahın anasının, taç yapraklarının, su zambağının, bizim seslerimizle konuşan, damarlarımızda kanları akan geceyle ve yağmurla kararmış binlerce bedenin hayatı.

doğa orada çarptı beni, sert viski içmişim gibi. on yaşında bile değildim, ama bir ozandım daha o zamandan.

şiire adım adım yaklaştık, bu dünyanın varlıkları, şeyleri arasından: sevginin kör bir uzantısında var olan her şeyin tümüne bir şey eklenmeden hiçbir şey çekip alınamaz.

montesinos eski ispanyol barokundan söz ederken, "kendine hiçbir şeyi çok görmemenin sanatıdır." demişti.

10.10.2017

şiirler

pablo neruda



neredeydin diye sorma
derim ki "işte öyle"
topraktan söz etmeliyim kendini yok eden
ben yalnızca kuşların yitirdiği şeyleri bilirim
geride kalan denizi, kız kardeşimin ağlayışını

bu gece en hüzünlü şiirleri yazabilirim

eski bir karanlık ve ormanlar soyundan geliyorum
ama tıpkı bir kuyudaymış gibi iki büklüm girip
kör bir adam gibi el yordamıyla
yolumu bulmaya çalışırken topraklarımda
adımlarıma yön verecek parmaklıklar yoksa da
vardır senin gülünün büyümesi evimde
içimde büyümeyi sürdürüyorsun
köklerin çok derinde

yapraklarında parmak uçlarımı yakmadan
gözlerine dokunmam olanaksız

yatağını aşındıran nehir
birbirine dolanmış çıplak ağaç köklerini
nasıl koruyarak büyürse
sen de onlar gibi büyürsün bende

ellerinin tomurcuklanan karanfil
ve gümüşsü leylak olduğunu biliyordum
küreğinle ve fide toprağıyla nasıl çalıştığını
ama daha derine, daha dibine indiğini
taşları ayıklayıp köklere vardığını gördüğüm zaman
bildim ki, küçük bahçıvan
senin yürek atışların da
ellerin kadar topraktan

bana elini uzattı
yapraksız ve meyvesiz
dallarının çatalını eğen yaşlı bir ağaç gibi
yazarken
bir kaderin atkısını ve çözgüsünü geri dokuyan eli
şimdi
günlerin, ayların, yılların ipince çizgileriyle oyulmuş
zaman kuraklığını yazmış yüzüne
kısır ve darmadağınık
sanki doğumunun bütün çizgi ve izlerini silmek ister gibi
ta ki, hava, gördüğünü bir anıt gibi dikinceye dek

sevmiyorum doğrudur yürek bu hala sever
sevmek kısa sürdüyse unutmak uzun sürer

şiir neye yarar çiyler için yazılmazsa
bu gece için yazılmazsa neye yarar
ya da korkunç acılarla kıvrandığımız günler için
bu gün batımı için yazılmazsa
şurda hızla atan yüreğiyle
kendini ölüme hazırlayan
şu yaşlı adamın durduğu
yıkık köşebaşı için yazılmazsa neye yarar
ama geceler var, federico
geceler yıldızlarla doludur
bir nehrin üstündedir yıldızlar
yoksul halkın üst üste yattığı
evler gibidir tıpkı
camlarında kurdeleler sallanan

acılardan daha büyük bir yer yoktur
bir tek evren var, o da kanayan bir evren

halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde

27.06.2012

kuruntular kitabı

pablo neruda


yaşamak
bir yalnızlığı öbürüne varmak için
çoğul duymak kendini
ve yeniden doğmak bir başına

sürdürmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık

yaşayamam yine de
fışkırıp durmazsa içimde ekinler
filizler ilkin, toprağı delip geçen
varmak için ışığa
ama karanlıktır toprak ana
karanlıktır benim derinlerim
sularda bir kuyu gibiyim ben
ardında yıldızlar bıraktığı gecenin
ve kırlarda yapayalnız sürüp gittiği

döndüm eve daha yaşlanmış
dünyayı kat ettikten sonra

sonunda düşeriz zamanda, bitmiş
alır bizi zaman, hepsi bu, biz ölüleri
sürüklenip gideriz varlıksız, gölgesiz
tozsuz, kelimelersiz, kalan kalır
ve artık yaşamayacağımız şehirde
bomboş kalır her şey, giysilerimiz, gururumuz

herkes bir şey satmak derdinde
kimse sormadı kimsin diye

artık bir şey sormuyorum kimseye

ne zaman ki başladı işkenceye
korları gizemli aşkın
ne zaman ki acı çektim
uykudayken, uyanıkken
aşktan ve acımadan
kesildi dostlar kervanı
çekip gittiler develeriyle

kendine kanlı canlı bir kız bul
ve bu saçmalıklardan kurtul

o kadar az biliyoruz ki
o kadar çok sanıyoruz ki
öyle yavaş öğreniyoruz ki
sorular sorup ölüyoruz

daha geniş bir uzay yok bu acıdan
hiçbir evren yok bunun gibi kanayan

sokağın ortasında uyandım
uzak güneyden kuşlar geliyordu
rüzgarda sesler çıkararak

gün boyu, sıra sıra
tüylerden bir donanma
yüreği çarpan
bir gök gemisi
geçip gitti
minicik sonsuzluğundan
pencerenin, arayıp sorduğum
çalıştığım, gözleyip beklediğim

çok ölümden doğdum
çok keder ısırdı beni
bir mutluluğu
öbürüyle değiştim
ama derinlerde, içimde
o yitik göldeki gibi
bir kuşun hayali yaşar
unutulmaz bir meleğin
gün ışığını dönüştüren
gözalıcı varlığıyla
gülden devinimiyle

küçük bir sarı tanrı
geçti kavaklar arasından
geçti rüzgar gibi hızlı
yüksekte bir ürperti bırakarak
saf taştan bir flüt
dikey sudan bir iplik
ilkbaharın kemanı
rüzgarda bir tüy gibi
geçti, küçük yaratık
günün nabzı, toz, polen
belki hiçbir şey; ama titreyip durdu
ışık, gün, altın

ölür bitki, gömülür yeniden
toprağa döner insanın ayakları
yalnızca kanatlar kaçar ölümden

geçmiş yaşamların
ve geçmiş zaman keşiflerinin akışında
kötü havaların bir yaratığıydım
bir ceset olarak kaldım şehirde
alışamam duvardaki nişe
fundalığı isterim ben, şaşkın
güvercinleri, balçığı, sayıklayışını
muhabbetkuşlarından bir dalın
amansız yüksekliklerin tutsağı
akbabanın hapishanesini
çantaçiçekleriyle süslü
sarp geçitlerin en eski çamurunu

ben, halkın şairi
bir taşralı, kuşbaz
koşturdum dünyada yaşamı arayarak
kuş kuş tanıdım toprağı
keşfettim ateşin uçtuğu yeri
enerji kaybını
ve ödüllendirildi benim yansızlığım
kimse bir şey ödemediyse de bunun için
çünkü ruhuma bastım o kanatları
ve kıpırtısızlık hiç tutunamadı bende

24.06.2012

kuşlar sanatı

pablo neruda


sokağın ortasında uyandım
uzak güneyden kuşlar geliyordu
rüzgârda sesler çıkararak

gün boyu, sıra sıra
tüylerden bir donanma
yüreği çarpan
bir gök gemisi
geçip gitti
minicik sonsuzluğundan
pencerenin, arayıp sorduğum
çalıştığım, gözleyip beklediğim

çok ölümden doğdum
çok keder ısırdı beni
bir mutluluğu
öbürüyle değiştim
ama derinlerde, içimde
o yitik göldeki gibi
bir kuşun hayali yaşar
unutulmaz bir meleğin
gün ışığını dönüştüren
göz alıcı varlığıyla
gülden devinimiyle

küçük bir sarı tanrı
geçti kavaklar arasından
geçti rüzgâr gibi hızlı
yüksekte bir ürperti bırakarak
saf taştan bir flüt
dikey sudan bir iplik
ilkbaharın kemanı
rüzgârda bir tüy gibi
geçti, küçük yaratık
günün nabzı, toz, polen
belki hiçbir şey; ama titreyip durdu
ışık, gün, altın

ölür bitki, gömülür yeniden
toprağa döner insanın ayakları
yalnızca kanatlar kaçar ölümden

geçmiş yaşamların
ve geçmiş zaman keşiflerinin akışında
kötü havaların bir yaratığıydım
bir ceset olarak kaldım şehirde
alışamam duvardaki nişe
fundalığı isterim ben, şaşkın
güvercinleri, balçığı, sayıklayışını
muhabbet kuşlarından bir dalın
amansız yüksekliklerin tutsağı
akbabanın hapishanesini
çanta çiçekleriyle süslü
sarp geçitlerin en eski çamurunu

ben, halkın şairi
bir taşralı, kuşbaz
koşturdum dünyada yaşamı arayarak
kuş kuş tanıdım toprağı
keşfettim ateşin uçtuğu yeri
enerji kaybını
ve ödüllendirildi benim yansızlığım
kimse bir şey ödemediyse de bunun için
çünkü ruhuma bastım o kanatları
ve kıpırtısızlık hiç tutunamadı bende

15.06.2012

unutmak yok

pablo neruda


neredeydin diye sorma
derim ki "işte öyle"
topraktan söz etmeliyim kendini yok eden
ben yalnızca kuşların yitirdiği şeyleri bilirim
geride kalan denizi, kız kardeşimin ağlayışını

neden bu kadar çok bölge var
neden bir gün başka bir günle birleşir
karanlık gece birikir ağızda, neden
neden ölüler vardır

nereden geldiğimi sorarsan
kırık nesnelerle konuşmam gerekecek
acı kap kacakla
kocaman hayvanlarla çürüyüp kokuşmuş
ve çorak yüreğimle

aklıma gelenler anılar değildi
unutulmuşlukta uyuyan sarı güvercin de değil
yaşlı yüzlerdi
boğaza sarılmış parmaklardı
yapraklardan düşen damlalardı bir de
günün karanlığı geçti gitti
yaslı kanımızla beslenen
işte menekşeler, kırlangıçlar
işte bizi duygulandıran her şey
işte tatlı kartpostallar
zamanla sevimliliğin el ele dolaştığı

ama bu dişlerin ötesine geçmeyelim artık
sessizliğin kabuğuna geçmesin dişlerimiz
bilmiyorum çünkü nasıl yanıtlayacağımı
niçin bu kadar ölü var
niçin bu kadar çok deniz setleri
kırmızı güneşin yol yol çatlattığı
niçin gemi bordalarına vuran başlar

ve niçin bu kadar çoktur
öpüşleri gizleyen avuçlar
ve niçin bu kadar
unutmak istediğim
çok şey var

12.11.2010

uzun bir adam

ilhan berk

okunmayan kitap var olamaz.

montaigne: her insanda, insanlığın bütün halleri vardır.

"insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur."

yazmak mutsuzluktur. kendini mutlu sayan gerçek yazar yazmaz.

her şey yerinde doğrulanır. fırtına fırtına olduğunu bilmez. bilse de değişmez. bilmeye değer şeyin öğretilemeyeceğini de bilelim: us her şey değildir.

şiirde sözcüklerin bir anlamı yoktur, "kullanımları" vardır.

anlam türk şiirinin bir hastalığıdır.

bütün iyi yapılmış yemeklerde yapanın kendisinden bir şey vardır, bir çeşit yaratma. yemek de yaratma gibi bir kişilik işidir. pek öyle reçetesi yoktur, kişinin ekini sorunudur, sorun söz konusuysa.

anlatıya kavuşmuş her şey ölüdür.

cife-i dünya değil, kerkes gibi matlubumuz
bir bölük ankalarız, kaf-ı kanaat bekleriz (fuzuli)

yazdıklarımdan benim boyumu bosumu, sevdiğim yemekleri, kağıtları, kalemleri, harfleri, suları, hayvanları, kadınları, çocukları, bütün insanları, bütün nesneleri öğrensinler isterim. bu dünyada yaşadığımın bilinmesini istemektir bu. yaşama olayına sahip çıkmak.. yazmak, bu anlamda, önce kendimi, sonra da yeryüzünü var etmektir.

pablo neruda: oyuncakla oynamayan bir çocuk, çocuk sayılmaz.

nedir yaşamak? yaşamak benim için dünyayı algılamak, kavramak, bulgulamak, ona bir anlam vermektir. bunun için, yaşamak bu yolculuğa çıkmak, her şeyden önce de bunu göze almak, buna katlanmaktır. yani yaşamın kendisi gibi her gün uyanmak, her gün yenilenmek, büyümek.

şiir, minareden yere düşen bir taşın düşmeyip asılı kalmasıdır.

17.10.2009

siyah kuğu

pablo neruda

olay, puerta saavedra'da denize yakın bir yerde geçiyor.

budi gölü üzerinde kuğu avlıyorlardı. hem de gaddarcasına. kayıklarla gizli gizli yaklaşıyor, sonra birden son hızla küreğe asılıyorlardı.

kuğular tıpkı albatroslar gibi, uçuş durumuna kolayca geçemezler; önce su yüzeyinde kaya kaya uçmak zorundadırlar. uçuşun başlangıcında koca kanatlarını çok zor kaldırabilirler. böylece hemen yakalanır ve kalın sopalarla da işleri oracıkta bitirilir.

bir gün bana öyle bir kuğu getirdiler ki, canlıdan çok ölüye benziyordu. dünyada eşi bulunmayan bu kuş türünün en güzellerinden, siyah boyunlu kuğulardandı: kar beyazı bir karın ve siyah ipekliye bürünmüş bir boyun, turuncu bir gaga, kırmızı gözler.

bana verdiklerinde yarı ölü durumdaydı gerçekten. yaralarını temizledim ve boğazına küçücük ekmek ve balık kırıntıları tıkıştırdım. yediği her şeyi çıkarıyordu. bununla birlikte yavaş yavaş yara berelerinden kurtulmaya, benim kendisinin dostu olduğumu anlamaya başladı. ve ben de onun sıla özleminden kıvrandığını görüyordum giderek. bunun üzerine, bir gün koca kuşu kollarımın arasına alıp caddelerden geçerek ırmağa götürdüm. benim biraz uzağımda yüzüyordu. avlanmasını çok istiyor, ona dipteki çakılları, üstünde güneyin gümüş rengi balıklarının kayarcasına ilerlediği kumu işaret ediyordum. onun bakışlarıysa ta uzaklardaydı.

böylece her gün, yaklaşık yirmi gün boyunca, onu ırmağa götürüp getirdim. kuğu neredeyse benim boyumdaydı. bir öğle sonrası, yine oldukça dalgındı; yanımda yüzmeyi sürdürüyor, yeniden avlamayı öğretmek istediğim sivri sıçanlarla ilgilenmiyordu bile. çok sakindi o gün; eve götürmek için yeniden kollarımın arasına aldım. onu göğsümün hizasına getirerek tuttuğumda, bir şeridin, kol genişliğinde siyah bir hortumun, yüzümü hafifçe yalayarak yuvarlandığını hissettim. bu, onun yılan gibi kıvrılarak düşen uzun boynuydu.

böylece öğrendim ki, kuğular üzüntüden öldüklerinde, öldüklerini hiç belli etmiyorlardı.

16.05.2009

poetika

nazım hikmet

bugün, şiir dediğimiz ve vezinsiz, ölçüsüz, serbest yazıldığını iddia ettiğimiz şiirler de vezinli ve ölçülüdür. şiir, şekil bakımından, nesirden, ölçülü vezinli oluşuyla ayrılır.

şairin alim olması şart değildir ama, cahil olmaması şarttır.

şiir silahıyla yapılacak muhasebe, çok daha geniş meseleleri çok daha kısa, belki teferruatsız fakat kuvvetle, ana hattında vermek gibi bir imkana sahiptir.

doğru laf orijinal laftan daha değerlidir.

hikâye merakla okunmazsa hikâye değildir.

daktilo ile yazmak ne güzel şey; yeryüzünde mülkiyetini affedeceğim yegane istihsal aleti daktilo makinesidir.

"on şairlik bir çağdaş dünya şiiri antolojisi yapsanız nazım hikmet'i alır mısınız?"

pablo neruda: "tek şairlik bir çağdaş dünya şiiri antolojisi yapsam nazım hikmet'i alırım."