viktor emil frankl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
viktor emil frankl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.09.2017

mutluluk

andrey platonov: mutluluk yararlıdır.

boethius: ölümlü yaratıkların tek bir endişesi vardır. bunun için olağanüstü gayret sarf edip türlü türlü işlerin peşine düşer, farklı yollardan ilerler; ama yine de mutluluğun yegane amacına ulaşmak içindir tek çabaları.

charles dickens: zaman olur, cehalet saadettir.

demir özlü: nedir ki mutluluk? hayatta bir şeylerin gelip bulması seni, ummadığın şeylerin olması ya da saplantıların kendi kendini onarması. başka ne olabilir ki?

choderlos de laclos: bir gönülde uyandırılan mutluluk, bağların en güçlüsüdür; gerçekten bağlayabilen bir o vardır.

javier marias: insanların çoğu hazzı elde ettikleri zaman nasıl keyfini süreceklerini bilemezler.

wittgenstein: mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.

viktor emil frankl: mutluluk sadece kişinin kendi aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

walter benjamin: mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.

18.08.2017

auschwitz

viktor emil frankl

insanı en çok yaralayan şey fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.

auschwitz toplama kampında fiziksel ve zihinsel yaşamın olabildiğince ilkelliğe zorlanmasına karşın, tinsel yaşamın derinleşmesi olasıydı. zengin bir entelektüel yaşama alışmış olan duyarlı insanlar daha çok acı çekmiş olabilirler -bu insanlar çoğunlukla hassas bir yapıya sahipti- ancak benliklerinin maruz kaldığı hasar daha az olmuştur. bu insanlar, çevrelerindeki dehşet verici dünyadan kopup içsel zenginlikten ve tinsel özgürlükten oluşan bir dünyaya çekilebilmişlerdir.

ortalama olarak, sadece yıllar boyunca o kamptan bu kampa taşınan, varoluş mücadelesinde bütün ahlak değerlerini kaybeden tutuklular yaşayabiliyordu. bu tutuklular kendilerini kurtarmak için dürüst olsun olmasın her yola, her türlü acımasız güce, hırsızlığa, dostlarına ihanete başvurmaya hazırlardı. birçok şanslı olayın ya da mucizenin yardımıyla geri dönmeyi başaran bizler biliyoruz: en iyilerimiz dönmedi.

"dünyanın bir şaka olduğunu anlamalısın. adalet diye bir şey yoktur, her şey rastlantıdır. ancak bunu kavradığın zaman kendini ciddiye almanın ne kadar aptalca olduğunu anlayacaksın. evrende büyük amaç diye bir şey yok. evren sadece evrendir. bugün ne yapacağın konusunda verdiğin kararda özel bir anlam yok."

11.08.2017

sevgi

susanna tamaro: sevgi özendir.

andrey platonov: sevgi, yokluk ve kederden oluşur. insan hiçbir şeyin yokluğunu çekmese ve kederlenmese başka bir insanı sevmezdi hiç.

alain de botton: sevgi, bir kişinin başka bir kişinin varlığına gösterdiği saygı ve hassasiyettir.

gustave flaubert: insanın sevdikleriyle yaşayamamasından sonra en büyük işkence, sevmedikleriyle yaşamasıdır.

nick cave: sevgi yapıştırıcıların kralıdır. dünyanın kalbinin atmasını sağlar.

juli zeh: hayatta en önemli şey sevgidir. sevgi doğadır, özgürlüktür; kadınlar, balık tutmak, düzeni bozmaktır. farklı olmaktır. düzeni daha da bozmaktır.

viktor emil frankl: insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

philipp vandenberg: sevgi her zaman bir yolunu bulur.

charles dickens: bütün gözler buz gibi bakışlarla başka yöne çevriliyken sevgi ve şefkat yüklü sessiz bir bakış -herkes bizi yüzüstü bıraktığı sırada tek bir kişinin duygudaşlığına, sevgisine mazhar olduğumuzu bilmemiz- en derin elem kuyusunda hiçbir servetin satın alamayacağı, hiçbir iktidarın başedemeyeceği bir tutamaktır, bir destek, bir tesellidir.

"sevgi, özgürlüğün çocuğudur, hiçbir zaman tahakkümün değil." (via erich fromm)

hermann hesse: sevgi avuç avuç dilenilebilir, para pulla satın alınabilir, armağan olarak sunulabilir sana, sokakta bulunabilir; ama haydutlukla ele geçirilemez.

18.05.2017

insanın anlam arayışı

viktor emil frankl

insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. sevilen kişinin gerçekte orada olmaması, yaşayıp yaşamaması bir anlamda önemli olmaktan çıkar.

başarıyı amaçlamayın. bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır.

spinoza: büyük olan her şey ender bulunduğu gibi, kavranması da zordur.

anlamlı olan sadece yaratıcılık ya da zevk değildir. eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa acıda da bir anlam olmalıdır. acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz.

dostoyevski: beni korkutan tek bir şey var: acılarıma değmemek.

insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.

lessing: aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur.

insan, kendi acıları yoluyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı karşıyadır.

bismarck: yaşam, bir dişçiye gitmeye benzer. her an, daha kötüsünün henüz yaşanmadığına inanırsınız; oysa zaten yaşanmış bitmiştir.

hiçbir insan ve hiçbir kader, bir başka insanla ya da kaderle kıyaslanamaz. hiçbir durum kendini tekrarlamaz ve her bir durum farklı bir tepki gerektirir. her durum kendi eşsizliğiyle ayırt edilir ve eldeki durumun getirdiği soruna her zaman için sadece bir doğru yanıt vardır.

ikinci defa yaşıyormuşçasına ve ilk kez şimdi yapmak üzere olduğunuz gibi hatalı hareket etmişçesine yaşayın.

spinoza: acı duygusu, buna ilişkin net ve kesin bir tablo oluşturduğumuz an acı olmaktan çıkar.

2.08.2016

duyulmayan anlam çığlığı

viktor emil frankl

insanlığımızı gösteren en iyi şey mizahtır.

mutluluk sadece kişinin kendi aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

"kişi, yaşamın anlamını veya değerini sorguladığı an, hastadır." der freud. ama ben, yaşamın anlamını merak eden bir insanın, ruh hastalığını dışavurmaktan çok, insanlığını kanıtladığına inanıyorum.

pascal: kalbin, mantığın bilmediği kendi nedenleri vardır.

alkol mutsuzluğunuzun ortadan kalkmasını sağlar; ama mutsuzluğun nedeni olduğu gibi kalır.

abraham maslow: sevemeyen insanlarla sevebilen insanların seksten aldıkları haz aynı değildir.

brain goodwin: tıpkı bazen iyi ilacın tadının kötü olması gerektiğine inanılması gibi, insanların, şundan veya bundan başka bir şey olmadıklarını görmeleri iyi gelir.

ernst bloch: bugün insanlar, daha önce sadece ölüm yatağında yüz yüze geldikleri düşüncelerle karşı karşıyadır.

albert camus: gerçekten ciddi olan bir tek sorun vardır: yaşam, yanamyana değer mi, değmez mi?

robert jay lifton: insanların öldürmeye en yatkın olduğu durumlar, anlamsızlık duygusunun altında ezildikleri durumlardır.

kim adams: gerçek sporcu sadece kendisiyle rekabet eder.

karl jaspers: dünya, çözmek zorunda olduğumuz bir şifreyle yazılan bir kitap değildir; hayır, dünya, yazmak zorunda olduğumuz bir defterdir.

11.08.2013

paradoksik niyet

viktor emil frankl

paradoksik niyet ve düşünce odağını değiştirme, logoterapi çerçevesinde geliştirilen iki tekniktir. paradoksik -çelişik- niyet, saplantılı-zorlanımlı ve fobik olaylarda etkili bir terapi yöntemidir.

belli bir semptom, hastada, tekrar ortaya çıkabileceği konusunda korkulu bir beklenti yaratır. ancak korku, her zaman için tam da korkulan şeyi yaratma eğilimi gösterir ve bu nedenle beklenti kaygısı, hastanın olmasından korktuğu şeyi tetikleme eğilimi gösterir. böylece kendini sürdüren bir kısır döngü olarak fobi semptomu kamçılar ve semptomun yeniden ortaya çıkması fobiyi pekiştirir.

1. dün bir sınava girmem gerekiyordu ve sınavdan yarım saat önce, kelimenin tam anlamıyla korkudan donup kaldığımı hissettim. notlarıma baktım, kafamın içi boşalmış gibiydi. uzun süre çalıştığım konular bana tamamen yabancı geliyordu; bu nedenle paniğe kapıldım: "hiçbir şey hatırlamıyorum! sınavı geçemeyeceğim!" dakikalar ilerledikçe, korkumun arttığını, notlarımın daha çok yabancı gözüktüğünü, terlediğimi, notlara her göz atışımda korkumun arttığını söylemeye gerek yok. sınavdan beş dakika önce, bu ruh halimin sınavda da devam etmesi halinde başarısızlığın kesin olduğunu biliyordum; sonra sizin paradoksik niyet teorinizi hatırladım. "nasıl olsa başarısız olacağım için, başarısız olmak için elimden geleni de yapabilirim!" dedim kendime. "bu profesöre öyle kötü bir kağıt vereceğim ki günlerce kafası karışacak. kağıdı tam bir laf salatasıyla dolduracağım ve sorulara kesinlikle ilgisiz cevaplar yazacağım. ona, bir öğrencinin sınavda gerçekten nasıl başarısız olabileceğini göstereceğim. bu, onun meslek hayatında aldığı en aptalca kağıt olacak." bu düşüncelerle oyalanırken sınav saati gelmişti ve ben kahkahalarla gülüyordum. ister inan ister inanma, her soru bana çok anlamlı gelmişti; rahatlamıştım ve garip gelebilir ama, havam müthişti! sınavdan en iyi dereceyle geçtim. paradoksik niyet hıçkırıkta da işe yarıyor. hıçkırmaya devam etmeye çalışırsanız hıçkırık ortadan kalkacaktır.

2. kırk yaşındayım ve en az on yıldır bir nevrozdan muzdaribim. 18 ay psikiyatrik yardım aldım ama aradığım rahatlamayı bulamadım. verdiğiniz bir konferanstan sonra, birisinin size uçma korkusunu nasıl yeneceğini sorduğunu duydum. benim de böyle bir fobim olduğu için dikkatle dinledim. paradoksik niyet tekniğiyle, ona, uçağın infilak ederek düştüğünü ve kendisinin paramparça olduğunu hayal etmesini söylediniz. bir ay kadar sonra dört bin kilometrelik bir yolu uçmam gerekiyordu ve her zamanki gibi korkuyordum. ellerim terliyor, kalbim çarpıyordu; o adama verdiğiniz öğüdü hatırladım. uçağın infilak ettiğini, bulutlardan aşağı doğru süzüldüğümü hayal ettim. fanteziyi bitiremeden, birdenbire, çok sakin olduğumu ve sonuçlandırdığım bazı işleri düşündüğümü fark ettim. fanteziyi birkaç defa daha denedim ve kendimi yerde bir kan birikintisinin içinde görene kadar devam ettim. uçak indiğinde sakindim; hatta yeryüzünün kuşbakışı manzarasından zevk almıştım.

3. bir adam, gece yatağa girmeden önce ön kapıyı kontrol etme zorlanımından şikayetle toplum ruh sağlığı merkezine gelmişti. iki dakika içinde kapıyı on kere kontrol etmeye zorlandığı bir noktaya gelmişti. bundan kurtulmak için kendine telkin verdiğini ama işe yaramadığını söylüyordu. ondan, iki dakika içinde kapıyı kaç kere kontrol edebileceğini görmesini, yeni bir rekor kırmaya çalışmasını istedim. ilk önce aptalca buldu ama üç gün sonra zorlanım diye bir şey kalmamıştı.

4. 19 yaşında dikkatli bir kolej öğrencisi olan linda t. randevu kartına, evde ebeveynleriyle bazı sorunları olduğunu yazmıştı. konuşmak için oturduğumuz zaman çok gergin olduğunu açıkça görüyordum. kekeliyordu. doğal tepkim, "rahatına bak, bir şey yok" gibi olurdu ama geçmiş deneyimlerime dayanarak, ondan rahatlamasını istemenin gerginliğini artırmaktan başka bir işe yaramayacağını biliyordum. bunun yerine tam tersini yaptım. "linda, olabildiğince gergin olmanı, olabildiğince tedirgin davranmanı istiyorum." dedim. "tamam" diye karşılık verdi, "tedirgin olmak benim için kolay bir iş." parmaklarını birbirine geçirmeye, sanki titriyormuş gibi ellerini sallamaya başladı. "bu iyi" dedim, "ama daha tedirgin olmaya çalış." durumdaki mizahı açıkça görüyordu. "gerçekten tedirgindim ama artık olamıyorum." dedi. "garip ama gergin olmaya çalıştıkça gerginliğim azalıyor."

5. isteri teşhisi konan 48 yaşındaki bayan n. titreme nöbetleri geçiriyordu. bir fincan kahveyi dökmeden tutamayacak kadar fazla titriyordu. yazamıyor, kitabı okuyabilecek kadar sabit tutamıyordu. bir sabah odama geldi; masanın karşı tarafında oturduğu yerde titriyordu. çevrede başka hasta olmadığı için, paradoksik niyeti gerçekten mizahi bir tarzda kullanmaya karar verdim:

"titreme konusunda benimle yarışabilir misiniz bayan n?"

(şok olmuş durumda) "ne?"

"bakalım kim daha hızlı ve uzun süre titreyecek?"

"siz de mi titremekten şikayetçisiniz?"

"hayır, böyle bir rahatsızlığım yok; ama istersem titreyebilirim." (titremeye başladım)

"ah, daha hızlı titriyorsunuz." (hızlanmaya çalışıyor ve gülümsüyor)

"daha hızlı, bayan n., hadi, daha hızlı."

"yapamıyorum." (yorulmaya başlıyor) bırakalım. artık yapamayacağım. (ayağa kalktı, salona gitti ve kendine bir fincan kahve aldı ve tek damla dökmeden içti.)

"eğlenceli, değil mi?"

6. bir lise öğrencisi olan vicki odama geldi. ağlayarak, diğer derslerinin tamamında a'lık bir öğrenci olmasına rağmen, konuşmada başarısız olduğunu söyledi. konuşmak için her ayağa kalktığında daha çok korktuğunu ve sınıfta konuşamaz, ayağa kalkamaz hale geldiğini anlattı. beklenti kaygısı olduğunu gösteren birçok belirti vardı. rol yapma yöntemini önerdim; o konuşmacı oldu, ben izleyici oldum. üç gün boyunca rol yapma için pozitif pekiştirmeli bir davranış değiştirme tekniği kullandım. hedef olarak, sınıftaki ilk başarılı konuşmasından sonra kampüs dışında bir gece geçirmeyi kararlaştırdı, bu çok istediği bir şeydi. ertesi gün sınıfta konuşmasını yapamadı ve hıçkırarak odama geldi. davranış değiştirme yaklaşımı sonuç vermediği için paradoksik niyet tekniğini denedim. vicki'den, sınıfa, ne kadar korktuğunu göstermesini, bu amaçla sınıfta olabildiğince ağlamasını, titremesini ve terlemesini istedim ve bunun nasıl olacağını gösterdim. konuşması sırasında ne kadar korktuğunu göstermeye çalışmış ama becerememiş. bunun yerine öyle bir konuşma yapmış ki hocası a vermiş.

7. liverpool'lu genç bir kekemeyi görmem istenmişti. öğretmen olmak istiyordu ama öğretmenlik kekemelere göre bir iş değildi. en büyük korkusu ve tasası, kekelediği zamanki utancıydı; bu nedenle ne zaman konuşmak zorunda kalsa, yoğun ruhsal acılar yaşıyordu. söyleyeceği her şeyi daha önce kafasında prova ediyor, daha sonra söylemeye çalışıyordu. daha sonra bundan ürkütücü ölçüde utanıyordu. bu genç adamın, daha önce yapmaya korktuğu bir şeyi yapması sağlanabilirse sonuç alınabilirdi. hastaya şu telkini verdim: "bu hafta insan içine çıkacak ve onlara ne kadar tatlı, iyi bir kekeme olduğunu göstereceksin. ve tıpkı önceki yıllarda düzgün konuşmayı beceremediğin gibi, şimdi de bunu beceremeyeceksin." ertesi hafta geldiğinde neşesi yerindeydi; çünkü konuşması çok daha iyiydi. "ne oldu dersiniz?" diye söze başladı. "bazı arkadaşlarla bara gitmiştik. içlerinden birisi, benim kekeme olduğumu sandığını söyledi, ben de öyleydim dedim. hepsi bu!"

8. martin buber konusundaki bir seminere ilişkin ilk toplantıda ayağa kalkıp o noktaya kadar dile getirilen görüşlere tamamen karşı olduğumu söyledim. kendi görüşlerimi açıklarken aşırı ölçüde terlemeye başladım. aşırı terlemenin farkına varınca başkalarının terlediğimi görmesinden daha çok kaygılandım ve bu, daha çok terlememe neden oldu. o anda, terleme korkusu nedeniyle size gelen bir doktorun öyküsünü hatırladım ve "ben de benzer bir durumdayım." diye düşündüm. doktora verdiğiniz öğüdü hatırladım ve konuya ilişkin düşüncelerimi anlatmaya devam ederken, insanlara ne kadar çok terleyebileceğimi göstermeye karar verdim: "daha! daha! daha! bu insanlara ne kadar terleyebileceğini göster! göster onlara!" paradoksik niyeti uyguladıktan birkaç saniye sonra içimden güldüm ve tenimdeki terin kurumaya başladığını hissettim. sonuç beni şaşkına çevirmişti.

9. "uyku hapımı alabilir miyim?"

"üzgünüm, size bu gece hap veremeyeceğim; çünkü hiç kalmamış ve ben yeni ilaç getirmeyi unuttum."

"peki şimdi nasıl uyuyacağım?"

"sanırım bu gece hapsız denemek zorundasınız." (hasta, odasına çekilir, iki saat kadar yatağında kalır ve tekrar döner.)

"uyuyamadım."

"pekala, neden odanıza dönüp yatağa uzanmıyor ve uyanık kalmaya çalışmıyorsunuz? bakalım bütün gece uyanık kalmayı becerebilecek misiniz?"

"deli olduğumu düşünürdüm ama siz de az değilsiniz."

"bir süre için deli olmak eğlenceli. öyle değil mi?"

"gerçekten kast ettiğiniz bu mu?"

"ne?"

"uyanık kalmaya çalışmak."

"elbette bunu kastettim. gidip deneyin. bakalım bütün gece uyanık kalmayı başarabilecek misiniz. her turda size uğrayıp uyanık kalmanıza yardım edeceğim. tamam mı?"

"tamam."

ertesi sabah, kahvaltı yapması için uyandırmaya gittiğimde hala uyuyordu.

10. erkek, ilk önce kısa süreli bir ilişki kurduğu bir kızla, şimdi de susan'la iktidarsız olmuş. susan'ın, erkek arkadaşına, doktor bakımında olduğunu, doktorun kendisine ilaç verdiğini ve bir ay süreyle cinsel ilişkiden kaçınmasını tembihlediğini söylemesine karar verdik. ama birbirlerine fiziksel olarak yakın olabilir, fiili birleşme dışında her şeyi yapabilirlerdi. ertesi hafta susan işe yaradığını bildirdi.

11. son altı yıl içinde fred'in cinsel birleşmeyi uzatma yeteneği sürekli olarak azalmış. ona, erken boşalmayı dert etmemesini, nasıl olsa düzeleceğini, bu nedenle sadece kendini doyurmaya çalışması gerektiğini anlattım. birleşme süresini bir dakikaya indirmesini söyledim. yedi gün sonraki görüşmede fred, o hafta iki kere seviştiğini, beş dakikadan önce doruğa ulaşamadığını anlattı. ona, süreyi azaltması gerektiğini söyledim. ertesi hafta, ilkinde yedi dakika, ikincide on bir dakikaya çıkmıştı. denise (karısı), her ikisinde de doyuma ulaştığını söyledi. ondan sonra da bir daha geri dönme ihtiyacı duymadılar.

12. bay ve bayan y., bayanın jinekoloğu tarafından bana gönderilmişti. bayan y. birleşme sırasında acı duyuyordu. üç yıllık evliydiler ve bunun evliliğin başından beri sorun olduğunu söylediler. bayan y., bir katolik manastırında rahibeler tarafından yetiştirilmiş ve onun için cinsellik bir tabuymuş. ona, cinsel bölgesini gevşetmemeye, bunun yerine olabildiğince sıkmaya ve kocasının girişini imkansızlaştırmaya çalışması; kocasına ise girmek için olabildiğince zorlaması söylendi. bir hafta sonra geldiklerinde talimatlara uyduklarını ve ilk kez acısız bir sevişme yaşadıklarını bildirdiler. haftada bir kere olmak üzere sonraki üç görüşmede, semptoma rastlanmadı.

23.06.2013

logoterapi

viktor emil frankl

her çağın kendine ait ortak nevrozu vardır ve her çağ, bununla başa çıkmak için kendi psikoterapisine ihtiyaç duyar. günümüzün kitle nevrozu olan varoluşsal boşluk, özel ve kişisel bir nihilizm şekli olarak tanımlanabilir.

"logos", "anlam" anlamına gelen yunanca bir sözcüktür. logoterapi, insan varoluşunun anlamı kadar insanın böyle bir anlama yönelik arayışı üzerinde de odaklaşmaktadır. logoterapiye göre, kişinin kendi yaşamında bir anlam bulma arayışı, insandaki temel güdülendirici güçtür.

insanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, gerilimsiz bir durum değil, daha çok, uğruna çaba göstermeye değer bir hedef, özgürce seçilen bir amaç için uğraşmak ve mücadele etmektir. ihtiyaç duyduğu şey, her ne pahasına olursa olsun, gerilimi boşaltmak değil, onun tarafından yerine getirilmeyi bekleyen potansiyel bir anlamın çağrısıdır.

psikanaliz sırasında hastanın divana uzanıp bazen söylenmesi hiç hoş olmayan şeyleri anlatması gerekir. logoterapide ise hasta dik oturabilir; ama bazen duyulması hiç hoş olmayan şeyleri duyması gerekir.

logoterapi daha çok gelecek üzerinde, yani hasta tarafından gelecekte yerine getirilecek anlamlar üzerinde odaklaşır. gerçekten de logoterapi anlam merkezli bir psikoterapidir. aynı zamanda logoterapi, nevrozların gelişmesinde böylesine büyük bir rol oynayan bütün kısır döngülü oluşumları ve geri denetim mekanizmalarını odaktan çıkarır. böylece nevrotik bireyin tipik benmerkezciliği, sürekli olarak beslenmek ve pekiştirilmek yerine, parçalanma sürecine girer.

logoterapide hasta, yaşamının anlamıyla karşı karşıya getirilir ve gerçekte bu anlama yönlendirilir. ve hastanın bu anlamın farkına varmasını sağlamak, nevrozunu yenebilme yetisine oldukça katkıda bulunabilmektedir.

logoterapiye göre yaşamın anlamını üç farklı yoldan keşfedebiliriz:

1. bir eser yaratarak ya da bir iş yaparak
2. bir şey yaşayarak ya da bir insanla etkileşerek
3. kaçınılmaz acıya yönelik bir tavır geliştirerek

bunlardan ilki yani başarı yolu oldukça açıktır. yaşamda anlam bulmanın ikinci yolu, bir şey -iyilik, doğruluk, güzellik- yaşamak, doğayı ve kültürü yaşamak, son ve bir o kadar önemlisi de olanca eşsizliğiyle bir insanı yaşamaktır. yani onu sevmektir.

bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir. hiçbir kimse sevmediği sürece bir başka insanın özünün tam olarak farkına varamaz.

yaşamda bir anlam bulmanın üçüncü yolu, acı çekmektir. artık bir durumu değiştiremeyecek bir noktaya geldiğimiz zaman kendimizi değiştirme yoluna gideriz. acı, bir özverinin anlamı gibi, bir anlam bulduğu anda acı olmaktan çıkar.

logoterapinin temel ilkelerinden birisi, insanın temel uğraşının haz almak ya da acıdan kaçınmak değil, yaşamında bir anlam bulmak olmasıdır. insanın, elbette acısının bir anlamı olması koşuluyla, acı çekmeye hazır olmasının nedeni budur.

bütün bu acıların, çevremizdeki bunca ölümün bir anlamı var mı? çünkü eğer yoksa hayatta kalmanın kesinlikle hiçbir anlamı yok. çünkü anlamı böyle bir rastlantıya bağlı olan bir yaşam, nihai anlamda yaşanmaya değmez.

süper anlam kavramının ötesine geçen bir psikiyatrist, er ya da geç, altı yaşındaki kızımın beni şu soruyla utandırması gibi, hastaları tarafından utandırılacaktır: "neden 'iyi' tanrıdan söz ediyoruz?" kızımın bu sorusu üzerine, "birkaç hafta önce kızamığa yakalanmıştın ve iyi tanrı seni iyileştirdi." ne var ki küçük kız yanıtı yeterli bulmamıştı, hemen yapıştırdı: "peki, ama lütfen baba, unutma: her şeyden önce bana kızamığı gönderen o."

insan, tamamen koşullandırılmış ve belirlenmiş değildir; daha çok, ister koşullara boyun eğsin, ister karşı gelsin, kendini belirlemektedir. başka bir deyişle, insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. insan var olmakla yetinmez, bunun yerine her zaman için varoluşunun ne olacağına, bir sonraki anda kendisinin ne olacağına karar verir.

bir insanı, ona en küçük bir özgürlük kırıntısı bırakmayacak şekilde koşullandıracak hiçbir şey yoktur. bu nedenle, ne kadar sınırlı olursa olsun, nevrotik, hatta psikotik olaylarda bile insana bir parça özgürlük kalır. gerçekten de, hastanın en derinlerdeki çekirdeğine psikoz bile dokunamaz.

insan, bir şeyler arasında değildir; şeyler birbirini belirler ama insan nihai anlamda kendini belirleyen bir varlıktır. mevcut yetilerinin ve çevrenin sınırları dahilinde, neyse, onu kendinden yaratmıştır. örneğin toplama kamplarında, bu yaşayan laboratuvarda ve bu sınav alanında yoldaşlarımızdan bazıları domuz gibi davranırken, bazılarının da aziz gibi davrandıklarına tanık olduk. insanı içinde her iki potansiyel de vardır; hangisinin gerçekleşeceği koşullara değil, kararlara bağlıdır.

insan, auschwitz'in gaz odalarını icat eden varlıktır; ama dudaklarında duayla ya da shema yisrael ile gaz odalarına dimdik yürüyen varlık da insandır.

30.06.2009

uzun lafın kısası

lao-tzu:
 her şey apaçık, bulanık gören benim.

irvine welsh: köpek balıklarıyla yüzüyorsanız hayatta kalmanın tek yolu, içlerindeki en büyük köpek balığı olmaktır.

mario vargas llosa: en kötüsü, bu lanet ülkede her gün yaşanan o korkunç şeylere tanık olmaktır.

neval el-saadavi: bir erkek isyan bayrağını gökyüzüne kaldırsa bile bir çocuk gibidir.

soti triantafyllou: evlilik, tıpkı tüm bir ömrü hapiste, hastanede ya da manastırda geçirmek gibi anormal bir durumdur.

jules michelet: adalete karşı olan hiçbir şey devam edemez.

viktor emil frankl: insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.

muriel barbery: yoksulların nefret ettikleri bir şey varsa o da diğer yoksullardır.

rana dasgupta: bazı insanlar mükemmeliyetçidir. bu bir tutkudur onlarda. bir şeyi beş kez, on kez denerler, fark etmez. sonunda öyle yüksek bir standarda ulaşırlar ki, artık kimse onlarla baş edemez.

edmundo paz soldan: iflah olmaz bir istekle cenneti arayan huzursuz yaratıklarız.

balzac: iyi insanlar uzun zaman dünyada kalamazlar. gerçekten de büyük duygular bu bayağı küçük, yüzeysel toplumla nasıl bağdaşabilir?

franz kafka: evet umut var, çok umut var; ama bizim için değil.

30.04.2009

uzun lafın kısası

adam fawer: 
tüm fikirler deneyimlerden gelir ve bizi tanrı'ya inanmaya itecek hiçbir deneyim yoktur.

michel henry: medya, dokunduğu her şeyi çürütür.

irvin yalom: saf, benimsemeye dayalı, karşılıklı, eşit bir ilişki, ruhu kurtaran bir şeydir ve şifa bulmak için elimizde tuttuğumuz en büyük kudrettir.

manuel scorza: korktuğumuz sürece hep köle olarak kalırız.

marquis de sade: inanç gerçek bir ruh hastalığıdır, ne kadar çabalarsak çabalayalım asla düzelmez; kötülüklere sükunetle katlanmalarını sağlayacak safsatalar sunar bazılarına.

cevdet kudret: kazanç gökten inmez, bir başkasının kaybından kazanılır.

robert louis stevenson: hayattaki görevimiz başarılı olmak değil, cesaretimizi yitirmeden başarısız olmayı sürdürmektir.

stefan zweig: yeryüzünde hiçbir şey insan ruhuna hiçlik kadar baskı yapmaz.

a.l. kennedy: insanlar kiliseye gitmemeli; bir iyilik yapmak istiyorsanız onları deniz kenarına gönderin.

jean-claude carriere: kuralları uygulamakla yetinirseniz sürpriz, parıltı, ilham namına ne varsa uçar gider.

elsa morante: insanın hayatta amacı anlamaktır. devrime doğrudan giden yol, anlamaktır.

viktor emil frankl: dünyanın bir şaka olduğunu anlamalısın. adalet diye bir şey yoktur, her şey rastlantıdır. ancak bunu kavradığın zaman kendini ciddiye almanın ne kadar aptalca olduğunu anlayacaksın.

31.03.2009

uzun lafın kısası

charles dickens: 
kanayan bir kalple gülümsemek kolay değildir.

alain de botton: aşkın en büyük sakıncalarından biri, kısa bir süre için de olsa bizi mutlu etme tehlikesi taşımasıdır.

elsa morante: para olunca meryem ana bile satın alınır. tanrı baba bile.

victor hugo: kocanızdan başka bir adamı mı seviyorsunuz? öyleyse ona gidin. sevmediğiniz kişinin yanında onun fahişesi olursunuz; sevdiğiniz kişiyleyseniz onun karısı olursunuz. cinslerin birleşmesinde yasayı kalp yapar. özgürce sevip düşünün. kalanı tanrıyı ilgilendirir.

juvenalis: fiyatı ne kadar pahalı olursa aldıkları zevk o kadar büyük olur.

pierre schoendoerffer: bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır. ne israf!

nick cave: sevgi yapıştırıcıların kralıdır. dünyanın kalbinin atmasını sağlar.

yevgeni zamyatin: insanoğlu bir roman gibidir: son sayfaya gelinceye kadar nasıl biteceğini kimse bilemez. yoksa okumaya değmezdi.

spinoza: değerli olan her şey zor olduğu kadar enderdir de.

proudhon: yönetilmek; yetkileri de, bilgileri de, faziletleri de olmayan yaratıklar tarafından gözaltında bulundurulmak, casuslanmak, sürüklenmek, onların kanunlarına boyun eğmek, kurallarına başüstüne demek, güdülmek, tartaklanmak, damgalanmak demektir. 

viktor emil frankl: insanlığımızı gösteren en iyi şey mizahtır.

paulo freire: her gün dünyaya açık ol, düşünmeye hazır ol; söyleneni sadece söylendiği için kabul etmeye hazır olma, okuduğunu yeniden okumaya eğilimli ol. her gün sorgula, sor ve kuşku duy. en gerekli olanı kuşku duymaktır.

27.02.2009

uzun lafın kısası

j.p. donleavy: eldeki bir çift iyi taşak, çalılıktaki bir çük kadar iyidir.

juvenalis: yüksek mevkilerde sağduyuya az rastlanır.

ayşegül devecioğlu: savaşmayı bilmeyen yürek bağışlamayı da bilmez. intikam alacak cesaretin varsa bağışlayacak merhametin de vardır.

enid bagnold: yalnızlığın hiçbir şeye ihtiyacı yok; o her şeyi öğretir.

m. bilgin saydam: insanlar kendi oluşturdukları, tanımladıkları ve değişik anlamlarla bezedikleri öznel sistemlerinde yaşar, duyar, düşünür ve davranırlar.

george sand: yaşadığımız çağdan ne kadar ilerde olursak ondan o kadar ıstırap çekeriz.

laurence sterne: gerek erkek gerekse kadın, acıya, kedere ve zevke en iyi yatay pozisyonda katlanırlar.

remarque: dünyanın hiçbir yeri, uğrunda bir ömür feda edilebilecek kadar güzel değildir.

ray bradbury: bir caninin görüntüsü karşısında cesetler bile kanar.

michel de castillo: yüzüne tükürüldüğünde, bu tükürüğü küçük bir şişeye koyup şık bir biçimde ambalajlayarak iyi bir fiyata size geri satan adama kapitalist denir.

soti triantafyllou: hiçbir şey kuzey göğündeki bulutsuz bir geceden daha güzel değildir.

viktor emil frankl: insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

31.01.2009

uzun lafın kısası

ayfer tunç: kevaşelerin gözden düşüşü daha ikinci gecede başlar.

julian barnes: yurtseverliğin en istekli yatak arkadaşı bilgi değil, cehalettir.

louis de bernieres: bu lanet olası dünyada biz insanlardan daha aşağılık, daha namussuz bir hayvan yoktur.

elsa morante: insana karşı girişilen en kötü şiddet eylemi, aklın küçük düşürülmesidir.

viktor emil frankl: alkol mutsuzluğunuzun ortadan kalkmasını sağlar; ama mutsuzluğun nedeni olduğu gibi kalır.

george sand: insanlar kendilerini oldukları gibi görmekten hoşlanmazlar.

irvin yalom: ölüm korkusu daima, yaşamlarını dolu dolu yaşamamış olduklarını hissedenlerde en fazladır.

mario puzo: bir avukat, evrak çantasıyla, eli silahlı yüz kişinin çalacağından daha fazlasını çalar.

platon: şeyleri oldukları gibi görmek, saf ve anlatılamaz bir mutluluktur.

nazım hikmet: kötü yüreklerde kıskançlığın en büyük nedeni, bir kadınla erkeğin mutluluğudur. çünkü onlar iki önemli sorunu, sevgi ve sadakat konularını çözmüşler demektir.

sophokles: son gününü görmeden hiç kimseye mutluluğa ermiş demeyin.

kenneth v. lanning: şeytan adına yapılanlardan çok daha fazla kanunsuzluk ve çocuk istismarı, tanrı'nın, isa'nın ve muhammed'in adına, dindar kişiler tarafından yapılmaktadır.