lilly wachowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lilly wachowski etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.10.2020

virüs

bana göre bir ırk olarak insanoğlu kendi gerçekliğini sefalet ve acıyla tanımlıyor. türlerinizi sınıflandırma fikrine kapıldığım bir günümde aslında sizin memeli olmadığınızı anlayıverdim. bu gezegendeki her memeli içgüdüsel olarak çevresindeki ortamla doğal bir denge oluşturur. ama siz insanlar bunu yapmıyorsunuz. siz belirli bir alana yerleşip çoğalıyorsunuz. sonunda bütün doğal kaynaklar yok olana kadar, buna devam ediyorsunuz. hayatta kalmak için yapabileceğiniz tek şey olarak da, başka bir alana yayılmak kalıyor. bu gezegende aynı yöntemi kullanan bir başka organizma daha var. ne olduğunu biliyor musun? bir "virüs." insan türü bir hastalık. bu gezegende bir kansersiniz. bir tür salgın.

orada olduğunuzu biliyorum. artık sizi hissedebiliyorum. korktuğunuzu biliyorum. bizden korkuyorsunuz. değişimden korkuyorsunuz. geleceği bilmiyorum. buraya, size bunların nasıl biteceğini söylemeye gelmedim. buraya, size nasıl başlayacağını söylemeye geldim. bu telefonu kapatacağım. ve o insanlara görmelerini istemediğiniz şeyleri göstereceğim. onlara sizin olmadığınız bir dünya göstereceğim. kuralları ya da yöneticileri olmayan, sınır ya da engel tanımayan öyle bir dünya ki, orada her şey mümkün! bundan sonra neler olacağını da size bıraktığım bir seçim.

14.02.2016

the matrix

the wachowskis

"hiç uyanık mısın, uyuyor musun; bundan emin olamadığın duygusuna kapıldığın oldu mu?"

"her zaman. buna "meskalin" diyorlar. uçmanın tek yoludur."

buraya neden geldiğini biliyorum, neo. neler yaptığını da biliyorum. geceleri neden uyuyamadığını. neden yalnız yaşadığını ve neden her gece bilgisayarının karşısında sabahladığını biliyorum. sen onu arıyorsun. biliyorum; çünkü bir zamanlar ben de aynı şeyi arıyordum. ve o beni bulduğunda aslında aradığımın o olmadığını söyledi. bir cevap arıyordum. bizi harekete geçiren sorunun kendisi, neo. seni buraya getiren de, aynı soru. sorunun ne olduğunu sen de biliyorsun. cevap oralarda bir yerde, neo. o da seni arıyor. ve eğer çok istersen seni bulacaktır. sende zaten uyanmayı bekleyen ve gördüğü şeyleri kabul eden birinin bakışları var.

matrix her yerdir. etrafımızı çevreler. şu anda bile, bu odanın içinde. pencereden baktığında ya da tv'yi açtığında onu görebilirsin. çalışmaya gittiğinde onu hissedebilirsin. kilisede bile. vergilerini öderken. gerçekleri görmeni engellemek için gözlerinin önüne çekilen bir dünya bu. "ne gerçeği?" bir köle olduğun gerçeği neo. sen de herkes gibi bir köle olarak doğdun. dokunamadığın, tadamadığın ya da koklayamadığın bir hapisanedesin. beyninin içi bir hapisane. ne yazık ki, matrix'in ne olduğu kimseye anlatılamaz. bunu kendin görmek zorundasın. bu senin son şansın. bundan sonra, bir geri dönüş olmayacak. mavi hapı alırsan bu hikaye sona erer, yatağında uyanırsın ve istediğin her neyse ona inanırsın. kırmızı hapı alırsan, harikalar diyarı'nda kalırsın. ben de sana tavşan deliğinin gittiği yerleri gösteririm. unutma, sana vaat ettiğim tek şey "gerçek." fazlası değil.

gerçek olan nedir? "gerçeği" nasıl tanımlarsın, neo? eğer hissedebildiklerinden dokunabildiklerinden, tadıp görebildiklerinden bahsediyorsan, onlar sadece beynin tarafından yorumlanan elektriksel sinyallerdir. işte senin bildiğin dünya bu. 20. yüzyılın sonundaki dünya. şu anda sadece sinirsel etkileşimli bir simülasyonun parçası olarak var. biz de buna "matrix" diyoruz.

bir kuralımız vardır. hiçbir aklı belirli bir yaşa gelmeden özgürleştiremeyiz. tehlikelidir. zihin gerçeği kabul etmekte zorluk çekebilir. bunu daha önce de gördüm.

ne olduğunu düşünme. ne olduğunu bil. hadi! vurmayı denemeyi bırak da vur!

aklını özgürleştirmeye çalışıyorum, neo. ama ben sadece kapıyı gösterebilirim. kapıdan girmesi gereken kişi sensin.

bildiklerini unutman gerek neo. korku, şüphe ve inançsızlık. aklını özgür bırak.

matrix bir sistemdir, neo. ve bu sistem bizim düşmanımız. içine girdiğinde, ne görürsün? işadamları, öğretmenler, avukatlar, marangozlar.. kurtarmak istediğimiz insanların kendi akılları. ama bunu yapana kadar, bu insanlar hala bu sistemin bir parçası ve bu yüzden bizim düşmanımız. bunu anlamak zorundasın. bu insanların çoğu kurtarılmaya henüz hazır değiller. ve bazıları o kadar çaresiz, o kadar umutsuzca sisteme bağlanmışlar ki, onu korumak için savaşacaklardır.

biliyor musun? bu bifteğin var olmadığını biliyorum. bunu ağzıma koyduğumda matrix'in beynime bunun sulu ve lezzetli olduğunu söylediğini biliyorum. 9 yıldan sonra ne fark ettim biliyor musun? cehalet, erdemdir. hiçbir şey hatırlamak istemiyorum. hiçbir şey! anladın mı? zengin olmak istiyorum. bilirsin, önemli biri. örneğin bir aktör. içgüdülerimizi reddetmek, bizi insan yapan özümüzü reddetmektir.

hayatım boyunca anılarım oldu. hiçbiri yaşanmadı.

peki, neleri biliyor? "her şeyi mi?" hep yeterince bildiğini söyler. "o halde asla yanılmıyor." bunu doğru ya da yanlış kavramlarıyla düşünmemeye çalış. o bir yol göstericidir, neo. yolu bulmana yardım edebilir.

21.03.2013

cloud atlas

tom tykwer / the wachowskis

özgürlük, uygarlığımızın boş sloganı. sadece ondan mahrum olanlar onun ne olduğu hakkında en ufak bir fikre sahiptir.

yarım kalmış bir kitap yarım kalmış bir aşktır.

gerçek bir intihar acelesiz, disiplinli bir kesinliktir. insanlar kestirip atar, intihar korkaklıktır diye. saçma. intihar muazzam bir cesaret gerektirir.

sorun şu: tanrı dünyayı yaratmışsa, neyi değiştirebileceğimizi ve neyin kutsal ve değişmez olduğunu nasıl bilebiliriz?

beste yapmak haçlı seferi gibidir: bazen ejderi haklarsın, bazen de ejder seni haklar.

herman melville büyük beyaz bir balina hakkında müthiş bir kitap yazdığında alay konusu oldu ama bugün tüm ciddi edebiyat öğrencileri onu sırt çantalarında taşıyorlar.

eleştirmen dediğin zaten üstünkörü ve anlamadan okuyan kişidir.

neden kelimelere en çok muhtaç olduğumuzda dilimizden kayıp giderler?

bu dünyayı döndüren görünmez güçler kalplerimizi buranlarla aynı.

patenci gibi arkamızda bıraktığımız izlerin üstünden geçer dururuz.

geçmiş bizi bir denizkızının tılsımlı sesiyle çağırabilir. yarın, yeni bir hayat başlar.

"insanlara bir şey verdiğiniz sürece onlar üzerinde hakimiyet kurabilirsiniz. bir kişinin her şeyini alırsanız o kişi üzerinde hükmünüzü yitirirsiniz."

hayatta kalmak sıklıkla cesaret gerektirir. bilgi bir aynadır.

yapmasan olmaz ne varsa onu yapmalısın.

iman, tıpkı korku ya da sevgi gibi irdelenmesi gereken bir güçtür. görelilik kuramı ya da belirsizlik ilkesini irdelediğimiz gibi. bunlar yaşamımıza yön veren olgular. zamanı ve mekanı yeniden biçimlendiren bu güçler, kendimize ait sandığımız kişiliği de aynı şekilde biçimlendirir ve değiştirir. bize hükmeden bu güçlerin etkisi, doğumumuzdan çok önce başlar ve ölümümüzden çok sonra devam eder. yaşamımız ve seçimlerimiz tıpkı kuantum olayları gibi ancak anlık bir şekilde çözümlenebilir. ancak her yol ayrımı, her karşılaşma yepyeni bir yönelim potansiyelini içerir.

ölüler hiç ölü kalmaz. kulaklarını açarsan iniltileri dinmez.

gürültü ve ses arasındaki sınır yapaydır. bütün sınırlar yapaydır ve aşılmalıdır. insan her türlü sınırı aşabilir. yeter ki bunu önce kafasında yapabilsin.

neden durmadan hep aynı hataları tekrarlıyoruz? 

insanları birbirine bağlayan sadece tek bir kural vardır. tanrının bu yeşil dünyasındaki bütün ilişkileri belirleyen ilkedir bu: zayıflar ettir ve güçlüler de et yer. 

kazanda da doğsak, rahimde de, hepimiz safkanız. hepimiz savaşmalıyız. ve gerekirse ölmeliyiz. insanlara gerçeği öğretmek için.

kişinin yaşamının doğurduğu sonuçlar sonsuzlukta yankılanır. ölümün sadece bir kapı olduğuna inanıyorum. o kapanınca bir başkası açılır. cenneti hayal etmek istesem açılan bir kapı hayal ederim, ardında onu bulacağım, beni beklerken.

bu dünyanın doğal bir düzeni vardır. onu değiştirmeye çalışanların sonu iyi olmaz. böyle hareketler yok olmaya mahkumdur.

- ne yaparsanız yapın, okyanusta bir damla olarak kalırsınız.
+ okyanus nedir ki, birçok damla değilse?

olmak, algılanmaktır. kendimizi ancak başkasının bakışında tanıyabiliriz. ölümsüz yaşamımızın doğası yaptıklarımızın sonuçlarındadır. onlar tüm zamanlarda etkilerini sürdürürler. yaşamlarımız bize ait değildir. beşikten mezara, başkalarına bağlıyız. hem geçmişte hem de gelecekte. ve her günah ya da iyilikle geleceğimizi yaratırız.