sevan nişanyan: kendinde güç vehmeden bir budala kadar tehlikelisi yoktur.
stanley kubrick: insan öyle soylu bir yabanıl filan değildir; söz konusu kendi çıkarları oldu mu akıldışı, kaba, zaaflarla dolu; tarafsız olmayı beceremeyen biridir.
bülent ecevit: laiklik ilkesi, cumhuriyetin aşil topuğudur.
herakleitos: toprağın ölümü suyun doğuşu, suyun ölümü havanın doğuşu, havanın ölümü ateşin doğuşudur.
john milton: cennette köle olmaktansa cehennemde efendi olmak yeğdir.
soljenitsin: gerçekten akıllı kişiler ileriyi görür, kaçamak ve dolambaçlı yollardan gider, her zaman sapasağlam ve özgür yaşarlar.
albert camus: kahramanlık ve azizlik bana göre değil galiba. beni ilgilendiren adam olmak.
mine söğüt: iyi ya da kötü.. olaylar olur. önemli olan ne olduğu; hatta senin başına ne geldiği değildir. önemli olan senin ne yaptığındır.
thomas paine: iyi bir okul müdürü, yüz din adamından daha faydalıdır.
paul lafargue: kapitalist toplumda çalışma, her türlü düşünsel yozlaşmanın, her türlü örgensel bozukluğun nedenidir.
robert m. pirsig: metafizik, size otuz bin sayfalık menü uzatıp yemek vermedikleri bir restorandır.
david foster wallace: ateşli silahlarla intihara teşebbüs eden yetişkinlerin hemen hepsinin kendilerini aynı yerden vurması bir tesadüf değildir: kafalarından. bu insanların çoğu aslında tetiği çekmeden uzun zaman önce ölmüştür.
stanley kubrick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
stanley kubrick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29.09.2012
1.04.2012
din
arthur eddington: biz tesadüf eseri soğumuş yıldızların maddesinden, bozulmuş yıldız parçalarından meydana geldik.
eric hoffer: gökyüzü, yıldızlar ve uzayın dışında bir yerlerdeki tanrı konusuyla bu kadar tutkulu bir biçimde zihnimizi meşgul etmemiz, bir eve dönüş güdüsünün sonucudur. geldiğimiz yere doğru çekiliyoruz.
stanley kubrick: evren bize tanrısal görünen bir düzenin zekasıyla dolu olmasaydı şaşırırdım. sadece bizim galaksimizde yaklaşık 100 milyar yıldız ve görünebilir evrende yaklaşık 100 milyar daha galaksi var. bu yüzden evrende bizden binlerce ya da milyonlarca yıl daha gelişmiş olan zeki canlıların yaşadığı milyarlarca gezegen varmış gibi görünmektedir. insanların -evrenin kronolojisi içerisinde bir mikrosaniye kadar kısa bir süre olarak kabul edilebilecek- birkaç bin yıl içerisinde gerçekleştirdiği büyük teknolojik atılımları düşünecek olursanız, bu kadar eski yaşam formlarının evrimsel gelişimini hayal edebiliyor musunuz? en iyi ihtimalle zihinler için kırılgan birer kabuk vazifesi gören biyolojik varlıklar olmaktan çıkıp ölümsüz makinelere dönüşmüş olabilirler ve ardından, bilinemeyen, sonsuzluk kadar uzun bir süre içerisinde, saf enerji ve ruha dönüşmüş varlıklar olarak maddi kozalarından çıkmış olabilirler. potansiyelleri sınırsız ve zekaları insanların idrak bile edemeyeceği seviyede olabilir.
peter walker: dindar düşüncenin yüce kibri: galaksi kümelerinin oluşturduğu bir büyük kümenin demode bir banliyösündeki, nüfusu az bir yerel galaksi grubunun içindeki küçük bir galakside bulunan sıkıcı, cüce bir yıldızın çevresinde dönen demir-silikat toz zerresinin üzerindeki, çoğunlukla sudan oluşmuş karbon bazlı bir çuvalın gökyüzüne bakması ve "tüm bunlar benim var olabilmem için yapıldı" diye ilan etmesidir.
eric hoffer: gökyüzü, yıldızlar ve uzayın dışında bir yerlerdeki tanrı konusuyla bu kadar tutkulu bir biçimde zihnimizi meşgul etmemiz, bir eve dönüş güdüsünün sonucudur. geldiğimiz yere doğru çekiliyoruz.
stanley kubrick: evren bize tanrısal görünen bir düzenin zekasıyla dolu olmasaydı şaşırırdım. sadece bizim galaksimizde yaklaşık 100 milyar yıldız ve görünebilir evrende yaklaşık 100 milyar daha galaksi var. bu yüzden evrende bizden binlerce ya da milyonlarca yıl daha gelişmiş olan zeki canlıların yaşadığı milyarlarca gezegen varmış gibi görünmektedir. insanların -evrenin kronolojisi içerisinde bir mikrosaniye kadar kısa bir süre olarak kabul edilebilecek- birkaç bin yıl içerisinde gerçekleştirdiği büyük teknolojik atılımları düşünecek olursanız, bu kadar eski yaşam formlarının evrimsel gelişimini hayal edebiliyor musunuz? en iyi ihtimalle zihinler için kırılgan birer kabuk vazifesi gören biyolojik varlıklar olmaktan çıkıp ölümsüz makinelere dönüşmüş olabilirler ve ardından, bilinemeyen, sonsuzluk kadar uzun bir süre içerisinde, saf enerji ve ruha dönüşmüş varlıklar olarak maddi kozalarından çıkmış olabilirler. potansiyelleri sınırsız ve zekaları insanların idrak bile edemeyeceği seviyede olabilir.
peter walker: dindar düşüncenin yüce kibri: galaksi kümelerinin oluşturduğu bir büyük kümenin demode bir banliyösündeki, nüfusu az bir yerel galaksi grubunun içindeki küçük bir galakside bulunan sıkıcı, cüce bir yıldızın çevresinde dönen demir-silikat toz zerresinin üzerindeki, çoğunlukla sudan oluşmuş karbon bazlı bir çuvalın gökyüzüne bakması ve "tüm bunlar benim var olabilmem için yapıldı" diye ilan etmesidir.
11.12.2011
tanrı
virginia woolf: bir hayaleti öldürmek, gerçek bir şeyi öldürmekten daha zordur.
pierre laplace: tanrı gereksiz bir varsayımdır.
thomas jefferson: anlaşılmaz teoriler karşısında kullanılabilecek tek silah dalga geçmektir.
jack kevorkian: benim tanrım bach. en azından ben kendiminkini uydurmadım.
mihail bakunin: tanrı fikri insanın mantığını ve muhakeme yetisini yok eder. insanın özgürlüğünü yadsımanın en etkili yöntemidir.
stanley kubrick: tanrı fikri bütünüyle mantıksızdır.
gene roddenberry: kusurlu insanlar yaratıp onları kendi hataları yüzünden suçlayan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı'nın hikayesinin ne kadar mantıklı olduğunu sorgulamamız gerekir.
charles chaplin: aklım başımda olduğu için tanrı'ya inanmıyorum.
vladimir nabokov: özgür insanın tanrı'ya ihtiyacı yoktur.
nietzsche: sonsuz bir hiçlikteymiş gibi yolumuzu kaybetmedik mi? boş uzayın esintisini hissetmiyor muyuz? etraf soğumadı mı? tanrı öldü. tanrı ölü kalacak. ve biz onu öldürdük.
pierre laplace: tanrı gereksiz bir varsayımdır.
thomas jefferson: anlaşılmaz teoriler karşısında kullanılabilecek tek silah dalga geçmektir.
jack kevorkian: benim tanrım bach. en azından ben kendiminkini uydurmadım.
mihail bakunin: tanrı fikri insanın mantığını ve muhakeme yetisini yok eder. insanın özgürlüğünü yadsımanın en etkili yöntemidir.
stanley kubrick: tanrı fikri bütünüyle mantıksızdır.
gene roddenberry: kusurlu insanlar yaratıp onları kendi hataları yüzünden suçlayan, her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten bir tanrı'nın hikayesinin ne kadar mantıklı olduğunu sorgulamamız gerekir.
charles chaplin: aklım başımda olduğu için tanrı'ya inanmıyorum.
vladimir nabokov: özgür insanın tanrı'ya ihtiyacı yoktur.
nietzsche: sonsuz bir hiçlikteymiş gibi yolumuzu kaybetmedik mi? boş uzayın esintisini hissetmiyor muyuz? etraf soğumadı mı? tanrı öldü. tanrı ölü kalacak. ve biz onu öldürdük.
16.08.2008
cinayet şirketi
alberto manguel
jack london'ın tamamlanmamış yazıları arasında, bir roman müsveddesi ile bu romanın olası sonu için alınmış birtakım notlar bulunur. roman görkemli bir başlık taşır: the assassination bureau (cinayet şirketi). cinayet şirketi, barbarlara karşı tasarlanmış öylesine mükemmel bir toplumsal makinedir ki, durdurulması için yaratıcısının yok edilmesi gerekmektedir. mucidi, talep üzerine ve bir bedel karşılığında cinayet işleyecek gizli bir cemiyet kurmuş olan ivan dragomiloff'tur. ancak barbarlar, yani seçilecek kurbanlar, bir müşterinin hoşlanmadığı herhangi biri olamazlar. bir kişinin yok edilmesi teklif edildiğinde, dragomiloff hedefin tavırları ve kişiliği hakkında bir inceleme yürütür. şayet dragomiloff cinayetin "toplumsal olarak meşru" olduğuna hükmederse, ancak o zaman eyleme geçilmesini emreder. bir barbar, ancak dragomiloff'un da onaylamasıyla barbar olabilir.
cinayet şirketi, kusursuz bir biçimde geliştirilmiş bir makinedir. bir cinayet talebi geldiğinde ve bedeli peşin ödendiğinde, müşteri dragomiloff'un astlarının ustaya müstakbel kurbanın kabahatlerini bildirmesi için bekler. kurban gaddar bir polis şefi ya da insafsız bir empresaryo, açgözlü bir banker, bir emek hırsızı ya da aristokrat bir hanımefendi, bir grande dame olabilir. ancak kişinin topluma zarar verdiğinin, her koşulda, şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gereklidir. kanıt yeterli değilse ya da kurban kazara ölürse, %10'u aşmayacak miktarının idari harcamaları karşılamak üzere ayrılması suretiyle para müşteriye geri ödenir. ancak dragomiloff ölümün hak edilmiş olduğuna bir kez hükmettiğinde, artık dönüş yoktur geriye. dragomiloff şöyle açıklar durumu: "bir kez emir verildi mi artık, uygulanmış sayılır, mekanizma durdurulamaz. başka türlü çalışmamız olanaksız. kurallarımız var, biliyorsunuz."
derken, beklenmedik bir şey olur. şirketi dağıtmaya çalışan girişimci bir genç, benzersiz bir cinayet talebinde bulunur. dragomiloff'la buluşur ve adını anmadığı ama çok önemli bir kamusal figürün öldürülmesi için gerekli parayı öder. dragomiloff (elbette ki söz konusu kişinin suçlu bulunması koşuluyla) talebi kabul ettikten sonra, genç adam kurbanın adını açıklar: kurban, dragomiloff'un ta kendisidir. şirket verdiği sözden hiçbir zaman geri dönmediğinden, dragomiloff kendi ölümüne yol açacak bu talebi de kabul eder. dragomiloff öylesine etkili bir toplumsal düzenek yaratmıştır ki, düzeneğin açıklanan amacı, yani toplumsal olarak istenmeyen kişileri talep üzerine tasfiye etme gayesi, kendi tasarımcısının canından dahi daha önemlidir.
2
stanley kubrick'in yönettiği, arthur c. clarke'la birlikte senaryolaştırdığı 2001: a space odyssey adlı filmde, erişmeye çalıştığımız dünya jüpiter'dedir. bu hedefe ulaşabilmek için bir uzay gemisi inşa edilir ve beş kişilik mürettebatın kısaca hal dediği üstün bilgisayar hal 9000'in denetimine devredilir. hal, hedeflenen varış noktasına ulaşana kadar gemiye kumanda etmeye ve özellikle de bu süreç boyunca karşılaşılabilecek bütün engelleri bertaraf etmeye programlanmıştır. bir yapa zeka uygulaması olan hal konuşma ve bir insan gibi etkileşime girme yetilerine sahiptir; hatta insan duygularını dahi taklit edebilir. ancak, insanlardan farklı olarak, hal'in hata yapmasının mümkün olmadığı varsayılmaktadır.
bir süre sonra, hal geminin iletişim sisteminde bir şeylerin ters gittiğini anons eder. mürettebattan biri, bowman, arızayı düzeltmek üzere dışarı çıkar; ancak herhangi bir arızayla karşılaşmaz; geri döndüğünde, dünyadaki denetçiler hal'in bir hata yapmış olması gerektiği sonucuna varırlar. bowman ve mürettebatın bir diğer üyesi, ileride başka sorunlarla karşılaşmamak için bilgisayarı devreden çıkarmaya karar verir; ancak aldıkları bütün önlemlere karşın hal onların planını anlar ve bowman'ın ortağını bertaraf ederek mürettebatın dört üyesinin oksijen ikmalini keser. bilgisayarı tek başına alt etmesi gereken bowman, hal'in "hata"sının aslında kasıtlı olduğunun farkına varır. "her ne pahasına olursa olsun" gemiyi hedefine ulaştırmakla yükümlü olan hal, bu görevin karşısındaki en büyük engelin insan zekasının yanılabilirliği olduğuna hükmetmiş ve programcıları "zihnine" mürettebatı öldürme yasağını koymadığı için, mantıksal olarak olası tüm hataların kaynağını, yani insanları saf dışı bırakmaya karar vermiştir.
3
günümüzde, bizim de cinayet şirketi gibi çokuluslu ve anonim; ancak gayesi cinayetler işleyerek toplumu temizlemek (kınanmayı hak eden bir hedef olduğu şüphesizdir) değil de toplumda neye mal olduğuna aldırış etmeksizin bir avuç bireye (ki aralarında dragomiloff'un öldürmeyi kabul ettikleri de vardır) olası en büyük mali karı kazandırmak olan, sayısız anonim hissedarın oluşturduğu bir paravan tarafından korunan bir yığın ürkütücü toplumsal düzeneğin kurulmasına izin verdiğimizi düşünüyorum. sonuçları umursamayan bu düzenekler, insani faaliyetin her alanını istila ederek insan yaşamı pahasına her yerde maddi kazanç arıyor. aslında herkesin yaşamı pahasına, zira sonuçta, en zengin ya da en güçlü olanlar bile, gezegenimizin kaynakları tükendiğinde buradan sağ çıkamayacak.
jack london'ın cinayet şirketi gibi hal de hata payı olmayan bir makinedir. "her ne pahasına olursa olsun"; hatta yaratıcısının hayatı pahasına dahi, istenen hedefe ulaşmak üzere inşa edilmiştir. toplumumuzun itici gücü olarak kurduğumuz ticari yapı da tıpkı bu diğer hayali inşalar kadar mükemmel ve öldürücü niteliktedir. ona bir hedefe ulaşma, her ne pahasına olursa olsun mali kara erişme komutunu verdik; ancak belleğine şu ihtarı kazımayı ihmal ettik: hedefe ulaşmak, bizim hayatımıza mal olmamalı. çünkü toplumlarımızın her yönüne hükmeden uçsuz bucaksız iktisadi düzenekten her şeyi yargılayan dragomiloff'a ya da teknolojik açıdan kusursuz hal'e kalırsa, barbar olan bizleriz. bizi bekleyen kimlik, görünüşe bakılırsa barbarlıktan başka bir şey değil.
jack london'ın tamamlanmamış yazıları arasında, bir roman müsveddesi ile bu romanın olası sonu için alınmış birtakım notlar bulunur. roman görkemli bir başlık taşır: the assassination bureau (cinayet şirketi). cinayet şirketi, barbarlara karşı tasarlanmış öylesine mükemmel bir toplumsal makinedir ki, durdurulması için yaratıcısının yok edilmesi gerekmektedir. mucidi, talep üzerine ve bir bedel karşılığında cinayet işleyecek gizli bir cemiyet kurmuş olan ivan dragomiloff'tur. ancak barbarlar, yani seçilecek kurbanlar, bir müşterinin hoşlanmadığı herhangi biri olamazlar. bir kişinin yok edilmesi teklif edildiğinde, dragomiloff hedefin tavırları ve kişiliği hakkında bir inceleme yürütür. şayet dragomiloff cinayetin "toplumsal olarak meşru" olduğuna hükmederse, ancak o zaman eyleme geçilmesini emreder. bir barbar, ancak dragomiloff'un da onaylamasıyla barbar olabilir.cinayet şirketi, kusursuz bir biçimde geliştirilmiş bir makinedir. bir cinayet talebi geldiğinde ve bedeli peşin ödendiğinde, müşteri dragomiloff'un astlarının ustaya müstakbel kurbanın kabahatlerini bildirmesi için bekler. kurban gaddar bir polis şefi ya da insafsız bir empresaryo, açgözlü bir banker, bir emek hırsızı ya da aristokrat bir hanımefendi, bir grande dame olabilir. ancak kişinin topluma zarar verdiğinin, her koşulda, şüpheye yer bırakmayacak biçimde ispatlanması gereklidir. kanıt yeterli değilse ya da kurban kazara ölürse, %10'u aşmayacak miktarının idari harcamaları karşılamak üzere ayrılması suretiyle para müşteriye geri ödenir. ancak dragomiloff ölümün hak edilmiş olduğuna bir kez hükmettiğinde, artık dönüş yoktur geriye. dragomiloff şöyle açıklar durumu: "bir kez emir verildi mi artık, uygulanmış sayılır, mekanizma durdurulamaz. başka türlü çalışmamız olanaksız. kurallarımız var, biliyorsunuz."
derken, beklenmedik bir şey olur. şirketi dağıtmaya çalışan girişimci bir genç, benzersiz bir cinayet talebinde bulunur. dragomiloff'la buluşur ve adını anmadığı ama çok önemli bir kamusal figürün öldürülmesi için gerekli parayı öder. dragomiloff (elbette ki söz konusu kişinin suçlu bulunması koşuluyla) talebi kabul ettikten sonra, genç adam kurbanın adını açıklar: kurban, dragomiloff'un ta kendisidir. şirket verdiği sözden hiçbir zaman geri dönmediğinden, dragomiloff kendi ölümüne yol açacak bu talebi de kabul eder. dragomiloff öylesine etkili bir toplumsal düzenek yaratmıştır ki, düzeneğin açıklanan amacı, yani toplumsal olarak istenmeyen kişileri talep üzerine tasfiye etme gayesi, kendi tasarımcısının canından dahi daha önemlidir.
2
stanley kubrick'in yönettiği, arthur c. clarke'la birlikte senaryolaştırdığı 2001: a space odyssey adlı filmde, erişmeye çalıştığımız dünya jüpiter'dedir. bu hedefe ulaşabilmek için bir uzay gemisi inşa edilir ve beş kişilik mürettebatın kısaca hal dediği üstün bilgisayar hal 9000'in denetimine devredilir. hal, hedeflenen varış noktasına ulaşana kadar gemiye kumanda etmeye ve özellikle de bu süreç boyunca karşılaşılabilecek bütün engelleri bertaraf etmeye programlanmıştır. bir yapa zeka uygulaması olan hal konuşma ve bir insan gibi etkileşime girme yetilerine sahiptir; hatta insan duygularını dahi taklit edebilir. ancak, insanlardan farklı olarak, hal'in hata yapmasının mümkün olmadığı varsayılmaktadır.
bir süre sonra, hal geminin iletişim sisteminde bir şeylerin ters gittiğini anons eder. mürettebattan biri, bowman, arızayı düzeltmek üzere dışarı çıkar; ancak herhangi bir arızayla karşılaşmaz; geri döndüğünde, dünyadaki denetçiler hal'in bir hata yapmış olması gerektiği sonucuna varırlar. bowman ve mürettebatın bir diğer üyesi, ileride başka sorunlarla karşılaşmamak için bilgisayarı devreden çıkarmaya karar verir; ancak aldıkları bütün önlemlere karşın hal onların planını anlar ve bowman'ın ortağını bertaraf ederek mürettebatın dört üyesinin oksijen ikmalini keser. bilgisayarı tek başına alt etmesi gereken bowman, hal'in "hata"sının aslında kasıtlı olduğunun farkına varır. "her ne pahasına olursa olsun" gemiyi hedefine ulaştırmakla yükümlü olan hal, bu görevin karşısındaki en büyük engelin insan zekasının yanılabilirliği olduğuna hükmetmiş ve programcıları "zihnine" mürettebatı öldürme yasağını koymadığı için, mantıksal olarak olası tüm hataların kaynağını, yani insanları saf dışı bırakmaya karar vermiştir.
3
günümüzde, bizim de cinayet şirketi gibi çokuluslu ve anonim; ancak gayesi cinayetler işleyerek toplumu temizlemek (kınanmayı hak eden bir hedef olduğu şüphesizdir) değil de toplumda neye mal olduğuna aldırış etmeksizin bir avuç bireye (ki aralarında dragomiloff'un öldürmeyi kabul ettikleri de vardır) olası en büyük mali karı kazandırmak olan, sayısız anonim hissedarın oluşturduğu bir paravan tarafından korunan bir yığın ürkütücü toplumsal düzeneğin kurulmasına izin verdiğimizi düşünüyorum. sonuçları umursamayan bu düzenekler, insani faaliyetin her alanını istila ederek insan yaşamı pahasına her yerde maddi kazanç arıyor. aslında herkesin yaşamı pahasına, zira sonuçta, en zengin ya da en güçlü olanlar bile, gezegenimizin kaynakları tükendiğinde buradan sağ çıkamayacak.
jack london'ın cinayet şirketi gibi hal de hata payı olmayan bir makinedir. "her ne pahasına olursa olsun"; hatta yaratıcısının hayatı pahasına dahi, istenen hedefe ulaşmak üzere inşa edilmiştir. toplumumuzun itici gücü olarak kurduğumuz ticari yapı da tıpkı bu diğer hayali inşalar kadar mükemmel ve öldürücü niteliktedir. ona bir hedefe ulaşma, her ne pahasına olursa olsun mali kara erişme komutunu verdik; ancak belleğine şu ihtarı kazımayı ihmal ettik: hedefe ulaşmak, bizim hayatımıza mal olmamalı. çünkü toplumlarımızın her yönüne hükmeden uçsuz bucaksız iktisadi düzenekten her şeyi yargılayan dragomiloff'a ya da teknolojik açıdan kusursuz hal'e kalırsa, barbar olan bizleriz. bizi bekleyen kimlik, görünüşe bakılırsa barbarlıktan başka bir şey değil.


