rene char etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
rene char etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23.09.2017

düşlem

cervantes: özgür olmayı öğrenmek, gülümsemeyi öğrenmek demektir.

luis cernuda: istek, yanıtı olmayan bir sorudur.

andre malraux: masal kahramanları aklımızın değil içgüdülerimizin karmaşıklığını simgelerler.

jose ortega y gasset: bugünkü varlığını etkileyen geçmişi, birbirine hiç benzemeyen insanlarına can verecek gücü, yalnız kalmak ya da kendi kabuklarına çekilmek isteyen bireylerine karşı birliği sağlayacak ölçekte tarihsel görevi olmayan toplum, gerçek bir ulus değildir.

henri poincare: her şey düşüncedir.

simone de beauvoir: kadın; bir sevgili, tanrıça, ana, cadı ya da derin bir düşünce olabilir ama hiçbir zaman kendisi olamaz.

novalis: düşümüzde düş gördüğümüzü görmeye başlayınca uyanma zamanı yakındır.

rene char: şiir, tutkunun gerçekleştirilmiş olan aşkıdır.

andre breton: cinsel ilişkinin zorunlu olarak iki insan arasındaki erotik gerilimin azalmasına, yineleme durumunda o iki insanı birbirinden bıktıracak bir azalmaya yol açtığı iddiası, düşünülebilecek en kötü sofizmdir.

dostoyevski: yaşamı, yaşamın anlamından daha çok sevmek zorundayız.

charles baudelaire: düşlem, yeteneklerimizin en bilimsel olanıdır; çünkü evrensel benzeşimi, mistik bir dinin uygunluk diye adlandıracağı şeyi yalnızca o kavrayabilir. doğa bir sözcüktür, bir alegoridir, bir modeldir.

7.07.2010

edebiyat ve kötülük

georges bataille

edebiyat ya her şeyin özüdür ya da hiçbir şey.

edebiyat iletişimdir. iletişim ise hakkaniyeti gerektirir. bu görüşün benimsediği katı ahlakın çıkış noktası, kötülüğün benimsenmesine katkıda bulunmaktır ve bu katılım, yoğun iletişimi yaratır.

erotizm, ölüme dek yaşamın onaylanmasıdır.

marquis de sade: bazı tehlikeli anlar vardır ki fizik, ahlakın hatalarıyla tutuşup yanar.

sadizm, bir yıkımı seyretmekten zevk almaktır ve yıkımların en acısı da insanoğlunun ölümüdür.

sadizm, kötülüğün ta kendisidir. maddi bir yarar sağlamak üzere öldürmenin hakiki bir kötülük sayılabilmesi için katilin, beklediği yararın ötesinde öldürme eyleminin kendisinden de haz duyması gerekir.

charles baudelaire: yararlı bir insan olmak her zaman bana çok iğrenç gelmiştir.

gerçek dünyanın temel ilkesi aslında akıl değil, geçmişin çocuksu davranışlarından ya da şiddet gösterilerinden doğan keyfilikle bütünleşen akıldır.

andre breton: olan bitenler bizi şuna inanmaya sevk ediyor: zihinde, yaşamla ölümün, gerçekle tahayyülün, geçmişle geleceğin, iletilebilir olanla olmayanın, yukarıyla aşağının çelişki olarak algılanmadığı belli bir nokta vardır.

en insancıl haliyle edebiyat, tutkunun doruğudur.

rene char: bütün egemenliğini kullanarak gözlerini kapatmayan insan, bakılmaya değer olanları göremeyecektir.

jean-paul sartre: artık ağacı ya da evi görmekten bıktık. onların seyrine dalıp kendimizi unutuyoruz.

nietzsche: trajik olanın yok olup gittiğini görmek ve kendi içinde o derin kavrayışı, heyecanı ve sevecenliği duya duya bu duruma gülebilmek; işte tanrısal olan bu!

charles baudelaire: her dakika, zaman düşüncesi ve duygusu altında eziliyoruz. bu kabustan kaçmanın, -onu unutmanın- yalnızca iki yolu var: haz ve çalışma. haz bizi yıpratır. çalışma ise güçlendirir. tercihinizi yapın.

haz, duygusal hayatın olumlu biçimidir: kaynaklarımızı verimsiz bir biçimde harcamadıkça hazzı hissedemeyiz (haz yıpratıcıdır). çalışma ise bir etkinlik halidir: kaynaklarımızın çoğalmasına yol açar (çalışma güçlendirir). oysa "her dakika, her insanda eşzamanlı iki talep vardır"; bunlardan biri çalışmaya (kaynakların çoğalması), diğeri de hazza yönelir (kaynakların harcanması).

marquis de sade: felsefenin meşalesini tutkuların yaktığını hiç düşünmeden herkes tutkuların aleyhinde konuşup duruyor.

her genel hakikat, daima özel bir yalan görünümdedir. yalan söylemeyen din ya da şiir yoktur. hatta bazı durumlarda dışarıdaki kalabalıkların bilgisizliğine indirgenemeyecek din ya da şiir de yoktur. ancak yine de din ve şiir bizi tutkuyla, ölümün hayata karşı çıkmadığı yere, kendi dışımıza savurmaktan asla vazgeçmez.

william blake: tıpkı tırtılın yumurtalarını bırakmak için en güzel yaprakları seçmesi gibi, papaz da lanetini en güzel sevinçlere yöneltir.

rüyaların, bir yandan insanı korku içinde bırakırken, diğer yandan da son ana sakladığı bir ihtimalin ipuçlarını vermesi sıkça rastlanan bir durumdur.

marquis de sade: kapatıldıktan sonra çukurun tam üstüne meşe palamutları dikilsin; söz konusu çukurun bulunduğu toprak parçasına ağaç dikilmesini ve koruluğun, önceden olduğu gibi ağaçlarla kaplanmasını istiyorum. ne toprakta mezarımdan en küçük bir iz kalmalı ne de insanların hafızasında bana dair bir anı."

hakikat ve adalet tutkusu, sahiplerini irkiltir çoğu kez.

charles baudelaire: her dakika, her insanda eşzamanlı iki arzu vardır. bunlardan biri tanrı'ya diğeri ise şeytan'a yönelir. tanrı'ya yakarış ya da tinsellik, kademe kademe yükselme arzusudur. şeytan'a yakarış ya da hayvansılık ise kademe kademe alçalma sevincidir.

nasıl aşkın ölçüsü dehşet duygusuysa, kötülüğe susamışlık da iyiliğin ölçüsüdür. iyiliğin tuttuğu taraf boyun eğmenin, itaatin safıdır. özgürlük daima isyana açılan bir kapıdır; oysa iyilik kuralların katılığına sıkı sıkıya bağlıdır.

ışığın doğması için hapishane duvarlarının olması şarttır.

marquis de sade: ölüme alışmanın en iyi yolu, onu açık saçık bir düşünceyle bağdaştırmaktır.

charles baudelaire: ve onlar ki, uzun giysilerinin altında sakladıkları kırbaçla, karanlık ormanda ve yalnız gecelerde hazzın köpüğünü acıların gözyaşlarına karıştırırlar.

31.03.2010

uzun lafın kısası

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım.

havelock ellis: modern dünyanın dini karmaşasının sebebi, antik kudüs'te bir tımarhanenin olmamasıdır.

lorca: gün oturan bir hayalettir. bütün geceleri sevmek için tek bir günü iyi anla.

richard rorty: eğer özgürlüğe özen gösterirsek hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmayı bilirler.

rene char: dünyaya gelip de ortalığı karıştırmayan insan ne saygıya ne de sabırla karşılanmaya değer.

uwe timm: evin anahtarına sahip olan bir kadına cinsel yakınlık duymak mümkün değildir.

gregory dart: çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

kiran desai: canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

hubert dreyfus: hayat artık evrendeki ilgi çekici her şeye seyirci kalıp bu tür eğilimi olan insanlarla iletişim kurarak can sıkıntısını def etmekten ibarettir.

john steinbeck: keşke neyin günah olduğunu bilseydim. hiç durmaz yapardım.

isabel fonseca: yerleşik bir yaşantısı olan insanlar gezginlerden, yabancı oldukları için değil, tanıdık oldukları için korkarlar. çünkü onlar, bize aslında kim olduğumuzu anımsatır.

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.

23.11.2009

jacquemard ile julia

rene char

bir zamanlar, yeryüzündeki yolların, inişlerde, beraber oldukları vakitler, ot, seviyle saplarını doğrultur, yakardı ışıklarını. gün ışığının atlıları doğarlardı sevilerinin bakışlarında, bir o kadar da pencere olurdu sevgililerinin şatolarında, ne kadar kopuk fırtına cirit oynarsa uçurumlarda.

bir zamanlar ot, birbirlerine karşı olmayan binlerce söz bilirdi. bir hayır duasıydı ot, gözyaşlarıyla yıkanmış yüzlerin. hayvanları büyülüyor, yanıltılara kucağını açıyordu. genişliği, o çağın korkusunu yenen, acıyı daha bir küçülten gökle ölçülürdü.

bir zamanlar ot, delilerle dost, cellatlara düşmandı. sonsuzluğun eşiğinde gönenirdi. bulduğu oyunların, gülümsedi miydi, kanatları olurdu. o, yollarını kaybedip bir daha bulmak istenmeyenleri hor tutmazdı.

bir zamanlar ot, geceden aşağı kalmadığını, sular oraya buraya saparlarsa, bu karışıklığın kendilerinden gelmediğini bilirdi. bir tohum sonra başını eğmesin, kendisini kuşun ağzında bulacağını anlardı. bir zamanlar gökle yeryüzü birbirlerine karşıydılar ama gökle yeryüzü yaşarlardı.

yayılıyor, durdurulur gibi değil kuraklık. şafağın yabancısı insan. daha düşünülmemiş yaşamaların peşinde, titreyen arzular, yükselen fısıltılar, buluşlar peşinde güçlü çocuklar var.