yılmaz güney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yılmaz güney etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10.04.2021

ayrılık

yılmaz güney

bir yaprağın düşmesinde, bir dalın acı acı sallanmasında, insan hayatından kopan bir an ve insan hayatını etkileyen acılar gizlidir.

insanların isteklerine, niyetlerine bağlı değildir iyilik kötülük kavramı. iyilik yaptığını sandığımız bir adama belki de yaptığımız özünde kötülüktür. kötülük diye nitelendirdiğimiz bir davranışın özünde iyilik olabilir. her iyiliğin ya da kötülüğün verdiği ürün önemlidir aslında.

insan, hangi toplumda olursa olsun, öznel ve nesnel yapısıyla, o toplumun malı, o toplumun ürünüdür. onun için, yaptıkları yapacakları, düşündükleri düşünecekleri, toplumun genel özelliklerinden, çalkantılarından, eğilimlerinden, bu akış içindeki özgül yerinden, algılama ve etkilenme ve etkileme yeteneklerinden ayrı düşünülemez.

artık gitme zamanıdır. baba toprağını, evi, evin önündeki ağacı bırakıp uzaklara gitme zamanıdır. evlerin, ağaçların çizgileri karanlıkla silinir, sessizlik çöker, toprak uyur; gitme zamanıdır. dağ başlarına beyaz bulutlar dolanır, dorukları bulutlara gömülür, dağlar morlaşır, lacivertleşir. sisler evreni içine alır, yel saçları uçurur; yel saçları alır uzaklara götürür; çünkü gitme zamanıdır.

31.12.2014

uzun lafın kısası

alain: hayatı ne kadar yoğun yaşarsak onu kaybetmekten o kadar az korkarız.

yılmaz güney: herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir bir gün. işte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktır.

tahsin yücel: bulmak, iyiyi aramayı bırakmak için bir neden değildir.

ernesto sabato: bazı insanlar dar görüşlü, kirli ve ikiyüzlü olduklarının farkına varana dek kendilerini özel sanabilirler.

boris vian: kızlar yüzünden ağlamamalı insan. hiçbir kız buna değmez.

yılmaz odabaşı: aşkın kavgasını veremeyenler, hiçbir şeyin kavgasını veremezler; aşkın özgürlüğünü yaşamayan ve yaşatmayanlar ise hiçbir özgürlüğü hak edemezler.

jeannette walls: hayattaki en önemli şey, nasıl düşeceğini öğrenmektir.

ömer hayyam: açık seçik ve meselsiz konuşmak gerekirse -bizler tanrı'nın elinde birer oyuncağız; -kulluk yarışında bizimle dalga geçilir, -sonra da teker teker hiçlik kutusuna geri döneriz.

melih cevdet anday: dünyadaki şiddet, evdeki şiddetin bir uzantısıdır.

salman rushdie: biraz şüphe o kadar da kötü değildir. kendinden kesinlikle emin olan adamlar korkunç şeyler yaparlar. kadınlar da öyle.

comte de lautreamont: denizin bütün suyu, düşünsel bir kan lekesini yıkamaya yetmez.

yann martel: mantık en iyi alet kutusudur. gerçeğin bilimsel açıklamasının dışına çıkmak için geçerli bir dayanak ve kendi deneyimlerimiz dışında bir şeye inanmak için sağlam bir neden yoktur.

2.10.2014

sıkıyönetim

yılmaz güney

üretime, gelişmeye katkısı olmayan, gelişmenin dokusu olamayan toplumsal ve kişisel bütün ilişkiler; gerici, tutucu ilişkilerdir. hayatın dinamizmi ve tarihsel akışın doğru çizgisiyle bağlar kuramamış sınıflar, kişiler, geri ilişkiler içinde yerlerini alırlar. insan, üretici güçlerin en temel, en önemli unsurudur. doğa ve toplum çelişkileri, bilince yansır. bilinç gelişir. bilincin sağlıklı gelişimini sağlamak için, hayatın bütün alanlarında, gelişmeyi engelleyen, gerici güçlerin etkisine açık yanlarını nasıl yenecek salpa?

kalemi eline aldı. düzgün beyaz bir kağıdın sağ köşesine günün tarihini attı..

"salpa sıkıyönetim komutanlığının 1 numaralı bildirisi

gerekli görüldüğü için sıkıyönetim ilan edilmiştir.

bundan böyle gelişigüzel yaşamak, düşünmek, çalışmak, uyumak ve tespih çekmek; tavla, satranç, langırt, kağıt oyunları oynamak; milli piyango, spor toto, lotarya gibi şans oyunlarına bel bağlamak; pazarlık etmeden herhangi bir mal almak; gereksiz kolonya, diş macunu kullanmak; jilet harcamak ve ne nedenle olursa olsun her türlü gevezelik ve gerici ilişkiler yasaklanmıştır.

yeni bir süreç başlamıştır.

gereken yapılacaktır."

17.04.2014

yüreğir

yılmaz güney

güz aylarından birinde, gücünü tüketmiş bir yaprak dalından düşer. çevrenin acı durgunluğunda bir güz bitiminin sancısı duyulur. ince ince bulut dizilerinde, biraz soluk duran mavide, toprakta, yellerin getirdiği tükenmiş kokuda, top top kırmızılarda, sarılarda hep bu hüzün var. insanı alıp götüren, düşündüren, eriten, üzen bir duygu var. yaz otları, çakır dikenleri, bozulmuş ağaçlar toprağa bakırımsı bir yanıklık vermişler. nar ağaçları, yaprakları kızarmış üzüm tevekleri ve bir kuş..

ne zaman ağaçlar sevinçlerinden deliye dönerler, sevinçlerinden yaprak olurlar, çiçek olurlar, dallarını tüm içtenlikleriyle süslerler; malaçça köyü o zaman güzeldir. kır çiçekleri göverir, çiğdemler, mineler, türlü türlü otlar fışkırır, serpilir; malaçça o zaman güzeldir. kırlangıçlar döner, leylekler döner; artık yüreğir toprağı tüm güzellikleriyle uyanır. mavi gözlü çiçeklerinde, türkülerinde, oyunlarında, halaylarında bir sevda yaşar artık. yüreğir toprağında bahar, yüreğir toprağında sevdadır. koyunların, kuzuların melemelerinde, renk renk yağlıkların oyalarında, boncuk boncuk bir gözyaşının buruk bir yaşamanın ezgisi başlar. ellerin kınasında, saçların örgüsünde yüreğir toprağının umudu göverir.

ne zaman gelinaliler boylanır, tepelerinde bir sarı çiçek patlar, ne zaman ak bulutlar yalnızca gökyüzünün süsü olur, yüreğir toprağında bahardır. baharına susamış dallarda, beyazın yanı sıra bir yeşil yürür. kırmızının yanına bir mavi konar, dellenir. yaşamanın tüm özlemlerini kanatlarına doldurmuş bir kelebek gelir, mutluymuş sanısını veren bir çiçeğe konar. çiçekler ondan sonra güzeldir. böcekler, kanatlarında iyi ve ılık günleri getirirler. her benek bir isteği, her renk bir özlemi, bir yaşantıyı özetler. her arı bir bahar türküsü, her türkü bir sevda belasıdır. çünkü umut, baharla birlikte gelir yüreğir toprağına, güzle birlikte gider.

yüreğir'in yağmuru, yüreğir'in dertleri gibi yağar yağar bitmez. usul usul, ince bir sızı gibi yağar. hüzün veren bir durgunluk, bir alacalık oturur insanın içine. ağır, uyuşuk ve yorgun. ne yapacağını bilemeyen çaresiz insanın acı umutsuzluğudur bu.

yağmur sularıyla dolu hendeklerde, beyaz, bembeyaz su çiçekleri açar. yaşamak, sevmek ve hüzün ondan sonra güzeldir.

15.07.2010

korku

yılmaz güney

içinde korku yaşatan, onu üreten insan özgür olabilir mi? nerede gelişir bu korku, nereden sonra korkusuzluk olmaya başlar ve korkusuzluğu geliştirir? sağlıklı bir bilince sahip olmadan özgür olunabilir mi? nereden alınır bu bilinç? saksıda mı yetişir? alıcısı kimdir, satıcısı kimdir? özgürlük kavramını bilmeden, özgürlük.. onsuz yaşanılma olmadan özgür olunabilir mi?

bir insan kendi insanlığının değerini ve önemini bilmezse, bir insan kendine, kendi haklarına sahip çıkmazsa, o insana kim sahip çıkar? önce sen kendi onurunu koruyacaksın, kendi hakkını arayacaksın, kendini ezdirmeyeceksin.

biz insanız. yarımız korkuyla yoğrulmuştur. yaşadığımız hayat bizi korkuyla yoğurmuştur. şimdi bu böyle diye, kendimizi teslim mi edeceğiz korkulara? her şeyden korkarak mı yaşayacağız? uçan kuştan, esen yelden, leblebiden, fıstıktan, çay bardaklarından, her şeyden ürkecek miyiz yani?

korku birike birike bir gün cesaret olur yeğenim, cesaret olur. yalnız, korku küpünün içine bir parça cesaret mayası gerek.. bir parça, anladın mı? şimdi sen kork, her şeyden kork. sonra n'olacak? korku bitecek artık, istesen de daha çok korkamayacaksın. ve korku başlayacak usul usul cesaret olmaya. işte burda karşımıza, haklı cesaret, haksız cesaret çıkacaktır. korkunun da iyisi vardır, kötüsü vardır. cesaretin de iyisi, kötüsü. işte biz bu iyiyi kötüyü ayırt eder hale gelince, o zaman bileceğiz, ne zaman korkarız, ne zaman cesur oluruz. bunu iyi biliriz işte..

kim öğretecek bize bunu? hayat öğretecek yeğenim..

nasıl geleceğiz bu noktaya? düşe kalka.. korkarak.. kaçarak.. ezilerek..

sen şimdi kork.. ve kaç.. istediğin kadar kaç.. korkudan kaçılmaz yeğenim; çünkü korku senin içindedir. aha burandadır. sen nereye gidersen git, onu yanında taşırsın. seninle yemek yer, seninle güler, ağlar, cıgara içer. her bir şeyi seninle birlikte yapar. türkçesi, korkudan kaçmanın mümkünü yoktur yeğenim. bazı adamlar der ki, korktuğun için korkarsın. yalandır. korku arkadan gelir, derler. bu da yalandır. arkadan markadan gelmez, adamın içindedir o, bir yere gitmez. onu sana hayat vermiştir, hayat alacaktır. onun için biz korkudan kaçmayacağız. onun üstüne üstüne gideceğiz, onu yok edeceğiz bir gün. bak, sindireceğiz, kıstıracağız demiyorum, iyi dinle sözümü, yok edeceğiz diyorum. anladın mı bu ne demek? bu şu demek: zart zurtla korkuyu sindirmek istersin, gösteriş yaparsın, cesur olursun; o cesurluk da korkudur yeğenim. fistan değiştirmiş korkudur. bize böyle cesaretin gereği yok. böyle fos cesaret mi iyidir, yoksa essahtan korku mu? biz, essahtan korkuyu, böyle cesarete yeğ tutarız yeğenim. anlıyor musun?

sen kork yeğenim, çok kork. her bir şeyden kork. leblebiden, çekirdekten, serçelerden kork. o bir gün cesaret olacaktır mutlaka. onun da bir günü vardır işte. nasıl çarşamba, perşembe, cuma, cumartesi arka arkaya dizilir. aynen öyle. bir gün cesaretin de, korkusuzluğun da sırası gelecektir. bugün korkun nasıl essah bir korkuysa, o gün geldiğinde cesaretin de essah olacaktır. anlıyor musun?

14.11.2008

salpa

yılmaz güney

herkesin yüreğine insanca yaşamanın ateşi düşecektir bir gün. işte o zaman yangın büyüyecek, önü alınmaz olacaktır.

toplum ilişkilerinin özünde tarafsızlık yoktur. tarafsızlık, taraf tutmanın bir biçimidir.

doğru hareket edebilmek için doğru düşünmek gerekliydi. doğru düşünebilmek için de, gerçeklikle kendi arasındaki bütün süzgeçleri, perdeleri, pusulaları, alıcıları, vericileri, komisyoncuları, yabancı akılları, bilincindeki casusları kaldırmalıydı. bugüne dek kafasına sokulan değer ölçülerini, yargılarını yıkmalı, her şeye yeniden, maddi gerçeğin kendi değerleriyle, kendi yasalarıyla bakabilecek sağlığa kavuşmalıydı. ön yargılardan kurtulmalıydı. çünkü onlar, ön yargılar, kalıplaşmış düşünce yapısının, değişimi istemeyen güçlerin kapı köpekleriydi; bekçileriydi. yeni bir olgunun, bir görüşün, tartışma masasına yatırılmadan cezalandırılması, önemsenmemesi için tepkiler gösterirdi.. ön yargılar, gelişmenin en büyük engellerinden biriydi. onu yıkmalıydı; aşmalıydı.

her başarı bir tuzaktır.

insanlar, çizgili gömlekler, beyaz kadın şapkaları, duvarlar, erika yazı makineleri, fordson yedek parçaları, yazılar, yabancılık ve umutsuzluk üretiyorlar.. giderek umutsuzluk, çaresizlik yutulmaz katılıkta bir lokma oluyor boğazlarında.. tıkanıyorlar.. soluksuz kalıyorlar..

insan, hangi toplumda olursa olsun, öznel ve nesnel yapısıyla, o toplumun malı, o toplumun ürünüydü. onun için, yaptıkları yapacakları, düşündükleri düşünecekleri, toplumun genel özelliklerinden, çalkantılarından, eğilimlerinden, bu akış içindeki özgül yerinden, algılama ve etkilenme ve etkileme yeteneklerinden ayrı düşünülemezdi.

insan karmaşık bir süreçtir. binlerce çelişkiyi taşır bağrında.

her bakış, gülüş, seçiş, siyasi bir eylemdir.

amaçlarını iyi saptamış, bunun için de gerekli yolu çizmiş güçler, hayatın zorunlu yasaları ışığında gelişen, yüzeyden bakanlara da gelişigüzel görünen binlerce olay içinden, kendilerine yararlı olanları bulur, onları kendi istek ve çıkarları doğrultusunda değerlendirirlerdi. gerekli gördüklerini de, ipler elinde ise, yaratabilir, yönetebilirlerdi. işte bu yüzden, bilerek ya da bilmeyerek, başkalarının aracı, ezenlerin aracı olmamak için, toplumsal eğilimin zorunlu durak ve yollarını kavramalıydı salpa.

dünyamızın gizli sahiplerini arıyorlar. her şeyi dışarıda arıyorlar. asıl aranacak, kafamızın, bedenimizin, bilincimizin gizli sahipleridir.

insan ne iş yapıyorsa ona göre biçim alır. adamın kafasını yaptığı iş belirler.

umut, umutsuzluğun çiçeğidir. hoş kokulu, mavi bir çiçektir durmadan açan.

karamsarlık birikir aydınlık olur, umutsuzluk birikir umut olur.

insanların isteklerine, niyetlerine bağlı değildi iyilik kötülük kavramı. iyilik yaptığını sandığımız bir adama belki de yaptığımız özünde kötülüktür. kötülük diye nitelendirdiğimiz bir davranışın özünde iyilik olabilir. her iyiliğin ya da kötülüğün verdiği ürün önemlidir aslında.

kibritle, cigarayla, kravatla, çiçekli gömlekle çıkartma yapıyorlar bilincine. beyninin bütün hücrelerini bir bir ele geçiriyorlar. sen yoksun artık. sen, yalnızca onların istediğini alıp satan, onların düşündüklerini söyleyen, onların istediğini yiyen, beğenen, seven canlı bir kuklasın.. eleştirin bile onlara can verecek, daha uzun yaşatacak.. uzak, şimdiki aklının ermeyeceği uzak istasyonlar yönetecek seni.. her an bir akım geçecek kafandan. her an birilerinin yörüngesine gireceksin. radyolar, gazeteler, sinemalar, duvar afişleri, bilimadamları, ideologlar, kuramcılar, otobüs çığırtkanları yolunu kesecekler.. antep'e gitmek isterken aydın'a gönderecekler seni. don lastiği için ayırdığın parayla bilmem ne birası içirecekler sana.. tutsak edecekler seni. yutacaklar; cebindeki son kuruşa dek.. tüketecekler.. iliğini sömürecekler.. ananı belleyecekler.. içimize özlemler, istekler ekecekler, günün birinde biçmek için.. özenti ağaçları dikecekler içimize, tuzaklar kuracaklar.. içimize yerleştirilen hareket ettirici, seçici, karar verici motorun komutası elimizde değil artık. özgür isteminle yaptığını sandığın şeylerde bile özgür değilsin artık..

20.02.2008

boynu bükük öldüler

yılmaz güney

jean-paul sartre: yazarın görevi, hiç kimsenin dünyadan habersiz kalmamasını ve bu yüzden kendisinin suçsuz olduğunu ileri sürememesini sağlamaktır.

yüreğir'in yağmuru, yüreğir'in dertleri gibi yağar yağar bitmez. usul usul, ince bir sızı gibi yağar. hüzün veren bir durgunluk, bir alacalık oturur insanın içine. ağır, uyuşuk ve yorgun. ne yapacağını bilemeyen çaresiz insanın acı umutsuzluğudur bu.

bir yaprağın düşmesinde, bir dalın acı acı sallanmasında, insan hayatından kopan bir an ve insan hayatını etkileyen acılar gizlidir.

artık gitme zamanıdır. baba toprağını, evi, evin önündeki ağacı bırakıp uzaklara gitme zamanıdır. evlerin, ağaçların çizgileri karanlıkla silinir, sessizlik çöker, toprak uyur; gitme zamanıdır. dağ başlarına beyaz bulutlar dolanır, dorukları bulutlara gömülür, dağlar morlaşır, lacivertleşir. sisler evreni içine alır, yel saçları uçurur; yel saçları alır uzaklara götürür; çünkü gitme zamanıdır.