anonim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anonim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2.06.2019

fıkra

anonim

dört çocuk babası, tecrübeli bir hekim seyahate çıkıyordu, meslektaşlarından biri sordu:

"nasıl doktor, çocukları bıraktığına üzülüyor musun?"

"yo.. hepsi de okuldalar maşallah."

"isimleri neydi?"

"fuat, sedat, reşat, cihat."

"beşinci bir oğlun olsa, adını ne koyacaksın?"

doktor sakin sakin gülümsedi:

"imdat!"

**

ayakta duramayacak kadar körkütük sarhoş, otelin kapısından büyük üniforması sırtında çıkan amirale seslendi:

"baksana kuzum, bana şuradan bir taksi çağırıver."

"sen karşındaki adamın amiral olduğunun farkında değilsin galiba."

sarhoş gevrek gevrek güldü:

"ne kızıyorsun canım, o halde bir gemi çağır."

**

çiftçinin biri sırtında bir gübre çuvalı taşıyarak tımarhanenin önünden geçiyordu. delilerden biri adama takıldı:

"nedir sırtındaki?"

"gübre."

"ne yapacaksın gübreyi?"

"çileklerime koyacağım."

deli içini çekti:

"biz çileği kaymakla yeriz; gene de adımız deliye çıkmıştır."

**

camide hoca vaaz veriyordu:

"ey müslümanlar; bir yer vardır ki zengin, fakir, genç, ihtiyar, gamlı, kederli giren şen ve bahtiyar çıkar; neresidir orası bilin bakalım."

bektaşi arka sıralardan seslenir:

"bilirim hoca efendi; meyhane."

**

yaşlı adam oğlunun çalıştığı daire müdürüne geldi:

"affedersiniz müdür bey, oğlumu görmek istiyorum."

müdür cevap verdi:

"oğlunuz bugün gelmedi. cenazenizde bulunmak için izin almıştı."

**

iki pul meraklısı, üzerinde stalin'in resmi bulunan yeni bir puldan bahsediyorlardı. içlerinden biri:

"bu pullar iyi yapışmıyor" diye şikayet etti.

öteki cevap verdi:

"pulların hiçbir kusuru yok. halk, pulların ters tarafına tükürüyor da onun için yapışmıyor."

**

iki evli arkadaş geç vakit eve dönüyorlardı. biri sordu:

"böyle gece eve geç gidince karına ne diyeceğini hiç düşünmez misin?"

"düşünmem. karım şimdi ya uyuyordur, ya uyanıktır. uyuyorsa mesele yok; uyanıksa onun bana ne diyeceğini düşünürüm.

**

bektaşiye:

"cehennem yedi kattır" demişler, "birinci katında binamazlar yanacak, ikinci katında küfürbazlar, üçüncü katında kumarbazlar yanacak, dördüncü katında.."

bektaşi hemen atılmış:

"uzatma be imanım" demiş, "yanmayan yeri var mı şunun, sen ondan haber ver."

**

dalgınlığıyla ünlü bir biyoloji profesörü, öğleden sonraki dersinde elindeki bir paketi büyük bir dikkat ve itina ile çözüp açarken bir yandan da öğrencilere teşrih için hazırlanmış kurbağalar göstereceğini söylüyordu. fakat paketi açtığı zaman içinden kesilip biçilmiş kurbağa vücutları yerine iki sandviç, iki turp, bir muz ve bir tane de haşlanmış yumurta çıktı. profesör şaşkın şaşkın başını kaşıyarak şöyle mırıldandı:

"fakat ben öğle yemeğimi yemiştim. bu da nerden çıktı?"

**

“akşamleyin büfeye iki elma koymuştum. şimdiyse orada bir tane var; söyle bakalım selim, nasıl oldu da orda bir tane elma kaldı?”

selim: "çok karanlık olduğu için onu görememişim anneciğim!"

**

meşhur fransız romancısı balzac çok oburdu. bir gün arkadaşlarından biri onu lokantada, önünde iri bir tavuk olduğu halde gördü:

"bunu herhalde yalnız yemeyeceksiniz?"

aldığı cevap şu oldu:

"tabii ki hayır, bezelyeleri bekliyorum."

**

doktor sabahleyin yataktan kalktı, başı ağrıyordu. üzerinde bir kırgınlık vardı. gerinerek aynanın karşısına geçti, diline baktı, bembeyazdı. aynadaki aksine seslendi:

"hastam olsaydın müshili dayardım; ama ne çare ki hastam değilsin."

**

polis almak için imtihan yapılıyordu. tecrübeli komiser adaylara sordu:

"bir kalabalığı dağıtmak için ne yaparsınız?"

herkes cevaplar verdi ve sıra yahudi gencine geldi:

"derhal fakirler yararına yardım toplamaya başlarım."

**

doktor hasta kadını muayene etmiş, kocasıyla konuşuyordu:

"eşinizde önemli bir hastalık yok; sıkıntısı yaşının ilerlemesinden geliyor."

"aman doktor bey; ne olur bunu siz kendisine anlatın."

**

berlin'in sovyet işgali altındaki kısmında yaşayan biri, papağanını kaybetmişti. ilgili makamlara başvurarak kuşun bulununca kendisine iade edilmesini rica etti. bunun için de bir kağıda papağanın neye benzediğini yazdı. altına da şu sözleri ekledi:

"papağanın söyleyeceği şeylerden mesul değilim. söyleyeceği şeyler sahibinin değil, kendi fikirlerinin mahsulüdür." 

18.01.2019

baba erenler

anonim

adamın biri akşam vakti bektaşi'nin kapısını çalmış.

"kim o?"

"tanrı misafiri."

baba erenler aşağı inip herifi elinden tutmuş, caminin kapısına götürmüş:

"imanım" demiş, "sen bize yanlış gelmişsin, tanrı'nın evi burası, o seni ağırlasın!" 

**

kentlinin biri "erenler" köyüne gidiyormuş, yolda bir köylüye rastlamış:

"erenler köyü buradan ne kadar tutar?"

köylü, adama bakmış, susmuş, yanıtlamamış.

kentli öfkelenip hızlı adımlarla yola koyulunca, köylü arkadan seslenmiş:

"bu yürüyüşle 2 saatte varırsın!" 

**

ortaköy'de bilindiği gibi cami, kilise, havra üçlüsü iç içedir. bu hoşgörü ortamında bektaşi yalnız papazla değil, haham ve imamla da dosttur. baba erenler camiye gitmezmiş, imam da sıkıştırıp dururmuş:

"baba erenler, gelip bir namaz kılsan ne kadar makbule geçer biliyor musun?"

bektaşi diretmiş:

"olmaz, benim yerime sen kılıyorsun ya!"

sonunda bektaşi, imam efendi'nin ısrarına dayanamamış; ama şart koşmuş:

"gelirim; ama 2 rekattan fazla kılmam!"

"peki."

baba erenler camiye varmış, 2 rekat namaz kılmış, sonra çıkmış, kapının önünde tam ayakkabılarını giyerken bir haberci koşa koşa gelmiş:

"baba erenler, babanız sizlere ömür, cenazeyi kaldırmak için köyde bekliyorlar."

eski zaman ya, bektaşi eşeğine binmiş. boğaz'ın sırtlarındaki köyüne gidecek, yolda bir su birikintisine rastlamışlar, eşeğin inadı tutmuş, suyu geçmiyor; bektaşi hayvanın başını çekiyor, olmuyor; kıçından itiyor olmuyor; sonunda eşeğin kulağına eğilmiş:

"ulan" demiş, "ya bu suyu geçersin ya da 2 rekat da senin için kılarım." 

**

bir gün baba erenler, kafasını kurcalayan bir soruya yanıt alabilmek için mahallenin imamına gidip sorar:

"imam efendi, hz. hüseyin kimdi?"

imam:

"hz. hüseyin, allah'ın 'sevgili kulu' olan peygamber efendimiz'in torunuydu."

bektaşi hınzırlaşır:

"öyle idiydi de 'sevgili kulu'nun torununu kerbela'da yezit ordusunun kılıcından neden kurtarmadı?"

imam zora düştüğünden sakalını sıvazlar, bektaşi'ye bakarak:

"bu soruda bir gavurluk var, sen git bunu kilisenin papazına sor" der.

camiyle kilise yan yana! imam gibi kilisenin papazı da bektaşi'nin dostudur. baba erenler, papaz efendi'nin yanına varıp imama sorduğu soruyu yineler.

papaz efendi öfkelenir:

"hıhhh! sevgili kulu muhammet'in torununu kurtaracakmış! sevgili oğlu isa'yı çarmıha gererlerken kılını kıpırdatmayan, sevgili kulunun torunu için zahmete girer mi?" 

**

eski ortaköy'de, bektaşi babası, kilisenin papazıyla dostmuş, yedikleri içtikleri ayrı gitmezmiş. gel zaman git zaman, papaz hastalanmış, ağırlaşmış, son nefesini verecek! bektaşi'ye haber iletmişler, baba erenler kalkmış, papazın evine varmış.

papaz, baba erenleri karşısında görünce konuşmaya çabalamış, dudakları kıpırdıyor; ama bektaşi hemen eliyle adamcağızın ağzını kapatmış.

çevredekiler:

"baba erenler ne yapıyorsun?"

bektaşi:

"ben bu hergeleyi 40 yıldır tanırım, şimdi bir kelime-i şahadet getirir, doğru cennete gider; biz bu yolda yaya kalırız." 

**

adamın birinin devletteki işi bir türlü çıkmıyormuş, sonunda ahdetmiş:

"ey allahım, şu işim olursa, eşeğimi sırtıma alıp beyazıt kulesi'ne çıkacağım."

herifin işi olmuş; ama bu kez kara kara düşünmeye başlamış; koskoca eşeği sırtında beyazıt kulesi'nin tepesine nasıl çıkarır? sonunda derdini bektaşi'ye açmış.

baba erenler sormuş:

"sen sigara içiyor musun?"

"hayır."

"rakı?"

"hayır."

"çapkınlık, kadın, kız?"

"hayır."

öyleyse eşeği aşağıda bırak, sen kuleye çık; yeminini yerine getirmiş olursun.

5.05.2018

bhagavadgita

insanın gerçek düşmanı, yanlış yönlendirdiği bilincidir.

buddha: bu dünyada kötülüğün tek kaynağı cehalettir.

dünya yaşayışı ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir süstür, aranızda bir övünmedir, mallarda ve evlatlarda bir çoğalıştır.

bedenini, dilini ve aklını kontrol eden bilge kişi, kendine egemen olan kişidir.

bilge kişinin mantığı sağlamdır ve o, şüpheden kurtulmuştur. zevk karşısında sevinmez, acı karşısında da üzülmez. akıllı kişi ne yaşayanlar için ne de ölüler için kederlenir.

ne dünyanın krallığı ne de cennetteki tanrıların krallığı hayatımı böyle yakan keder ateşinden beni kurtarabilir.

bilge kişi için zevk de acı da birdir; ikisi de onu etkileyemez: o kişi ölümsüzlüğe layıktır.

şunu bil ki herkesin içinde bulunan öz ölümsüzdür; hiç kimse ona bir son veremez.

bütün bağlardan kurtulmuş olan kişi büyük kişidir. tüm isteklerden vazgeçen, tüm bağları kopartan, bencillik ve zevk tutkunluğundan kurtulan kişi huzura erişir.

her şey, cenini çevreleyen zar gibi, aynayı kaplayan kir gibi veya ateşi örten duman gibi istekle kaplanmıştır.

tanrı insanlara günah ya da sevap vermez. bilgi cehalet tarafından örtüldüğünden canlılar şaşırıp kötü yola saparlar.

insanların bilge olanları eylemde eylemsizliği, eylemsizlikte eylemi görürler. bilgelik istisnasız bütün eylemlerin son bulduğu yerdir.

hiçbir eylem, saf, uyum içinde, kendi kendisini disipline etmiş ve ruhu her şeyin ruhu ile bir olmuş bir kişiyi lekeleyemez.

bir insan aklın tüm tutkularından vazgeçer, kendi kendine yeterse onun ölümsüz bir aklı var demektir. aklı kederden etkilenmez, zevk veren şeylerden uzaktır, tutkudan, korkudan ve öfkeden kurtulmuştur, onun sarsılmaz bir aklı vardır.

rüzgâr suların üstündeki tekneyi nasıl uzaklara sürüklerse duyuların egemenliğine kapılmış akıl da öyle sürüklenip gider. duyularına, akıl ve mantığa egemen, istek, korku ve öfkeyi atmış, kurtuluşu düşünen ermiş kişi, bütünüyle kurtuluşa ermiş demektir.

2.06.2017

iyi insan

ibrani


su yolları boyunca dikilip boy atan
mevsimi gelince dolgun meyveler veren
yaprakları hiç solmayan
dal budak sardıkça bolluğu artan
bir ağaçtır iyi insan

17.09.2016

kara aydınlanma

çin


ne büzülmüşse
bir vakitler uzatılmış olsa gerek
ne cılızsa
önceleri güçlüydü mutlak
ne devrilmişse
ilkin dikilmiş olsa gerek
ne verilmişse
eskiden alınmıştı herhalde
kara aydınlanma buna derler:
yumuşak zayıflık yener kaba gücü
derinlerden suyun üstüne sıçramamalı balık
uluslar hiç göstermemeli keskin kılıçlarını

2
boşluğun ta ucuna kadar git
sessizliğe sımsıkı sarıl
her şey kaynaşıyor
dönüp geldikleri yerde gördüm hepsini
bakın, çiçekleniyor her şey
ama her şey kendi köküne dönmektedir
köke dönmek sessizliğin ta kendisi
dönüş, kaderdir
hiç değişmez alınyazımızdaki dönüş
aydınlanmaktır bu değişmezliği bilmek
bilmemek, felakete koşmaktır körü körüne
bunu bilen, her şeyi biliyor demektir
adalet cennetten çıkmadır
iyi yönetim cennetten çıkma
erdem yolu
cennet yoludur, sonsuzluk yoludur
eti kemiği çürüse bile
erdemli insana ölüm yoktur

3
insanları tanımak, akıllılıktır
kendini tanımaktır aydınlanmak
başkalarını fethetmek, kuvvettir
kendini fethetmek, kudret
kanaattir en büyük zenginlik
erdem yolu, bütün emellere kavuşturur
olduğu yerde duran, kalımlı olur
ölmek ama yitip gitmemek
"uzun ömür" budur işte

1.10.2015

yağmur duası

baba erenler köy meydanında bir kalabalık görmüş, sormuş:

"ne oluyor?"

"yağmur duasına çıkıyoruz, sen de gel."

bektaşi kafasını kaşımış, düşünmüş, kuraklık sürüyor, susuzluktan toprak çatlıyor.

"peki" demiş, "geleyim."

yola çıkmışlar. baba erenler kendi tarlasının yanından geçerken elindeki sopayı toprağa çakmış, göğe bakarak uyarmış:

"bizimki de burası."

tepede yağmur duası yapılır yapılmaz, gök sanki yarılmış, ötekilere bir şey olmazken, bektaşi'nin daha kuytuda bulunan tarlasını seller götürmüş. baba erenler manzaraya bakmış, bakmış, sonra gözlerini göğe dikerek:

"kabahat sende değil" demiş, "sana burayı gösteren pezevenkte!"

18.09.2015

inanna'nın vulva şarkısı

sümer


ben kadınım
kutsal lapisten yapılmış
bu evde
mabedimde
dua ediyorum

ben bir kadınım
cennetin kraliçesiyim
şair
bunun şiirini söylesin
şarkıcı şarkısını söylesin

güveyim
dumuzi'm, vahşi boğam
beni hoşnut tutsun
bırakın sözcükleri dökülsün
ağızlarından
ah! şarkıcılar
onların gençliği için söyleyin
nippur'daki şarkıyı
tanrı'nın oğluna armağan olsun
ben onu övmek için
şarkı söyleyen kadınım
şair onun şiirini söylesin

ben inana'yım
vulva şarkımı ona verin
benim derin vulvam
vulva cennetin kayığı
yeni ay güzelliği vulvanın üzerindeki
ekilmemiş çöl vulva
vahşi kızların tarlası
benim tepeciğimin
onun fışkırmasını özlediği yer
benim tepeciğim açık duruyor
ve soruyor

kim onu sürecek
vulva sırılsıklam
ben kraliçe
bu öküzü buraya getirdim
"o senin için
sürecek sabanı
kralımız dumuzi sürecek
senin için"

vulvamı sürün, kalbimi
kutsal kasıklarım onunla ıslandı
ah kutsal anne

13.05.2015

eski uygarlıkların şiirleri


et kafalılar bile bilir ki
dünyanın tutar tarafı kalmamıştır
(mende/afrika)

insanların günleri sayılıdır
başarıları esip giden hava gibidir
hiçbir zaman hiçbir şey kalıcı olmamıştır
(akad-babil)

güçlü olmak istersen söz ustası ol
dil, yiğit elindeki kılıç gibidir
(mısır)

gözünüzü dört açın
denk alın ayağınızı
insanoğlunun ayağı dağa değil
tümseğe takılır da ondan düşer
(çin)

ortalama olmalı insanın aklı, en iyisi bu
fazla zeki ya da kurnaz olmamalı
çok bilen, derin düşünen akıllı adamın yüreği
mutluluk nedir bilmez çünkü
(izlanda)

sana abayı yaktım sanıyorsan
o senin hüsnü kuruntun
sizin eve gelişim
küçük kardeşini görmek için
(kızılderili)

kimseyi kınamayın durumu bozuldu diye
nice insanlara olmuştur bu
koca kahramanları sünepe yapar sarsıcı arzular
aptala çevirir en akıllı adamları
(izlanda)

tatlı duygular içinde yürek
sevgi yüzünden yaralı bereli
(kızılderili)

vakit, hiç durmadan uçup giderken
akıllıya her gün, bayram günüdür
(sulpicia/latin)

ölümsüz tanrılar bile bağışlar
güzel bir kadının yalanlarını
(ovidius/latin)

devletlim, buyurmuşsun, yoksulluk kanun dışı
olmuş bizim ülkede; ama haberin olsun
buyrukla kanun dışı ettiğin şu yoksulluk
ortalıkta kalınca sığındı bizim eve
(rajasekhara/sanskrit)

başarı istiyorsan altı kusurdan kaçın:
uyku ve uyuşukluk
korku ve azgın öfke
düzensizlik ve gevezelik
(rajasekhara/sanskrit)

dere tepe dolaşmakla geçti ömrüm
ölünce geziye çıkar gibi ölürüm
(lamba/afrika)

via talat sait halman

12.08.2014

bütünlüğe ermek

çin


alçak gönüllü ol
bütünlüğe kavuşursun
dosdoğru olursun yere eğersen kendini
çukur ol, dolarsın
onarılırsan kırılırsın
malın az mı, zenginsin demektir
malın çok mu, çökersin er geç
akıllı insan tek varlığa sarılarak
ölçüp biçer göğün altındaki her şeyi
ortalıkta dolaşmaz gerine gerine
onun için ışıldar
böbürlenmez de ondan ün salar
kendine övgüler düzmediğinden
zaferler kazanır
yapıtları sonsuz yaşar; çünkü
küçük dağları ben yarattım demez
savaşa tutuşmaz hiçbir vakit
onun için kimse savaşa tutuşamaz onunla
atalar sözüdür bu:
"alçakgönüllü ol, bütünlüğe kavuşursun."
bütünlüğe ermek için
gerçek varlığa dönmeli insan

2.10.2013

nartlar

asetin halk destanı



üç söz vardır, kulak ver beni dinle
kim ki mutluluğun peşinden koşar; yetişemez
onu rahat bırak, sakın gitme üstüne
o zaman peşinden koşa koşa gelir
ikincisi: kötü komşu her zaman hoş söz eder
sizi karşılar hep tatlı gülümsemeyle
fakat koynunda keskin bir bıçak gizler
üçüncüsü de şu: aklında tut, unutma
küçük, aile içinde babalarının borcunu öder

eğer yargıçların gerçeğe inancı yoksa
buna mahkeme de yanıt bulamaz

buz tutmuş yaşlılar gördüm acınası
küt bir usturayla ak sakallarını
kesmeye çabalıyorlardı ne var ki
bir kıl bile düşmüyordu sakallarından
bunu bilirsin sanırım; ama yine de dinle
kötü, adaletsiz yargıçların sonu bu
zenginlerin suçunu rüşvetle bağışlarlar
suçsuz yoksulları mahkum ederler oysa

* nart destanları oset, adıge, abhaz, abazin, balkar, karaçay, çeçen, inguş vb. gibi kuzey kafkasya halklarının ortak malıdır. "nart" sözcüğü, adıge dillerinde "gözünü budaktan esirgemeyen", asetincede de "iri yapılı, güvenilir, kahraman" anlamındadır.

3.09.2013

on emir

anonim

sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma.

her meselede, zarar vermemek için mücadele et.

arkadaşlarına, arkadaş canlılara ve dünya geneline sevgi, şefkat, içtenlik ve saygıyla yaklaş.

kötülüğe göz yumma ve adaleti uygulamaktan çekinme ama özgürce itiraf edilen ve dürüstçe pişmanlık belirtilen kabahatleri affetmeye daima hazır ol.

hayatını neşe ve hayranlık duygusuyla yaşa.

hep yeni şeyler öğrenme arayışında ol.

her şeyi sına; durumlar karşısındaki fikirlerini daima gözden geçir. eğer uyumlu değilse tutkuyla bağlı olduğun bir inancı dahi terk et.

düşünce ayrılıklarını asla sansürleme ya da yok etme; diğer insanların seninle aynı fikirde olmama haklarına daima saygı duy.

öz deneyim ve mantığınla kendi bağımsız fikirlerini oluştur. başkalarının seni körü körüne idare etmelerine izin verme.

her şeyi sorgula.

via richard dawkins

12.01.2013

çiçek

orta/güney amerika


yalnızca uyumaya gelmişiz
düş görmeye gelmişiz yalnızca
doğru değil yeryüzüne
yaşamak için geldiğimiz
varlığımız bahar yaprakları gibi
açılır kapanır
yüreğimiz çiçekler gibi açar
çiçekler çıkar gider de gövdemizden
sararıp solarlar

6.09.2012

magna carta

ingiltere

magna carta (büyük sözleşme) ya da diğer adıyla magna carta libertatum (özgürlükler sözleşmesi), incecik bir parşömene orta çağ latincesiyle yazılmış, özellikle tarih ve hukukla ilgili araştırmalar yapan herkesin baştan sona okumuş olmasa da, kendisinden bir şekilde haberdar olduğu en ünlü bağımsızlık sözleşmesidir.

ingiltere'nin orta çağdaki krallarının derebeylik düzeni içindeki zorbaca uygulamalarına karşılık bireysel hak ve özgürlüklerin kazanımına yönelik, kraliyet mührüyle damgalanan bu sözleşme, dönemin ingilteresinin yerel ve gündelik sorunlarını çözüyor görünse de; keyfi yönetime şiddetle karşı çıkışı, hak ve özgürlükler için güvence arayışı açısından 13. yüzyıldan insanlığa kalan bir hukuk mirası olarak algılanabilir.

15 haziran 1215'te kral john (johannes), papa 3. innocent (innocentius) ve baronlar arasında imzalanan magna carta, kralın yetkilerine gem vurmayı ve hukukun kraldan daha üstün olduğunu vurgulamayı amaçlar.

magna carta'nın içeriğine genel olarak bakıldığında, tartışmasız ilk göze çarpan, kilisenin özerkliğini güvence altına alma, kilisenin seçim özgürlüğünü tanıma, krallar ve baronlar arasında yönetimsel açıdan ortaya çıkan anlaşmazlıklara çözüm bulma ve güçler arasında denge oluşturma kaygısının ön planda olmasıdır.

özgür yurttaşların haklarına ve özgürlüklerine yönelik ifadelerden, özellikle özgür yurttaşların ülkenin ilgili yasalarına göre yargılanmadan tutuklanamayacağının, mallarına el konulamayacağının, yasal haklarının ellerinden alınamayacağının, sürgün edilemeyeceğinin ya da herhangi bir şekilde zarara uğratılamayacağının vurgulanmasından veya hak ve hukukun kimseye satılamayacağının, hiç kimsenin bundan mahrum bırakılamayacağının belirtilmesinden anlaşılacağı üzere, bu sözleşmede özgür yurttaşların bireysel ayrıcalıklarının da üstünde durulmuştur.

kral john'a (yurtsuz jan), magna carta'ya mührünü vurduran ve onu bu anlaşmayı yapmaya götüren ana neden baronlarla, yani büyük toprak sahipleriyle yaşadığı şiddetli anlaşmazlıklardır. ama bu anlaşmazlıklar ilk defa onun devrinde ortaya çıkmış değildir. norman istilasından başlayarak (1066) ingiliz toplumunun tarihinde ve kültüründe yaşanan köklü değişiklikler sonucunda, soylu sınıf kralların baskıcı tutumuna daha az tahammül göstermeye, fırsat buldukça kralların keyfi yönetimlerine ayaklanmalarla yanıt vermeye çoktan başlamıştı bile. 1189 tarihinde tahta çıkan ve aslan yürekli rişar olarak tanınan kral ı. richard (ricardus) zamanında soylular, kralın haçlı seferlerindeki başarısızlıklarının ve ülkeye dönerken avusturya dükasına esir düşmesinin ardından alman imparatoruna teslim edilmesinin, bunun sonucunda da onu kurtarmak için yüklü miktarlarda ödedikleri fidyenin acısını unutmamışlardı.

kral richard öldüğünde yerine geçen kardeşi kral john (1199-1216) ise soylulara yitirdiklerini geri vereceğine, onlardan sürekli para isteyerek kardeşinin yarattığı mali yıkımı daha da körüklemişti. üstelik john, kardeşinin kendisini halka sevdiren özelliklerinin hiçbirine de sahip değildi. dolayısıyla soylular kral john'un saltanat döneminde ömürlerinin en sıkıntılı sürecinden geçmeye (1213-1216) ve kralın kayıtsız şartsız, zorbaca yönetimi sonucunda topraklarını, şatolarını ve imtiyazlarını hızla yitirmeye başladılar.

kral john sadece soylularla değil, kilise yönetimiyle de sağlıklı ilişkiler kuramadı. canterbury başpiskoposluğunun seçiminde keyfi karar alarak norwich piskoposu john de gray'i seçip roma'ya gönderdi. ama dönemin papası 3. ınnocent kralın seçimini onaylamadı ve keşişleri ikna edip stephen langton'ın bu göreve seçilmesini sağladı. kral kendi kararının papalıkça reddedilmesini hazmedemediğinden fevri davrandı ve langton'ın başpiskoposluğunu tanımadığı gibi seçime katılan keşişleri de sınırdışı etti. ama papa'yı öfkelendiren bu tavrının bedelini, 1209 yılında aforoz edilmesiyle ödedi. sonuçta geri adım atmak zorunda kaldı ve öncelikle ınnocent'in seçtiği başpiskoposu tanıdı, sonra sürgün ettiği keşişlerin geri dönmesine izin verdi, ardından da papalıkla arasını tamamen düzeltmek için ingiltere ve irlanda'yı papalık arazileri olarak ınnocent'e sundu.

kral john'un ülke arazilerini papalığa sunması, soylular arasında idari özerkliğin yitirilmesi anlamına geldiğinden, büyük bir öfkeyle karşılandı. vergilerde yaşanan olağanüstü artışlar da buna eklenince, 1215 yılında toplumda önemli rolleri olan baronlar kendilerinin de bu ülkede varolduğunu krala göstermek ve onu adalete davet etmek için londra'yı işgal ettiler ve isteklerini içeren bir taslağı krala sundular. çaresiz kalan kral, kendi haklarını kısıtlayıcı, buna karşın baronların haklarını güvence altına almaya yönelik söz konusu belgeyi surrey kontluğunda, thames nehri boyunca uzanan çayırlık bir bölgede, runnymede'de imzalamak zorunda kaldı.

15 haziran 1215'te gerçekleşen bu anlaşma sonucunda, özellikle belgenin en uzun ve güvence maddesi olarak bilinen 61. maddesiyle, yitirdikleri ayrıcalıkları geri alan ve kralın iradesine tam anlamıyla gem vuran baronlar 24 haziran 1215'te krala bağlılık yeminlerini yinelediler. magna carta adını alan bu barış belgesi, vakit geçirilmeden 7 kopya halinde çoğaltılarak ülkenin değişik bölgelerine dağıtıldı. ama papa 3. ınnocent krala zorla, baskı altında imzalatıldığını ve kralın saygınlığını zedelediğini belirterek bu belgeyi reddetti. kral john buna güvenerek baronlar londra'yı terk ettiği anda, belgeyi kendisinin de tanımadığını ilan etti; ama bu ilan 1. baron savaşı olarak bilinen ve ülkeyi büyük bir karmaşaya sürükleyen iç savaşın başlamasına neden oldu.

magna carta'nın tarihsel gelişimi, baron savaşlarından sonra gelişen olaylarla, fransa'nın ingiltere'yi istilasıyla, kraliyet hazinesinin yitirilmesiyle ve kral john'un dizanteriden kurtulamayıp newark'ta aniden yaşama veda etmesiyle (1216) yeni bir boyut kazandı. kral john'un yerine 9 yaşındaki oğlu 3. henry'nin (henricus) tahta geçmesiyle birlikte, magna carta 12 kasım 1216'da yeniden ele alınıp gözden geçirildi. pembroke kontu ve saltanat vekili william marshal aynı yıl içinde belgenin ilk gözden geçirilmiş kopyasını, ardından 6 kasım 1217'de de yine saltanat vekili yetkisine dayanarak ikinci gözden geçirilmiş kopyasını yayımladı. magna carta, 11 şubat 1225'te ise üçüncü kez ve çok daha ayrıntılı bir şekilde yeniden gözden geçirildi ve bu kez kral 3. henry tarafından yayımlandı. bu son belge daha sonra, yaptığı yasal reformlarla tanınan kral ı. edward tarafından (1239-1307) onaylandı ve 12 ekim 1297'de confirmatio cartarum olarak bilinen yasanın bir bölümünde yerini aldı.

runnymede'de imzalanan ilk magna carta, tarihin acımasız ellerine teslim olduğundan, kaybolup gitmiştir; ama mühürlü 4 kopyasının günümüze ulaşmasını büyük bir şans olarak değerlendirmek gerekir. kopyalardaki metni okumak gerçekten çok zordur. çünkü yazıcılar, oldukça pahalı bir malzeme olan parşömeni rahat rahat harcama olanağına sahip olmadıklarından, ellerindeki malzemeyi tasarruflu kullanmak zorunda kalmışlar ve bu yüzden metindeki çoğu kelimeyi kısaltarak yazmışlardır. bu kopyalardan üretilen magna carta metinlerinin hepsi bir önsözle başlar ve okunuşu kolaylaştırmak adına 63 maddeye ayrılır; ama asıl kopyalarda bu ayrım yoktur.

9.03.2012

kitaplar hakkında

abdülgaffar el-hayati *

kitaplarla yeni hayatlar kurulmaz, ütopyalar yaşanmaz, toplumsal hareketler doğmaz.

kitaplar cevap vermez, sorusu olanlarla konuşur. onları soru-cevap yalnızlıklarından kurtarır.

kitaplar kişiyi çoğaltmaz. mahremiyeti artırır.

kitaplarla hayat hissedilmez, anlaşılabilir belki.

kitaplar, kendisiyle, öteki'yle, hayatın seçilmiş bir boyutunda sahiden buluşmak isteyenler ve bunu gerçekleştirmek amacıyla sahiden çaba gösterenler için basit yol göstericilerdir.

kitaplar, öteki dünyada ödüllendirilme beklentisine dayanan dinsel ahlakla yetinmeyerek daha insani derinliklerin peşine düşenler için dünya bilgisini edinme ve hayal etme kapasitesini zorlama araçlarıdır.

kitaplar karşı ve yana olmayı seçenler için vardır. 

ya da sıkılanlar için basit vakit öldürücülerdir.

* kurmaca bir yazar.

7.02.2012

bir tapınak yazıtı

anonim


gürültü patırtının ortasında sükunetle dolaş
sessizliğin içinde huzur bulunduğunu unutma
başka türlü davranmak açıkça gerekmedikçe
herkesle dost olmaya çalış
ama kimseye teslim olma
telaşsız ve açık seçik konuş
başkalarına da kulak ver
aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları
çünkü dünyada herkesin bir hikayesi vardır
yalnız planlarının değil
başarılarının da tadını çıkarmaya çalış
ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen
hayattaki dayanağın odur
olduğun gibi görün
sevmediğin zaman sever gibi yapma
aşka burun kıvırma sakın
o çöl ortasındaki çimenliktir
yılların geçmesine öfkelenme
gençliğe yakışan şeyleri
gülümseyerek teslim et geçmişe
ara sıra isyana yönelecek gibi olsan bile
hatırla ki, kainatı yargılamak imkansızdır
onun için kavgalarını sürdürürken bile
kendi kendinle barış içinde ol
görmeye çalış ki
bütün pisliğine ve kalleşliğine rağmen
dünya yine de güzeldir

* 1816 yılında, baltimore kentindeki eski bir tapınağın duvarına kazılmış sözler.

3.02.2008

karanlık türküsü

kızılderili


uyan! orman çiçeği, göklerde gezen kır kuşu
uyan, ahu gözlü güzel, uyan
doyuyorum sen bana bakınca çiğdem içen çiçekler gibi
soluğun, sabah çiçekleri, ayda solan yapraklar gibi kokuyor
aydınlık gecelerde, ay ışığında, güneşe akan ormanlar
nasıl sana koşarsa benim kızıl ırmaklarım da öyle
yanıbaşımda olursan türküler yükseliyor yüreğimden
rüzgarın ruhuyla, çilek mevsiminde, raksa kalkan bir dal gibi
sevgilim, kaşlarını çatarsan yüreğim karanlıklara gömülüyor
bulutların gölgeleriyle kararan ışıltılı bir ırmak
sonra gülümsüyorsun, güneş çıkıyor kara yelin, suyun üstünde
açtığı yarıklara altın tozu saçıyor
ben mi? bak bana! çarpan yüreğimdeki kan
yeryüzü gülümsüyor, gökyüzü gülümsüyor, bulutlar da ama ben
yanımda yoksan, gülümsemenin ne olduğunu unutuyorum
uyan! uyan, sevgilim