somerset maugham etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
somerset maugham etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.06.2020

kitty

w. somerset maugham

küçük bir binanın merdivenlerine oturup, (bina, vernikli dört sütun ile altında devasa bir bronz çanın sarktığı yüksek, kiremit çatıdan oluşuyordu) ıstırap içindeki şehre doğru kıvrılıp bükülerek, ağır ağır akan nehri izlediler. şehrin mazgallı surlarını görebiliyorlardı. sıcak hava kara bir bulut gibi asılı kalmıştı şehrin üzerinde. fakat nehrin çok ağır akmasına rağmen hâlâ hareket ediyor oluşu insana her şeyin geçici olduğunu hatırlatan hüzünlü bir his veriyordu. her şey geçip gidiyordu, bu akıştan geriye kalan neydi? bütün insanlar, insan ırkı o nehirde birer su damlasıymış ve her biri birbirine hem çok yakın hem çok uzak, isimsiz bir sel gibi, denize akmaya devam ediyormuş gibi geldi kitty'ye. her şey çok kısa sürerken ve hiçbir şey çok önem taşımazken, insanların önemsiz nesnelere saçma anlamlar yükleyip, kendilerini ve etraflarındakileri üzmeleri acınası bir durumdu.

kitty, bir an geleceği düşündü. walter'ın kafasında ne planlar kurduğunu bilmiyordu. ona hiçbir şey söylemiyordu. sakin, kibar, suskun ve gizemliydi. nehirde, sessizce bilinmezliğe doğru akan iki küçük damla; kendilerine kalsa bireyselliklerini büyük ölçüde korumuş, ama dışarıdan bakan için suyun ayrılmaz bir parçası olan iki küçük damlaydılar.

kitty'nin dalgın bakışları, nehrin durgunluğuna takılmıştı. karanlık, sonsuz denize doğru sessizce akan iki küçük damla.

18.03.2020

senfoni

w. somerset maugham

orkestranın her bir üyesi, kendi küçük enstrümanını çalar. peki ya sence o üye, karmakarışık armonilerin, bambaşka bir ezgiyle yayılışının ne kadarını duyuyordur? o sadece kendi ufak payıyla ilgilenir. ama senfoninin güzel olduğunu bilir, hiç kimse duymasa dahi güzeldir ve o kendi bölümünü çalmaktan mutluluk duyar.

bu, yol ve yolcuyla ilgili. tüm varlıkların üzerinde yürüdüğü sonsuz bir tariktir; ama hiçbir varlık tarafından yaratılmamıştır; çünkü kendisi başlı başına bir varlıktır. hem her şeydir hem de hiçbir şey. her şey oradan yükselir, ona uyum sağlar ve sonunda her şey ona döner. açısız bir kare, kulağın duyamayacağı bir ses, şekli olmayan bir imgedir. engin bir ağ gibidir, deniz kadar geniş örgülerinden hiçbir şeyin geçmesine izin vermez. her şeyin sığındığı bir korunaktır. hiçbir yerdedir, ama pencereden dışarı bakmadan da görülebilir. "istememeyi iste" der öğretisi ve "her şeyi oluruna bırak." mütevazı olan bütünlüğünü korur. eğri doğruya döner. başarısızlık, başarının temelidir ve başarı, başarısızlığın pusuda beklediği yerdir, ama dönüm noktasının nerede olduğunu kim bilebilir ki? şefkatin peşinden koşan, küçük bir çocuğa bile dönüşebilir. nezaket, saldırana zaferi getirir, savunana ise emniyet sağlar. güçlü olan, kendisini yenendir.

15.12.2018

boyalı peçe

w. somerset maugham

toplumsal açıdan bakıldığında, bilim adamının varlığı pek önemli değildir.

eğer bir adam, kadının onu sevmesi için gerekli şeylere sahip değilse bu onun suçudur, kadının değil.

bir adam hayatının geri kalanını onunla geçirmeyi istemeden de bir kadına âşık olabilir.

bir adamı anlamanın en iyi yolu, kendini onun yerine koymaktır.

kadınlar hiçbir zaman adil olmuyor ve genellikle erkekleri suçlu göstermeyi başarıyorlar. ama karşı tarafın da bir çift sözü vardır.

insanın yirmi yedi yaşında hayatla bağının kopması hayli zordur.

güzellik de tanrı'nın en ender ve değerli ödüllerinden biridir. bu ödüle sahip olacak kadar talihliysek şükretmeliyiz; değilsek de, diğer güzel olanlar için kendi göz zevkimiz adına şükretmeliyiz.

her şey çok kısa sürerken ve hiçbir şey çok önem taşımazken, insanların önemsiz nesnelere saçma anlamlar yükleyip kendilerini ve etraflarındakileri üzmeleri acınası bir durumdur.

inanan birinin sürekli isa'ya dua etmesi yetmez, kendisi de bir dua olmalıdır.

gönül kazanmanın tek bir yolu vardır, o da kendini sevilecek birine dönüştürmektir.

önemli olan sevmek, sevilmek değil. insan, kendisini sevenlere minnet duymuyor; eğer o sevmiyorsa, karşısındaki canını sıkıyor sadece.

ona ancak arzu etmeyi bıraktığında sahip olabilirsin.

bazılarımız yolunu afyonla bulmaya çalışıyor, bazılarımız tanrı'yla, bazılarımız viskiyle ve bazılarımız da aşkla. bütün yollar aynı yöne gidiyor ve aslında hiçbir yere varmıyor.

bu ıstıraplı dünyada bu kadar az vakit varken, erkeklerin kendilerine böylesine eziyet etmeleri çok acınası değil mi?

4.06.2018

manastır

w. somerset maugham

manastırda gördüklerimden ne kadar etkilendiğimi anlatamam. o rahibeler harikalar, kendimi tamamen değersiz hissetmeme sebep oluyorlar. her şeyden vazgeçmişler, evlerinden, ülkelerinden, aşktan, çocuklardan, özgürlükten ve çoğu zaman vazgeçmenin çok daha zor olduğunu düşündüğüm bütün o küçük şeylerden, çiçeklerden ve yeşil kırlardan, bir sonbahar gününde yürüyüşe çıkmaktan, kitaplardan ve müzikten, rahatlıktan, her şeyden vazgeçmişler, her şeyden. ve bunu fedakârlık, sefalet, itaat, öldürücü işler ve duayla dolu bir hayata kendilerini adamak için yapıyorlar.

bu dünya, hepsi için tam anlamıyla gerçek bir sürgün yeri. hayat, onların katlanmaya hevesli olduğu bir geçiş evresi, fakat hepsinin kalbinde her zaman aynı arzu var -ah, bu arzudan çok daha güçlü bir şey, bu bir özlem; onları ebediyete kavuşturacak istekli ve tutkulu bir ölüm özlemi.

hedefledikleri şey bir yanılgıysa eğer, bunun önemli olup olmadığını merak ediyorum. onların hayatları başlı başına çok güzel. bana öyle geliyor ki yaşadığımız dünyaya iğrenmeden bakmanın tek yolu, insanların zaman zaman kaostan yarattığı güzelliklerden geçiyor. yaptıkları resimlerden, besteledikleri müziklerden, yazdıkları kitaplardan ve sürdürdükleri hayatlardan. bütün bunların arasında en zengin güzellik ise güzel yaşam. işte mükemmel sanat eseri.

21.10.2014

okumak

northrop frye: kitaplar, içlerinde yaşanmak içindir.

bertrand russell: hayatım boyunca, bana hep insanın akılcı bir hayvan olduğu söylendi. bunca yıl boyunca, bir kere bile bunun böyle olduğuna ilişkin bir kanıt bulabilmiş değilim.

henry david thoreau: ilkeden, hakkın algılanması ve yerine getirilmesinden doğan eylem, şeyleri ve ilişkileri değiştirir; temelde devrimcidir ve daha önce olmuş olan hiçbir şeyden tam olarak ibaret değildir. sadece devletleri ve kiliseleri bölmekle kalmaz, aileleri de böler; evet, bireyi böler, ondaki şeytani ile ilahiyi birbirinden ayırır.

g.k. chesterton: her sıradan kitabın içinde bir yere, gerçekte bütün geri kalanının onlar için yazıldığı beş ya da altı kelime gömülmüştür.

somerset maugham: iyi bir kitap yazmanın üç kuralı var. ne yazık ki, kimse ne olduklarını bilmiyor.

thomas browne: hiç kimse sadece kendisi değildir; pek azı o adı taşısa da pek çok diyojen ve pek çok timon olmuştur. insanlar tekrar tekrar yaşanır, dünya geçmiş çağlarda nasılsa şimdi gene öyledir.

northrop frye: yoz bir ağaç ancak yoz meyveler verebilir ve savaştan, bu kötücül, canavarca dehşetten bir iyilik çıkartılabileceği fikri, ne kadar acınası ve hüzünlü olsa da, habis bir ilüzyondur.

cervantes: tarih, hakikatin annesidir; zamanın rakibi, edimler deposu, geçmişin tanığı, şimdinin örneği ve modeli, gelecekteki bütün çağlara bir uyarıdır.

isaac babel: hiçbir demir, kalbi tam yerine konmuş bir noktanın kuvvetiyle hançerleyemez.

4.12.2013

acı yudum

johannes mario simmel

rahat bir vicdan yumuşak bir yastığa benzer.

sanatçı, her şeyi bütün varlığıyla duyan adamdır. august strindberg her gribe yakalandığında vasiyetnamesini yazardı.

somerset maugham: hiç kimse olabildiğinden beş paralık bile daha iyi değildir.

ben hiçbir şeye inanmam. bunu yapan çok az insan vardır. düşünemediler mi ya da düşünmek istemediler mi, inanmak zorunda kalırlar; yoksa yaşayamazlar. tanrı bütün insanlar için bir çözüm yoludur, bir kurtuluştur. sürüyle ve çeşitli görünüşler için tek bir toplam kavramdır tanrı.

her birimiz tek bir insana mutluluk verebilseydik bütün dünya mutlu olurdu.

hiç kimse yüzde yüz aşağılık değildir. her insanın içinde iyi bir şey bulunduğu muhakkak.

aşk uğrunda yapılanlar her zaman soylu ve güzel şeyler değildir; en aşağılık, en ayıp şeyler de yapılır aşk uğruna.

yaşamanın en korkuncu bile en güzel ölümden daha güzeldir.

oyuncular normal insanlar değildirler. sadece yaptıkları iş bile -yazarlarınki de öyledir- ruh doktorunun gözünde bir meydan okumadan başka bir şey olmasa gerek. normal bir insan binlerce tipi ruhunda yaşatabilir mi; binlerce değişik acı, zevk, hırs, tutku ve düşünceyi duyabilir mi; başkasının bulduğu sözleri inançla konuşabilir mi? rol yapan oyuncunun mesleği, onun şizofren olmasını gerektirir.

aydın düşünce korkunun ölümü demektir.

doğu dünyasının kadını duygusal değildir; acılıdır, yas'a eğilimlidir.

ister oyuncunun sahneye çıkmadan önce, ister katilin öldürmeden önce, ister sporcunun büyük sorumluluğundan önceki duygusu olsun; insanoğlunun en eski, en kuvvetli eğilimidir; bilinmeyen karşısında duyulan korku.

"zor anlar karanlık bir kapı gibidir. o kapıdan geçtin mi, daha kuvvetlenerek çıkarsın. ve her şey, her şey daha aydınlanır o zaman."

çağımız insanları, itiraf ettiklerinden ya da sandıklarından daha mutsuz, daha huzursuz, daha tatminsizdirler. albert camus'nün de yazdığı gibi korku çağında yaşıyoruz.

31.03.2012

uzun lafın kısası

shakespeare: birçok kez ölür korkaklar, ölmeden önce.

carl sagan: bilimin kutsal hakikati, kutsal hakikatlerin var olmadığıdır.

stephen hawking: evrenin, bizim gibi yok sayılabilecek kadar küçük yaratıkların tasavvuruna göre var olduğuna inanmak mümkün değil.

francis bacon: kurnazların bilge diye geçindiği bir devletten daha zararlı bir şey yoktur.

herkül millas: bir insan bir kez yaşamaya karar vermişse, açlıktan iki gün sonra hırsız olur, dört gün sonra katil olur ve altı gün sonra da yamyam. insanın gerçek ölçütleri işte bunlardır.

jorge amado: hastaneye düşmüş bir yoksul, kısa sürede bir cesede dönüşür.

albert camus: yalnızca bir tane ciddi felsefi problem vardır, o da intihardır. yaşamın yaşamaya değip değmediğine karar vermek zaten felsefenin temel sorusunu yanıtlamaktır.

montaigne: aşk, bizden kaçanı yakalamak için duyulan çılgın arzudan başka bir şey değildir.

paulo coelho: bir şeyi gerçekten istersen, onu gerçekleştirmen için bütün evren iş birliği yapar.

tolstoy: hayatın umutsuzluğundan kendini kurtarmanın tek yolu, benliğini evrene yansıtmaktır.

somerset maugham: hiç kimse olabildiğinden beş paralık bile daha iyi değildir.

sunay akın: televizyondaki kadınlara yönelik sabah programlarında "kaynana zırıltıları"nı görünce, mars'ın da bizden giderek uzaklaştığını düşünüyorum. oyuncakları çocuklarına düşleri, hayalleri çoğalsın diye değil, oyalansın diye alan bir milleti oyalamak, ne kadar da kolay oluyor!