h.l. mencken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
h.l. mencken etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.06.2018

din ve kadın

james frazer: erkekler tanrıları yaratır; kadınlar ise onlara tapınırlar.

h.l. mencken: katolik bir kadının matematiğe başvurarak gebe kalmayı önlemesi kurallarla pek bağdaşmasa da, fizik ve kimyaya başvurması yasaklanmıştır.

polly toynbee: kalemler keskinleştiriliyor: islam korkusu! böyle bir şey yok. ilkel orta doğu dinleri -ve diğerlerinin çoğu- birbirleriyle aynı. islam, hristiyanlık ve musevilik, kendilerini kadın bedenine duydukları tiksintiyle ifade ediyorlar.

wendell watters: cinsellik konusunda, kilisenin varlığını sürdürmesini garanti altına alan bir kural icat etmek amacıyla, ilk kurucular, kadın rahmini hristiyan bebekler dünyaya getiren bir fabrikaya dönüştürmek için ellerinden geleni yapmışlardır. bu yüzden mastürbasyona karşı da özel bir kınama geliştirmişlerdir. batı'daki hristiyan toplumu, mastürbasyonun tamamen yasaklandığı tek toplumdur. 

margaret sanger: eğer hristiyanlık genel ilerlemenin saatini bir yıl geriye aldıysa, kadınlar söz konusu olduğunda iki bin yıl geriye almıştır. 

amanda donohoe: çağlar boyunca kadın cinselliğine zulmetmiş bir erkek tanrıyı kucaklayamam. 

mark twain: incil, cadıların yaşamalarına izin verilmemesi gerektiğini emretmiştir. bu yüzden kilise, idam iplerini, işkence aletlerini ve meşalelerini bir araya getirmiş ve kutsal görevini hakkıyla yerine getirmeye koyulmuştur. dokuz yüzyıl boyunca gecesini gündüzünü bu işe harcamış ve cadı ordusundan oluşan kalabalığı hapsetmiş, onlara işkence etmiş, onları asmış ve yakmıştır. sonradan cadı diye bir şeyin var olmadığı ve hiç var olmamış olduğu keşfedilmiştir. insan bu duruma gülse mi ağlasa mı bilemez.

20.04.2017

din

h.l. mencken: tanrı yeteneksizlerin, çaresizlerin ve perişanların ezeli sığınağıdır. onun kollarında sadece bir sığınak değil, yumuşamış egolarını okşayan bir üstünlük duygusu da bulurlar; o kendilerini diğerlerinden üstün kılacaktır.

george orwell: kişinin tanrı ve insan arasında bir seçim yapması gerekir ve tüm radikaller ve ilericiler, en yumuşak liberalden en aşırı anarşiste varıncaya dek, seçimlerini insandan yana kullanmışlardır.

seneca: halk, dinin gerçekleri yansıttığını düşünürken, bilgeler bunun bir yalan, yöneticiler ise yararlı bir araç olduğunu söylerler.

william w. reade: eğer gerçekten bir yargı günü olsaydı, parmaklıkların önünde duran insan bir suçlu değil, davacı konumunda olurdu.

george bernard shaw: şehit düşmek, hiçbir yeteneği olmayan insanların ünlü olmalarının tek yoludur.

george h. smith: tanrı madde değildir, yokluk da öyledir. tanrı sınırsızdır, yokluk da öyledir. tanrı görünmezdir, yokluk da öyledir. tanrı tanımlanamaz, yokluk da öyledir.

5.03.2014

tanrı

penn jillette: yedi yaşından büyük insanların hayali arkadaşları olduğunda, bu bir sorun olarak kabul edilir. birini öldürebilirler.

william s. burroughs: aşağılık bir insanın temel göstergesi sağcı olmasıdır.

sean o'casey: politika, esaretindeki binlerce insanı katletmiştir; din ise on binlercesini.

marquis de sade: tanrı fikri, insanoğlunun affedemediğim yegane hatasıdır. 

h.l. mencken: inançlı bir adam, basit bir biçimde net ve gerçekçi düşünme kapasitesini yitirmiş -ya da ona hiç sahip olmamış- kişidir.

lemuel k. washburn: bir kuluçka makinesi bir tavuğu ne kadar yaratabilirse din de ahlakı ancak o kadar yaratabilir.

ludwig feuerbach: tanrı'nın var olmadığı ve olamayacağı gerçeği güneş kadar parlak ve gün gibi ortadadır.

jack nelson-pallmeyer: din tarafından onaylanan şiddet "kutsal" metinlerin ilk ve en önemli sorunudur ve metinlerin yanlış yorumlanmasından kaynaklanmaz.

voltaire: size tanrı'ya itaat etmeyi insana itaat etmeye yeğlediğini söyleyen ve bu yüzden sizi katlettiği için cennete gideceğinden emin olan bir adama ne söyleyebilirsiniz?

9.06.2013

jyllands-posten

richard dawkins

toplumun abartılı din saygısının, sıradan insani saygının ötesine geçişini etkili bir şekilde aydınlatan özel bir dava:

bu dava şubat 2006'da parlayıverdi; komedi ve trajedinin sınırlarında çılgınca yön değiştiren komik bir olaydı.

2005 yılının eylül ayında bir danimarka gazetesi, jyllands-posten, hz. muhammed'i tasvir eden 12 adet karikatür yayımladı. sonraki üç ay zarfında, danimarka'ya sığınmalarına izin verilmiş iki imam önderliğinde, danimarka'da yaşayan müslümanlardan oluşan küçük bir grup, islam dünyasını baştan başa saracak bir öfkeyi özenle ve sistemlice besledi.

2005 sonunda, sürgünde yaşam süren bu kötü niyetliler yanlarına bir dosya alarak danimarka'dan mısır'a seyahat ettiler. ardından dosya burada kopyalandı ve başta endonezya olmak üzere tüm islam ülkelerine dağıtıldı. dosyanın içeriğinde danimarka'daki müslümanların maruz kaldığı sözümona eziyet hakkında temelsiz iddialar vardı ve jyllands-posten'in devlet yönetimindeki bir gazete olduğu iftirası da bu dosyada yer almıştı. dosyada ayrıca kritik nitelikli 12 karikatür ve imamların kaynağını açıklamadan ekledikleri, ancak danimarka'yla kesinlikle hiç ilgisi olmayan 3 ilave resim bulunuyordu. orijinal 12 karikatürün aksine, bu üç ekleme resim gerçekten hakaret boyutundaydı. ya da olacaklardı; tabii eğer ateşli propagandacının ileri sürdüğü üzere gerçekten muhammed'i betimliyor olsalardı. bu üç resimde bilhassa zarar verici olanı bir karikatür değildi ve bu resim, lastikli sahte bir domuz burnu takan sakallı bir adamın faks cihazından geçmiş fotoğrafıydı. daha sonra bunun bir associated press fotoğrafı olduğu ortaya çıktı; fotoğraf fransa'daki bir köy panayırının her yıl düzenlediği domuz çığlığı yarışmasına katılan bir fransız vatandaşının fotoğrafıydı. fotoğrafın ne muhammed peygamber, ne islam ne de danimarka'yla bir bağlantısı vardı. ancak müslüman eylemcilerin kahire'ye yaptıkları zararlı ve coşkulu yürüyüşleri bu üç bağlantıyı protesto ediyordu. ve tahmin edilebilir sonuçlar hayat buldu.

özenle işlenen 'incinme' ve 'hakaret', 12 orijinal karikatürün yayımlanmasından 5 ay sonra patlamaya hazır bir noktaya geldi. pakistan ve endonezya'daki göstericiler danimarka bayraklarını yaktı ve danimarka hükümetinin özür dilemesi adına isterik taleplerde bulunuldu. ne için özür dilenecekti? karikatürleri onlar çizmedi ya da yayımlamadı.

danimarkalılar tam anlamıyla özgür bir basının bulunduğu bir ülkede yaşarlar ki bu, çoğu islami ülkedeki halkın anlamakta zorluk çekeceği bir şeydir.

norveç, almanya, fransa ve hatta amerika'daki gazeteler, jyllands-posten'la iyi niyetli dayanışma içinde olduklarını gösterircesine karikatürleri tekrar bastılar ve ateşe körükle gitmiş oldular. elçilik ve konsolosluklar kınandı, danimarka ürünleri boykot edildi, danimarka halkı ve genellikle batı amerikalılar fiziksel tehdide maruz kaldı; pakistan'daki hristiyan kiliseleri, danimarka ve avrupa'yla hiçbir bağlantıları olmamasına rağmen yakıldı. libyalı isyancılar saldırdığında 9 kişi öldü ve bingazi'deki italyan konsolosluğu yandı. germain greer bu konuyla ilgili yazısında şöyle diyor:

"bu insanlar kıyamet çıkarmaya sahiden bayılırlar ve en iyi yapabildikleri şey de budur." 

danimarkalı karikatüristin kellesine pakistanlı bir imam tarafından 1 milyon dolar ödül kondu. belli ki 12 farklı danimarkalı karikatürist olduğundan habersizdi ve en kötü üç resmin danimarka'da hiçbir zaman ortaya çıkmadığından da neredeyse kesin olarak habersizdi. nijerya'da danimarkalı karikatürleri kınayan müslüman protestocular birkaç hristiyan kilisesini ateşe verdiler ve sokaklardaki hristiyanlara saldırıp onları öldürmek için pala kullandılar. bir hristiyan zorla bir araba lastiğinin içine tıkıldı, benzinle ıslatılıp tutuşturuldu. taşıdıkları pankartların üzerinde şiddet içerikli ifadeler bulunan göstericiler fotoğraf karelerine yansıdı: "islam'a hakaret edenleri katledin!", "islam'la alay edenleri doğrayın!", "avrupa, bunun bedelini ödeyeceksin: yıkım başlamak üzere!" ve görünüşe göre ironisiz olarak, "islam vahşi bir dindir diyenlerin kafasını kesin!"

birçok kişi müslümanlar tarafından iddia edilen isterik 'üzüntüyle', arap medyasının klişe yahudi karşıtı karikatürlerini yayımlamakta gösterdiği gönüllülük arasındaki zıtlığı fark etti. pakistan'daki danimarka karikatürleri karşıtı gösteri sırasında, siyah çarşaflara bürünmüş bir kadın, "tanrı hitler'i korusun!" yazılı bir pankartı taşırken fotoğraflandı.

tüm bu çılgın gümbürtüye cevaben, saygın liberal gazeteler şiddeti kınadılar ve ifade özgürlüğü hakkında göstermelik beyanlarda bulundular. ancak aynı zamanda, müslümanların 'katlandıkları' derin 'üzüntü' ve 'kalp kırıklığı' için 'saygı ve duygudaşlık' hislerini bildirdiler. hatırlayın, üzüntü ve kalp kırıklığı herhangi bir müslümanın şiddete ya da bir tür gerçek acıya maruz kalması sonucu ortaya çıkmamıştı: tüm bunlara sebep olan, danimarka sınırları haricinde yaşayan hiç kimsenin asla adını dahi duymadığı bir gazetede yayımlanan birkaç acemi karikatürdü; ancak bu kasten planlanmış bir zarara teşvik kampanyasıydı.

bu uğurda kimseyi üzmek ya da kimsenin kalbini kırmak niyetinde değilim; ama laik topluluklarımızın dine aşırı ayrıcalık tanıması beni hem şaşırttı hem de ilgimi çekti. tüm politikacılar yüzlerinin saygısız karikatürlerine alışmalı ve hiç kimse onları savunmak için ayaklanmamalıdır. ancak din söz konusu olduğunda bizden böylesi eşsiz, ayrıcalıklı bir saygı görmesini sağlayan özellik nedir? h.l. mencken'in dediği gibi:

"diğer dostlarımızın inancına saygı göstermek zorundayız; ancak bu saygı yalnızca karısının güzel, çocuklarının da akıllı olduğu teorisine gösterdiğimiz anlayışta ve boyutta olmalıdır."

7.09.2011

din

h.l. mencken: ahlaki kesinlik her zaman kültürel bayağılığın simgesi olmuştur. kişi ne kadar az medenileşmiş olursa, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinden o kadar emin olur.

edgar allan poe: yaşayan hiç kimse, ahiret hakkında diğerlerinden daha fazlasını bilmez. tüm dinler aldatma, korku, açgözlülük, hayal gücü ve şiirden türemiştir.

benjamin franklin: inancın ışığında görmek, mantığın gözünü kapatmak anlamına gelir.

george schuyler: yaşamın diğer alanlarına girmeleri engellenen bütün yeteneksizler ve istenmeyenler, insanları sömürmek için din adamlığına soyunmuştur.

alan watts: birçok insan asla büyümez. tüm hayatları boyunca, sonsuz bir otorite ve rehberliğe şiddetle ihtiyaç duymayı sürdürürler. bu tutum inanç değildir. saf bir putperestliktir.

albert einstein: sadece iki şey sonsuzdur: evren ve insanın aptallığı ve ben ilkinden o kadar da emin değilim.

isaac asimov: aramızdaki en cahil, en eğitimsiz, en az yaratıcı, en az düşünen insanlar, bizim rehberlerimiz ve liderlerimiz haline gelmiş; çürük ve çocuksu inançlarını bizim sırtımıza yükleyerek okullarımızı, kütüphanelerimizi ve evlerimizi işgal etmişlerdir. şahsen ben buna oldukça içerliyorum.

emma goldman: teistlere özgü hoşgörünün karakteristik özelliği, aslında insanlar inandıkları ya da inanıyormuş gibi davrandıkları sürece, hiçbirinin neye inandığını umursamamasıdır.

11.05.2010

din

john lennon: din yasallaştırılmış deliliktir.

h.l. mencken: dinin özü benim saygı duyduğum her şeyin karşısında yer alır: cesaretin, net düşünmenin, dürüstlüğün, adaletin ve hepsinden önemlisi, hakikate duyulan sevginin.

frank sinatra: gizemli bir tanrıya gösterilen yapmacık saygı, çarşamba günleri canavarlığa ve pazar günleri günah çıkarmaya müsaade ediyorsa beni aradan çıkarın.

tom tomorrow: temel insan haklarımız tehlikede; fakat toplum olarak vaktimizi okul çocuklarının uzayın dışında bir yerlerdeki büyülü krallıklarda yaşayan, hayali, görünmez varlıklara saygı göstermeye zorlanıp zorlanmamaları gerektiği hakkında tartışarak geçiriyoruz.

rowan atkinson: bir dinle dalga geçmek ya da dini figürlerle alay etmenin yasalara aykırı kabul edilebileceği düşüncesi beni dehşete düşürüyor. her zaman, din de dahil olmak üzere, hakkında şaka yapılamayacak hiçbir konunun olmaması gerektiğine inanmışımdır.

j.b.s. haldane: bilim adamlarının mutlak gerçeği, sanatçıların da mutlak güzelliği ifade etmeye çalıştıklarına inanıyorum. bu yüzden bilim ve sanatta ve iyi bir yaşam sürdürme girişiminde, dinden beklenebilecek her şeyi bulabiliyorum.

steven weinberg: tanıdığım bilim adamlarının çoğu, dini kendilerine ateist diyecek kadar bile umursamıyor.

stephen hawking: benim yaptığım şey, evrenin başlangıcının bilimin kanunlarıyla açıklanabilmesinin mümkün olduğunu göstermektir. böylece, evrenin nasıl başladığına karar vermesi için tanrı'ya başvurmak gerekli olmayacaktır. bu, tanrının var olmadığını değil, sadece gereksiz olduğunu kanıtlar.

31.05.2008

uzun lafın kısası

charles fourier: 
medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.


emma goldman: insanlığın barışa yönelmesi için, despotlara ne bu dünyada ne de öbür dünyada saygı göstermemek gerekir.

henry miller: yarım düzine iyi kitap, hayatının sonuna kadar ruhunu besleyecek yeterli gıdadır.

bret easton ellis: kızların peşinde oldukları şey nezaket değildir.

h.l. mencken: ahlaki kesinlik her zaman kültürel bayağılığın simgesi olmuştur. kişi ne kadar az medenileşmiş olursa, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bildiğinden o kadar emin olur.

la bruyere: sevdiğimiz insanın yanında olunca, konuşmak, hiç konuşmamak, hepsi birdir.

marquis de sade: en büyük zevklerimden biri sikim kalktığında tanrıya küfretmektir.

stendhal: dehanın temel niteliklerinden biri, bayağı insanların açtığı yolda sürüklenip gitmeye boyun eğmemektir.

richard dawkins: din, egemen kesim tarafından halkı zaptetmek için kullanılan bir araçtır.

stefan zweig: savaşa hazırlanan bütün diktatörler, hazırlıklarını bütünüyle tamamlayıncaya kadar sürekli barıştan söz ederler.