walt whitman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
walt whitman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.10.2018

pis moruğun notları

charles bukowski

basit öfkeler basit yarıklar gibi ekim güneşinde yok olurlar.

ben inatla tutunmaya çalışırken düzüyor muydum yoksa düzülüyor mu bilmiyordum; ama insan genellikle bilmez.

klas, görülebilen bir şeydir; hissedilir, tanımlanamaz. kimi insanda görürsün, hayvanlarda ve sirk trapezcilerinde vardır; yürüyüşte, tavırlarda kendini belli eder. genellikle içten gelen bir şeydir, dışa yansır.

sevgi başka nedir ki? iyi bir şeye değer verecek kadar sağduyulu olmaktır. kan bağı gerekmez, kırmızı bir deniz topu ya da üzerine tereyağı sürülmüş kızarmış ekmek de sevilebilir.

bazen delilik o denli gerçektir ki delilik olmaktan çıkar.

whitman'ın bir sözünü hatırlıyorum: "büyük şair yaratmak için büyük dinleyici gerek." ben whitman'ı her zaman kendimden daha iyi bir şair olarak görmüşümdür, önemi varsa, ama bu kez fena yanılmış, şöyle olmalıydı: "büyük dinleyici yaratmak için büyük şairler gerek."

kentler insanları öldürmek için inşa edilirler.

başka düzlemde bir dünya toplumu, birbirlerini mesleklerine göre değerlendirirler. yankesiciler araba hırsızları ile samimiyet kurmaz, araba hırsızları tecavüzcülerle, tecavüzcüler sübyancılarla, her mahkum işlediği suça göre değerlendirilir. porno film yapımcısı itibar görürken bir çocuğa sarkıntılık etmiş biri aşağılanır.

nixon ile humphrey arasında seçim yapmak sıcak bok ile soğuk bok arasında seçim yapmak zorunda bırakılmaktır.

"sevgili bay bukowski, yazmaya otuz beş yaşınızda başladığınızı söylüyorsunuz. ondan önce ne yapıyordunuz?" e.r.

"sevgili e.r., yazmıyordum."

kamu bir yazardan ya da yazılarından ihtiyacı olanı alır, gerisini boş verir. ama genellikle aldığı en az ihtiyaç duyduğudur, boş verdiği ise en çok.

geri zekalının cesareti değil, düşünebilen kişinin cesareti önemlidir.

her şey posta kutusu ile başlar, posta kutusu ile biter. bir gün posta kutularından kurtulmanın yolu bulunursa çektiğimiz acılar büyük ölçüde azalacak. şu anda tek ümidimiz hidrojen bombası ve bütün kasvetime rağmen bunun uygun bir çözüm olacağını sanmıyorum.

sinsi hırsızı asıl heyecanlandıran, çaldığı nesnenin değerinden çok çalma eyleminin kendisidir.

hastaneler sizi neden sunmaksızın öldürmeye çalıştıkları yerlerdir. hastanelerdeki soğuk ve ölçülü acımasızlığın nedeni doktorların fazla mesai yapmaları ya da ölümü kanıksamış, sıkılmış olmaları değildir. asıl neden çoğu zaman başları ile kıçlarını ayırt etmeyi beceremeyen, cahillerin hayranlığa boğulup merhemi elinde bulunduran büyücü olarak gördükleri ve çok az iş yapıp çok fazla para kazanan doktorların kendileridir.

25.01.2014

bilgili astronom

walt whitman


bilgili astronomu dinlediğim zaman
ispatlar, şekiller
sıra sıra dizildiği zaman önümde sütunlarda
çizimler ve diyagramlar
gösterildiği zaman bana
onları eklemek
bölmek ve ölçmek için
oturduğum zaman astronomun
konferans salonunda
orada ders verdiğini
duydum çok alkışla
anlaşılmaz bir şekilde ne kadar
çabuk yoruldum ve hasta oldum
kalkıp dışarı süzülerek
kendi başıma
dolaştığım zamana kadar
gizemli rutubetli gece havasında
ara sıra
mükemmel sessizlikte yukarı baktım
yıldızlara

via breaking bad

21.09.2011

andrew carnegie

alberto manguel

19. ve 20. yüzyılların abd'sinin fabrikalardan, imalathanelerden ve bankalardan kazandıkları servetlerle ünlü milyonerleri, paralarını sürekli olarak okullar, müzeler ve hepsinden önce kültür merkezleri olmanın yanında kurucularının gözünde anıtlaşan kütüphaneler kurmak için kullanırlardı.

bu hayırseverlerin en ünlüsü, andrew carnegie 1890'da, "bir topluma verilebilecek en iyi armağan nedir?" diye sormuştu. kendi sorusuna verdiği yanıtta, "ücretsiz bir kütüphane ilk sırada gelir." diyordu.

andrew carnegie'nin servet ve kitap kültürüyle ilişkisi karmaşık ve çelişkilidir. mali kazanç elde etme yolunda amansız biri olarak muazzam servetinin neredeyse %90'ını aralarında doğum yeri iskoçya'dan fiji ve seychelle adalarına dek ingilizce konuşulan 12 kadar ülkede kurulan 2500'ü aşkın kütüphane olmak üzere her türlü kamu kurumuna bağışlamıştı. entelektüel uğraşlara tapar ama kendisi bunlarla meşgul olmayı sevmezdi.

işçilerine karşı acımasız davranan carnegie dört yüzü aşkın sanatçıyı, bilim insanını, şairi mali yardım olsun diye özel aylığa bağlamıştı; velinimetini "kibar ve iyi niyetli" bir adam diye tanımlayan walt whitman da bunların arasındaydı. 

carnegie'nin işçileri haftada yedi gün çalışmaya zorlanıyor, noel ve 4 temmuz dışında onlara tatil izni verilmiyor, korkunç derecede düşük ücretler ödeniyor ve kanalizasyon borularıyla su tesisatının yan yana durduğu sağlıksız konutlarda yaşamak zorunda bırakılıyorlardı. carnegie'nin yanında çalışanların beşte biri kaza sonucu ölmüşlerdi. 

her ne kadar kapitalizmin kutsallığına inanmış olsa da: "çalışan birinin daha yararlı bir yurttaş olduğu ve avare prensten daha çok saygı görmesi gerektiğini" ısrarla söylerdi. carnegie zengin olmak isteyen bir adamın acımasız olması gerektiğine inanırdı; aynı zamanda böyle bir serveti, sömürdüğü toplumun "ruhuna ışık tutmak" için kullanmaktan yanaydı.

onlarca yazar carnegie kütüphanelerine çok şey borçlu olduklarını kabul etmektedirler. john updike ergenlik yıllarında pennsylvania, reading'deki carnegie kütüphanesi'nde kendi yaşadığı deneyimleri anlatırken "genel olarak bizlerin ömür boyu okurlar olup olmayacağımızı belirleyen o gelişme çağlarında sağladığı özgürlük için" minnettarlık duyduğunu söylemişti. sözlerini şöyle bitiriyordu:

"orası önüme bir tür cennetin kapılarını açtı."

3.07.2011

din

bertrand russell: kanıtlar ortada olunca kimse inançtan bahsetmez. iki artı ikinin dört ettiği ya da dünyanın yuvarlak olduğu söz konusuyken, inançtan söz etmeyiz.

steven weinberg: bilimin en büyük başarılarından biri, zeki insanların dindar olmasını imkansız kılmak değilse bile, en azından dindar olmamalarını mümkün kılmasıdır.

kenan malik: her bilimsel ve sosyal ilerleme, çağının geleneklerine saldırı niteliği taşımaktadır.

walt whitman: bilim dünyaya çoktan yayılmış, tüm düşünceleri, tüm çalışmaları kesinlikle test eden bir güneştir; en aydınlatıcı, en ihtişamlı olgudur, kesinlikle bir daha batmayacaktır. buna rağmen insanlığın mitsel materyalist, hurafe dolu, eğitimsiz ve her şeye inanan, masallara bayılan, ilkel çağlarından kalan, fosilleşmiş teoloji içimizde oldukça derin bir kök salmıştır.

frank zindler: bilim bilinmeyenleri bilinenlerle açıklamaya çabaladığı için indirgemecidir. bunun aksine, dini açıklamalar sıklıkla, bilinmeyeni daha da az bilinenlerle açıklamaya yöneliktir.

isaac asimov: en yüce peygamber tarafından tasavvur edilen tanrı ve cennet imgeleri bile, benim fikrime göre, newton ya da einstein tarafından algılanan evrenin yanına bile yaklaşamaz.

terry pratchett: açık fikirli olmanın sorunu, insanların yanınıza gelip zihninize bir şeyler yerleştirmek konusunda ısrarcı olmalarıdır.