daniel defoe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
daniel defoe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19.09.2017

mutluluk

andrey platonov: mutluluk yararlıdır.

boethius: ölümlü yaratıkların tek bir endişesi vardır. bunun için olağanüstü gayret sarf edip türlü türlü işlerin peşine düşer, farklı yollardan ilerler; ama yine de mutluluğun yegane amacına ulaşmak içindir tek çabaları.

charles dickens: zaman olur, cehalet saadettir.

demir özlü: nedir ki mutluluk? hayatta bir şeylerin gelip bulması seni, ummadığın şeylerin olması ya da saplantıların kendi kendini onarması. başka ne olabilir ki?

choderlos de laclos: bir gönülde uyandırılan mutluluk, bağların en güçlüsüdür; gerçekten bağlayabilen bir o vardır.

javier marias: insanların çoğu hazzı elde ettikleri zaman nasıl keyfini süreceklerini bilemezler.

wittgenstein: mutlunun dünyası, mutsuzunkinden başka bir dünyadır.

viktor emil frankl: mutluluk sadece kişinin kendi aşkınlığını yaşamasının, kendini hizmet edilecek bir davaya veya sevilecek bir insana adamasının bir sonucu olarak ortaya çıkabilir.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

walter benjamin: mutlu olmak demek ürküntü duymadan kendinin farkına varabilmektir.

14.06.2016

veba

albert camus

tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır.

bir kenti tanımanın en bildik yollarından biri de insanların orada nasıl çalıştığına, orada birbirlerini sevip sevmediğine ve nasıl öldüğüne bakmaktır.

erkekler ve kadınlar aşk edimi denen şeyde çabucak birbirlerini yutarlar ya da iki kişilik uzun bir alışkanlık geliştirirler. bu uçlar arasında çoğunlukla bir orta nokta yoktur.

herkesin ortak iyiliği tek tek her kişinin mutluluğuyla olur.

endişeli bir yüreğin en büyük arzusu, sevdiği kişiye sonsuza dek sahip olmak ya da ayrılık zamanı gelip çattığında, bu varlığın ancak buluşma günü gelince son bulacak düşsüz bir uykuya dalmasını sağlayabilmektir.

ermişlik bir alışkanlıklar bütünüdür.

"ama" ile "ve" arasında gerektiğinde kolayca bir seçim yapabilirsiniz. "ve" ile "sonra" arasında bir seçim yapmak daha zordur. "sonra" ile "ardından"a gelince iş daha da güçleşir. ancak kesin olarak en güç olan, "ve"yi kullanmak gerekip gerekmediğine karar vermektir.

daniel defoe: bir hapsedilmişliği başka bir hapsedilmişlikle göstermek, gerçekte var olan herhangi bir şeyle göstermek kadar mantığa uygundur.

dünyadaki kötülük neredeyse her zaman cehaletten kaynaklanır ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir. insanlar kötü olmak yerine daha çok iyidir ve gerçekte sorun bu değildir. ancak insanlar bir şeyin farkında değillerdir; şu erdem ya da kusur denilen şeyin, en umut kırıcı kusur, her şeyi bildiğini sanan ve böylece kendine öldürme hakkı tanıyan cehalettir. katilin ruhu kördür ve insan her tür sağduyudan yoksunsa güzel aşk ve gerçek iyilik diye bir şey olamaz.

tanrı sevgisi zor bir sevgidir. insanın kendinden vazgeçmesini ve kendini hor görmesini gerektirir.

birisini gerçekten düşünmek, başka hiçbir şeyle, ne temizlik, ne uçan sinek, ne yemekler, ne kaşıntılar, hiçbir şeyle ilgilenmeden onu her dakika düşünmektir. ama sinekler ve kaşıntılar hep vardır. işte bu nedenle yaşamak zordur.

çocuklara işkence yapılan bu dünyayı sevmeyi ölünceye kadar reddedeceğim.

7.04.2014

sevgi

daniel defoe

"sevdiğim sensin, yalnızca sen."

- hepiniz böyle dersiniz zaten.

"tek servet erdemdir dünyada inan."

- paradır erdem, altındır kader olan.

"altınların vız gelir, sen bana kendini ver."

- yoksulum ben, aşkının çapını göster hadi.

"tüm yoksulluğunu al gel de gör sevdiğimi."

- gizlice umuyorsun yalan söylediğimi.

"konumuz sevgiden ibaret olsun lütfen."

- nefret etmemek sevmektir zaten.

31.01.2013

uzun lafın kısası

herakleitos: bütün yollarını yürüsen bile ruhun sınırlarına ulaşamazsın.

buket uzuner: kadınlar, sırların en sık rastlananı, en karmaşık olanı; bu nedenle de en hoşa gideni, en heyecanlısıdır.

daniel defoe: hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın "benden başka herkes aldanıyor." demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?

john fowles: kibarlık istemiyorum. kibarlık daima, başka türden gerçeklerle yüzleşmenin reddini barındırır içinde.

lawrence durrell: aşkımıza karşılık verenlerden hiçbir şey öğrenemeyiz.

albert camus: bütün büyük eylemlerin, bütün büyük düşüncelerin önemsiz bir başlangıcı vardır. büyük yapıtlar çoğu kez bir sokağın dönemecinde ya da bir lokantanın kapısında doğar.

antoni casas ros: namus, cinsellikten elini ayağını çekmek ruhun hapishanesidir.

milena jesenska: en nihayetinde bir insanın ötekinden beklediği sadece kendisini onaylamasıdır.

seneca: bilge kişinin kaybedeceği hiçbir şey yoktur. o, sahip olduğu her şeyi kendinde taşır.

thomas kempis: her şeyde erinç aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

johannes mario simmel: çağımızda, beş duyusu sağlıklı işleyen her insan sosyalisttir.

paul lafargue: bir köyün orta yerinde bir fabrika kurmaktansa, oraya veba tohumları saçmak, su kaynaklarını zehirlemek daha iyidir. fabrika işçiliğini başlatın, ne neşe kalır ortada ne sağlık ne de özgürlük. yaşamı güzel ve yaşanmaya değer yapan ne varsa, hepsi gider.

31.12.2012

uzun lafın kısası

albert camus: diz çökmüş durumda yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir.

buket uzuner: normal insanlar için gösteriş ve saygınlık, işin aslından daima daha önemli olmuştur.

herakleitos: her şey değişiyorsa insanın umudunu bir ana bağlaması anlamsızdır. iyi ya da kötü zamanlar yoktur; sadece değişen zamanlar vardır.

daniel defoe: hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yol açar.

forrest carter: bazı insanlar ağaca baktıkları zaman kereste ve çıkardan başka bir şey görmezler; işte onlar yürüyen ölü insanlardır.

lao-tzu: hastalığını hastalık olarak bilen, hasta değildir.

john fowles: monogami biyolojik bir saçmalık, yalnızca tarihsel geçmişten kaynaklanan bir tesadüftür. sizin asıl evrimsel işleviniz, bir erkek olarak, spermatozoanızı, yani genlerinizi mümkün olduğu kadar çok sayıda rahme aktarmaktır.

lawrence durrell: aşkların en bereketlisi, zamanın yargıçlığına bırakılandır.

mina urgan: kürt sorununu çözümlemenin tek çaresi, dağı taşı topa tutmak değil; doğuyu kalkındırmak, refaha ulaşmasını sağlamak, kürt yurttaşlarımıza insan gibi yaşamak olanağını vermektir.

paul lafargue: bugünkü orduların niteliği üzerinde yanılgıya düşülemez artık. bunlar yalnızca ve yalnızca "iç düşmanı" [işçi sınıfını] bastırmak için sürekli hazır tutulmaktadırlar.

seneca: bütün kaygılarından kurtulmak istiyorsan, korktuğun şeyin başına geldiğini düşün.

antoni casas ros: neden on sekiz yaşında isyankar, otuzunda ılımlı, kırkında geri dönüştürülmüş oluyoruz?

27.12.2011

robinson

daniel defoe

her türlü kurtuluş umudundan yoksun olarak korkunç, ıssız bir adaya düştüm. ama yaşıyorum, öbür gemi arkadaşlarım gibi boğulmadım.

bütün dünya içinden, böyle sürünmek üzere seçilip ayırt edildim. ama bütün arkadaşlarım içinden, kurtulmak üzere seçilip ayırt edilen de gene benim; beni bir mucizeyle ölümden kurtaran, düştüğüm bu durumdan da kurtarabilir.

insanlıktan ayrılmış, insan toplumundan kovulmuş bir yalnızım ben. ama çorak bir yerde yiyecek içecekten yoksun kalarak açlıktan ölmüş, yok olmuş değilim.

üstüme giyecek bir şeyim yok. ama sıcak bir yerdeyim; giyecek bir şeyim olsaydı bile, taşıması güç olacaktı.

insanlardan ya da hayvanlardan gelecek bir saldırıya karşı ne bir savunmam ne de aracım var. ama düştüğüm adada, afrika kıyılarında gördüğüm yırtıcı hayvanlardan hiçbiri yok; ya o kıyılara düşmüş olsaydım?

benimle söyleşecek, beni avutacak hiç kimsem yok. ama gemiyi olağanüstü bir biçimde iyice kıyıya sokarak kendime gereken bunca eşyayı almamı sağlayan tanrı, yaşadığım sürece gene geçimimi sağlayacak ya da bana kendi geçimimi sağlayabilme yeterliliğini verecektir.

27.04.2010

corydon

andre gide

ülke için o kadar önemli, o kadar ivedi, o kadar yaşamsal olan konularda atıp tutmanın iş yapmaya, görünüşün gerçeğe bunca yeğ tutulması ve özün gösterişe kolayca feda edilmesi doğrusu şaşılacak şeydir.

leonardo da vinci: seven, sevdiğinin yanındayken dinlenir.

la rochefoucault: eğer aşktan söz edildiğini duymasa, hiçbir zaman sevemeyecek insanlar vardır.

herkes ancak ilgi duyduğu şeyleri görür.

sıkıntısını çektiğimiz uyumsuzlukların çoğu ancak yüzeyde kalır ve yalnız yorumlama yanlışlarından doğarlar.

henrik ibsen: dostlar, size yaptırdıkları şeylerden çok, yapmanızı önledikleri hareketlerden ötürü tehlikelidirler.

balzac: töreler, ulusların ikiyüzlülüğüdür.

"önemli olan iyileşmek değil, dertleriyle bağdaşarak yaşamaktır." (papaz galiani)

montaigne: doğadan çıktığını söylediğimiz bilinç kuralları alışkanlıktan doğarlar.

karşı cinse dönükler arasında da yozlaşmışlar, ahlaksızlar ve hastalar vardır.

aşk salt insan yapısı bir şeydir; doğada aşk diye bir şey yoktur.

pascal: insanın doğal duyguları tümüyle doğaya özgü ve capcanlıdır. doğal kılınmayan hiçbir şey yoktur. yitirilemeyecek doğal bir şey olmadığı gibi.

her önemli sanat rönesansı ya da bolluğunun, hangi ülkede olursa olsun, her zaman sapkın taşkınlıklarla birlikte yürümüş olması dikkate değerdir.

sorunu görmezlikten gelmek, onu çözmek demek değildir.

"cinsel oruç birtakım insanların sandıkları gibi zoraki bir erdem değildir. kökleri doğada ve akılda bulunur; gerçekten bu erdem çoğalma yasasından doğan kötülükleri ve mutsuzluğu önleyen tek doğru yoldur." (malthus)

yoldan çıkarılması en kolay eğilim nefse değgin olandır.

daniel defoe: insanın kendisinden başka herkesin yanlış düşündüğünü söylemesi güçtür; ama eğer gerçek buysa, kim ne yapabilir?

2.12.2009

moll flanders

daniel defoe

dünyada, dertleri başlarını aşınca en büyük bunalımı yaşayanlar daima en güçlü ruhlardır. umarsızlığa kapılıp kendilerini bırakma eğilimi en çok onlarda görülür.

güzellik çeyizdir; hele yanında iffet de varsa çifte çeyiz sayılır.

dünyada tartışılması olanaksız iki tip insan vardır. birincisi bilge, ikincisi de aptal olandır.

kibir, züppelerin en belirleyici niteliğidir.

en güvenliklisi bir soygundan hemen sonra yola çıkmaktır; çünkü haydutlar ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra mutlaka yeterince uzağa kaçmış olurlar.

yasak aşklardan sonra uyanan içten pişmanlıklar, sevilmiş olan kadına karşı da, her seferinde mutlaka, nefret doğurur. ve başlangıçta aşk ne kadar ateşli yaşanmışsa sonrasındaki pişmanlığın doğurduğu nefret aynı oranda keskin olur.

tamahkarlık eğer tüm kötülüklerin köküyse, yoksulluk da tüm tuzakların en belalısıdır.

düşünebilme yeteneğini yeniden bulmuş olan kişi kendi aslını yeniden bulmuş demektir.

4.04.2009

robinson crusoe

daniel defoe

kadınlarımızı bilginin nimetlerinden yoksun bırakmamız, dünyanın en barbarca törelerinden biridir.

hor kullanılmış bir mutluluk, çoğunlukla en büyük yıkımlara yolaçar.

apansız gelen sevinçler, acılar gibi, sarsar ilkin.

her kötülük, iyi yönüyle, birlikte getirdiği daha kötü durumlarla ölçülmelidir.

insan, her kötü durumda, avunacak, iyi yönlerle kötü yönler hesabında defterin alacak bölümüne yazacak olumlu noktalar bulabilir.

eksikliğini duyduğumuz şeyler yüzünden bizde beliren hoşnutsuzluk, elimizdeki şeylerle yetinmezlikten ileri gelir.

biz böyleyiz işte: tam tersi bir durumla karşılaşmadıkça, içinde bulunduğumuz durumun değerini hiçbir zaman anlayamayız; durumumuzun bize sağladığı yararları da ancak bunları yitirince görürüz.

korku içinde bulunan insanlar ne gülünç kararlar veriyor! korku, onları kurtuluş için aklın gösterdiği yollardan yararlanmaktan alıkoyuyor.

yaşamımız boyunca, çoğunlukla rastlayıp da kurtulmak istediğimiz, içinde bulunduğumuz an bize çok korkunç gözüken kötülüğün kendisi, çoğu zaman düştüğümüz üzüntüden kurtulmamızı sağlayacak başlıca çıkar yoldur.

insan duygularında, göz önünde bulunan ya da göz önünde bulunmasa da düşgücüyle kafada canlandırılan bir amaca doğru akan birtakım gizli kaynaklar vardır; bu durumlarda kimi zaman ruh, düşgücündeki amaç bilinen o nesneyi öyle çılgıncasına kucaklar ki, o nesnenin yokluğu sonradan dayanılmaz bir acı olur.

korkuyu, acıyı anlatmak kolaydır; iç çekişler, gözyaşları, inlemeler, baş ile ellerin birkaç eylemi korkunun belirtileridir; ama aşırı bir sevinçte, apansız bir kıvançta bin türlü gariplik vardır.

açlık ne dost ne akraba ne insanlık ne de hak tanır; onun için taş yüreklidir, acıma duygusundan yoksundur.

insan, uzağı göremeyen bir yaratıktır; ancak kendisinden az öteyi görür. tutkular insanın en iyi dostları olmadıkları gibi, özel duygular da genellikle en kötü danışmanıdır.

en iyi savunma tehlikeden uzaklaşmaktır.

bir askerin arkaya bakması, kaçacağının en sağlam işaretidir.

14.12.2008

bu ülke

cemil meriç

bir adamı tanımak için düşüncelerini, acılarını, heyecanlarını bilmemiz lazım hiç değilse. hayatın maddi olaylarıyla ancak kronoloji yapılabilir. kronoloji aptalların tarihi.

ben putperest değilim, kitaba tapmıyorum; içindeki ses, içindeki ışık, içindeki sevgi, içindeki ruh, içindeki çile, içindeki gözyaşı, içindeki tecrübe, içindeki tanrı çekiyor beni.

gözlerimi, yani her şeyimi kaybetmiştim. tekrar çarka takıldım. ölümü bir münci olarak arıyordum. meselelerimi ancak o çözebilirdi. korkak olduğum için intihar edemedim.

neden işçi partisine girmiyorsun? girmem, çünkü benim yerim kütüphane. ben ışık arayan, aydınlanmak ve aydınlatmak isteyen bir insanım. politikanın kurtarıcılığına inanmıyorum.

uluların hepsi fildişi kulede yaşadı. fildişi kule, tufandan kurtulmak isteyenler için bir gemi. zaman zaman kalabalıklara karışsan bile, limandan uzaklaşma. kalabalık kasırgalı bir umman.

münakaşada zafer, mağlup olanındır, yenilmek zenginleşmektir. karşınızdaki göremediğinizi gösterecek size.

sağ ve sol: anladım ki bu iki kelime, aynı anlayışsızlığın, aynı kinlerin, aynı cehaletin ifadesidir.

"birini tanımak, hepsini tanımaktır."

sosyal sınıflara ayrılmamış bir ülkede sağcı solcu ne demek?

"hakikati bulan, başkaları farklı düşünüyorlar diye, onu haykırmaktan çekiniyorsa, hem budala, hem de alçaktır. bir adamın 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz; ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?" (daniel defoe)

ve yehova, 'bunların hepsi tek kavim' dedi. 'konuştukları dil aynı, giriştikleri işi yarıda bırakacağa benzemiyorlar. gelin de toprağa inelim, dillerini ayıralım şunların: birbirlerini anlayamaz olsunlar.' ve ademoğulları kentlerini kuramadılar. oraya babil dendi. babil, yani karışıklık. (tevrat)

"rabbin sevgili kulları sağında oturacaklar." (tevrat)

hoca öğretmen oldu, talebe öğrenci. öğretmen ne demek? ne soğuk, ne çirkin kelime.

dergi korkak, pısırık bir kelime, mecmuanın kötü bir tercümesi.

"suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur." (publius syrus)

kitapta okudum, gazete yazıyor gibi sözler iradenin ve kişiliğin yokluğunu gösterir.

okuma ile zehirlenenler uykularını kaybederler. uykusuzluk psikoz başlangıcıdır. bu hastalık da afyon ve esrar gibi, rüyalara, hayallere, sanrılara yol açar. illetin bir başka tezahürü de mektup yazma, daha doğrusu yazı yazma hastalığıdır.

aşk da tanrı gibi öldüğüne göre, cinsiyet tek değer.

"bizim kanunlarımız avam içindir, dahiler için değil." (papa)

"katıksız demokrasi ayaktakımının despotizmidir." (voltaire)

izm'ler, insan idrakine giydirilen deli gömlekleridir.

aşk yoktur sade için. çiftleşme vardır. kadın bir zevk makinesidir. insana işkence en büyük haz kaynağı.

kanun, eski yunan'dan beri, "büyük sineklerin yırtıp geçtiği, küçüklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı" avrupalı için.

katili göklere çıkarır sade, ayaktakımının peşin hükümlerinden sıyrılmış bir gerçekçi olarak alkışlar.

büyük adam için kanun yoktur.

bütün kanun koyucular; solon, muhammet veya napolyon, suçludurlar. suçludurlar çünkü ataları tarafından konulan, çağdaşları tarafından saygı gören yasaları çiğnemişlerdir.

söyleyecek sözü olan herkes suç işlemek zorundadır.

"ebediyete giden yol tımarhaneden geçer." (st. simon)

"yetenek, belli bir hedefe başkalarından daha ustaca ok atmak; deha, oklarını başkalarının bakışlarıyla dahi ulaşamayacağı bir hedefe saplamak." (schopenhauer)

"her dahi bir parça delidir." (seneca)

"dahinin özelliği, öldükten yirmi yıl sonra salaklara düşünceler ilham etmesidir." (aragon)

gördüklerinizi anlamak için daha önce yaşamış olmalısınız.

"burada hiçbir puta tapılmaz, her inanca saygı gösterilir." (tagore)

"bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli." (tagore)

gandhi hakikatti, tagore rüya.

ulu çamlar, fırtınalı diyarlarda yetişirmiş.

hapishane, maskelerin çıkarıldığı yerdir.

hatalar bıçakla düzeltilir dam'da.

"gerçek kendisini zor teslim eder; çünkü canlıdır, değişkendir. canlı ve değişken olduğu için de bir kere teslim alınınca sürgit elimizde kalmaz. bu sebeple gerçekle girişilecek savaşın sonu yoktur. bu savaşın zaferi sürekliliğindendir." (kemal tahir)

ya ölüm boğacak şarkılarımı, ya elimden aldığın dünyadan daha muhteşemini yaratacağım.

her kitapta kendimizi okuruz. kendimizle yatarız her kadında.

aydınlanmak için yan, aydınlatmak için değil.

yaratmak yabancılaşmaktır.

ıtır gülün sesi, ışık sonsuzun. geceleri ölüm konuşur karanlıklarda.

"seni görmesem buddha olurdum, seni gördüm budala oldum." (özdemir asaf)

"dilin görevi gerçeği gizlemektir." (talleyrand)

"ha gayret yağmacılar, salaklar, sayın baylar
hazların etrafına çöreklenin, şölen var
koşun yeriniz hazır
baylar, hayat kısadır, yiyin, için, eğlenin
sizlersiniz sahibi bu talihsiz ülkenin
bu millet malınızdır" (victor hugo)

"ırmak kenarına otur ve hayatın akışını seyret." (şirazlı hafız)

"amaç, araçları meşru kılar." (machiavelli)

mistisizm: inceleme ve akılyürütmeden çok, duygu ve sezgiye dayanır

"insanlık belli bir gelişme aşamasına ulaşınca devlete ihtiyaç kalmayacaktır." (proudhon)

voltaire, halkı sever fakat halka güvenmez.

tantalos: zeus onu cehenneme yollar. zebaniler bir gölün ortasındaki ağaca bağlar. tantalos susuz mu susuzdur. dudakları uzadıkça göl çekilir. ağaç meyvelerle yüklü, altın meyvelerle. ama tantalos'un elleri uzadıkça bir rüzgar bulutlara kadar yükseltir dalları. ve bu işkence kıyamete dek sürer. tantalos, elde edemeyeceği şeyi veya şeyleri isteyen; varlık içinde yokluk çeken kimse anlamında kullanılır.