howard fast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
howard fast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30.06.2019

uzun lafın kısası

sigmund freud: anatomi yazgıdır.

adam fawer: nereden geldiğinizi bilmeden, nereye gideceğinizi de bilemezsiniz.

augustinus: sınırlarını bilen bir ruhun sergilediği alçak gönüllülük, öğrenmeye can attığım özgür sanatlara hakim olmaktan daha güzel bir meziyettir.

cemil meriç: dünyaya açılmayanların kaderi sabahtan akşama kadar mastürbasyondan ibarettir.

philip roth: içlerinde bir cevher taşımayan insanlara tahammülüm yoktur.

ece temelkuran: ne kadar çok güvenlik görevlisi varsa o kadar güvensiz bir yerde bulunuyorsunuz demektir.

doris lessing: zaman, düşünce yapraklarımızın unutuluşa doğru taşındığı bir ırmaktır.

howard fast: cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.

edmundo paz soldan: herkesin bir fiyatı vardır.

jostein gaarder: cinselliği çok fazla düşündüğünü kendine itiraf etmek istemeyen biri, başkalarının cinsellik takıntısını kınamakta acele eder çoğu kez.

montesquieu: bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluluğa yönelmiş bir tehdittir.

turgenyev: umudun kendisidir hayattaki en güzel şey. umut, ne kadar aldatıcı olsa da, güzel bir yolda yürürken ömrümüzün sonuna varmamızı sağlar hiç değilse.

8.06.2015

spartaküs

howard fast

bu, uzun yıllar önce yaşanmış, isimleri asla unutulmayan cesur kadınların ve erkeklerin hikayesidir.

düşünemeyen hayvandan düşünen hayvan daha iyidir.

insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.

insanoğlunda, kendi yarattığını daima ilk olarak kabul eden bir karakter vardır.

cehennem, hayatın en gerekli ve basit gereksinimlerinin korkunç bir zorlukla temin edilmeye çalışıldığı yerdir.

insanları hayvanlaştırmazsanız oturup melekleri hayal etmezler.

bütün insanların, hatta en fakir ve çirkinlerinin bile kendilerine mahsus aşk, sevgi, öpücük, neşe, oyun ve şarkıları vardır; ama yine de hepsi ölmekten korkar. hayatın artık hiçbir anlamı kalmadığı zamanlarda bile ona sıkı sıkı sarılırlar. yalnız, yuvalarından uzak oldukları, vatanlarına dönmek ümidini tamamen kaybettikleri anda bile hayatı severler. bütün acılarıyla, zulümler ve alçaklıklar içinde bile hayatın bir değeri vardır.

korku ve aşk hiçbir zaman bir arada olmaz.

düşünce filozofun arkadaşı, kölenin ise düşmanıdır.

biz diyoruz ki, onlardan, çürümüş senato'dan, roma'dan bıktık. kanımızı, kemiklerimizi sıkarak elde ettikleri servetten, ihtişamdan bıktık. efendilerin kırbaçlarının şarkısından bıktık. asil romalıların bildiği tek şarkı bu. fakat artık bu şarkıyı dinlemek istemiyoruz. sulh sükun içinde, birbirimizle kardeşçe yaşamalıyız.

iyi yemek dünyanın en iyi ilacıdır.

hayatın bir köleye bile tanıdığı iyilikler vardır. bir köle de hür insanlar gibi öleceği zamanı bilmez.

hayat, hayatın karşılığıdır.

adalet; kuvvetlinin, canı istediği zaman kullanabileceği bir alettir. ahlak tıpkı tanrılar gibi zayıfların yarattığı bir hayaldir.

köleleri yenmekte şanlı bir taraf yoktur.

aşk; sevişenlerin gözlerinden, yürüyüşlerinden, konuşmalarından, birbirine düğümlenen parmaklardan okunur.

bir zaman gelir ki, insan verdiği kararları yerine getirmek zorunda kalır.

gün ışığı insanın korkularını, endişelerini dağıtır. fakat gün ışığını herkes aynı memnuniyetle karşılamaz. mahpus, kendisini saran, ısıtan ve rahatlatan geceyi sever.

eğer savaşta yaşamak istiyorsan asla kuvvetlerini parçalama. eğer çarpışacaksan hücuma geçmeyi bil. yok hücuma geçmeyeceksen muharebeden kaçın. harp edeceğin zamanı, yeri kendin seç, kararı asla düşmanına bırakma. sakın kuvvetlerinin düşman tarafından çevrilmesine izin verme. düşmanının en zayıf olduğu yerden hücum et.

bir köle her zaman bir köledir.

insanlar iki noktada pek yetenekli olduklarına emindirler: kitap yazma ve bir orduya kumanda etme. gerçekten de insanı hayrette bırakacak kadar çok aptal bu iki işe kendilerini verirler.

hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.

2.08.2013

nisan sabahı

howard fast

emperyalizmi ikna etmek ancak silahla mümkündür.

tanrının verdiği beyni kullanmaya başlar başlamaz günahkar oluyor insan.

güçlü duygular, güçlü sözler gerektirir.

yorgun bir yolcuya soluk alıp dinlenecek bir yeri olmayan kapı, kapı değildir.

bir çocuk, bir gece içinde erkek oluvermez. öğrenmek, büyümek ve acı çekmek adam eder insanı. ve her şeyden önce, vakit ister.

dünyada tetiğin boşluğu alınmış silahtan daha tehlikeli bir şey yoktur.

şeytanı şişeden çıkarmak, girmeye razı etmekten kolaydır.

boşa harcanan adımlar, boşa giden düşünceler gibidir; onlar kadar boş ve cahilcedir.

insanoğlunun çektiklerinin dörtte üçü, düpedüz aptallığın sonucudur.

insanın savaş hevesini, gecenin soğuk ve nemli birkaç saati kadar söndürebilecek şey yoktur.

bir insanın gücünü ortaya koymasının en iyi yolu, eline silah alıp ortaya çıkmasıdır.

silah çekmek kesin bir açıklamadır, bir tartışma değil. hiç kimse, kimin önce ateş açtığı konusunda sakin ve anlayışlı olamaz.

tüm izler silinse, tüm yaralar iyileşse bile hiçbir şey eskisi gibi olmaz.

29.11.2010

uzun lafın kısası

muriel barbery: genç bir kadın evini ateşe verdi. neden yaptığı sorulduğunda, "bir duygu hissetmek istemiştim." cevabını verdi.

howard fast: hiç kimseye güvenme, asla hayal kırıklığına düşmezsin.

jostein gaarder: demokrasi, cahil kitlelerin egemen olduğu bir yönetim biçimine dönüşebilme tehlikesini barındırır.

dragan babic: kızlara ne kadar haşin davranır, onlardan ne kadar çok isterseniz, onlar size o kadar çok verirler.

ece temelkuran: yeryüzündeki her anlaşmazlık kendi endüstrisini yaratır.

maksim gorki: hep yararı dokunsa bile, kendi başına yanılmak başkalarının yanlışlarını yinelemekten daha iyidir.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

philip roth: dünyanın koşuşturması içinde en az acıyla yaşamanın sırrı, olabildiğince çok insanın sizin aldanışlarınıza katılmasını sağlamaktır.

turgenyev: sövüp saymak için bile olsa, insanın başkalarına ihtiyacı vardır.

adam fawer: tipik bilim adamları içine kapanık insanlardır. gerçek dünyada başarılı olmak için gerekli olan iletişim becerilerinden yoksun olurlar.

edith wharton: birey, hemen her zaman ortak çıkar olarak kabul edilen şeye kurban edilir.

david dickson: bilim ve teknoloji tarafsız değildir, büyük ölçüde iktidara ve sermayeye eklemlenmiştir ve egemen sınıfı güçlendirme işlevi görmektedir.

31.10.2010

uzun lafın kısası

manuel scorza: insanoğlunun gerçek yurdu çocukluğudur.

adam phillips: çift dediğin suç işleme arayışındaki entrikadır. en yakınlarında duran da genellikle sekstir.

aslı erdoğan: her insanın, gün gelip de düşüp parçalanmaktan kendisini güçlükle alıkoyduğu bir uçurumu vardır.

elia kazan: herkes gerçek kişiliğini ve duygularını gizleyen bir tür maske takabildiği için şu dünyada yaşayabiliyor.

howard fast: insanlar hiçbir zaman oldukları gibi görünmezler. işte bunu anladığınız anda bir insanı tanımaya başladınız demektir.

jostein gaarder: iyi bir filozof olmak için gereksindiğimiz tek şey hayret etme yeteneğimizdir.

muriel barbery: beden bütün giysilerden sıyrıldığında bile ruh süslerle dolu kalır.

everett ruess: çoğu insanın yaşadığı şekliyle hayat beni hiçbir zaman tatmin etmedi. her zaman için çok daha yoğun ve zengin bir hayat yaşamak istedim.

philipp vandenberg: dahiler genellikle sıradışı yaşam biçimleriyle kendilerini gösterirler.

turgenyev: yatak, düşünsel bağlamda, iki sevgilinin, tanrıyla birleşmek amacıyla bu dünyadan ve onun yaratıklarından kopup birleştiği yerdir.

elias canetti: insan her zaman kendisini kitleden ve onu oluşturanlardan korumayı bilmelidir.

cemil meriç: hürriyet, tarihin hiçbir çağında tam olarak gerçekleşmemiştir. çünkü hükümetler için ayak bağıdır. hiçbir hakkı olmayan, baştakilerin her yaptığını kerem sayan insanları yönetmek ne kadar kolay! otorite, hürriyetin anadan doğma düşmanı.

31.10.2009

uzun lafın kısası

gandhi: 
şiddetin en ölümcül biçimi yoksulluktur.

hildegard knef: hayat bazen yabancı bir kentte geçirilen pazar günlerine benzer. insan kime danışacağını, kime sığınacağını bilemez.

ahmet oktay: her türlü baskının kökeninde özel yaşamlara tahakküm etme isteği yatar.

gaston bachelard: gecenin gizeminde, karanlık bir mağaranın yalnızlığında, gerçeği özünde, ağırlığıyla, tözsel yaşamıyla tutuyorken insan, gelip geçici görünüşleri ne yapsın!

elias canetti: bin yıllık imparatorluklar olmuştur: platon'un, aristo'nun ve konfüçyüs'ünkiler.

georges politzer: bir bilgine bilgin diyebilmemiz için tutarlı olması, tutarlı olması için de dinsel inancından vazgeçmesi kaçınılmazdır. çünkü bilim ve inanç birbirine karşıdır.

julian barnes: en kötü olanlar, her zaman ailelerine bağlı adamlardır.

margaret atwood: insanlar mutlu sonlara neden ağlarsa düğünlerde de aynı nedenle ağlar: aslında gerçekleşmeyeceğini bildikleri bir şeye umutsuzca inanmak istedikleri için.

howard fast: tanrının verdiği beyni kullanmaya başlar başlamaz günahkar oluyor insan.

immanuel kant: aydınlanma, insanın, kendi eliyle yarattığı reşit olmama halinden kurtulmasıdır.

katherine mansfield: yaşamda, gerçekten kabul ettiğimiz her şey dönüşüme uğrar.

iris murdoch: din denen şeyi içimizden iyice temizleyip atana kadar, şu içinde yaşadığımız "tanrıların alacakaranlığı" gibisinden hava, bir dolu insanın delirmesine yol açacaktır.