sappho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sappho etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16.02.2020

sappho

eduardo galeano

sappho hakkında çok az şey biliniyor.

iki bin altı yüz yıl önce lesbos adasında (bugünkü midilli) doğduğu ve lezbiyen teriminin de oradan geldiği söyleniyor.

evli ve bir erkek çocuk sahibi olduğu ve bir denizci aşkına karşılık vermediği için kendini sarp kayalıklardan aşağı attığı söyleniyor. ayrıca ufak tefek ve çirkin olduğu da söyleniyor.

bunların doğru olup olmadığını bilmiyoruz. bir kadının, bizim dayanılmaz cazibemize vurulmak yerine başka bir kadını tercih etmesi biz erkeklerin hoşuna gitmez.

1703 yılında, erkek iktidarının burcu konumundaki katolik kilisesi, sappho'nun bütün kitaplarının yakılmasını emretti.

az, çok az şiiri bu kıyımdan kurtulabildi.

28.10.2017

nar çiçekleri

mehmed uzun

"kim bugün doğru dürüst hikayeler anlatabilen birilerine rastlıyor? bugün ölmekte olanların ağzından, kuşaktan kuşağa bir yüzük gibi dolaşan sapasağlam sözlerin çıktığı var mı? bir atasözü bugün kimin yardımına koşuyor?" (walter benjamin)

ancak edebiyat durmadan kirlenen vicdan ve yürekleri temizleyebilir; insan ve kültür sevgisini verebilir.

sürgün, hüzünlü, zor bir şeydir ama, bir yazar için de o kadar yaratıcıdır.

italo calvino: kentler vardır, yıllarla ve değişerek arzuları biçimlemeyi sürdürürler; kentler vardır, ya arzularca silinir ya da arzuları siler, yok ederler.

czeslaw milosz: edebiyat ve şiirin görevi insan olduğumuzu bize hatırlatmaktır.

bilinmezliğiyle bana heyecan veren her yeni kapı, bildiğim ve nasıl davranacağıma ilişkin emin olduğum eski bir kapıyı kapattı.

erasmus: insanlar, kendileri için onca gerekli olan birliğe, tüm diğerlerinden daha yatkın olmaları gereken insanlar, başka yerlerde onca güçlü ve etkili olan doğanın sesine sağır kalır.

kızaran nara benzersin, dalın tepesinde
en yüksek dalında unutulmuş, bir ağacın
hayır, unutulmuş değil, yetişilememiş (sappho)

bir hüzün olan ayrılık zenginleştirici, yenileyici olabilir. hüzün, tüm insanlığa sunulan bir coşkulu yaratıcılığın kaynağı da olabilir. insanları, kültürleri, dilleri, deneyleri yakınlaştırıcı, birleştirici de olabilir. hepimizin kendi alışkanlıklarımızla, tat ve renklerimizle içinde yer aldığımız heyecanlı, coşkulu bir insanlık "agora"sı da olabilir.

"sürgün bir mezarlıktır." (witold gombrowicz)

kürtlerin ülkesi tarihi olarak bir kültürler ve medeniyetler durağıdır.

albert camus: yazar kendini haklı ve canlı bir topluluk içinde duyabilir; bu da, yazarın elinden geldiğince, sanatının büyüklüğünü yapan şu iki görevi yüklenmesiyle olur: gerçeği ve özgürlüğü. sanatçının işi en büyük sayıda insanı toplamak olduğu için, yalanla ve kölelikle uzlaşamaz.

dünyada en tehlikeli ve hüzün verici ruh hali, çaresizlik ve acizliğin ruh halidir. diyalog yerine şiddetle çaresiz ve aciz hale getirilmiş insanın ruh hali hem çok trajik hem de çok tehlikelidir.

bir insanın ismini değiştirmek, köyünün ismini değiştirmek, dilini ve kültürünü yok etmek, zorla gelenek ve göreneklerinden uzaklaştırmaya çalışmak bir insanlık suçudur, büyük bir ayıptır.

"kan kanla yıkanmaz." (kürt atasözü)

yaşar kemal: ben aydınlığın yazarıyım. sevincin türkücüsüyüm.

türkiye gibi insani güzellikleri kendi eliyle katletmiş bir ülkede güzellikler bulmak, hele onlarla yaşamak büyük bir hüner ister.

hiçbir şey kendiliğinden başlamaz. her şey emekle, çabayla öğrenilir, daha önce var olanın üzerine kurulur.

22.01.2009

fragmanlar

sappho



gel, şimdi bana yeniden
kurtar beni zulmünden kaygının
söndür yanıp tutuşan gönlümü
kavgaya katıl benim safımda

kimi der, en güzel şey kara toprağın üstünde
bir süvari birliği; kimi, piyadelerden bir ordu
kimi, gemilerden bir filo; derim ki
gönül verdiğidir insanın en güzel şey

rüzgarlar, kederler alıp götürsün uzağa
beni azarlayanı

geldin, gözümde tütüyordun
söndürdün arzudan tutuşan yüreğimi

n'eylesem, ikiye bölünmüş aklım

kızlık
kızaran elma gibi en tepedeki dalda
toplayanların unuttuğu
hayır, unuttuğu değil, koparamadığı

öylece dur önümde beni seviyorsan
saç dört yana gözlerinden güzelliği

diyorum, gün gelir, bir hatırlayan çıkar bizi

öğren dostum, admetos'un öyküsünü
iyiyi sev ve uzak dur değersiz olandan

uçtum sana, bir çocuk nasıl koşarsa annesine

21.11.2008

yürekteki ok

cevat çapan



kasırga nasıl sökerse
meşeleri kökünden
öyle sarsıyor yüreğimi aşk
(sappho)

batan gün her sabah yeniden doğar
ama bu bizdeki süreksiz ışık
bir kere söndü mü ötesi gece
(catullus)

ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
kainat ne derindir, kalp ne kudretle çarpar
üstüne eğilirken ey akşamın pınarı
sanırdım ciğerimde kanın kokusu var
ne güzeldir güneşler sıcak yaz akşamları
(charles baudelaire)

dudak dudağaydı soluğumuz ve göz göze
aynalarımız içinden birbirimize uzanmış
deniz hafifçe sallıyor sessizliğinin dibinde sözlerimizi
ve dalga alıp götürüyordu son anıyı
geçip giden ay görüverirse gecesinde
çakıl çarşaflarda yatan şu bitkin gövdeleri
(andre verdet)

bir yıldız ve bir damla gözyaşım
değdiler birbirlerine ve birden
bir tek damla oldular
tek bir yıldız
kör olup kaldım sevda ile
ve sevda ile kör olup kaldı gökyüzü
bütün evrendi -ne fazla ne eksik-
yıldızın kaygısı, gözyaşının ışığı
(juan ramon jimenez)

inci çiçeklerinin
solgun ıslak yapraklarınca suskun
yattı yanımda şafakta
(ezra pound)

kolayca açar beni en ürkek bir bakışın
parmaklar gibi kapamış olsam bile kendimi
sen hep yaprak yaprak açarsın beni, baharın
-dokunup ustaca, gizlice- açışı gibi ilk gülünü
(e.e. cummings)

öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de
bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm
orada bütün ümitsizleri bekleyen ölüm
öyle derin ki her şeyi unuttum içlerinde
(louis aragon)

üç kibrit çaktım karanlıkta arka arkaya
birincisi yüzünü görmek için toptan
ikincisi gözlerini görmek için
üçüncüsü ağzını görmek için
sonra kararttım dünyayı
hatırlamak için bütün bunları
kollarımda sıkarak seni
(jacques prevert)

binbir zambak ekiyorum hayatın tarlalarına
ak alınlı rüzgara binbir çocuk
iyilik tüten güzel sağlıklı çocuklar
ve ufka nasıl bakacaklarını biliyorlar
ezgilerle yükselirken adalar
(odisseus elitis)

benim için hep dingin bir coğrafya oldu bedenin
uysal deniz suyunun gökkuşaklarıyla çevrili
ve sert rüzgarlarına adanmış kız kadırgaların
bin yıllık kepezlerin açığından yelkenler fora
aşıp geçen yıldızların ulu burnunu
(andre verdet)

dudaklar, öpüşler, aşk; her şey yeniden doğar
ölümsüz, o yalın unutuşla
gecenin kızlarıdır yıldızlar
(octavio paz)

"şairlerin gerçek yaşamöyküleri, onların yapıtlarıdır."