connie palmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
connie palmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.11.2014

hayatın ve aşkın yasaları

connie palmen

kadınların birini kurtarma fantezilerini karanlık bakışlı bir sanatçıdan daha fazla tahrik edecek bir şey yoktur.

insanın giyimi ruhudur.

ne istediğini bilmek insana güç verir ve güç kişiyi dürüst kılar.

insan bir yeteneğe hayata sarılır gibi sarılmalıdır; çünkü günün birinde ikisi iç içe geçer. o zaman hayat bizim yeteneğimiz olur, yeteneğimiz de hayat.

size mitosları, onları hala gerçekliğin canlı bir parçası olarak gören bir insandan daha iyi öğretecek başka bir kaynak yoktur.

dünya üzerine düşünebilmek için yalnız olmak gerekir.

gençlik aldatıcı bir şeydir. gençlikte yaşam bize, ara sıra şöyle bir okşadığımız için ayaklarımızın dibinde kıvrılıp yatacak ve bize sonsuza kadar sadık kalacak, ehlileştirilmiş bir hayvan gibi gelir.

kadınların tek derdi budur: bütün gün kadın ruhundan başka bir şey düşünmeyen bir erkek.

yaşamak ancak gerçek yaşama ilişkin klişelerle örtüştüğünde ve biz dilin koruyuculuğuna sığınabildiğimizde, gerçeklik duygusuna benzer bir şeyler; doğru yerde bulunuyor olma, gerçekten var olma, gerçek olma inancı oluşur.

klişe, edebiyatın ölümüdür; dil fakirliğinin ve özgünlükten yoksun olmanın belirtisidir.

hakim yasaları geçersizleştirmek fizikçinin çocukluk rüyasıdır. fizik, hiçbir şeyi mutlak ya da dokunulmaz görmemeye imkan tanır.

iyi bir sanat yapıtı, gerçeğe temas eden bir sanat yapıtıdır ve gerçek, bir kişiye atfedilemez; üzerinde isim etiketi yoktur.

yaşamı, içinde kendisini asla bir bütün olarak göremediği, yalnızca parça parça algılayabildiği, pırıldayan cam kırıklarıyla dolu bir bardağı andırıyordu. tek bir isteği vardı: bütün olmak, parçalarını birleştirmek, kendi merkezini bulmak.

gerçek kendisini her zaman geçersizleştirmesine neden olan, kendisini gerçek dışılaştıran, sahte, yanlış bir şeyle bir arada gösterir.

ancak kendine ait bir yaşamı olan insanlar, her bir anın tiksinç farklılığında bütünlüğü algılayabilen insanlar, yaşam gerçekten neyse onun içinde bir hikaye görebilirler; ancak böyle insanlar mutlu olabilirler.

erkekler dünya hakkında çok, kendi haklarında az şey bilirler.

29.09.2013

uzun lafın kısası

joel kovel: tek bir insan bile zincirlere bağlıysa hiç kimse özgür değildir.

boris vian: müstehcenlik hiçbir kitapta bulunmaz. hiçbir resimde yoktur. ona bakan ve onu okuyanın bir zihinsel niteliğinden başka bir şey değildir.

samuel butler: asıl ustalık, neyi gözardı edeceğinizi bilmektir.

connie palmen: kadınların birini kurtarma fantezilerini karanlık bakışlı bir sanatçıdan daha fazla tahrik edecek bir şey yoktur.

forrest carter: iyi bir şeyle karşılaştığın zaman yapman gereken ilk şey, bulabildiğin insanla onu paylaşmaktır.

samuel p. huntington: katı gerçekleri dile getiren herhangi bir politikacı derhal oy kaybeder.

tahsin yücel: yoksula karşı birleşmek sağın eski alışkanlığıdır.

robert m. pirsig: evlenen insanlar en sahtekar insan cinsidir. bütün özgürlüğünden ve her şeyden, güya her gece seks için vazgeçiyorsun. ama bu onları mutlu etmiyor. hep bir kaçış yolu arayıp duruyorlar sonra.

henry david thoreau: para, ruhun ihtiyaçlarından hiçbiri için lazım değildir insana.

michel foucault: insan dediğimiz şey, yakın tarihin bir icadıdır ve muhtemelen sonu yakındır.

saltıkov-schedrin: kötülük hiçbir zaman kalıcı bir güç olmamıştır. tarih özgürlüğün öyküsüdür; iyilikle mantığın, kötülükle kafasızlığa karşı kazandığı zaferin öyküsüdür.

paul auster: bütün bu siktirici dünyanın anasını belleyeyim!

15.05.2010

yazma sanatı

connie palmen

yazmak bana her zaman kendi çelişkisini içinde barındıran bir istekle ilişkili gibi gelmiştir. insan yazarak ulaşmak istediği her ne olursa olsun -aşk, avuntu, anlayış, ün- istediğine ulaşmak için başkalarından mümkün olduğunca uzak kalmak ve tümüyle kabuğuna çekilmek zorundadır; ama diğer yandan, insana en çok istediği şeyi de ancak başkaları verebilir.

birisine, gerçeğin sizin için ne olduğunu anlatmak istediğinizde, aynı zamanda onun yüzüne bakmak zorundaysanız, gerçeği bu şekilde dile getirmek neredeyse imkansız olduğundan, bu zahmetli bir girişim olacaktır. bu durumda sürekli yeni gerçekler ortaya çıkar.

ama en kötüsü de şudur: gerçek ve yazma eylemi birbiriyle bağdaşamaz. eğer insan dünyanın emme gücüne karşı yeterince direnç göstermiş ve sonsuz yolculuklardan sonra sessiz odasındaki masasının başına varmışsa, bunu çabuk fark eder. orada oturursunuz ve içtenlikle dürüst olmak istersiniz, dünyanın inceleyen gözleri karşısında, yapmakta sürekli başarısız olduğunuz şeyi yapmak istersiniz.

dürüst olmak çok zordur. insan yazarken bu konuda daha az sorun yaşandığını sanır; çünkü yazarken, sizi yalan söylemeye, hiçbir zaman yapmayacağınız ve söyleyemeyeceğiniz şeyleri yapmaya ve söylemeye zorlayan insanların seslerinden, gözlerinden ve kulaklarından uzaktasınızdır. yani öylece oturur ve yazarsınız, her şeyi gerçeğe sadık kalarak yazarsınız, yazdıklarınızı bir kez daha okursunuz ve dehşetle fark edersiniz ki, yazıya dökülmüş gerçek, gündelik yalanlardan daha kötü ve çok daha çirkin bir yalan gibi görünmektedir. bu nedenle, çok sayıda insan yazdığı halde, az sayıda insan yazar olur. çoğu kişi tam bu noktada bırakır. bu gerçekten de iç bulandırıcı bir durumdur.

sayfaları, yazmış olmanın yazana kötü geldiği ve sonuçta okunması mümkün olmayan satırlarla doldurmaya yıllarca katlanacak hiçbir insan yoktur. devam etmek isteyen kişi, yeni baştan yalan söylemek zorundadır. gerçeğe duyulan özlem aynı kalır; ama aynı beceri, gerçeği, üzerinde yalan söyleyerek ifade etmektir.