edip cansever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edip cansever etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12.09.2021

infilak

edip cansever


ben gidince hüzünler bırakırım
bu senin yaşadığındır
bir ev sıkılır kadınlardaki
bir adam sıkılır kadınlardaki
seni sevmek bu kadar mı
o benim yaşadığımdır

bazen de bir yerde kuşlar vardır
ne uçmak ne görünmek için
bir karanfil pencereyi deler
bir kapı kendiliğinden kapanır
istesek sevişirdik; ama olmadı
biz değil yaşayan acılardır

gitsem de her yerde biraz vardır
hatırda zamansız bir plak
bir otel kapısı, biraz istasyon
vardır o seninle birlikte olmak
buluşur çok uzaktan ellerimiz
ve nasıl göz gözeyiz ansızın bir infilak

9.08.2021

dizeler


şairi anlamak isteyen
onun diyarına gitmelidir
(goethe)

kötü niyetle söylenmiş bir hakikat
uydurulan bütün yalanları alt eder
(william blake)

yalnızken bakıldığında herkes oldukça zeki ve ayırt edicidir
başkalarıylayken aptal olduklarını görürsün
(schiller)

leylaklar görünüyor açık pencereden
kokuları dolmuş odaya baş döndüren
en sevdiği çiçekler ölümün
tatlı kokularıyla şükran sunarlar ölüme
buğuları sinmiş cansız bedenlere
en diplerine girmiş koku, koyu saçların
günahın zerresi yokmuş orada
bu koku ki çiçeğin çiçek olduğuna işarettir
yayılarak elinden gelenin en iyisini ölüme verir
o da güler, gülümser, sakin ve pek naziktir
(via catherine clement)

yalnız aşkı vardır aşkı olanın
ve kaybetmek daha güç bulamamaktan
(cemal süreya)

öyle ya, kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsan
kim ne derse desin ben bugünü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından
(edip cansever)

3.12.2020

phoenix

edip cansever


ben orda, akşamına orospular dadanan
camlarında pis sinekler gezinen, ben orda
eskimiş bir tutuşla şarabını içiyor
kadınlarda oluyor kadınsız bakışlarla
başıyla öne düşmüş yüreğiyle beraber
ya tanrıya inanır ya da isyana

kimseye vermiyor ki acılardan artarsa
kuytular çıkarıyor sevişmeler onlardan
bu nasıl bir bakış ki dünyaya intiharla
ya da hep kar yağıyor da düşünmesi siyahtan
öyle ya kim sevişirdi acıları olmasa
kim bakardı uzağa köpekleri saymazsam

orası bir ölümdür şarabımı doyuran
ölünen yüzler gibi bir bütündür adamlar
vaftizi gün ışığında bir garip protestan
tanrısıyla sevişir, herkes bilir sevişmeyi o kadar
kim ne derse desin ben bu günü yakıyorum
yeniden doğmak için çıkardığım yangından

31.07.2018

yaz sonu

edip cansever


dün müydü, yüzyıllar mı geçti, bilmiyorum ki

bir yaz sonuydu yalnız denizi sıyırıp geçtik

iki tek votka içtik varmadan aşiyan'a

konuşmadık hiç, nedense hiç konuşmadık

az sonra kalkıp gitti o

kalakaldım ben oracıkta

kapadım gözlerimi ardından gene birlikte olduk

- garson! bize iki tek votka daha

26.03.2018

yalnız

edip cansever


giderek siz oluyorsa bütün bir kalabalık
yüzünüz yüzlerine benziyorsa, giysiniz giysilerine
ansızın bir hastanın kendini iyi sanması gibi
gücünüz yetse de azıcık bağırsanız
bir yankı: durmadan yalnızsınız
durmadan yalnızsınız

19.07.2016

pervaneyle yaren

onur caymaz


ateşe bir kez değmiş olan
yarenidir pervanenin

"pervaneler yarenimiz
gelsin bir hoşça yanalım."
(kul nesimi)

"ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek"
(ahmed arif)

biz yapsak şiddet, devlet yapınca bayrak denir
dağ çıplaktır ama rozetleri, kravatları vardır vekillerin

"askerim, benim ağzım kuşlardan."
(edip cansever)

"hamravat suyu dondu
dicle'de dört parmak buz
biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa
çayı kardan demliyoruz
anam sır gibi saklar siyatiğini
'yel' der, 'baharın geçer'
bacım, iki canlı, ağır
güzel kızdır, bilirsin
ilki bu, bir yandan saklı utanır
ve bir yandan korkar
ölürüm deyi
bir can daha çoğalacağız bu kış
bebeğim, neremde saklayım seni
hoş gelir
safa gelir
ahmed arif'in yeğeni"
(ahmed arif)

"annemden mektup aldım
memlekette gibiyim."
(cahit sıtkı tarancı)

"umutsuz kaldıkça seni düşündüm."
(cahit külebi)

beni, çok sevdiğim için seviyorsan
seni daha çok sevmemi ister misin?

"yüz bin aman dedim, bir buse aldım
hasılı ömrümün kan bahasıdır."
(dertli)

"acı çekmek bir yanlış anlamadır."

"dört kitabın manası bellidir bir elifte"
(yunus emre)

pavyonları karart, eski sinemaları, bin yıllık meydanları
durdur yavan şarkıları tekinsiz marşlarda sıra
ey yoksul sözcüğü! öksüz çocuğu türkçenin, siyah ceketli
büyük kulüpleri karart, sömürüyü, iş takipçilerini
de ki yolların çamuru akıyor televizyon dizilerinden
karart parti başkanlarını, sahibinin köpeği haber bültenleri
kimse yaşamıyor, ölmüyor kimse romanlarda, şiirlerde
payımız var diyorlar şimdi ekmeğin beyazında bizim de

6.06.2016

ikinci yeni şiir

mehmet h. doğan



az şey değil seninle olmak düşünüyorum da
içimde bir sevinç dallanıyor kaç kişi
bir geyik kendini çiziyor karanlığa sonra kayboluyor
karanlık maranlık ama iyi seçiliyor
yorgan toplanmış bacakların seçiliyor
bir uçtan bir uca bacaklarının aslan heykelleri
onları ne denli sevdiğimin aslan heykelleri
ayık gecemizi dolduruyorlar bir uçtan bir uca
(cemal süreya)

çizeriz yeryüzünü kaygısız ayaklarla
yüzümüzdür bir yağmur ağırlığınca düşer
sonra pek anlamadan içkiler ne çabuk biter
ne kadar konuşursak o kadar bir sessizlik olur
adımızı sorarız birine, o bize adını söyler
(edip cansever)

şimdi şu rakıdan ne diye vergi alırlar sanki
(ece ayhan)

gemim fırtınalı denizde boğulmayı deniyor çiçek açarak
yüreksizler, kıyı adamları, çekip gidemeyenler
kendi göğünün efendisi olana bir konyak
(ahmet oktay)

biliyorsun ben hangi şehirdeysem
yalnızlığın başkenti orası
bir de yine sevgili çocuk
biliyorsun kişi tutkularıyla
yalnızlığını adlandırıyor o kadar
(cemal süreya)

ne olur bir şey söylesen
ama söz bir kırlangıçtır
yuvasını hiç anımsamayan
bak diyordum ki
ah, birazcık anlasan
ama anlamak değil
garsonlar geçer masalardan
(ahmet oktay)

bakmak, uzaklara dokunmaktır
sen benim en alımlı gözlerimsin
(hilmi yavuz)

yani bizim hiç korkmadığımız şeyler
doğrusu en çok korktuğumuz şeylerdir gerçekte
içimizde kahverengi bir dağ ölüsü yatar
bir yarasa ayaklanır. aç gözlü bir kuş
varır kocaman bir şey olmanın bilincine
birden bir ses biçiminde, radyomuzun içinde
duyurur iki caz parçası arasından biri
ya gülünç bir yas töreni
ya toptan bir öldürme
(edip cansever)

gülü çiğdemi filan bırak
sardunyayı karidesi filan bırak
acıyı ve ölümleri bırak
oy pusulalarını ve seçimleri bırak
evet
seçimleri özellikle bırak
çünkü açlık çoğunluktadır
(turgut uyar)

anlaşılmayacaksın. ey kanatsızlık!
(ece ayhan)

12.04.2015

hüzün

edip cansever


gün bitti. saat kaç. bitecek mi bir gün savaşımız
hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de
dönüp dönüp arkamıza baktığımız
bir dünya kalıntısı üstünde
hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de

9.02.2015

şiirde dün yok mu *

tomris uyar

"meselemiz bir şiir meselesi değildir. yaşama meselesidir. hayatımızda olmayan mesele şiirimizde de olamaz."

mayakovski: genç şairlerin bitmemiş şiiri azdır.

"şiir yazmaya yeltenmek, geleneksel ve umarsız bir aptallıktır. dünyada hiç şiir olmamıştır, gök gürültüsünden ve yalnız adalardan başka. üstelik gereği de yoktur, olmayacak mutluluklar ve olağan umutsuzluklardan başka, hayvansal saflığı aramaktan başka."

"şiir üstüne bütün çözümlemeler, bütün kurallar hep ama hep ortalama şairler için."

"evet, şiir her çağda yenilenir. ama şiiri toplumdan, toplumsal değişmelerden önce bir ozan yeniler. şunu demek istiyorum: belki başka hiçbir sanat ürünü şiir kadar sanatçısına, sanatçısının kişiliğine bağlı değildir. yani bir bakıma şiirin tanımı ozanın tanımıdır denebilir."

"ben hep sıkıntılıyım. yani bir adamın canı sıkılır, o benim. çünkü bana en yaraşan durumdur sıkıntılı olmak. ne söylenmişse ve söylenmemişse, ne yapılmışsa ve ne yapılmamışsa, ne düzeltilmişse ve ne düzeltilmemişse ondan sıkılan biri. belki, söylenmemişin, yapılmamışın ve düzeltilmemişin telaşı içinde biraz. o kadar. ve sıkıntılı. ve sıkıntılı."

"abdülhak hamit, birtakım özentilerin adamıdır. monokl'ü, lüsyen hanım'ı ile, tarık'ı ve makber'i ile. hamit'in kötü değil, sadece kötü değil, üstelik gülünç bir şair olmadığı söylenemez. mehmet emin hiçbir ölçü ile şair sayılamaz. mehmet emin hiçbir yoruma imkan bırakmayacak kadar ilkel bir şairdir."

"necip fazıl yalnızlığın, büyük ve duyulmuş, tadılmış bir yalnızlığın, kendisinin seçmediği, onaylamadığı şartların farkına varmadan içine üflediği bir yalnızlığın adamıdır; hatta ölüsüdür."

"nazım hikmet'in şiiri ve kişiliği konusunda bir tek şiirle düşünmek zor, hatta imkansız. çok sağlam bir gövde, çok sağlam bir ruh yapısı, çok iyi bilinen sorunlar, çok iyi çıkarılan bir izdüşüm ve çok derinden bir insanilik, ödünsüzlük. ve mutlaka, mutlaka türkçe imgelerle, türkçe duygulanmalarla hasretlenir. terhis özlemi çeken bir kura neferidir sanki."

memet fuat: turgut uyar'ın soluklu, uzun dizeli, düzyazı görünümlü şiiri, din kitaplarını çağrıştıran havasıyla, öyküsünü anlatışıyla yücelik duygusu veren bir şiirdi. anlamsızlık bir yana, kapalı olmayan bu şiir, anlatım özellikleri, şiirleştirme yöntemleri nedeniyle ikinci yeni akımı içinde düşünüldü. aynı yücelik duygusu, sonraki imgeye dayanan kapalı şiirlerinde de sürdü. giderek, değişik aşamalardan geçen turgut uyar şiirinin değişmeyen yanı, bu yücelik duygusu oldu. hep büyük bir şiirin karşısında sarsıldı okurları.

"şiir bir sanat olayı değildir. bir yaşama çabasıdır önce. yaşadığımıza tanıklık eder."

"bir ozanı, daha genel olarak bir şiiri başka bir şiirden ayıran temel nitelik, ilkin durmaksızın değişen toplum şartlarının hazırladığı ortam, bu ortamın şiire getirdiği özel yaşama görüşüdür."

"şiir çıkmazdadır. çünkü insan çıkmazdadır. toplum değişiyor, insan değişiyor, insanın yeri değişiyor. çıkmaz, bilince, bilgiye, uygunluğa, çağdaş şiire ve insana yeni bir imkandır."

"bugün yazılan şiirde hiçbir çağdaş sözcük yok. şiir dilimiz 1930'ların anıştırmalarında kalmış, imge dağarcığı zenginleşmemiş, gene denize bakılıp içleniliyor. dilde yeniliği 'aşk'ı 'sevi' yapmakla bir tuttuk. oysa önemli olan, aşk kavramını çeşitlemek, zenginleştirmek olmalıydı. galiba bugünkü kısırlık biraz da bundan. dile yaşayışla birlikte giren şeyleri yok saymamalıyız. hayatımızı zenginleştiren şeyler yok şiirde. sözü galiba şurada toparlayacağız: yaşadığı günün farkına varmak."

cemal süreya: turgut uyar özellikle son yıllarda büyük bir şiirin ortasını yazıyor. büyük bir gövdedir onun şiiri. kımıldadıkça kendine benzer yeni gövdeler hazırlar, çoğaltır. bir anıttan çok bir dirim belirtisidir. şiirsel işlevini bütünüyle ve sürekli bir şekilde hareket ederek sürdürür. tek tek şiirleri yok, şiiri vardır. 

"niçin umutlu olayım? çünkü umutsuzluğun insanı, umuttan daha güçlü, bir şey yapmaya zorlayan bir duygu olduğuna inanıyorum. asıl olan mutsuzluktur. her şeyi bitmiş insanın bağımsızlığından daha kutsal, daha insani ne var? şiir bir bakıma bu saçmalığın mantığıdır." 

"şiir mutluluğa değil direnmeyedir. şiir bir şeyi korumaz. tersine bir korumayı dağıtır. insan doğasına en uygun sanat olması her şeye aykırılığından gelir."

"hayvanları seviyorum. kedi huzur veriyor bana. yalnızlığımı paylaşıyor. dokunmalıyım hayvana. bu yüzden akvaryum balıklarını sevmiyorum. kafesteki kuşları da."

ünsal oskay: kitle kültürü, mutsuz insan ile onu mutsuz kılan toplumsal realiteyi özdeş kılan bir yanılsama yaratma işleviyle üretilir. kitle kültürünün tüketicisi olduğumuz anlarsa realitenin gerçek yüzünü görmekten kaçmak istediğimiz anlardır. bize acı veren toplumsal realite karşısında unutmaya, amneziye sığındığımız anlardır.

edip cansever: anlaşılması güç olanı kolay anlaşılana yakınlaştırması, şiirindeki özelliklerden biridir sadece. dize bireşimlerindeki anlam katmanlarını öylesine üst üste getirir ki, bu yarı saydam dizilişi soyarak çekirdeğe ulaşmakta hiçbir güçlükle karşılaşmayız.

"tek haklıyı her zaman halk olarak düşündüm. insanın haklılığına, direncine, değerlerine ve sevme yeteneğine inancımı söyledim."

"belki de asıl ustalık budur: her zaman acemi olmayı bilmek."

* not: alıntılarda tırnak işareti (" ") içindeki sözler turgut uyar'a aittir.

16.07.2014

şair

şükrü erbaş

bir duygu avcısıdır şair. aralık kapılardan, kirpik uçlarından, çatı pervazlarından, kimi gün bir ince mavi, kimi gün güz rengi bir hüzünle süzülen ayrıntıları, göğsündeki görünmez kuyulara doldurur bir bir. bir görme ustasıdır o.

sonra içinde bir kırık ses, iki ağzı keskin bir bıçak ve alın kırışığında saklı bir hazla, her bir ayrıntıdan yeni bir bütün çıkarır, derinliği inceliğinde yatan:

sanki nedir bir sonbahar yağmurunun anlamı
bir kadın bir pencerede yalnızken (edip cansever)

o bir inkarcıdır; yetinmesiz bir serüvenci. ulaştığı her şiirin nesnesi, her şiirsel durum, değerinden düşmüş, yıpranmış, "olmasa da olur" bir donuk hal almıştır. ve eşikte ve ufukta, gecenin içinde, günün alnacında, yüzlerce yeni serüven, yeni ayrıntı el edip durur bir ilk gençlik işvesiyle. hayatın en kolay ayarttığıdır şair. vefası şiirdir.

anlamı sesin kantarında tartan attardır o. dünyayı sözün süzgecinden geçirir, dilin suyuyla yıkar. yine de bir acemidir, anlamı sözün tınısından ayırmayan. bir büyük hovardadır, bir hece için bir dizeyi harcar. insanı dilinden yakalar önce. çağrısız konuğudur herkesin, bir şiirle kapıları çalan.

yağmuru camlardan içeri alandır o; rüzgarı yatakların içine salan, evini yolların ucuna kurandır. ince cılgalardan derin ırmaklar akıtır çırpına çırpına. geceyi gündüze eşitleyendir. sevinci hüzne bakar, hüznü sevince. o bir aşk dervişidir, aşkı diri tutmak için lokma lokma yüreğini yiyen.

dini dünyadır onun, ayini şiir.

6.06.2014

şimdi uzaklardasın

mehmet h. doğan

ilk gençlik yıllarında, memleketin ıssız, hareketsiz kasabalarında geçirilen uzun yıllar, yalnız kalmanın hiç de öyle korkulacak bir şey olmadığını öğretir insana, kendi kendini biriktirmeyi öğretir.

edip cansever: bizlere dadanan her yakıcı umutsuzluk, her küstah acı, bir güzelliğe, bir yaşama direncine dönmek zorundadır. anlam da bizde, anlamsızlık da.

küçük kentlerde, tenha kasabalarda yaşamak zordur; sonsuz bir özveri gerektirir, kendine yetme gücü gerektirir. düzayak yaşam kolaydır; ama sıkıcıdır. ya da yaşamdan, dünyadan beklentilerinizin adamakıllı azaldığı bir yaşa ulaşmanız gerekir.

aziz nesin: bir her yana birden koştuk, koşmak zorunda bırakıldık. tarih, ekonomi, politika, edebiyatın her dalı, öykü, roman, tiyatro, sosyoloji, daha neler neler.. olamaz, olmamalı böyle şey. olur demek, hiçbiri tam olarak olamaz demektir.

çok denedim anlatmayı, yazmayı; ama olmuyor, acılar bu kadar sıcak ve tazeyken anlatamıyor insan. bütün yazılanlar, bütün anlatılanlar hafif, çocuksu kalıyor yaşananın yanında, insanı doyurmuyor. yaşananın ağısı yüreğe oturdukça sıkıyor boğazını insanın.

asım bezirci 2 temmuz 1993'te sivas'ta 35 şair, yazar, sanatçı, aydınla birlikte yobazlarca yakıldı.

denizin morluğunu belirtmek için
deniz mordur demek yetmiyor
o morun gerekçesini de belirtmeli
denizle olan ilişiğini de
ondan sonra deniz mor (metin eloğlu)

metin altıok ağır yanıklarla bir hafta daha boğuştuktan sonra 9 temmuz 1993 günü gitti. onları yakan karanlık çağ artıklarının yargılanmasıysa 5 yıl sonra hala sürüyordu. 37 insanın yaşama hakkını ellerinden vahşice alan gözü dönmüş yabanlar, ağır tahrik (!) nedenleri ileri sürülerek kurtarılmaya çalışılıyor.

evet önümüz bahardır biliyorum
leylaklar açacak biliyorum
kiraz da çıkacak yakında
iyi şeyler söylemek de gerek biliyorum
sevgilim güzelim bir tanem biliyorum da
şimdilik bağışla (turgut uyar)

övgü nesine artık yaşamayanların! övgü, olsa olsa biz yaşayanların işine yarayan kalp bir paradır.

halikarnas balıkçısı: her yaşayan insan hayatın askeridir. ölüm var, her zaman. ölüm hayata sığmıyor ama hayat ölümü aşıyor. hayat doğadır.

şakir paşa'nın torunu olan cevat şakir kabaağaçlı, 87 yıllık ömre birkaç kişinin yaşamını sığdırarak kendi bildiği, istediği gibi, kendisine nasıl geliyorsa öyle yaşadı. orta öğrenimini robert kolej'de okuduktan sonra oxford'da yeni çağlar tarihi bölümünü bitirip yurda döndüğünde (1910) kendine pekala yüksek maaşlı bir görev edinebilecekken, gazete ve dergilerde çevirmenlik, yazarlık, ressamlık yaparak sürdürdü yaşamını. daha sonra şöyle diyecektir: "oxford'da dört yılda öğrendiklerimi unutmak için dört yıl harcadım."

rengini dünyaya ilk defa sunan
adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerin
sevgilim
bana "sen bir şairsin" dediğin zaman (edip cansever)

6.04.2014

yazının bir çağı

mehmet h. doğan

şairler belki de bütün insanlık tarihi boyunca ayın bizce görünmeyen yüzünü merak eden, görmeye çalışan ilk kişiler olmuştur. bütün sanat dalları içinde büyüye en yakın olan sanatın şiir oluşu bundandır. şairlerin, dilin günlük yaşamda ister konuşma aracı ister yazı olarak kullanılışı yanında başka bir dil, bir şiir dili yaratma gereksinimleri, bu, görünmeyeni, bilinemeyeni gösterme, dışavurma çabalarının bir sonucudur.

george steiner: nazizmden sonra gelen bizler, artık edebiyata, dile, eğitime kusursuz bir gözle bakamayacağız; zira kişinin akşam goethe ve rilke'yi okuyup bach ve schubert'i çalıp ertesi gün bir toplama kampındaki korkunç görevine çekinmeden başlayabileceğini artık çok iyi bilmekteyiz.

t.s. eliot: bir kimse yazın alanında hep yaratıcı kalmak için, gelenek ile yaşayan kuşağın yeniliği arasındaki bilinçsiz dengeyi sürdürmek zorundadır. çünkü şiirde geçmişe hiçbir şey borçlu olmayan tam bir yenilik yoktur.

gerçek yol açıcı sanatçıların yaşamdan, sanat pratiğinden başka ölçüsü, ilkesi, kuramı yoktur. kuramların, akımların durağan, yaşamın ve pratiğinse devingen olduğunu bilirler. sanatçıların akımlar ve kuramlarla değil, akım ve kuramların sanatçılarla kaim olduğunu bilirler. bu gücü, bu özgür istenci gösteremeyen ikinci, üçüncü dereceden sanatçılarsa kendilerinden bir şey katamadıkları için sımsıkı sarılırlar kuramlara, akımlara; belli ilkelerden, kuramlardan ayrılınca ortada kalacaklarını, yiteceklerini hissettikleri için başkalarının açtığı yollarda yıllarca sürdürürler o akıllı uslu yürüyüşlerini.

edip cansever: insanın insana verebileceği en değerli şey yalnızlıktır.

rollo may: sanatçılar genellikle kendi iç imgeleri ve hülyalarına dalmış yumuşak huylu insanlardır. ama tam da bu onları baskıcı bir toplum için korkulu kılar. çünkü sanatçılar, insanoğlunun süregelen kafa tutma gücünün taşıyıcılarıdır. kendilerini, tanrının yaradılışta kaostan biçimi yaratması gibi, kaosun içine ona biçim vermek için gömmeyi severler. gündelik, duygusuz, alışılageldik olandan hiçbir zaman hazzetmeyerek devamlı yeni dünyalara doğru ileri atılırlar. böylece "soyun yaratılmamış vicdanı"nın yaratıcıları olurlar.

christopher caudwell: bir zamanlar, gelecek, insanın umutlarını ve emellerini bağladığı bir yerdi: gelecekteki zenginlikleri bugünün dar kategorilerinde tutan dünyanın sertliğinden, zulmünden intikam aldığı bir yer.

insanın, insanla birlikte toplumun gelişmesini, ileri atılmasını engelleyen, sıkan, çelikten çemberler içinde bunaltan bir düzendir bu. ama kaçınılmaz biçimde kendi zıddına dönüşecektir. çünkü işlettiği baskı, yarattığı bunalımla birlikte kendine karşı, yani bunalıma başkaldıran güçleri de yaratmaktadır. işte bunalımın yaratıcılığı da buradan gelmektedir.

behçet necatigil: aslında şiir, bir bilgece bilmezlikten geliştir; eski deyişle: tecahül-i arifane. yoksa hiçbir şairi o kadar saf sanmayın! bir şair, belli bir süre içinde moda olan yönelişe uzak kalıyorsa, bu onun çağın sorunlarına sırt çevirmiş olduğunu göstermez. ama o, kendine göre bir işbölümü yapmış, tezgahını ona göre kurmuştur. bildiği zanaatın dışına çıkmadan, çıkamadan, o zanaatın en iyi ürünlerini vermeye, içtenlikle vermeye yönelmesi de bir kişilik, bir ahlak, bir tutarlılık belirtisidir. gerçi solo tek başınadır ama, ayrı ayrı tek şey arama yollarıdır şiir.

odisseus elitis: şiir, tanrının hatalarını düzeltmek için doğmuştur.

michel foucault: beni şaşırtan, toplumumuzda sanatın bireyler ya da yaşam değil de yalnızca nesnelere değgin bir şey durumuna gelmesi. sanatın yalnızca sanatçı denilen uzmanlar tarafından gerçekleştirilen bir uzmanlık dalına dönüşmesi. neden her kişi kendi yaşamını bir sanat yapıtına dönüştüremesin? neden şu ev ya da lamba bir sanat yapıtı olsun da benim yaşamım olmasın? kendi kendimizi oluşturmalı, kendi kendimizi yapmalı, bir sanat yapıtı gibi düzenlemeliyiz.

anlam şiirin içinde ve birden çoktur. bilinçli şiir okuru o anlamı kendince yorumlar, duyup da dile getiremediği şeyleri bulur onda. t.s. eliot'ın deyişiyle söylersek, şiir, yaşamın bu "kendimizden kaçış" anlarını yakalar, dile getirir. yaşamı zenginleştirir, bütünler.

melih cevdet anday: sanat, doğaya eklenmiş insan demektir ve insan doğanın bilincidir.

ayrıntı; açıklamaları, uzun betimlemeleri gereksiz kılar; yazılmayanı sezdirmek için vardır ayrıntı. bir tür sözcük ve cümle ekonomisidir. gerekli olmayan birtakım betimlemelerin, küçük noktaların özenle ve ustaca ayıklanmasıdır.

charles baudelaire: özgünlüğümüzün nerdeyse tamamı, zamanın duyularımıza bastığı damgadan geliyor.

bir şeyden söz etmenin temel koşulu bir açıya ya da bir açılar sistemine girmektir.

nazım hikmet: ben şiirde realiteyi bütün mürekkepliği, mazi, hal, istikbal unsurlarıyla ve hareket halinde veren bir realizme ulaşmak istiyorum. fakat hala ulaşamadım. birçok yazımın realizmi tek taraflıdır. bundan dolayı da çok defa fazla haykıran bir "propaganda" edası taşıyorlar. bu hatamı anladım. yeni verimlerimde bu hataya bir daha düşmeyeceğim. cihanı görüş, anlayış bakımından değil, bu cihanı görüş ve anlayışın sanattaki tezahürü bakımından telakkilerim bir hayli değişti.

bizde cumhuriyet döneminde, istiklal marşı için açılan şiir yarışmasını saymazsak, bilinen ilk şiir yarışması 1946'daki chp şiir yarışması'dır.

19.01.2014

özgür bir kadın

edip cansever

o zaman ıhlamur ağaçları kardan görünmezdi. gözlerim azalırdı, gizlenirdim. babam koyu kahverengi çizmeleriyle karları ezer ezer ezerdi çakıl taşlarının ayaklarının altında oynaştıklarını duyuncaya kadar. annem çatı katının yanındaki sivri kuleden gözlerini ayırmazdı, yeter ki gök kanasındı beyaz beyaz ve kocaman bir alabalığın karnı. uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi bir rüzgardan ürperir titrerdi. iniltiye benzeyen bir ses yayılırdı. karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir yokuş karanlığına, bir yok oluş karanlığına. ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı ölüm.

siz iyi tanımıyorsunuz onu bayan sara, özgür bir kadındır o, bağlanamaz, kimseye bağlanamaz. iyi biliyorum bunu, çok iyi biliyorum. ayrıca.. düşünüyorum da, niye bağlanmalı iki insan birbirine? niye? sevginin sadece sevgiye benzemesini anlayamıyorum ben. çok yapay, çok alışılmış bir şey bu. nedense çoğunluk böyle yaşıyor. o çoğunluk ki, yüzyıllar boyu sevginin gerçek dengesini bozmuş, yaşamın gerçek yüceltisini altüst etmiş.

acılarınıza iyi bakın! sevinçlerinize iyi bakın! çiçeklerinize iyi bakın! onu her zaman görüyordum. her gün hep aynı saatte, aynı yerde, aynı durumda bir fotoğraf çektiriyordu. günlerce sürüyordu bu. yaşamı durdurur gibi, ölümü anlaşılır yapar gibi, kendini bir fotoğraf ölüsüne, yapıştırıyordu sürekli. ölümden gün çalan.. ölümden gün çalıp yaşama bağışlayan.. demek istediğim.. karşılıklı sevginin özgürlükle de, bağlılıkla da hiçbir ilgisi yoktur. sevgi demek çelişki demektir. denge bozulmalı, çelişkiler altüst etmeli her şeyi. gruşenka ile dimitriy'i anımsayın. çelişkiler ayırdı onları, çelişkiler birleştirdi sonunda. mutluluk sürüp giden çelişkilerdir. müzik bitti. geldiler işte. meydan ateşinden, külden geldiler. yaratırken yaratılmaktan geldiler. yaşamla kaplanmışlar, gümüşle, altınla kaplanmış gibi. ilk kez oluyor, böylesi ilk kez oluyor.

21.08.2013

lusin ile stepan

edip cansever


ve lusin binlerce flaşla parlatılmış gibi
günlerce korunduktan sonra
bir gece yarısı

lusin
günlerce korudum ben kendimi
konuşmak istiyorum artık stepan
seninle konuşursam her şey aydınlanacak sanki

stepan
beni güçlendiriyorsun lusin. ne var ki
istemiyorum güçlenmeyi ben. daha doğrusu
bulunmuş bir eşyayım da sanki, örneğin
bir para cüzdanı, bir anahtar zinciri
ya da eski bir saat.. her neyse
kullanıyorum kendimi bulduğum gibi

lusin
bilmiyorum stepan. bildiğim bir şey varsa
öyle bir satranç taşının oyuncusuyla
çok zorlu bir durumda konuşması gibi
konuşmaya geldim seninle

stepan
mutluydun. dokunulmaz bir içgüdüyle
yaşıyordun ölümsüzlüğünü. ve tanrı
yetiyordu sanırım bütün isteklerine

lusin
yitirdim inançlarımı stepan. ve nasıl alabildiğine
sorumsuz dolaşırsa kan vücutta
bir yandan bir parçası olarak insanın
bir yandan büsbütün yabancı insana
giderek tanrıyı buldum ben de. tanrıysa
yitirdi kesinliğini bir insan kılığında

stepan
ve sonra dayanılmaz bir yalnızlığın altında
insanları gördün birden ve bütün kasvetleri
diyebilirim ki, kapatılmış bir özgürlük isteği seni
çekiverdi sanki odama

lusin
bir özgürlük de değil bu, daha çok
bir özgürlük duygusu belki
bence bu duygunun bir karşılığı olmalı
tanrıya inandıkça tanrının olması gibi

stepan
bilmem ki, nasıl anlaşırız bu durumda
çünkü ben mi yöneteceğim seni, yoksa
sen mi alacaksın buyruğuna beni
hiç değilse dengeyi kim sağlayacak
ayrıca böylesi bir denge gerekli mi, değil mi

lusin
kopunca inancımdan, bir insan inancından kopunca
bir de yalnızsa böyle.. ve bu durumda stepan
her şey artık insandır
denemek istiyorum bunu, anlıyor musun

stepan
benim anladığım daha fazla bunlardan
bir konyak içer misin

lusin
öyleyse şunu söylemek istiyorum kısaca
denemek istiyorum ben kadınlığımı da
kadınlığımı ve her şeyi
hiçbir şey ummadan. akşamüstü kiliselerin
boşluğunda kaybolan
sinirli dualarla tanrıda olmak gibi
ya da bir esrime gibi, dayanılmaz bir mutluluk gibi

stepan
peki, ya diran

lusin
diran'la bir ilgisi var mı sana gelmemin

stepan
gerçi aldırdığım yok benim de diran'a
ve benim hiçbir şeye aldırdığım yok, kurallara da
ama var ya, bir kadeh tutma biçimi gibi
ya da bir telefonu açınca
ne diyorsam karşımdakine örneğin
kurtarmak için bir durumu
işte ilk cümlede, her zaman
buna benzer bir şeyler söylemeliyim
ya diran?

lusin
unutulmuş gibiyim ben. ve insan
bir bakıma unutulmuş gibidir
bilmem ki, nasıl anlatmalı, yalnız bile değilim
belki de yalnızlıktan
daha fazla bir şey bu
unuttum ben kendimi de stepan

stepan
kopunca kendimizden. ve her şeyden biraz kopunca
bir güc olduğunu sanırız yalnızlığın
hatta bir bakıma övünürüz de onunla

lusin
güçlüyüm belki de bunun için
unutmak, unutulmak, kim bilir
her bakımdan daha iyidir. ve insan
bir gün yeniden tanıyabilir kendini. bir umut
ve umut değil mi bizi koruyan. bu böyle olunca da
yeniden bir doğuşa hazırlanıyoruz demektir
insan neyi daha çok özleyebilir. ve neyi
daha çok isteyebilir bundan, bilmem ki

stepan
hep aynı çıkmazlara düşmek de var sonunda

lusin
ama ben yüceltmek istiyorum kendimi
etimi, her şeyimi, yeniden
yüceltmek istiyorum. şimdi sorarım sana
bir aşkınlık değilse bu, kısa bir mutluluk olsun değilse
ya nedir

stepan
istemek daha başka. önce mutluluk
bir yer arar kendine boy atmak için
sonra bir hastalık gibi yayılır ondan ona
bana kalırsa lusin, sen ki böyle tek başına
başarabilir misin bu işi

lusin
...........................

stepan
elini verir misin, elini
benim anladığımca sen
bir başına yüceltmek istiyorsun kendini
bu böyle olunca da, o zaman
şaşırma bir gün mutluluk yerine
daha hiç denenmemiş bir acıyla karşılaşırsan

lusin
bir acıyla.. daha hiç denenmemiş

stepan
bak işte, en soylu isteklerle odama geliyorsun
ve düşün, insanlığının en alımlı katında
her şey bu kadar doğal, her şey bu kadar güzelken
sorarım, neden böyle yabancı kalıyorum sana

lusin
bilmem ki stepan

stepan
bak lusin; çünkü ben sevmiyorum kadınları
bu tuhaf alışkanlığı, bu gereksiz yakınlığı
sense bencillik diyeceksin buna. ya da
bir zevk düşkünlüğü diyeceksin. oysa hiçbiri değil

lusin
peki, ya nedir

stepan
olsa olsa bunca çıkmazı
sürdürmek benimkisi bir zevk biçiminde boyuna
ve yaratmak yeniden bütün iğrendiklerimi

lusin
kaçınılmaz bir yalnızlık seninkisi. ayrıca
katı, ilgisiz, iğreti

stepan
ve diyebilirim ki lusin, soyu kalmamış hayvanlar gibi
öyle bir buz çağını yaşıyorum da
içkiyle aşıyorum, içkiyle çözüyorum bu cehennemi

lusin
hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey istemeden gerçekte

stepan
belki de bir bilinci yoğunlaştırıyorum böylece
doğarak acılarıma her an yeniden
ve kendini kanatan bir bıçak gibi işte

lusin
anlıyorum stepan, ne var ki, ben de
çıkmalı diyorum bu boğuntudan
bu yanlış orospuluktan, bilmiyorum
bana yardım edebilir misin? daha doğrusu
bir yol gösteren değil, bir uğrak
olabilir misin bana

stepan
sadece bir anlaşma! ne çıkar anlaşsak da biz
ve bütün anlaşmaların dünyada
sanırım bir anlamı var: yok gibiyiz hepimiz

lusin
öyleyse yalnız da değilsin sen. ayrıca
tutsaksın yalnızlığına stepan

stepan
bunu yadsımıyorum ki lusin. yadsımıyorum da
demek istiyorum ki, sen de yalnızsın benim gibi
biz ikimiz de yalnızsak.. ve işte bu durumda
iki kişilik bir yalnızlık olmaz mı bizimkisi
yok sanki bir şey yapacak

lusin
belki de var.. ama nasıl?

stepan
zorlasak mı acaba bizim olmayan
görünmez bir mutluluğun yollarını
her türlü acılarla yılmadan
savaşsak mı geleceği kurtarmak için
ama gelecek ne lusin, bilmem ki
bilsem bile ne çıkar, o zaman da ben neyim

lusin
düşündüm ben stepan. düşündüm daha önce de
diyorum bir geneleve gitmeli
hiç değilse bir karşı koyma biçimi. ve belki
o yalanlardan, o yalan ilişkilerden
daha önemli bu, kim bilir

stepan
bence bu kurtuluş yolu değil. gerçi her şeyin hakkını vermeli
üstelik kaygılanmadan
ama bir tükenme duygusu, ölümsü bir yılgınlık da
olabilir seninkisi. öyleyse karar vermeli
bir çözüm yolu mu bu, değil mi

lusin
hep böyle baş eğmek mi? istemiyorum bunu stepan
düşmeli bir çirkinliğin içine. ve yavaş yavaş
aşmalı çirkinliği

stepan
bak lusin, şu da var ki, genelevse gideceğin yer senin
zaten bir genelevde yaşıyor gibisin
her türlü çirkinliğin içinde
her türlü düşmanlığın, her türlü bencilliğin
içinde anlaşıyorsun vuruşaraktan
ve kırılaraktan durmadan
öyleyse bir kurtuluş bu mu? bana kalırsa
ölümünü içinde taşıyan bir isyan

lusin
isyandı tanrıya başkaldırmak da. öyleyse
ben şimdi neye inanacağım
yalnızsam, beni yalnız bırakan
ve yalnız değilsem, kararsız bir yargıç olan
başkalarına mı
yoksa kendime mi stepan, ne dersin

stepan
korkunçtur, bana kalırsa adımıza
hazırlanmış bir oyun var bizim
hepimizi yalnız bıraktıkları bir oyun
ve bilirler, insanlar yalnız kaldıkça
konuştukları dil de değişir
sonunda hiç anlaşamazlar. öyle ki
bir zaman parçası içinde, bir durumun
değişmez akışında, tekdüze
kalırlar bir sıkıntı avcısı gibi
ve bir gün anlarlar ki, bir güç değildir artık yalnızlık
ve bunu anlayınca, işte o zaman lusin
aşıvermek isterler bu zamanla durumu
koşarlar, koşarlar, tam sınıra gelince
sanki o tel örgülere yapışmış gibi
bir duman oluverirler ya da kaskatı
bir kömür parçası, bir ceset
nedir bu durumda insanın anlamı

lusin
aşmalı bu durumu stepan

stepan
duymuyorum ben acılarımı. ve yitirdim çoktan
yitirdim bütün karşıtlıkları. ne umut
ne umutsuzluk, ne hiçbir şey
kurtaramaz varlığımı benim. ve yoğun bir anlamsızlığın içinde
sanki renksiz, boyutsuz
ve göksüz, zamansız bir evrende
tek çıkar yol yaşamaksa lusin
yaşıyorum ben de kaygısız
değişmez bir anlamsızlığı böylece

lusin
yani bir çıkmazı sürdürüyorsun kısaca
bu yitiriş kendini, bu çöküş
sanki bir üstünlük duygusu veriyor sana

stepan
bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. ve gelecekteki
bir önseziyi kuruyorum şimdiden

lusin
asıl iş bir sonuca varmakta

stepan
varabilir misin

lusin
öyleyse çok uzun bir yol bu doğrusu

stepan
bir konyak daha içer misin

lusin
ayrılalım stepan, belki biz anlaşıyoruz ama
ilkemiz ayrı yaşamak
ve ne varsa işte bu ayrılıkta

stepan
adım stepan, lusin. yani ben
bir satranç oyuncusu olamam

lusin
elini ver stepan, ne de olsa bir anlaşmadır bu
belki de bir anlaşmadır

-bir insan yaşanmamışlığı bulunca
onu artık hiç kimse anlatamaz
kalır sonsuz gücünün buyruğunda
ve bütün kesinliklerin üstünde, yalnız
dolaşır bir ateş böceği gibi kendi aydınlığında-