ahmed arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ahmed arif etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.05.2022

hasretinden prangalar eskittim

ahmed arif


seni, anlatabilmek seni
iyi çocuklara, kahramanlara
seni, anlatabilmek seni
namussuza, haldan bilmez
kahpe yalana

art arda kaç zemheri
kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu
dışarda gürül gürül akan bir dünya
bir ben uyumadım
kaç leylim bahar
hasretinden prangalar eskittim
saçlarına kan gülleri takayım
bir o yana
bir bu yana

seni, bağırabilsem seni
dipsiz kuyulara
akan yıldıza
bir kibrit çöpüne varana
okyanusun en ıssız dalgasına
düşmüş bir kibrit çöpüne

yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin
yitirmiş öpücükleri
payı yok apansız inen akşamdan
bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene
seni, anlatabilsem seni
yokluğun cehennemin öbür adıdır
üşüyorum, kapama gözlerini

2.12.2021

hûlya

ahmed arif

senin o anlatılması imkansız, dayanılmaz gözlerin, bütün kör, şaşı, şiş, alçak ve yere bakan gözleri bir kalemde kaldırır atar dünyadan. sabah gözlerimi sana açarım. akşam, uykularımı senden alırım. nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. böyleyken gene de şükretmem halime; hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. sana dert, sana ağırlık, sana sıkıntı olurum. nemsin be? sevgili, dost, yar, arkadaş.. hepsi. en çok da en ilk de leyla'sın bana. bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. uçan kuşum, akan suyumsun. seni, anlatabilmek seni. ben cehennem çarklarından kurtuldum, üşüyorum kapama gözlerini.

öylesine hûlya, kutsal ve uzaksın ki.. allah kahretsin beni.

26.06.2021

uy havar

ahmed arif


uy havar
yangınlar kahpe fakları
korku çığları
ve irin selleri, aç yırtıcılar
suyu zehir bıçaklar ortasındasın
bir cana, bir başa kalmışsın vay vay
pusatsız, duldasız, üryan
bir cana bir de başa
seher vakti leylim leylim
cellat nişangahlar aynasındasın
oy sevmişem ben seni

üsküdar'dan bu yan lo kimin yurdu
he canım
çiçekdağı kıtlık kıran
gül açmaz, çağla dökmez
vurur alnım şakına
vurur çakmaktaşı kayalarıyla
küfrünü, medetsiz, munzur
şahmurat suyu kan akar
ve ben şairim

namus işçisiyim yani
yürek işçisi
korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş
ne salkım bir bakış
resmin çekeyim
ne kınsız bir rüzgar
mısra dökeyim
oy sevmişem ben seni

ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek
bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm
ömrümün sebebi, ustam, sevgilim
yaran derine gitmiş
fitil tutmaz, bilirim
ama hesap dağlarladır
umut dağlarla

düşün, uzay çağında bir ayağımız
ham çarık, kıl çorapta olsa da biri
düşün, olasılık, atom fiziği
ve bizi biz eden amansız sevda
atıp bir kıyıya iki zamanı
yarının çocukları, gülleri için
her birinin ayva tüyü, çilleri için
koymuş postasını
görmüş restini
he canım
sen getir üstünü

uy havar
muhammed, isa aşkına
yattığın ranza aşkına
deeey, dağları un eder ferhadın gürzü
benim de boş yanım hançer yalımı
ve zulamda kan ter içinde asi
he desem koparacak dizginlerini
yediveren gül kardeşi bir arzu
oy sevmişem ben seni

26.06.2018

günübirlikler

cemal süreyya

orhan veli
şiirimize yüzyıllarca egemen olan romantizmi yıkan, somut ve belirgin bir hümanizmi sanatımıza getiren adamdır. ilk kentli halk ozanıdır o, ilk laik türk şairi, şiirimizde ironi sanatının ilk büyük temsilcisi; yapıtında "organik ilişki"yi, "estetik bütünlüğü" kuran ilk şair.

kötü edebiyat iyi edebiyatı kovabilir, ama bir süre için.

yahya kemal'in divan şiirinde bulduğu en büyük eksiklik bileşimdir. ona göre "eski şiirimizin en muteber divanlarını ele almaya gelmez. fuzuli ve nedim gibi şairler bile gözden düşer." en iyisi, bu büyük sanatçıların divanlarını değil, "berceste" dizelerini ya da beyitlerini bir güldestede okumaktır. divan şiiri yığma bir şiirdir. öyle ki çoğunca, bütün, parçanın güzelliğini bozmaktadır. "çünkü kestirme ve samimi bir hükümle denebilir ki eski şiirimizde manzume yoktur, terkip yoktur, hasılı eser yoktur, yalnız mısralar ve beyitler vardır."

thomas mann: faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür.

nietzsche'ye göre yalnız büyüklerin (soyluların, kahramanların) bir anlamı vardır, öbür insanların tümü kitleyi meydana getirirler. kitle nedir? "insanlığın kumudur bunlar: hepsi de eşit, hepsi de ufak, hepsi de yuvarlak.. kitle yalnız büyük adamların kopyası olduğu zaman benim dikkatimi çekebilir. ötesi şeytanın ve istatistiğin işidir, o kadar."

bernard shaw, zenciler konusunda, amerikalılara aşağıdaki sözleri söylüyordu: "hem adamları ayakkabı boyacısı olmaya zorluyorsunuz hem de sadece bu işe elverişli oldukları sonucuna varıyorsunuz."

roman yazanlara bir türlü akıl erdiremiyor ahmed arif: "roman yazmak hammallıktır." diyor.

lenin: sosyalizm, insanlığın baştan beri kazanmış olduğu bilgilerin bütününden doğmuştur. bu bakımdan proletarya kültürü, kapitalist toplumun, feodal toplumun, bürokratik toplumun da egemenliği altında sağlanmış bilgiler bütününü üstlenmeli ve onun mantıki bir gelişimi olmalıdır. sosyalist olmak için insanlığın yarattığı bütün düşünce zenginliklerini içine sindirmiş, belleğine işlemiş olmak gerekir.

"küçük bir yaşam ile büyük bir şiir kurulamaz." böyle diyor ömer faruk toprak.

şair, gerçeği, olduğu gibi, hatta olduğundan daha gerçek, daha tam, daha güzel, daha çirkin, daha coşturucu, daha yalın, daha karışık, daha aydınlık gösteren adamdır.

sanırım, 1957'lerdeydik. varlık dergisinde "kamyon" başlıklı bir şiir okumuştum. şairi oktay baloğlu. çarpmıştı beni.

hiçbir şey mektup kadar özgür olamaz.

sanırım 1956'lardaydı; bir gün yeditepe'ye uğramıştım. eflâtun cem güney yeni çıkan masal kitabını yazar arkadaşlarına imzalıyordu. bir ara gözü bana ilişti. adımı sordu. sonra da, "evladım sen ne yazarsın?" dedi. şiir yazdığımı söyledim. bir kitap da benim için imzaladı. sunu yazısı şöyleydi: "çok ince ve hassas şiirlerini öteden beri hayranlıkla okuduğum doğuştan şair cemal süreya'ya en halisane duygularım ve başarı dileklerimle."

"zindancıbaşı hey: yaşamak
kurşuna dizilmez ki
kurşuna dizilmez ki göğün mavisi
yağmur, şimşek ve tohum
ben çiçek açar
sesim sesim kurşuna dizilmez ki!"
(kemal burkay)

françois mitterrand: ben, müstehcen yapıtlardaki görüntülerin gerçekliğine değil de, onların dayandığı efsanelerin yalanına tutuluyorum.

kübik bir hayattır banka hayatı.

"deha, olgun yaşta gerçekleştirilen bir gençlik düşüncesidir." kim söylemiş bu cümleyi, anımsamıyorum.

"şiir yazmış bir kimse cinayet işleyemez." orhan veli mi söylemişti bunu?

georges rouault'nun şu sözlerini anımsatmak yerinde olacak: "geçmişteki ustaları ancak onlardan başka türlü olmakla, onlarınkine benzemeyen bir yapıt yaratmakla sevebiliriz."

her sağlam düşünce zinciri bir şeyleri bozar.

cemil çakır da enstitülerin kırk yıl öncesinin koşullarına göre kurulduğunu yazıyor: "bugün daha değişik bir yapıda devrimci demokratik kuruluşlara gerek var."

paul morelle: şiir, uyuşturucu maddeyle yer değiştirirse uyuşturucu madde onu öldürüyor. coleridge'in dehası afyonda sönmüştü.

düşünce, gerçeğin pragmatik bir işlevidir.

ölüm tarihini iyi seçeceksin. olanağın varsa genç öleceksin (en yetenekli sensin). kuşağının ilk öleni olacaksın (asıl önemli olan sensin). yetmiş yaşını, seksen yaşını bulduktan sonra ölürsen kimse yüzüne bakmıyor. yakup kadri'nin ölümü sessizlikle geçiştirildi. muzaffer tayyip ve rüştü onur bugün de çok şeylerini erken ölümlerine borçludurlar.

gustave flaubert: dünyada çıkan bütün dergiler kendi erdemlerine inanırlar; oysa içlerinde bir tanesi bile erdemli değildir.

çağımız edebiyatı bir dergi edebiyatıdır: dergiler izlenmeden bir ülkenin edebiyatı üstüne, hele türk edebiyatı üstüne tam kavrayıcı bir düşünceye ulaşılamaz. bunu da edebiyat öğretmenlerine söylüyorum.

"insanlar kadınlardan doğdukça kusurlu olmaktan kurtulamayacaklardır."

1965 goncourt ödülü verildikten hemen sonra, bu ödülün seçici kurul üyelerinden biri şöyle demişti: "ünlenmiş bir yazara, rastlanabilecek kitapların en cılızı için ödül verdik." aynı ödülün 1969'da verilmesinden sonra çok daha ilginç ve anlamlı bir olay oldu. aragon daha yeni girmiş olduğu akademinin kapısını çarpıp çıktı, bir daha da dönmedi oraya. şöyle demişti aragon, o gün: "böylesi bir yamyamlığa katılamam ben."

ne diyordu dostoyevski: "tanrı öldüyse, her şeye izin var demektir artık."

kargaşaya, gürültüye karışmadan büyük çalışmalar yapan kişiler vardır. siz farkında olmadan o çalışmalar büyür, çevrenizi sarar. bir gün apansız görürsünüz onu. çünkü ürünler görülmeyecek gibi olmaktan çıkmıştır.

22.05.2018

anadolu

ahmed arif


beşikler vermişim nuh'a
salıncaklar, hamaklar
havva ana'n dünkü çocuk sayılır
anadoluyum ben
tanıyor musun
utanırım
utanırım fıkaralıktan
ele güne karşı çıplak
üşür fidelerim
harmanım kesat
kardeşliğin, çalışmanın
beraberliğin
atom güllerinin katmer açtığı
şairlerin, bilginlerin dünyalarında
kalmışım bir başıma
bir başıma ve uzak
biliyor musun
binlerce yıl sağılmışım
korkunç atlılarıyla parçalamışlar
nazlı, seher sabah uykularımı
hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar
haraç salmışlar üstüme
ne iskender takmışım
ne şah ne sultan
göçüp gitmişler, gölgesiz
selam etmişim dostuma
ve dayatmışım
görüyor musun
nasıl severim bir bilsen
köroğlu'yu
karayılanı
meçhul askeri
sonra pir sultanı ve bedrettini
sonra kalem yazmaz
bir nice sevda
bir bilsen
onlar beni nasıl severdi
bir bilsen, urfa'da kurşun atanı
minareden, barikattan
selvi dalından
ölüme nasıl gülerdi
bilmeni mutlak isterim
duyuyor musun
öyle yıkma kendini
öyle mahzun, öyle garip
nerede olursan ol
içerde, dışarda, derste, sırada
yürü üstüne üstüne
tükür yüzüne celladın
fırsatçının, fesatçının, hayının
dayan kitap ile
dayan iş ile
tırnak ile, diş ile
umut ile, sevda ile, düş ile
dayan, rüsva etme beni
gör, nasıl yeniden yaratılırım
namuslu, genç ellerinle
kızlarım
oğullarım var gelecekte
herbiri vazgeçilmez cihan parçası
kaç bin yıllık hasretimin koncası
gözlerinden
gözlerinden öperim
bir umudum sende
anlıyor musun

22.08.2017

polis

ahmed arif

bir kez polisten yakamı kurtarmış değilim. kanun! bu da bir maskaralık, bir dümen. kanun yalnız biz fukaralar için var. o da cezalandırırken sade! beraat etmişim, kim takar? hoş benim de onları taktığım yok. gece de tenhada boş gezmiyorum; ahdettim, beni öbür dünyaya yalnız gönderemezler. ne de olsa eşkıya kanı taşıyorum.

utanılacak hiçbir bok yemedim, yemem de! ama polise sorarsan ben bir canavarım. çünkü yüzlerine tükürdüm, tenhada yakalayıp eşşek sudan gelinceye kadar dövdüm; rüşvet, döviz kaçakçılığı ve randevuevi işlettiklerini bildiğimi, bunları er geç yazacağımı söyledim. birinin dişlerini döktüm, birini merdivenden atmak için fırlattım. kolu kırıldı. hepsi bu işte. haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. türk siyasi tarihinin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep!

17.08.2017

şiir

ahmed arif: şiir önce bir güzellik duygusudur.

nazım hikmet: şairin alim olması şart değildir ama cahil olmaması şarttır.

nancy h. kleinbaum: insan, insan ırkının bir üyesi olduğu için şiir okur ve insan ırkı tutkuyla doludur. tıp, hukuk, bankacılık hayatı devam ettirmek için gereklidir; ama şiir, aşk, sevgi, güzellik? bunlar da bizim yaşama nedenlerimiz!

memet fuat: iyi insan yetiştirmenin en kestirme yolu şiirden geçer.

veysel çolak: bütün yadsımalar insanoğlunun onurudur, yaşatan tarafıdır. edebiyat ve şiir bu yadsımanın biricik manevi alanıdır.

georges bataille: gerçek şiir yasaların dışındadır.

dino buzzati: yeryüzünde bir yasa vardır: her şeyin bedeli ödenir. sanat en yüksek bedelin ödendiği bir lükstür. şiir ise bütün sanatlardan daha pahalıdır.

şükrü erbaş: hemen her çağda üç değişmez konuğu olmuştur şiirin: sular, çocuklar ve akşamlar. üçü de düş kırığı bir acının izinde girmiştir şiire, üçü de aydınlık sevince gebe.

charles dickens: sahnede ışık ve müzik neyse hayatta şiir odur.

margaret atwood: şiir neden bulmaya çalışmaz. güzellik gerçek demektir, gerçek de güzellik. yeryüzünde tek bildiğimiz budur, bilmemiz gereken tek şey de budur!

d.m. thomas: umarım şiir ve psikanaliz, kendi özgün açılarından, insan yüzünü olanca soyluluğu ve hüznüyle aydınlatmayı sonsuza dek sürdürürler.

20.12.2016

seni

ahmed arif


genç bayraklar vardır
barış düşünür
kuyularda işçi, mavilikleri
ben hepsini düşünürüm
yirmi dört saat
ve seni düşünürüm
karanlık, hırslı
seni, cihanların aziz meyvası
ilanı aşk makamından bir mısra
yeşerip kımıldar içimde
düşer aklıma gözlerin

3.12.2016

leylim leylim

ahmed arif

şiir önce bir güzellik duygusudur.

varlık'ın yarışma sonucunu gördün mü? "aman aman hey"le "unutamadığım"ı katmıştım. tabii küçük jürinin insaf -daha doğrusu insafsızlık ve namussuzluk- barajını bile aşamadık. ciğeri beş para etmez yaratıklar, yolunu bulmuş; dergici, yönetici ya da ahbap oluvermişler işte. türk şiirini, edebiyatını bu fikir piçlerinin, bu orospu karıdan beter heriflerin tekelinden çekip almalıyız. borç bize bu. bu memlekette, edebiyat adıyla yenen bokların, işlenen fikir cinayetlerinin hesabını mutlaka soracağız.

kişi, kabiliyetine ve haysiyet duygusuna göre acı çeker, sevinç duyar.

utanılacak hiçbir bok yemedim, yemem de! ama polise sorarsan ben bir canavarım. çünkü yüzlerine tükürdüm, tenhada yakalayıp eşşek sudan gelinceye kadar dövdüm; rüşvet, döviz kaçakçılığı ve randevuevi işlettiklerini bildiğimi, bunları er geç yazacağımı söyledim. birinin dişlerini döktüm, birini merdivenden atmak için fırlattım. kolu kırıldı. hepsi bu işte. haksızlığa, hakarete dayanamıyorum. türk siyasi tarihinin işkence görme rekorunu kıracak kadar zulüm görmeme budur sebep!

insan düşmanını ya öldürür yahut da onunla kardeş olur.

bir kez polisten yakamı kurtarmış değilim. kanun! bu da bir maskaralık, bir dümen. kanun yalnız biz fukaralar için var. o da cezalandırırken sade! beraat etmişim, kim takar? hoş benim de onları taktığım yok. gece de tenhada boş gezmiyorum; ahdettim, beni öbür dünyaya yalnız gönderemezler. ne de olsa eşkıya kanı taşıyorum.

her kadında bir kleopatra damarı vardır, her erkekte de bir sezar ahmaklığı.

kimselere bir şey demek için değil, kendi susuzluğumuz, yangınlığımız için yazıyoruz. bizler artık hayatın tatlılıklarından faydalanamayacak kadar baltalandık. acının fazlası, daha doğrusu bu kadar manasız sıklığı, uyuşturuyor, kurutuyor. galiba mezarımıza sadece haysiyeti götüreceğiz.

en korkuncu, insanın kendi sinirlerinin ihanetidir.

dövünmek neyi çözümler? ne dövünmek ne de düşünmek hayatı değiştiriyor. hayatı, kendi icadımız fakları, prangaları zorlamak, parçalamakla değiştirebiliriz. yoksa daha iki bin yıl keçiler kadar bile mutlu, haysiyetli bir hayata kavuşamayız.

5.10.2016

leyla'ya mektuplar

ahmed arif

leylacığım, gene suskunluklara, iyi saatte olsunlara karıştın. öyledir kafir dünya. biraz erincimiz, biraz günlük gecelik can avuntumuz oldu mu, unutuveririz dostu, canı, uzaktakini. dağlarla, deli sularla, yasaklar, pis ve kuş beyinli katil adamlarla, senden ayrı düşeni. nicesin? can tılsımının bu tek kelimede gizlendiğini duyarım. nicesin?

şimdi burada güzel bir şafak. gene uykusuz, mutsuz, tedirginim. sana yazmak, yazmak, yazmak istiyorum. seni bütün şafaklarda, evrenlerin o ıssız ihanet saatinde öperim. ve sen geçersin içimden. bitmek bilmezsin.

seni anlamak, seni sevmek mühim ve aziz bir iştir.

bana öyle geliyor ki sen beni görmek istemiyorsun. işte oraya gelmeme engel ya da sebep olan asıl bu. gelicem, kahveni, cıgaranı içicem, sonra da iyi akşamlar, iyi geceler deyip boynumu kırıp gidicem; otele ya da bir gecekondu yatağına. allah kahretsin, bunu düşündükçe geberesiye tiksiniyorum dünyadan.

dün yemekte anneme "beethoven gelse istese kızını verir miydin?" diye sordum. "kim bu herif?" dedi. "açlıktan ölen bir müzik peygamberi" dedim. önce tövbe çekti, sonra küfretti anam. kardeşlerime sordum; kızlar yalandan, erkekler canı gönülden "evet" dediler. galiba erkekler hayale, romantizme daha düşkün oluyor. kız kısmı peşinci, realist! haklı bir şey. bir dostluk delisi, bir garip şair, böyle ehli namus ve eli ayağı düzgün bir hatuncağızla evlendi mi boku yediğinin resmidir.

hiçbir uğraş, hiçbir umut, seni düşünebilmek, seni anlayıp sevmek, yüzüne bakabilmek kadar dolu, anlamlı ve yaşanmaya değer olamaz.

değil evlilik, insan düşüncesinin ulaşabildiği bütün kavramların üstünde, biz hep birbirimizi görecek, duyacağız. dostluğumuzun uzun ömürlü oluşu, bundan.

13.08.2016

hasretinden prangalar eskittim

ahmed arif



bin yıl, bahar içre ömrünü sürsün
seni doğuran ana

seni, anlatabilmek seni
iyi çocuklara, kahramanlara
seni, anlatabilmek seni
namussuza, haldan bilmez, kahpe yalana

gitmek
gözlerinde gitmek sürgüne
yatmak
gözlerinde yatmak zindanı
gözlerin hani

tütünü bilir misin
"kız saçı" demiş zeybekler
su içmez her damardan
yerini kolay beğenmez
üşür
naz eder
darılır
iki yaprak arasında kıyılmış
bir parçası var kalbimin
incecik, ak kağıtlara sarılır
dar vakit yanar da verir kendini
dostun susan dudağına

evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu
hani, kurşun sıksan geçmez geceden
anlatamam, nasıl ıssız, karanlık
ve zehir zıkkım cıgaram
gene bir cehennem var yastığımda
gel artık

sus, kimseler duymasın
duymasın, ölürüm ha
aymışam yarı gecede
seni bulmuşam sonra
seni, kaburgamın altın parçası
seni, dişlerinde elma kokusu
bir daha hangi ana doğurur bizi

ne alnımızda bir ayıp
ne koltuk altında
saklı haçımız
biz bu halkı sevdik
ve bu ülkeyi
işte bağışlanmaz

korkunç suçumuz

gör, nasıl yeniden yaratılırım
namuslu, genç ellerinle
kızlarım
oğullarım var gelecekte
her biri vazgeçilmez cihan parçası
kaç bin yıllık hasretimin koncası

gözlerinden
gözlerinden öperim
bir umudum sende
anlıyor musun?

19.07.2016

pervaneyle yaren

onur caymaz


ateşe bir kez değmiş olan
yarenidir pervanenin

"pervaneler yarenimiz
gelsin bir hoşça yanalım."
(kul nesimi)

"ve sen daha demincek
yıllar da geçse demincek"
(ahmed arif)

biz yapsak şiddet, devlet yapınca bayrak denir
dağ çıplaktır ama rozetleri, kravatları vardır vekillerin

"askerim, benim ağzım kuşlardan."
(edip cansever)

"hamravat suyu dondu
dicle'de dört parmak buz
biz kuyudan işliyoruz kaba - kacağa
çayı kardan demliyoruz
anam sır gibi saklar siyatiğini
'yel' der, 'baharın geçer'
bacım, iki canlı, ağır
güzel kızdır, bilirsin
ilki bu, bir yandan saklı utanır
ve bir yandan korkar
ölürüm deyi
bir can daha çoğalacağız bu kış
bebeğim, neremde saklayım seni
hoş gelir
safa gelir
ahmed arif'in yeğeni"
(ahmed arif)

"annemden mektup aldım
memlekette gibiyim."
(cahit sıtkı tarancı)

"umutsuz kaldıkça seni düşündüm."
(cahit külebi)

beni, çok sevdiğim için seviyorsan
seni daha çok sevmemi ister misin?

"yüz bin aman dedim, bir buse aldım
hasılı ömrümün kan bahasıdır."
(dertli)

"acı çekmek bir yanlış anlamadır."

"dört kitabın manası bellidir bir elifte"
(yunus emre)

pavyonları karart, eski sinemaları, bin yıllık meydanları
durdur yavan şarkıları tekinsiz marşlarda sıra
ey yoksul sözcüğü! öksüz çocuğu türkçenin, siyah ceketli
büyük kulüpleri karart, sömürüyü, iş takipçilerini
de ki yolların çamuru akıyor televizyon dizilerinden
karart parti başkanlarını, sahibinin köpeği haber bültenleri
kimse yaşamıyor, ölmüyor kimse romanlarda, şiirlerde
payımız var diyorlar şimdi ekmeğin beyazında bizim de

25.06.2016

aşka veda

can dündar

iktidar, her türden defoyu gizleyen parlak bir örtüdür.

insan vücudunda görevini yaparken kanla dolan iki organ var: biri kalp; diğeri erkekte penis, kadında klitoris. aşkı sekse bağlayan en somut kanıt bu galiba.

shakespeare: acıkan şehvet, ruhu ezip geçer.

bu gece tek kişilik sofranıza çift kadeh koyun. izleyin canlı yayında potansiyel katillerin buselerini. siz içtikçe canlansın o güzelim anılar. unutmayın ki, yalnızlığın da kahredici bir tadı var.

modern rus edebiyatının kurucusu sayılan puşkin, kitaplarında romantik şiirlerini yayımlarken günlüğüne pornografik içgüdülerini yazıyordu. puşkin'e ait olduğu iddia edilen gizli günce'yi okurken sevgilisi için söylediği iki cümle dikkatimi çekmişti: "hangi biçimi istersem, o biçimi alabileceğini düşünmüştüm. sadece tanrı'nın yaratış anında hissedebileceği bir coşkuyla doluydum."

ilkbaharda çoğunlukla imkansızlıktır aşkı filizleyen, besleyen; sonbahardaysa fedakârlık.

çocuklara, "aşk nedir?" diye sormuşlar. şöyle demiş afacanlardan biri: "anneannem sırtından hasta olmuştu. eğilemediği için ayaklarına oje süremiyordu. dedem, devamlı elleri titremesine rağmen anneannemin ayaklarına oje sürüyordu. bence aşk budur."

"dost düşman söz eder kendi kavlince
kınanmak yiğit başına
bu ne ayıp ne de yasak
öylece bir gerçek
kendi halinde belki yaşamama sebep"
(ahmed arif)

günseli inal: bir toplumda kadın şairin varlığı, o toplumun ilerleme ve uygarlık düzeyi göstergesidir.

inanılmaz bir sahneydi okuduğum: görmeyenler arası futbol müsabakası.. görmeyen bir forvet, görmeyen bir kaleciye penaltı atacak. iyi de kaleyi nasıl "görecek"? işte halis kuralay, ayşe arman'a buna buldukları çözümü anlatıyordu. kale direği niyetine, görmeyen iki insan koyuyorlarmış. penaltıyı çeken bağırıyormuş: "sağ kale direği?" karşıdan ses geliyor: "buradayım!" "sol kale direği?" "ben de buradayım!" "kaleci?" "burada!" şut!

defosuz insan beklentisinin, sadece hayalperestlik değil, aynı zamanda haksızlık olduğunu erken anladım.

refik halit karay, "üç nesil üç hayat" kitabında, "meşrutiyet öncesinde aşk, gizli ah'lar, of'lar, iç çekmeler, iğne ipliğe dönmeler, verem olmalardan ibaretti." diye yazar. delikanlı, yüzünü bile göremeden sevdiği yavuklusuna aşkını ilan etmek için penceresi önüne bir parça kömür, bir limon, bir de kuru ekmek bırakır. kömür, "aşkından yandım kavruldum." demektir. limon, "sevdanla sararıp soldum." kuru ekmek ise, "yeter ki kavuşalım, ömrümce kuru ekmek yemeğe razıyım."

refik erduran ağabeyimiz 70 yaşında amerika'ya gittiğinde, "mavi hapı denediğini açıklayan ilk türk" oldu ve izlenimlerini milliyet'e yazdı. zafer satırlarında, iktidara kavuşmuş bir liderin coşkusu vardı: "ne yalan söyleyeyim, böyle bir deneyimi gençliğimde bile yaşamadım. yüzde 100 değil, yüzde 110 başarı."

nietzsche: insan kirli bir nehirdir. kirli bir nehri, kirlenmeden içine alabilmen için deniz olman gerekir.

sokakta şiddetin, sinemada pornonun hüküm sürdüğü 1970'lerin sonlarında sevgili hocam prof. ünsal oskay, "eros'un ölümü"nden söz ederdi bize, üniversitede. dünya hızla ve acımasızca değişirken yaşadığı ekonomik ve kültürel sarsıntının nedenlerini kavrayacak birikime sahip olmayan kesimlerin nasıl husumete sürüklendiğini anlatırdı. sıradan insan, bu husumeti iktidara değil, en yakınındaki benzerlerine yöneltir; şiddete, kabalığa, zorbalığa başvururdu. kitlelerin ruh sağlığı bozuldukça eziklikten doğan bir üstünlük duygusu ve sadizm öne çıkardı. bu, yaşama sevincinin ölümünün habercisiydi.

mutluyu oynamak, kırık kalplerin ayakta kalma yöntemidir.

o küçük ayrıntılar! sıradan, önemsiz, manasız görünen detayları gündelik hayatımızın. aslında ne çok anlam yüklüdürler ve ne çok gizli hastalığı ele verirler! yıllar önce bir arkadaşım evini terk ederken, "lavaboda sıkılmış diş macunu artıkları görmeye dayanamıyorum." demişti.

"insanın hası, beraberken değil, ayrılırken belli olur." derler.

karacaoğlan, "ay doğup da şafak atmada sandım / meğer yârin düğmeleri çözülmüş," diyerek divan şiiriyle dalga geçer. fecrin onun dünyasında daha somut ve dünyevi bir anlamı vardır. sevgili üzerinden allah'a ilanıaşk etmez; tersine, "öpülmemiş kızların kabul olmaz orucu" diyerek, aşka mani olan bir inanç sistemine posta koyar.

kant'ın dediği gibi, "mutluluk aklın değil, tahayyülün bir idealidir."

aşk -çoğu zaman karın doyurmasa da- hissiyatların en eşsizi, performansın katıksız besleyicisi ve bilinen en iyi ses açıcıdır. aşkla çınlayan yüreğin sesi, semaya vurur.

bugün sevdalılara yollanacak ne kadar şiir, söylenecek ne kadar şarkı, kulaklarına fısıldanacak ne kadar aşk sözcüğü varsa çoğu, sevdası uğruna gemileri yakmayı göze almış cesur âşıkların eseridir.

imajını bozan bir aşk, aşkını gömen bir imajdan evladır. seni ebediyete taşır.

şarkıları, şiirleri, ağıtları hep su üzerineymiş. merak edip sormuş beyaz adam: "niye şiirleriniz hep sudan söz ediyor?" "buralarda en çok suyun yokluğunu çekiyoruz da ondan," deyip gülmüş yerli: "ya sizin şiirleriniz niye hep sevgiden söz ediyor?"

7.01.2013

içerde

ahmed arif


haberin var mı taş duvar
demir kapı, kör pencere
yastığım, ranzam, zincirim
uğruna ölümlere gidip geldiğim
zulamdaki mahzun resim
haberin var mı
görüşmecim yeşil soğan göndermiş
karanfil kokuyor cıgaram
dağlarına bahar gelmiş memleketimin

9.10.2012

ay karanlık

ahmed arif


maviye
maviye çalar gözlerin
yangın mavisine
rüzgarda asi
körsem
senden gayrısına yoksam
bozuksam
can benim, düş benim
ellere nesi
hadi gel
ay karanlık

itten aç
yılandan çıplak
vurgun ve bela
gelip durmuşsam kapına
var mı ki doymazlığım
ille de ille
sevmelerim
sevmelerim gibisi
oturmuş yazıcılar
fermanım yazar
n'olur gel
ay karanlık

dört yanım puşt zulası
dost yüzlü
dost gülücüklü
cıgaramdan yanar
alnım öperler
suskun, hayın, çıyansı
dört yanım puşt zulası
dönerim dönerim çıkmaz
en leylim gecede ölesim tutmuş
etme gel
ay karanlık

1.11.2011

vay kurban

ahmed arif


dağlarının dağlarının ardı
nazlıdır
uçurum kıyısında incecik bir yol
gider dolana dolana
bir hastan vardır umutsuz
belki ayşe belki elif
endamı kuytuda başak
memesinin memesinin altında
bir sancı
bir hayın bıçak

ölüm bu
fukara ölümü
geldim geliyorum demez
ya bir kuşluk vakti ya akşamüstü
ya da seher mahmurlukta
bakarsın olmuş olacak
bir hastan vardı umutsuz
hasreti uykularda
hasreti soğuk sularda
gayrı iki korku çiçeğidir gözleri
iki mavi kocaman korku çiçeği
açar derin kuyularda

dağlarının dağlarının ardı korkunçtur
hiç akıl edip de düşünen var mı
gün kimin hesabına tutar akşamı
rahmetinden kim demlenir bulutun
hayırlı evlat makina
nasıl canavar kesilir
kurdun karıncanın rızkını veren
toprak nasıl ayartılır
yüz vermez topal öküze
ve almaz koynuna karasabanı

sepetçioğlu'm bir kömür işçisidir
mavzer değil kürek tutar urfalı nazif
mal haraç mezattır
can pazar pazar
kırmızı ak ve esmer
yumuşak ve sert buğdaları
yaratan ellerin sahibidir bu
kör boğaz nafaka uğruna
haldan düşmüş tebdil gezer

dağlarının dağlarının ardı
nasıl anlatsam
ağaçsız kuşsuz gölgesiz
çırılçıplak
vay kurban
"kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda"
yiğitlik, sen cehennem olsan da bile
fedayı kabul etmektir
cennet yapabilmek için seni
yoksul ve namuslu halka
budur ol hikayet
ol kara sevda

seni sevmek
felsefedir kusursuz
imandır korkunç sabırlı
ipin kurşunun rağmına
yürür pervasız ve güzel
sıradağları devirir
akan suları çevirir
alır yetimin hakkını
buyurur kitabınca

gün ola devran döne umut yetişe
dağlarının dağlarının ardında
değil öyle yoksulluklar hasretler
bir tek başak bile dargın kalmayacaktır
bir tek zeytin dalı bile yalnız
sıkıysa yağmasın yağmur
sıkıysa uykudan uyanmasın dağ
bu yürek ne güne vurur
kaçar damarlarından karanlık
kaçar bir daha dönemez
sunar koynunda yatandan
hem de mutlulukla sunar
beynimizin ışığında yeraltı

her mevsim daha genç daha verimli
sunar pırıl pırıl sebil
ömrünün en güzel aşk hasatını
elimizin hünerinde yeryüzü
dolu sofra gülen anne gülen çocuklar
bire on bire yüzle akşama gebe
şafakla doğan işgücü
yalanım yok sözüm erkek sözüdür
ol kitapta böylece yazılıdır
ol sevda böyledir çünkü

9.04.2011

sevdan beni

ahmed arif



terk etmedi sevdan beni
aç kaldım, susuz kaldım
hayın, karanlıktı gece
can garip, can suskun
can paramparça
ve ellerim kelepçede
tütünsüz, uykusuz kaldım
terk etmedi sevdan beni

10.01.2011

rüya

ahmed arif


rüya bütün çektiğimiz
rüya kahrım, rüya zindan
nasıl da yılları buldu
bir mısra boyu maceram
bilmezler nasıl aradık birbirimizi
bilmezler nasıl sevdik
iki yitik hasret
iki parça can
çatladı yüreği çakmaktaşının
ağıyor gökkuşaklarının serinliğinde
çağlardır boğulmuş bir su
ağıyor yeşil