andre maurois etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
andre maurois etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4.07.2017

kadın

andre maurois

kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.

kadınlar doğal olarak yaşamları bir devinim olan, bu devinim içinde kendilerini de alıp götüren, kendilerine bir görev veren, çok şey isteyen erkeklere bağlanırlar.

bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

erkeklerin beğenileri, yaşamlarından gelip geçmiş kadınların bulanık, birbirine karışmış imgelerini sakladığı gibi; kadınların kafası da kendilerini sevmiş olan erkeklerin birbiri ardından getirdiği tortulardan oluşmuştur çoğu zaman; bir kadının bize çektirdiği korkunç acılar, başka birinde uyandırdığımız aşkın dolaylı yıkımının nedeni olur.

kadınlar bedenlerini nasıl verirlerse, erkekler de ruhlarını öyle verirler: bölge bölge, en açıktan en gizliye doğru.

insan bir kadını benim onu sevdiğim gibi sevince, aşkımız onun görüntüsüne bağlanan her şeyi düşsel değerlerle, düşsel erdemlerle süsler; onunla karşılaştığımız kent, gerçekte olduğundan daha güzel göründüğü, onunla yemek yediğimiz lokanta birdenbire lokantaların en iyisi oluverdiği gibi, rakibimiz de, kendisinden nefret etsek bile, bu ışığa bir şeyler katar.

17.06.2017

jorge luis borges

andre maurois

borges yalnızca küçük denemeler ya da kısa hikayeler yazmakla yetinmiş büyük bir yazardır. kısalıklarına karşın, yazdıklarının olağanüstü zekice ve ince buluşlarla dolu olması, üslup açısından son derece inceden inceye hesaplanmış, neredeyse aritmetik bir kusursuzluk taşımaları, ona "büyük" sıfatını yakıştırmamıza yetmektedir.

arjantin'de doğan ve duygu ve düşünüş açısından tam bir arjantinli olan ama kaynakları tüm dünya edebiyatında bulunan borges'in tinsel vatanı yoktur. onun edebiyattaki yerini saptamaya çalışırken yalnızca kimi benzersiz ve kusursuz eserleri aklımıza getirmek durumunda olmamız, borges'in öneminin en iyi kanıtıdır. borges, kafka ve poe'yla, bazen da henry james'le akrabadır, paradokslarını kişisel metafiziğine yansıtması onun valery'le birinci dereceden akraba olmasını sağlar.

sayısız denecek kadar çok ve beklenmedik esin kaynağı vardır. borges her şeyi, özellikle de günümüzde kimsenin okumadığı şeyleri okumuştur: kabalacıları, iskenderiyeli düşünürleri, orta çağ düşünürlerini.. okuduklarından biriktirdiği bilgi derin değilse de -daha çok kıvılcımlar çaktırmak, parlak fikirler bulup çıkarmak için yararlanır bu bilgiden- son derece geniştir. örneğin pascal, "doğa, merkezi her yer, çevresiyle kapsanamayacak kadar geniş olan bir küredir." demiş değil mi; borges bu benzetmenin izini sürer, çağlar boyunca aldığı biçimleri saptar. giordano bruno'nun 1584'te şunları söylediğini bulur çıkarır: "evrenin tümüyle bir merkez noktası, bir orta nokta olduğunu ya da evrenin merkez noktasının ya da orta noktasının her yer, çevresinin ise kapsanamayacak kadar geniş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz." öte yandan giordano bruno, 12. yüzyılda yaşayan fransız dinbilimcisi alain de lille'in bir eserinde coepus hermeticum'dan (3. yüzyıl) ödünç alınmış şu tanımı okumak şansına ermiştir: "tanrı, orta noktası her yerde ve çevresi kapsanamayacak kadar geniş olan, varlığı akılla kavranabilir bir küredir."

çin, arap ya da mısır kültürlerinde böylesi araştırmalara girişmek borges'e büyük hazlar verir ve hikayelerinin konularını bulup çıkarmasını sağlar. ustalarının çoğu ingiliz'dir. wells'e büyük bir hayranlık duyar ve oscar wilde'in onu "bilimsel bir jules verne" diye nitelemesi karşısında küplere biner..

büyük ve kalıcı olan her kitapta belirsizlik, çok anlamlılık vardır, der borges; kitap, okurunun çehresini belirginleştiren bir aynadır; ama yazar eserinin önem ve anlatımından habersizmiş gibi davranmalıdır. borges'in yazarlığının dört başı mamur tanımıdır bu. "tanrı dinbilimle uğraşmamalı, yazar da insana özgü akıl yürütmelerle sanatın bizden beklediği imanı yok etmemeli." wells'e olduğu kadar, düşsel korku hikayeleri yazarı ve polisiye hikayenin babası poe'ya ve chesterton'a da hayrandır. kafka ise borges için doğrudan bir esin kaynağı olmuştu. şato'nun yazarı borges de olabilirdi; ne var ki, o bu romanı hem o şahane tembelliğinden, hem de kusursuzluk tutkusundan dolayı, on sayfalık bir hikayeye sığdırırdı. kafka'nın öncülleri kimdi derseniz, borges'in bilgi dağarı size onların elealı zenon, kierkegaard ve robert browning olduğunu söyleyecektir. bu yazarların hepsinde biraz kafka vardır, ama eğer kafka diye bir yazar var olmamış olsa, hiç kimse bunun farkına varmayacaktı - buradan da şu son derece borgesçi paradoksa varılır: "her yazar kendi öncüllerini yaratır."

ona esin kaynağı sağlayan yazarlardan biri de ingiliz yazarı john william dunne'dır. dunne zamanı konu edinen garip kitaplar yazmış; bunlarda geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin, rüyalarımızın da kanıtladığı gibi eşzamanlı olarak var olduklarını öne sürmüştür. (schopenhauer, diyor borges, yaşamımızla rüyalarımızın aynı kitabın sayfaları olduğunu yazmıştır; onları sırayla okumak yaşamaktır, şöyle bir karıştırmaksa rüya görmek.) öldüğümüzde yaşamımızın bütün anlarını yeniden keşfedecek ve onları rüyalarda olduğu gibi keyfimizce bağdaştırabileceğiz. "tanrı, dostlarımız ve shakespeare yardım edeceklerdir bize." borges'e en büyük keyfi veren şey, zihinle, rüyalarla, uzam ve zamanla böyle oynamaktır işte. oyun ne kadar karmaşıklaşırsa o kadar çok keyif alır. sırası gelince rüyayı görenin de rüyası görülebilir. "zihin rüya görüyordu, gördüğü rüya dünyaydı." demokratius'tan spinoza'ya, schopenhauer'dan kierkegaard'a kadar bütün düşünürlerde paradoks niteliği taşıyan entelektüel olasılıkları arar durur borges.

novalis'in şu sözlerini aktarır borges: "en usta büyücü, sanrılı düşlerini bağımsız varlıkları olan hayaletler gibi gösterecek kadar güçlü bir büyüyü kendi kendisine yapabilen büyücüdür herhalde. yoksa bizim başımıza gelen de bu mu?"

borges'in hikayelerinde çatallanan yollar vardır, başka koridorlara çıkan koridorlar göz alabildiğine uzar gider. borges bu imgeleri neden-sonuç zinciri boyunca sonsuza kadar yol alan (sonsuzluğu bir türlü tüketmeyen) ve belki de insanlıkdışı bir şey olan kader karşısında şaşırıp kalan insan düşüncesini simgelemek için kullanır. peki neden gezinip durmalı bu labirentlerde? gene estetik nedenler için; çünkü hep şimdiki zamanda var olan bu sonsuzlukta, bu baş döndürücü simetrilerde trajik bir güzellik gizlidir. biçim, içerikten daha önemlidir.

borges'i valery'e bağlayansa özellikle sarsılmazlığı, kararlılığıdır. "aşık olmak, yanılgıdan uzak olmayan bir tanrının dinini yaratmak demektir."

borges'in buluşları hep son derece arı, son derece bilimsel bir üslupla kaleme alınır. bu da bize "valery'i doğuran mallarme'yi doğuran baudelaire'i doğuran" poe'yu hatırlatır ki, borges'i doğuran da poe'dan başkası değildir. borges'i valery'e bağlayansa, özellikle sarsılmazlığı, kararlılığıdır.

"aşık olmak, yanılgıdan uzak olmayan bir tanrının dinini yaratmak demektir." art arda yığdığı hikaye kipini sık sık kullanmasıyla bazen flaubert'i, sıfatlarının benzersizliğiyle st. john perse'i hatırlatır. "bir kuşun avuntu bulmaz çığlığı."

bunların hepsi bir yana, borges üslubunun düşünceleri gibi son derece özgün olduğuna da işaret etmek gerek. tlönlü metafizikçiler için şunları söyler: "tlönlü metafizikçiler gerçeğin, hatta gerçeğe benzerliğin bile değil, daha çok şaşırtıcı olanın arayışı içindedirler."

borges'in büyüklüğü ve sanatı bundan daha iyi özetlenemez.

29.06.2015

uzun lafın kısası

hamdi koç: mutluluk insanı değiştirmez; ama mutsuzluk değiştirebilir.

bertrand russell: yurtseverlik, çağımızın başlıca belasıdır ve eğer yumuşatılamazsa uygarlığı sona erdirecektir.

jeannette walls: bir vatan hainiyle bir vatansever arasındaki tek fark bakış açısıdır.

chuck palahniuk: hayatım değersiz ve sıkıcı olabilir ama en azından benim hayatım; fabrikada üretilmiş, ikinci el, kalitesiz bir hayat değil.

mehmet eroğlu: yalnızlık, insanı iyi ya da kötü biri olma derdinden kurtarır.

alfred döblin: iki insanın seks yaşamını bir sözleşme ile yoluna koymak ve böylece karı koca arasındaki görevleri kanunun şart koştuğu bir buyruğa bağlamak, akla gelebilen en iğrenç ve aşağılayıcı kölelikten başka bir şey değildir.

meister eckhart: her şeyi almak isteyen biri her şeyden feragat etmelidir.

andre maurois: iyi kitapların okunması tıpkı ispanyol hanları ve aşk gibidir: bu kitaplarda, kendinden ne getirmişse ancak onu bulur insan.

oscar wilde: hepimiz çukurun dibindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakmakta.

sait faik: söz vermiştim kendi kendime; yazı bile yazmayacaktım. yapamadım. koştum tütüncüye kalem kağıt aldım. oturdum. kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.

tacitus: güvenlik arzusu her muhteşem ve asil girişimin karşısına dikilir.

william s. burroughs: oğlum, asla bir din adamına ya da polis memuruna kulak asma. tek sahip oldukları şey, bok çukurunun anahtarıdır.

31.03.2015

uzun lafın kısası

konfüçyüs: iyilikseverlik, bütün insanları sevmektir. bilgi, insanları tanımaktır.

tagore: bir insan ne kadar büyük olursa olsun bir ülkenin kaderine hükmedememeli.

andre maurois: bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

cicero: adaletten yoksun olan hiçbir şey ahlaken doğru olamaz.

bilge karasu: siz kadınlar bir şeye bağlanınca kusurları mil olup gözünüze çekilse gene de görmezsiniz.

oscar wilde: hiçbir şey yapılmaya değmez, dünyanın yapılamaz dediklerinden başka.

ernest hemingway: başkasından üstün olmanın onurlu bir yanı yoktur; asıl onur, kişinin eski halinden üstün olmasından gelir.

salah birsel: insanları en iyi nişanlar uyutur.

henry david thoreau: insan vazgeçebildiği eşya oranında zengindir. lüks ürünlerin ve sözümona bize rahat yaşamlar sunan hizmetlerin çoğu, hiçbir biçimde vazgeçilmez değildir. bütün bunlar insanlığın gelişimine ket vurur.

jeannette walls: eğer emin değilseniz, muhtemelen kötü bir fikirdir.

alfred north whitehead: bir toplumun gerçeği, sözü edilemeyen şeylerde yatar.

melih cevdet anday: benim içimde hiçbir inanç yok, hiçbir sevgi yok. insanları da, memleketimi de sevmiyorum. şu son yıl içinde ne yaptıysam hepsi zoraki idi. kendimi oyaladım, aldattım; fakat korkunç gerçek ağır bastı sonunda.

31.01.2015

uzun lafın kısası

bob dylan: yirmi yıl eğitim görürsün, seni gündüz nöbetine alırlar.

cicero: hiçbir şey zenginliği sevmekten daha fazla alçak ve küçük bir ruha özgü değildir.

hegel: gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir.

ernesto sabato: bir insanın esrarengiz ve hüzünlü bir öyküsü yoksa, varlığının ne anlamı vardır?

melih cevdet anday: doğu toplumu, bireyin doğmadığı toplumdur.

jeannette walls: hayat, başka insanların senin hakkında söylediklerini kafaya takmayacak kadar kısadır. 

otto rank: gerçek hastalık olmadan gerçek iyileşme olmaz.

algernon sydney: bir kişinin halkın iyiliği ve onların özgürlüklerini korumak için, hukukun üstünde keyfince yönetmesini sağlayacak mutlak bir güce sahip olmasını istemekten daha saçma bir şey olamaz; çünkü böyle bir gücün olduğu yerde hiçbir özgürlük yaşayamaz.

andre maurois: kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.

tagore: haksızlığa boyun eğen de haksızlık yapan gibi suçludur; çünkü dünyadaki tüm kötülüklerin nedeni odur.

salman rushdie: hayatımızdaki en önemli olaylar biz orada yokken olur.

yamamoto tsunetomo: para puldan başka bir şey düşünmeyen insan şerefe önem vermez. şeref düşüncesi taşımayan insan sefildir.

12.12.2014

iklimler

andre maurois

kadınlar doğal olarak yaşamları bir devinim olan, bu devinim içinde kendilerini de alıp götüren, kendilerine bir görev veren, çok şey isteyen erkeklere bağlanırlar.

yan yana iki insan, dalgaların oynattığı iki kayık gibidir; gövdeleri çarpıştıkça inler.

erkeklerin beğenileri, yaşamlarından gelip geçmiş kadınların bulanık, birbirine karışmış imgelerini sakladığı gibi; kadınların kafası da kendilerini sevmiş olan erkeklerin birbiri ardından getirdiği tortulardan oluşmuştur çoğu zaman; bir kadının bize çektirdiği korkunç acılar, başka birinde uyandırdığımız aşkın dolaylı yıkımının nedeni olur.

bir kadının bizde uyandırabileceği düş kırıklıklarının en kötüsü, bizi rakiple düş kırıklığına uğratmasıdır.

kadınlar bedenlerini nasıl verirlerse, erkekler de ruhlarını öyle verirler: bölge bölge, en açıktan en gizliye doğru.

yaşam hepimize aşkta alçak gönüllülüğün kolay olduğunu öğretir. bazı bazı en nasipsizler beğenilir; en çekiciler başarısızlığa uğrar.

belki de insanları en çok bölen şey, kimilerinin her şeyden önce geçmişte, kimilerinin de yalnız içinde bulundukları dakikada yaşamalarıdır.

yaşamı daraltan, onu herkesle paylaşmaktır.

kendisini çok sevdiğini belli etme kocana; yoksa yanarsın.

insan, karşısındakinin tüm yaşamını durmamacasına yenilenen bir zenginlikle doldurmayı bilmiyorsa, sevilen varlığı kendimize bağlamamız için büyük bir aşk yetmez.

erkekler giysilere bakmazlar; bir kadını üzerinde taşıdıkları için sevmezler.

iki insan arasındaki bağıntının yarattığı durumların pek de çok olmadığını görmenin verdiği alaylı keder duygusu.. bu aşk güldürüsünde sırasıyla az sevilen rolüyle çok sevilen rolünü oynuyoruz. tüm söylenenler ağız değiştiriyor o zaman; ama aynı kalıyor.

uzaklık ya da ölüm, kuşku ya da ihanetten daha az zarar verir aşka.

kadınların ahlakı yoktur; yaşama biçimleri sevdikleri kişilere bağlıdır.

insan bir kadını benim onu sevdiğim gibi sevince, aşkımız onun görüntüsüne bağlanan her şeyi düşsel değerlerle, düşsel erdemlerle süsler; onunla karşılaştığımız kent, gerçekte olduğundan daha güzel göründüğü, onunla yemek yediğimiz lokanta birdenbire lokantaların en iyisi oluverdiği gibi, rakibimiz de, kendisinden nefret etsek bile, bu ışığa bir şeyler katar.

şöyle böyle giden bir aşk zordur ama yürümeyen bir aşk cehennemdir.

iki yaratığın kusursuz bir biçimde aralarına en ufak bir gölge düşmeden, birbirlerine bağlanmaları sizce olanaklı mı sevgilim?

29.11.2014

uzun lafın kısası

salman rushdie: her şeyden çok anlam yokluğundan korkuyorum.

boccaccio: kalemin gücü, onu kullanmayı bilmeyenlerin sandıklarından çok daha fazladır.

alain de botton: olmadık yerlerde güzellikler bulmak, sıradan olanın büyüsüne kapılmayı reddetmektir.

felicien challaye: bilge insan, bildiğinden daha azını biliyormuş gibi görünür.

zygmunt bauman: derinin hangi parçalarının hassas kabul edileceği ve korunma ihtiyacında olduğu büyük oranda bir kültür meselesidir; ayakları değil de göğüsleri kapatma ihtiyacı ya da tersi gibi ayakkabı giyme ihtiyacı da kültüreldir.

henrik ibsen: aşk işlerinde bir erkek kediyle bir peygamber arasında fark yoktur.

zülfü livaneli: fazla bilmek mutsuzluk getiriyor. ne mutlu cehaletin koruyucu rahmi içinde bir cenin gibi büzülüp yatanlara!

andre maurois: yan yana iki insan, dalgaların oynattığı iki kayık gibidir; gövdeleri çarpıştıkça inler.

melih cevdet anday: hiçbir şiriin başı ve sonu yoktur ve bütün şiirler eksiktir.

ömer hayyam: şu alacalı bulacalı yeryüzünde bir adam dolaşır; ne zengin ne yoksul, ne mümin ne kafir, yaltaklanmaz hiçbir hakikate, saygısı yok hiçbir kanuna..

tahsin yücel: devrim, insanlık tarihinin henüz doğmamış güneşidir.

wladyslaw bartoszewski: yapabileceği her şeyi yaptığını ancak, ölüm cezasını çekmiş olanlar söyleyebilir.

29.09.2014

uzun lafın kısası

ernesto sabato: banka, burjuva ruhunun tapınağıdır.

harper lee: selam vermeden önce çekip vurmak gereken türde insanlar vardır; o zaman bile harcanan kurşuna değmezler.

cicero: hazinesini nereye gizlediğini unutan ihtiyar yoktur.

jeannette walls: eşyalardan vazgeçmek zorunda kaldığınızda, onlara hiç de ihtiyacınız olmadığını anlıyorsunuz.

konfüçyüs: ne kadar yavaş gittiğinizin önemi yok; yeter ki durmayın.

andre maurois: kadınlar doğal olarak yaşamları bir devinim olan, bu devinim içinde kendilerini de alıp götüren, kendilerine bir görev veren, çok şey isteyen erkeklere bağlanırlar.

melih cevdet anday: çoğu başyapıt bir arka odada doğmuştur.

alfred north whitehead: büyük hayalperestlerin düşleri asla gerçekleşmez. onlar her zaman daha fazlasını ister.

oscar wilde: ütopya içermeyen bir dünya haritasına bakmaya bile değmez.

pascal: insan doğal bir anlatım gördü mü hem şaşırır, hem sevinir; çünkü bir yazar görmeyi beklerken bir insan bulmuştur.

yann martel: müslümanların medeniyetsizlikleri islam'ın ne denli kötü bir din olduğunun kanıtıdır.

tagore: eğer gerçeği kavramak istiyorsan kendini tamamıyla ona vermelisin. gerçeğe ulaşmanın başka yolu yoktur.

31.08.2014

uzun lafın kısası

ernesto sabato: hiç kimse kendisini darağacına götüren arabada uyumaz.

cicero: kendisine cezasızlık ve herkesçe bilinmeme imkanı tanındığında haksızlık yapmaktan çekinecek çok az insan bulunur.

boethius: seni güzel gösteren kendi doğan değil, sana bakan gözlerin kusurlu görüşüdür.

henrik ibsen: yaşam sanatı, bir çeşit sürüngenin kulağa kaçmasını önlemekten başka bir şey değildir.

louis-ferdinand celine: ev sahibi dediğin bok üstü boktur, o kadar.

jean-paul sartre: ezilenler arasında din adamı yoktur. din adamları ezen sınıf ya da ırkların asalağıdırlar.

kurt vonnegut: merak, sağlıklı bir aklın daimi ve değişmez özelliklerinden biridir.

alain de botton: statü endişesi, başarılı bir yaşamla başarısız bir yaşam arasındaki farkı idrak ettiğimiz zaman ödediğimiz bedeldir.

melih cevdet anday: insanın insana koşması, yarattığı en yüce gücüdür insanoğlunun.

salman rushdie: insanlarımız lanetlenmiş. yoksuluz, cahiliz ve öğrenmeyi sonuna kadar reddediyoruz.

andre maurois: şöyle böyle giden bir aşk zordur ama yürümeyen bir aşk cehennemdir.

pascal: başkalarının fikirlerine göre yaşarız. hayali bir hayat yaşar ve bu amaca uygun görüntüler yaratırız. yine de güzelliğin peşinde koşarken ve bu imgesel varlığı korurken sahici olan her şeyi savsaklarız.