paulo freire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
paulo freire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3.01.2018

bağnazlık

paulo freire

fanatizmle beslenen sekterlik her zaman hadım edicidir. eleştirel bir ruhla beslenen radikalleşme ise daima yaratıcıdır. sekterlik gizemlileştirir ve böylece de yabancılaştırır; radikalleşme eleştirir ve böylece de özgürleştirir. radikalleşme, kişinin seçmiş olduğu tavra artan bir bağlılığı içinde barındırır ve böylelikle somut, nesnel gerçekliği dönüştürme çabasına daha sıkı angaje olmayı getirir. buna karşılık gizemlileştirdiği ve irrasyonel olduğu için sekterlik, gerçekliği sahte -ve bu nedenle değiştirilemez- bir gerçekliğe dönüştürür.

"sadist dürtünün özünde başka bir kişi -ya da öteki canlı varlıklar- üzerinde kesin egemenlik kurmanın getirdiği zevk yatar. aynı düşünceyi, "sadizmin amacı insanı bir nesneye, canlı bir şeyi cansız bir şeye dönüştürmektir" diyerek de dile getirebiliriz; çünkü tam ve kesin denetim altında canlılar yaşamın tek temel niteliğini, özgürlüğü yitirirler." (erich fromm)

insani olmayan hiçbir tarihsel gerçeklik yoktur. yalnız insanlar tarafından yapılan ve - marx'ın belirttiği gibi- karşılığında da insanları biçimlendiren bir tarih vardır. çoğunluklar yalnızca, kendilerine tarihe özneler olarak katılma hakkı tanınmadığı yerde egemenlik altındadır ve yabancılaşır. böylelikle halkın, nesne konumunun yerin özne statüsünü geçirebilmesi -herhangi bir gerçek devrimin hedefi- dönüştürülecek gerçeklik hakkında eylem yapması kadar düşünmesini de gerektirir.

"sadece, kişinin içinde yaşadığı dünyayı ve kendini değiştirmesini sağlayan eylem özgür olabilir. özgürlüğün olumlu bir koşulu, gerekliliğin sınırlarının, yaratıcı insani yeteneklerin idrak edilmesidir. özgür bir toplum mücadelesi, sürekli artan ölçüde bireysel özgürlük yaratmadıkça özgür bir toplum mücadelesi değildir." (gajo petrovic)

insan, dünyasını -ki insani bir dünyadır- dönüştürücü emeğiyle yarattığı ölçüde tatmin bulur. o halde, insanın tatmini/kendini gerçekleştirmesi dünyanın gerçekleşmesinden geçer. fakat çalışma dünyasında var olmak tamamen bağımlı, güvensiz ve sürekli tehdit altında olmaksa insanlar tatmin olamazlar. özgür olmayan iş tatmin edici bir uğraş olmaktan çıkar ve insandışılaşmanın aracı haline gelir.

modernleşmeyle gelişmeyi birbirine karıştırmamak önemlidir. "uydu toplum"daki kimi grupları etkileyebilmesine rağmen, modernleşme hemen her zaman yapaydır ve bundan yarar sağlayan da sadece metropol toplumdur. gelişmeksizin sadece modernleşen bir toplum, dış ülkeye bağımlı olmayı sürdürecektir; birazcık, temsili karar yetkisi üstlense bile. bağımlı kaldığı sürece her ülkenin kaderi budur.

entelektüel ve ahlaki niteliklerine büyük değer verdiğim şilili bir rahip recife'de beni ziyaret ettiğinde şunları söylemişti:

"bir arkadaşımla birlikte gecekondularda tarifi imkansız bir sefalet içinde yaşayan çeşitli aileleri görmeye gittiğimiz zaman, onlara böylesi bir hayata nasıl katlanabildiklerini sordum ve hep aynı cevabı aldım: 'elimden ne gelir ki? bu, tanrı'nın takdiri; ben de buna uymak zorundayım.'"

2.08.2015

ezilenlerin pedagojisi

paulo freire

mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.

insanlaşma; adaletsizlik, sömürü, baskı ve ezenlerin şiddetiyle engellenir; ezilenlerin özgürlük ve adalet özlemiyle, kaybettikleri insanlığı yeniden kazanma mücadelesiyle olumlanır.

ezilenlerin büyük insani ve tarihi görevi şudur: kendilerini ve aynı zamanda da ezenlerini özgürleştirmek.

az sayıdaki insanın ötekilerin sorgulama sürecine girmesini engellediği her durum, bir şiddet durumudur. kullanılan araçlar önemli değildir; insanları kendi karar almalarına yabancılaştırmak; onları nesnelere dönüştürmektir.

gerçek bir söz söylemek, dünyayı dönüştürmektir.

kendisini diğer herkes gibi ölümlü olarak görmeyen birinin, yüzleşme noktasına ulaşabilmek için kat edeceği yol çok uzundur.

demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.

umut, kollarını kavuşturup beklemek değildir.

insanlar kendi konularının araştırılmasında ne kadar aktif tavır alırlarsa, gerçekliği eleştirel algılamakta o denli derine inerler ve kendi konularını ifadelendirirken gerçekliği o denli sahiplenirler.

eleştirel düşünme de eylemdir.

tüm zamanların egemenlerinin bakış açısına göre gerçek düşünmenin önkoşulu hiç düşünmemektir.

egemenlerin yaptığı gibi yalnız halk hakkında düşünmek, bu düşünceye kendini katmamak, halka birlikte düşünmeyi ihmal etmek, önderin devrimci olmaktan vazgeçmesinin en garantili yoludur.

her gelişme dönüşümdür; ama her dönüşüm gelişme değildir.

eğer işçiler bir şekilde kendi emeklerinin sahibi olmazlarsa, bütün yapısal reformlar etkisiz kalacaktır. işçiler kendi emeklerinin sahibi olmalıdırlar, satıcısı değil. çünkü emeğin ticaretini yapmak ya da emeğini satmak köleliğin bir biçimidir.

eleştirel bilinç anarşiktir. 

canlı, zinde kalabilmemizin ve gerçek filozoflar olabilmemizin tek yolu, içimizdeki çocuğun ölmesine asla izin vermememizdir.

en iyi niyetli önderlik bile, bağımsızlığı bir armağan olarak veremez.

hiçbir sömürgeci, bir halkı, soykırım hariç kültürel olarak gerçekten kısırlaştıramaz. sömürge süreci, yanı sıra akıl almaz ve diyalektik bir karşı hareket getirir. yani, halkın sömürgeleştirmeye tepkisini kışkırtmayan hiçbir sömürgeci müdahale yoktur.

gerçek devrimcinin kılavuzu güçlü sevgi duygularıdır.

her gün dünyaya açık ol, düşünmeye hazır ol; söyleneni sadece söylendiği için kabul etmeye hazır olma, okuduğunu yeniden okumaya eğilimli ol. her gün sorgula, sor ve kuşku duy. en gerekli olanı kuşku duymaktır.

31.10.2011

uzun lafın kısası

carlos fuentes: kapitalizm varsa çürüme de vardır.

montaigne: dünyanın en yüksek tahtına da çıksak, yine kendi kıçımızla oturacağız.

hermann hesse: haz denilen şey sürüp gitmez, seni yine çöl ortasında bırakıverir.

arthur cravan: çok yakında sokaklarda sadece sanatçıları göreceğiz ve artık sıradan insan bulmakta güçlük çekeceğiz.

talat sait halman: müziği baştacı etmeyen toplumlar, yaygaraya mahkum kalır.

lucretius: tüm dinler aynı ölçüde, cahiller için görkemli, siyasetçiler için kullanışlı ve filozoflar için gülünçtür.

paulo freire: mücadele, insanların, başkalarınca mahvedilmiş olduklarını görmeleriyle başlar.

sigmund freud: bazı bilinmeyen sinir sistemi bozukluklarının histerik semptomlara yol açması durumunda olay her zaman cinsel bir şeydir. her zaman.. her zaman..

alberto moravia: herkes kendi cennetini başkalarının cehennemine koyar.

tarık buğra: iyi yetişmemiş insanların ülkesinde düzen bir bozuldu mu, mağara devri, taş devri hortluyor.

thrasymakhos: doğru olmayan doğru olandan daha iyi yaşar.

dragan babic: insan, bir mahkumun başını soktuğu bir barınak olarak kabul ettiği ve dışarıya oranla daha rahat ettiği hücresine bağlandığı gibi, neden hayata bağlanır ki?

31.07.2011

uzun lafın kısası

lucretius: zeka bocalar, dil sürçer, zihin tökezler.

alberto moravia: insan dediğin ciğeri beş para etmez bir yaratıktır.

carson mccullers: en vasat insan bile, çılgın, ölçüsüz ve bataklığın zehirli laleleri kadar güzel bir aşkın nesnesi olabilir.

duygu asena: insan, yaşamında eksik olanı, her şey sanıyor.

franz kafka: hiç kimse cehennemin dibindekiler kadar temiz şarkı söyleyemez; meleklerin söylediğini sandığımız şarkı, aslında onlarınkidir.

trevanian: işin doğru yapılmasını istiyorsan onu en meşgul adama yaptır.

hermann hesse: nasıl ki delilik yüksek bir anlamda tüm bilgeliğin başlangıcıysa, şizofreni de tüm sanatın, tüm düşlerin başlangıcıdır.

danilo kis: düş, geceleri yaşamın kaynağına doğru kaçan ruhun susuzluğunu giderdiği yerdir.

montaigne: doğanın ne kadar azla yetindiğini görmek harikulade bir şeydir.

paulo freire: demokrasiyi yüceltirken halkı susturmak yüzsüzlüktür; hümanizmden dem vururken insanı hor görmek, bir yalandır.

sigmund freud: doyurulduğu zaman sönmesi, tensel sevginin kaderidir.

arthur koestler: idam sehpası yalnızca bir ölüm makinesi değil, aynı zamanda sadece insana özgü olan kendi ahlaki yıkımını isteme eğiliminin de en eski ve en müstehcen simgesidir.

31.03.2009

uzun lafın kısası

charles dickens: 
kanayan bir kalple gülümsemek kolay değildir.

alain de botton: aşkın en büyük sakıncalarından biri, kısa bir süre için de olsa bizi mutlu etme tehlikesi taşımasıdır.

elsa morante: para olunca meryem ana bile satın alınır. tanrı baba bile.

victor hugo: kocanızdan başka bir adamı mı seviyorsunuz? öyleyse ona gidin. sevmediğiniz kişinin yanında onun fahişesi olursunuz; sevdiğiniz kişiyleyseniz onun karısı olursunuz. cinslerin birleşmesinde yasayı kalp yapar. özgürce sevip düşünün. kalanı tanrıyı ilgilendirir.

juvenalis: fiyatı ne kadar pahalı olursa aldıkları zevk o kadar büyük olur.

pierre schoendoerffer: bir düşler kıyımıdır yaşam; çiğnenmiş, ihanete uğramış, satılmış, bırakılmış, unutulmuş bir düşler mezarlığıdır. ne israf!

nick cave: sevgi yapıştırıcıların kralıdır. dünyanın kalbinin atmasını sağlar.

yevgeni zamyatin: insanoğlu bir roman gibidir: son sayfaya gelinceye kadar nasıl biteceğini kimse bilemez. yoksa okumaya değmezdi.

spinoza: değerli olan her şey zor olduğu kadar enderdir de.

proudhon: yönetilmek; yetkileri de, bilgileri de, faziletleri de olmayan yaratıklar tarafından gözaltında bulundurulmak, casuslanmak, sürüklenmek, onların kanunlarına boyun eğmek, kurallarına başüstüne demek, güdülmek, tartaklanmak, damgalanmak demektir. 

viktor emil frankl: insanlığımızı gösteren en iyi şey mizahtır.

paulo freire: her gün dünyaya açık ol, düşünmeye hazır ol; söyleneni sadece söylendiği için kabul etmeye hazır olma, okuduğunu yeniden okumaya eğilimli ol. her gün sorgula, sor ve kuşku duy. en gerekli olanı kuşku duymaktır.

18.02.2008

boyun eğdirme

paulo freire

her boyun eğdirme edimi bir boyun eğdiren ve boyun eğdirilen birini ya da şeyi gerektirir. boyun eğdiren boyun eğenlere hedeflerini dayatır ve onları kendi malı ilan eder. boyun eğenleri kendi çizdiği sınırlara göre yeniden biçimlendirir, onlar da bu biçimi içselleştirir ve "içinde bir başkasını barındıran" ikili varlıklar haline gelirler. boyun eğdirme edimi, insanları şeyler konumuna indirgediği için ölümseverdir.

boyun eğdirme arzusu -daha doğrusu zorunluluğu- her an hazır ve nazırdır.  bu yüzden, ezenler insanların dünyayı düşünebilme niteliğini yok etmeye çalışırlar. ezenler bu yıkımı tamamen başaramadıkları için dünyayı gizemlileştirmek zorundadırlar. ezilenlerin ve boyun eğdirilmişlerin düşüncesine, yabancılaşmalarını ve edilginliklerini artıracak bir aldatmaca dünyası sunabilmek için ezenler, dünyanın bir problem olarak ifade edilmesini önleyen ve onun yerine dünyayı sabit bir varlık -insanların salt birer seyircisi olarak uyum sağlamak zorunda oldukları verili bir şey- olarak gösteren yöntemler geliştirirler.

ezenler halkla, boyun eğdirerek edilgen kalmalarını sağlamak için yüz yüze gelmek zorundadır. ancak bu yüzleşme, halkla iç içe olmak değildir, gerçek iletişim de gerektirmez. bu yaklaşıma ezenlerin ezilenlere statükonun korunması için elzem olan mit yatırımını yapması eşlik eder: ezme/ezilme düzeninin bir "özgür toplum" olduğu miti bunun örneğidir; herkesin istediği yerde çalışmakta serbest olduğu, yani patronlarından hoşlanmıyorlarsa oradan ayrılıp başka bir iş arayabilecekleri miti; bu düzenin insan haklarına saygı gösterdiği ve bu nedenle de saygıya değer olduğu miti; her çalışkan kişinin girişimci olabileceği miti, daha kötüsü, sokak satıcısının da büyük bir fabrikanın sahibi gibi bir işadamı olduğu miti; genel eğitim hakkı miti, ilkokula başlayan brezilyalı çocukların pek azının üniversiteye ulaşabildiği bir dönemde hem de, "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" sorusu hala aramızda yaygınken insanların eşitliği miti; "maddeci barbarlığa" karşı "hristiyan batı uygarlığı"nın savunucusu olarak ezen sınıfların kahramanlığı miti; seçkinlerin iyilik ve cömertliği miti; "görev idrakı içindeki" egemen seçkinlerin halkın gelişimine katkıda bulundukları, dolayısıyla halkın da minnetini seçkinlerin sözlerini kabul ederek ve onların safında yer alarak göstermesi gerektiği miti; isyanın tanrı'ya karşı işlenmiş bir günah olduğu miti; özel mülkiyetin kişisel insani gelişme için temel olduğu şeklindeki mit -böyle olduğu sürece tek gerçek insani varlıklar ezenler olur-; ezenlerin çalışkanlığı, ezilenlerin tembellik ve hilekarlığı miti ve nihayet, ezilenlerin doğal zayıflığı ve ezenlerin üstünlüğü miti.

bu mitlerin içselleştirilmesi, ezilenlerin boyun eğmesi için temel koşuldur ve ezilenlere, gayet iyi düzenlenmiş propaganda ve sloganlarla, kitle iletişim araçları kullanılarak sunulurlar; sanki böylesi bir yabancılaşma gerçek bir iletişim sağlarmış gibi.

eski roma'da egemen seçkinler, halkı "yumuşatmak" ve kendi huzurlarını sağlamak için onlara "ekmek ve sirk gösterileri" verme gereğinden söz ederlerdi. günümüzün egemen seçkinlerinin de, tıpkı herhangi bir çağın seçkinleri gibi diğerlerine, ekmek ve oyunlarla ya da onlar bile olmaksızın boyun eğdirmeye ihtiyacı vardır. boyun eğdirmenin içeriği ve yöntemleri tarihsel olarak değişiyor; değişmeyen ise -en azından egemen seçkinler varlığını sürdürdükçe- ölümsever bir tutku olan ezmedir.