31.05.2017

uzun lafın kısası

balzac: sonradan görmeler maymun gibidirler, maymunların becerikliliği vardır onlarda; yukarılarda görür insan onları, tırmanış sırasında çevikliklerine hayran kalır; ama zirveye geldiler mi artık yalnızca ayıp yerleri görünür.

charles baudelaire: bu dünyada her şeyden cinayet sızıyor; gazeteden, duvardan, insan yüzünden.

epiktetos: beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır. yalnızca bunlar tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar.

gerard de nerval: bize kalan tek sığınak, kalabalıktan gitgide uzaklaşmak için durmadan tırmandığımız fildişi kuledir.

alice munro: insan ilk kitabını bastırınca bir süre kendini bir bok sanıyor.

karl marx: felsefeciler dünyayı farklı yollardan yorumlamışlardır; ama yapılması gereken, dünyayı dönüştürmektir.

mary wollstonecraft: bir şeyi kendisi olduğu için sevmedikçe, hiçbir şeyi hiçbir zaman iyi yapamayız.

alessandro manzoni: bir felaketin ardından, ertesi gün, sıkıcı bir ruh durumuyla uyanmak çok acı vericidir.

octavio paz: insan ancak devrimci bir toplumda kendini gerçekleştirebilir ve kişiliğini bulabilir.

robert musil: aşk ve şiddet; alacalı bulacalı, büyük, suskun bir kuşun iki kanadından daha uzak değildir birbirine.

stendhal: nasıl ki tuttuğumuz güzel bir balık bir iki günde bayatlayıp ziyan olursa bir toplumun ruhu da iki yüz yılda ölür gider.

voltaire: bir masumu mahkum etmektense bir suçlunun serbest kalmasını göze almak yeğdir.

28.05.2017

yaşamda bir başlangıç

balzac

her şeyin bir masumluk dönemi vardır, verginin bile.

her parlayan şey altın değildir.

insan hiçbir zaman aradığını bulamaz.

tümüyle cani olan cani yoktur, varsa da çok ender olarak vardır. hele sıkı bir namussuzluğa daha da zor rastlanır.

küçük balıklar büyük ırmaklar oluşturur.

roma yalnızca seven insanlar için güzeldir, ondan tat almak için bir tutkunuz olması gerekir.

güzellik ressamların taptığı bir kraliçedir ve onların üzerinde çok hakları vardır.

öylesine çok çalışılan yazmanlık yaşamında, eğlence ender olduğu için daha bir coşkuyla sevilir; ama her şeyden önce aldatmacanın tadı büyük bir hazla çıkarılır.

gururlu insan alçalır; çünkü kimi alçalışlarda büyüklük vardır.

kişi patronuyla kendi yararına hesaplar yapabilir ya da kendi yemliğine olabildiğince fazla saman çekebilir; ama az ya da çok yasal yollardan kendine bir sermaye oluştururken bir iki iyilik de yapmaktan geri duran insan çok azdır. merak, özsaygı, aykırılık, rastlantıyla da olsa, her insanın bir iyilik yapma anı olmuştur. bunu yanlışı olarak adlandırır, yeniden başlamaz; ama en kaba kişinin bile güzelliğe kurban sunduğu gibi, o da yaşamında bir ya da iki kez iyiliğe kurban sunar.

27.05.2017

öğütler

goethe



duygusuz ol; hassas bir kalp
sallantılı dünyada sefil bir varlıktır

küçük hırsızları asıp yok ederler
büyükleri çok ilerlemiştir
ülkeyi ve sarayları yönetiyorlar

dünyayı küçümsemeyi öğrendim
ancak şimdi, onu fethedecek değerdeyim

peşimizi bırakmıyor, ısrar ediyorsunuz
öğüt istiyorsunuz; verebilirim
yalnız, içim rahat olsun diye
söz verin ona uymayacağınıza

yaşayarak gelişen nakşedilmiş biçimi
hiçbir zaman ve hiçbir güç parçalayamaz

birçoğumuz birçok şey bilir; ama
bilgelikten çok uzaktır
başka insanlar size kolay bir oyundur
kendini ise hiç kimse tam öğrenememiştir

hiç kimse kendine bilge ve özgür demesin
ölümünden önce

hayatımda bazı şeyler kaçırdım
ama kimseye hile yapmadım

beşikle tabut arasındaki büyük kanalda
sallanır ve yüzeriz
hayat boyunca tasasız

üç bin yılın hesabını
kendine vermeyi bilmeyen kimse
karanlıkta cahil kalır

ey dünya, senin çirkin uçurumunda
iyi niyet bile mahvolur

iki uşaklı bir efendi iyi hizmet göremez
iki kadınlı ev temiz süpürülmez

bilim ve sanat sahibi olanın
dini de vardır
o ikisine sahip olmayanın
dini olmalıdır

akıllı olana, geniş görüşlüye gerçekten çok zaman
imkansız şey, mümkün görünür

insan kendini yalnız insanda tanır
hayat herkese ne olduğunu öğretir

cahillerle tartışırken
bilgeler bile cehalete kapılır

halk, uşak ve galip
her zaman kabul ederler ki
insanoğlunun en yüksek mutluluğu
yalnızca kişiliktir

itiraf edin! şarkın şairleri
biz batınınkilerden daha büyüktür
onlara eriştiğimiz nokta ise
bizim gibilere duyduğumuz kindir

hekimin kusuruna bakmayın, onun da çoluk çocuğu var
hastalık bir sermayedir; azaltmayı kim ister

öl ve ol
işte bunu bilmiyorsan
karanlık yeryüzünde
zavallı bir konuksun yalnızca

cezalandırmayan bir yargıç
en sonunda caniyle arkadaş olur

sıska bacaklar

tom robbins

hayatın tekinsiz evinde gıcırdamayan tek basamak sanattır.

çıplak demek, sadece üstünde hiç elbise yok demektir. cıbıldak demekse, üstünde hiç elbise yok ve başın derde girmek üzere demektir.

bir zamanlar silahlara "sihirli sopa" denmiştir ama silahlar ancak yarı sihirlidir. yaşamı yok edebilirler ama yaratamazlar.

insanlardaki delice davranışların nedeni, sıklıkla gerçekliği doğru bir şekilde algılayamamalarıdır.

umut ebediyen coşkuyla sürer; ama pes ettiğimizde ve umut etmekten vazgeçtiğimizde, umut etmeyi gerçekten ve içtenlikle bıraktığımızda genellikle her şeyin değişip daha iyiye gittiği de bir gerçek değil midir?

sanatın amacı, hayatın vermediğini vermektir.

gerçek bir çatlağı çatlak bir bilgeden ya da çatlak bir sanatçıdan ayıran şey, onun kontrolden yoksun olmasıdır. çatlağın dünyayla ilgili çarpık algıları bilinçli yahut hayali olarak değiştirilmiş değildir, yanlıştır sadece. deliler yanlış anlamaların ve başına buyruk algılamaların tutsağıdır.

yedi büyük günahın içinde en ehvenişer olanı şehvettir kesinlikle.

eskiden ressamların verdiği partiler dünyanın en iyi partileriydi. çılgın ve yaratıcı partilerdi. romantizm vardı, renkli tavırlar ve zekice konuşmalar vardı.

iyi sanatçıların sanat eseri yapmasının nedeni, bunu yapmaya mecbur olmalarıdır, muhtemelen bunun nedenini yapıt bitinceye kadar anlayamasalar da.

26.05.2017

imgenin pornografisi

zeynep sayın

bakışın iktidarı seyircinin değil, seyirlik nesnenin elindedir.

bir nesneyi görmek demek, bilen özne ile bilgi nesnesini aynı imge uzamında birleştirmek demektir. göz nasıl görüyorsa, imge de ona öyle gelir. görünenin ötesinde bir tutku uyandırmasına olanak yoktur. imge, içinden fışkıran bir fazlalıkla değil, içinde eksilen bir yoksunlukla göze gelir. o nedenle göz yerine bakışa yönelir imge, bakışı kışkırtır, bakışı çağırır. bakış gözden kolay baştan çıkarılır. bakışı yakaladığı zaman ona egemen olacağını bilir imge; sürekli bir tatmin peşinde koşan bakış, göz üzerinde mutlak bir egemenliğe sahiptir.

insanların ayağı hor görmelerinin nedeni, dikey eksene atfettikleri önemdir.

slavoj zizek'e göre pornografinin birincil özelliği, bakışın görülen nesne tarafında yer alacağına seyirciye ait olması; ama bakışı yönlendiren merciin seyirci olduğu yanılsamasını sunmasıdır. bakışın nesneden indirgenmiş olması öyle ayrıksı bir durum yaratır ki, pornografik imgeler sayesinde imge değil, seyircinin kendisi nesneleşir. ekranda seyredilen ve seyirciyi duyarsızlaştırsalar bile cinsel olarak uyarmaya çalışan oyuncular, gerçek birer öznedirler; onlara bakan gözü umarsız bir röntgencinin tatmin peşinde koşan ve felce uğrayan nesne-bakışlarına indirgemektedirler. ötekinin içinde soluk alan çağrı noktasını, imgenin içinde var olan görünmezliği perdelediği zaman bile ıskalayan bir tatmindir pornografi: çünkü aslında uyarıcı olan bedenlerin çıplaklıkları içinde eyleyişleri değil, ötekinin asla tümüyle görülemeyecek olan, özneyi yaran ve delen bakışıdır. öznenin görme alanı dışına uzanan bir bakışımdır bu; görülen nesnenin saydamlığı üzerine örtülen; ama bakışı kışkırtmak üzere örgütlemeyen bir perdedir.

ilk bakışta aşk, aşık olduğu özneyi uzundur tanıdığını düşünmekte; tanışıklık, sanki bakışmanın öncesinde yer alan genel bir uzam sayesinde büyürken, nereden doğduğunu bilmemektedir.

23.05.2017

aşk

victor hugo

beni dinleyin, sizlere bir nasihat vereceğim: birbirinizi sevin! bir sürü cilve yapacak değilim, doğru hedefe giderim. mutlu olunuz. bütün evrende kumrulardan daha zeki yaratık yoktur. filozoflar şöyle der: neşenizi ölçülü tutun. bense diyorum ki: neşenizi serbest bırakın. şeytanlar gibi aşık olun. çılgınlaşın. filozoflar saçmalıyorlar. onların görüşlerini gırtlaklarına tıkmak isterdim. yaşamda fazla koku, fazla yeşil yaprak, yeni açmış fazla gonca gül, şakıyan fazla bülbül, fazla şafak olur mu hiç? sevmenin de fazlası olur mu? birbirinden hoşlanmanın fazlası olur mu?

bilgelik neşenin coşmasıdır. önemli olan mutluluğa sahip olmaktır. güneşe gözü kapalı boyun eğelim. güneş nedir? aşktır! aşk demek kadın demektir. işte sarsılmaz güç: kadın. buna karşı duracak bir tek robespierre yoktur; kadının sözü geçer.

insan gözü bir genç kızın yataktan kalkışı karşısında, bir yıldızın doğuşu karşısında olduğundan da çok saygı duymalıdır. ulaşma olanağı, saygı artışına dönüşmelidir. şeftalinin havı, eriğin incecik buğusu, kar tanesinin parlak kristali, kelebeğin incecik toz serpilmiş kanadı saflığından haberi bile olmayan bu iffetin yanında pek kaba şeylerdir. genç kız sadece bir hayal ışığıdır, bir heykel olmamıştır daha. onun yatağı idealin karanlık kesiminde gizlidir; bakışın saygısız dokunuşu bu belli belirsiz alaca karanlığı incitir. burada seyretmek, günaha girmektir.

şeylerin adını değiştirmekle dünyada büyük değişiklikler yaptığınız zannına kapılmayın. kadınları daima çok sevin. o şeytancıklar bizim meleklerimizdir. aşk, kadın, öpüşme bir dairedir; onun içinden çıkmayın. uçurumun ulu güzeli, okyanusun celimene'i olan venüs yıldızının, hükmü altındaki her şeyi yatıştırarak, bir kadın gibi dalgalara bakarak sonsuzluklar içinde doğduğunu hanginiz görmüştür? okyanus, işte hırçın alceste. ama boş yere homurdanır durur. venüs yıldızı görününce gülümsemeden duramaz. ona boyun eğer. işte hepimiz böyleyizdir. öfke, fırtına, yıldırım, tavanlara kadar köpük. bir kadın sahneye girer, bir yıldız doğar ve hemen yerlere kapanırız.

sevmek ve sevilmek, gençliğin güzel mucizesi! aşk altı bin yaşında bir çocuktur. cupidon'un yanında mathusalem çocuk kalır. altmış yüzyıldan beri erkekle kadın severek işin içinden sıyrılıyorlar. kurnaz şeytan erkekten nefret etti, ondan daha da kurnaz olan erkek de kadını sevmeye başladı. böylece, kendi kendine, şeytanın ona yaptığı kötülükten daha fazla iyilik yaptı. bu incelik yeryüzü cenneti kuruluşunda keşfedilmişti. dostlarım, keşif eskidir ama hâlâ yepyenidir. ondan yararlanmaya bakın.

anlatı ormanlarında altı gezinti

umberto eco

"herhangi bir tür güzellik, olağanüstü bir biçimde belirişiyle duyarlı bir ruhta değişmez bir biçimde gözyaşına neden olur. dolayısıyla melankoli, tüm şiirsel tonlar arasında kullanılması en kabul edilebilir olanıdır."

bana, ıssız bir adaya düşmüş olsam yanıma hangi kitabı alacağımı soranlara şu yanıtı veriyorum: "telefon rehberi; rehberdeki bütün o karakterlerle sonsuz öyküler yaratabilirim."

örnek yazar ile okur, ancak okuma sırasında ve okumanın sonunda karşılıklı olarak birbirlerini kurarlar.

gerard de nerval: yanılsamalar birbiri ardı sıra dökülüyor, bir meyvenin çekirdekleri gibi; meyve ise deneyimdir.

kurmaca dünyalar gerçek dünyanın asalaklarıdır; ancak gerçek dünya hakkında bildiklerimizin çoğunu ayraç içine alıp bize, bizimkine benzeyen; ama ontolojik açıdan daha yoksul, sınırlı ve kapalı bir dünya üzerinde yoğunlaşma olanağı verirler.

yazarın tek görevi, gerçek dünyayı kendi yaratısının arta kalanı olarak sunmak değil, gerçek dünyanın okurun olasılıkla bilmediği yönleri hakkında da okura sürekli olarak bilgi vermektir.

plutarkhos: sezar roma'da, kucaklarında köpek ya da maymun yavruları taşıyıp bunları okşayan bazı zengin yabancıları gördüğünde, söylendiğine göre, bunların karıları çocuk doğuramıyor mu diye sormuş.

gerard de nerval: rüya ikinci bir yaşamdır.

her ne olursa olsun kurmaca yapıtlar okumaktan vazgeçmeyeceğiz; çünkü onlarda yaşamımıza bir anlam verecek formülü aramaktayız. sonuçta, yaşamımız süresince, bize neden dünyaya geldiğimizi ve yaşadığımızı söyleyecek bir ilk öykünün arayışı içindeyiz. kimi zaman kozmik bir öykü arıyoruz, evrenin öyküsünü; kimi zaman kendi bireysel öykümüzü. kimi zaman kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle çakıştırmayı umuyoruz.

22.05.2017

lizbon'a gece treni

pascal mercier

diktatörlük bir gerçekse devrim görev olur.

başımızdan geçen binlerce deneyimden olsa olsa bir tanesini dile getiririz. söylenmeden kalan bütün o deneyimlerin altında hayatımıza belli etmeden biçimini, rengini ve tınısını verenler saklıdır.

uykusuz insanları sessiz bir dayanışma birbirine bağlar.

biz insanların dünyayı, kendimizin ve arzularımızın konu edildiği bir sahne gibi görmemiz yanılgısı bütün dinlerin kaynağıdır ve en ufak bir doğru yanı yoktur. evren öylece var, başımıza ne geldiği onun umrunda değil, hiç umrunda değil.

ötekiler senin duruşma salonundur.

bir şeyle vedalaşabilmek için öyle bir karşı durmalıyız ki o şeye, içimizde bir mesafe oluşmalı. onu kuşatan dile getirilmemiş, müphem tabiiliği, bizim için ne anlama geldiğini gösterecek bir berraklığa çevirmeliyiz. bunun da anlamı, o şeyin somutlaşıp açıkça görülebilir dış hatları olan bir şeye dönüşmesidir.

bazen bir şeyden korkar insan; çünkü başka bir şeyden korkmaktadır.

hayatımızın gerçek yönetmeni rastlantıdır: gaddar, acımasız ve büyüleyici bir cazibesi olan bir yönetmen.

yazmak sessiz bir şeydir. insan yazmadıkça tam olarak uyanık olmuyor. ve kim olmadığını bilmemesi bir yana, kim olduğu hakkında da bir fikri olmuyor.

bir defasında tartakower'a, en büyük satranç oyuncusu sence kim diye sormuşlardı. şöyle yanıt verdi: satranç bir savaşsa lasker, bir bilimse capablanca, bir sanatsa aljechin.

merkezinde bir idam sahnesi olan bir dini itici buluyorum. bir düşünsene, ya bir darağacı olsaydı, bir giyotin ya da bir garot. bir düşün, o zaman dinsel sembolümüz nasıl olurdu.

20.05.2017

aforizmalar

richard bach

mutluluk yerine güvenlik alışverişine çıkın; ikisinin fiyatı aynıdır.

ne dilediğinize bağlı olarak kişisel dünyanızı sükunetle veya asice kurabilirsiniz. karmaşanın ortasına huzur katabilir, cenneti yerle bir edebilirsiniz. bütün bunlar ruhunuzu nasıl şekillendirdiğinize bağlıdır.

bu dünyanın ne olduğunu, nasıl işlediğini öğrendiğinizde mucizeler kendiliğinden başlar. tabii bunları mucize olarak adlandıran, başkalarıdır.

başı dertte olan kendinizseniz şefkat duymanız ne kadar da kolaydır!

her kim gerçeği ve ışığı isterse kendi adına bulacaktır.

heyecanlı, masum, sevgi dolu, ayakları yerden kesilmiş bir hayalperest, evrenin neşe, ışık ve kusursuzluk dolu bir yer olduğuna inanıyorsa ve yanılmışsa, öldüğünde ahmak olan hayalperest değil, evrendir.

birey daima istisnadır. "herkes" yapamaz ama herhangi bir kimse yapabilir.

maneviyatın gemisi maddiyatın kayalıklarına çarptığında parçalara ayrılan, kayalıklardır.

bir bedende yaşıyor olsun veya olmasın, insanlar hakkında önemli olan tek şey ne bildikleridir.

kuralları hiç düşünmeden kabul etmenize, sırf sizden beklenen bu olduğu için bir şeyi yapmanıza şuursuz inanç denir.

18.05.2017

insanın anlam arayışı

viktor emil frankl

insanın özleyebileceği nihai ve en yüksek hedef sevgidir. bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.

sevgi, sevilen insanın fiziksel varlığının çok çok ötesine geçer. sevgi en derin anlamını, kişinin tinsel varlığında, iç benliğinde bulur. sevilen kişinin gerçekte orada olmaması, yaşayıp yaşamaması bir anlamda önemli olmaktan çıkar.

başarıyı amaçlamayın. bunu ne kadar amaç haline getirip bir hedefe dönüştürürseniz, kaçırma olasılığınız da o kadar artar. çünkü mutluluk gibi başarının da peşinden koşamazsınız; kendisi ortaya çıkmalı, kendisi oluşmalı ve sadece kişinin, kendinden daha büyük bir davaya kişisel adanışının amaçlanmayan bir yan etkisi olarak ya da kişinin kendini başka bir insana bırakışının bir yan ürünü olarak oluşmalıdır.

spinoza: büyük olan her şey ender bulunduğu gibi, kavranması da zordur.

anlamlı olan sadece yaratıcılık ya da zevk değildir. eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa acıda da bir anlam olmalıdır. acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz.

dostoyevski: beni korkutan tek bir şey var: acılarıma değmemek.

insanı en çok yaralayan şey, fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır.

lessing: aklınızı kaybetmenize neden olacak şeyler vardır ya da kaybedecek aklınız yoktur.

insan, kendi acıları yoluyla bir şeye ulaşma şansıyla birlikte, her yerde kaderle karşı karşıyadır.

bismarck: yaşam, bir dişçiye gitmeye benzer. her an, daha kötüsünün henüz yaşanmadığına inanırsınız; oysa zaten yaşanmış bitmiştir.

hiçbir insan ve hiçbir kader, bir başka insanla ya da kaderle kıyaslanamaz. hiçbir durum kendini tekrarlamaz ve her bir durum farklı bir tepki gerektirir. her durum kendi eşsizliğiyle ayırt edilir ve eldeki durumun getirdiği soruna her zaman için sadece bir doğru yanıt vardır.

ikinci defa yaşıyormuşçasına ve ilk kez şimdi yapmak üzere olduğunuz gibi hatalı hareket etmişçesine yaşayın.

spinoza: acı duygusu, buna ilişkin net ve kesin bir tablo oluşturduğumuz an acı olmaktan çıkar.

15.05.2017

"arizona rüyası"

lale müldür



içimdeki katili sen susturabilirsin ancak
sesim sesine eşit  
aklın benimkinden yüksek
bu bir kadın için çok güzel bir şey
biliyor musun 
yıllarca ötekilerle idare etmek zorunda kaldım 
ben işte lou reed'in dediği gibi  
mükemmel bir gün  
beni bekletip duruyorsun  
ben de beklemeyi öğreniyorum  
ev kadınlarının kocalarını bekledikleri gibi  
sanıyorum ki başka bir insanım
iyi bir insanım  
hep böyle ol  
arada git gel  
hep yanımda olma  
dayanamam ben buna  
"muz balıklarının mükemmel gününe"  
kısa devre yaparım çünkü 
ben bir balığım  
kendi kendime nefes almam ve  
arada sırada diğer balıkların arasına karışmam lazım  
biliyorsun ne istersem yapıyorsun  
"biliyorsun bu bir film bir adam ve bir balık hakkında  
bu dramatik bir ilişki 
balık ve adam arasında  
adam düşünüyor, at düşünüyor
kuzu düşünüyor, inek düşünüyor  
köpek düşünüyor  
balık düşünmüyor  
balık sessiz, ifadesiz  
balık düşünmüyor 
çünkü balık biliyor her şeyi  
balık düşünmüyor 
çünkü balık biliyor her şeyi  
bazı mandolinler duyuyoruz uzaktan  
ölümün arabasında hayattayız"

mavi oktav defterleri

franz kafka

her insan içinde bir oda taşır.

insanlık tarihi denen şey, bir yolcunun iki uzun adımı arasındaki süreden başkası değildir.

kuramları kullanarak, dünyayı dışarıdan bir müdahale ile çökertmek mümkündür; ne var ki, insan o çöküntünün içine düşmekten kurtulamayacaktır.

kendini ve dünyayı aynı gerçeklik durumunda, dinginlik içinde tutmak ancak içeriden başarılabilir.

mutlak olan açısından, tüm bilimler bir yöntembilimden gayrısı değildir. öyleyse, katışıksız yöntembilimsel olandan korkmaya gerek yok. faydasız bir kabuk, biricik olan dışındakilerin tümünden fazlası değil.

sirenlerin ezgilerinden de tehlikeli bir silahları vardır, o da suskunluklarıdır.

kendi gücünden başkasına dayanmadan sirenleri yenmenin verdiği hazza, bu hazzın getirdiği her şeyi önüne katıp sürükleyen büyüklenmeye karşı koyabilen tek bir şey yoktur dünyada.

ister yazıya geçirilmiş olsun isterse kulaktan kulağa aktarılmış, dünya tarihi çokluk büyük yanılgılara sürükler insanı; oysa sezgi gücü, çoğu zaman yanlış yönlendirse de insana yol göstermeyi bırakmıyor, kimseyi terk etmiyor.

öğretmen gerçek umutsuzluk içindeyken, öğrencinin payına sürekli umutsuzluk düşer.

kişotvari eylemlerin en önemlisi, hatta yel değirmenlerine saldırıyı bile gölgede bırakanı, intihardır.

kendini öldüren kişi, hapishanenin avlusunda kurulan darağacını gören, bunun onun için kurulduğunu sanan, gece hücresinden kaçıp kendini asan bir mahkumdur.

çalılık, eskilerden bir settir. ilerleyebilmek için çalılığı ateşe vermen gerekir.

sakıncalı piyade

uğur mumcu

faşizme geçit yok! bu geçidi tıkayacak en iyi engel, faşizmin alay konusu hırtlıklarını ortaya koymaktır.

ihtilal nasıl yapılır? nasıl yapılacak, bir gece ansızın, elinizde silah hükümeti alaşağı edersiniz, olup biter. şunun şurasında düşünecek ne var? türkiye'de ihtilaller de son derece demokratik yöntemlerle yapılmaktadır. bu bakımdan dünyada eşine pek rastlanmayan ilginç ülkelerden biriyiz. ihtilalleri bile mısır'daki sağır sultan'ın duyacağı biçimde, herkesin gözü önünde milli birlik ve beraberlik içinde planlayıp örgütleriz.

12 mart muhtırası, bir askeri darbe başlatmıştır. bu tarihten sonra, rejimin niteliği değişmiştir artık. hukuk devleti de ortadan kaldırılmıştır. bunun için, yapılan edilenler hep kuvvete dayanır. kuvvetin başladığı yerde ise hukuk yoktur.

"her türlü ihtiyacı devlet tarafından karşılanan rütbesiz askere er denir." iç hizmet yasası'nın bu hükmüne bir fıkra eklemek gerekir: "sakıncalı erler bu hükmün dışındadır."

evet, evet. ne olursa olsun, ben patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra, siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem.

14.05.2017

günce

sylvia plath

bilmemek mutluluktur.

bu eş arama, deneme yanılma oyununda öyle çok incinme var ki..

hepimiz ruh hekimlerine gereksinim duyacak kadar önemli olduğumuzu düşünmekten hoşlanırız.

kadın doğmak benim korkunç tragedyam. düşünmeseydim çok daha mutlu olurdum; cinsel organım olmasaydı her zaman sinirli bir heyecanın ve gözyaşlarının eşiğinde bocalamazdım.

insan soyu cinselliğin kurbanı. hayvanlar şanslı yaratıklar; kızışırlar. sonra biter bu onlar için; oysa biz zavallı, kösnül insanlar, ahlakın kafesine kapatılmış, koşullarla zincirlenmiş, her zaman kasıklarımızı yalayan korkunç, zorlayıcı ateşle kıvranır, acı çekeriz.

insanın kendisini yok ederek dünyayı yok etmesi, umarsız bencilliğinin aldatmaca doruğudur.

yaşam öylesine bir kezlik, öylesine tek fırsatlı ki! her şey, onu düzenleyip eş zamanlı kılmanıza bağlıdır; öylesine ki, fırsat kapıyı çaldığında orada, eliniz kapı tokmağında bekliyor olmalısınız.

insan büyük varsayımları sezdirdiğine inanılan tek tek simgelere öylesine dayanır ki.. baleye gider; öyleyse duyarlı ve sanat meraklısı olmalı. şiir alıntılıyor; öyleyse kıvılcımlı bir ruhu olmalı. joyce okuyor; öyleyse bir dahi olmalı.

yaşam, acılı bir deneme yanılmadır.

gerçek her yerde çirkinle karışmıştır, yaşamınıza serpilmiş bir yığın toz toprak gibi. gerçek olan; tatsız değişiklikleri, iş rekabetini, ölüm isteksizliğini durduracak hiçbir güvenliğin, hiçbir aldatmacanın olmadığıdır.

yaratıcılığın en büyük düşmanı kendinden kuşkudur.

insanın kendi dışında sürekli mutlu olmayan birinin bulunduğunu bilmesi inanılmaz bir ferahlık veriyor.

iyi yazıldığında, cinsellik soylu ve derinden etkileyici olabilir. kötü yazıldığında ise gerçek itiraftır. içe bakışın derecesi ne olursa olsun onduramaz onu.

güven fonlarına gereğinden uzun süre yatırım yaptım, sonunda iflas ettim.

özür

ömer hayyam


yiyecek-giyeceğe verilen çabanın
bir özrü vardır, bunlar için çalışanın
ama bundan öteye, mal mülk edinmeye
ne gereği var tüm bir yaşamı satmanın

13.05.2017

deha

alfred adler

her üstün yeteneğin üzerindeki örtüyü kaldırdığımızda, karşımıza çıkacak olan, eşsiz bir kalıtımsal miras değil, yıllar yılı sürmüş bir paylaşım çabası ve bıkıp usanmadan sürdürülmüş bir egzersizdir. dahi kişilerde dikkati çeken şey, onların çok küçük yaştan başlayarak ilerideki mesleklerine hazırlanmalarıdır.

ancak bütün insanların esenliğine katkıda bulunan kişileri dahi diye niteleyebiliriz. hiçbir dahi düşünemeyiz ki kendisinden sonra gelecek kuşakların yararlanması için geride bir şey bırakmamış olsun. bütün sanatlar, insanlar arasındaki toplumsal bilinci en güçlü kişilerin eseridir. büyük dahiler uygarlığımızın düzeyini hep daha yukarılara çekip çıkarmıştır.

homeros yapıtlarında yalnızca üç renkten söz eder; nesnelerin birbirinden ayrımında bu üç renkle ister istemez yetinilmiştir. aslında homeros çağının insanları, kuşkusuz üçten çok daha fazla renk nüansını algılayabilmekteydi ama bu nüanslara adlar vermek gerekli görülmemiş; çünkü aradaki ayrımlar fazla önemsenmemişti. günümüzde taşıdıkları adlarla bunca rengi birbirinden ayırmayı kim öğretmiştir bize? bunun sanatçı ve ressamların eseri olduğuna kuşku yoktur.

öte yandan, besteciler de kulaklarımıza olağanüstü bir duyarlılık kazandırmıştır. ilkel insanlar gibi kaba değil, ahenk dolu seslerle konuşmayı müzisyenlerden öğrenmiş bulunuyoruz; müzisyenler ruhumuzu zenginleştirmiş ve yeteneklerimizi geliştirmeyi öğretmişlerdir.

peki duygu derinliklerinin kapısını kim bize aralamış, daha iyi konuşup daha iyi anlamayı kim bize öğretmiştir? tabii ki edebiyatçılar. edebiyatçılardır ki dilimizi zenginleştirmiş, ona daha büyük bir esneklik kazandırmış, yaşamın tüm amaçlarına uyumlu duruma getirmiştir.

kuşkusuz, insanlar arasında toplumsal bilinci görmeyiz ama yaşamlarının genel tablosunda bu bilinç karşımıza çıkar. dahiler için toplumsal işbirliği içinde çalışmak, başkaları için olduğu kadar kolay değildir. dahiler çetin bir yolda yürümüş, önlerine çıkan pek çok engelle savaşmak durumunda kalmış, çoğu kez yetersiz organlar sırtlarında ağır bir yük oluşturmuştur. hemen hemen bütün seçkin kişilerde şu ya da bu şekilde organsal bir yetersizlikle karşılaşırız.

bizdeki izlenime göre, bu seçkin kişiler yaşamlarının başında biraz daha az, biraz daha ağır olumsuzluklarla karşılaşmış; ama güçlüklere karşı cesaretle savaşmış ve onları sonunda yenme başarısını göstermişlerdir. özellikle şunu belirtelim ki ilerideki uğraş alanlarını pek erken bir dönemde saptamış, çocuklukta harıl harıl çalışarak kendilerini eğitmişlerdir. duyularını bilemiş, dolayısıyla erkenden dünya sorunlarıyla ilgilenip bu sorunlara akıl erdirmeyi öğrenmişlerdir. erken yaştaki bu hazırlıktan, söz konusu kişilerin sanat ve dehalarının, doğanın ya da kalıtımın hak edilmemiş bir bağışı değil, kendi eserleri olduğu sonucunu çıkarabiliriz.

perhiz

albert caraco

her yerde acı var, ilk görev acıyı ortadan kaldırmak. acı aşkın parasıdır, aşk ve acı aynı çizgide yürüyorlar.

ne kadar az seversek o kadar az tehdit altındayız. sevginin özü soysuzlaşıp ürpermektir. severek başkaları için ürpermeyi öğreniyoruz ve kaygı zincirini boynumuzda taşıyoruz. yazgılarımız en masum bakirelerin gözlerinde uyukluyor, en hayranlık verici kızların gölgesinde kölelik silahlarını kuşanmış yürüyor, yanılsama her kuşakta yeniden doğuyor, sarılıp kucaklaşmalar yanılsamayı sürdürüyor; yüzyıllar ve binyıllar var ki bunun tek çaresi cinsel perhizdir.

acının çaresi aşkınlıktır, hiçbir acı aşkınlığa direnemez. yol uzun değil, bizim erdemlerimiz de bu yolu kısaltır. erdemin ödülü alışkanlıklarımıza damgasını vuran düzendedir. çoğu zaman alışkanlıklar sayesinde varlığımızı sürdürdüğümüzden, sonunda alışkanlıklarımız en az doğal erdemleri bile doğallaştırırlar. biz de dönüşürüz ve sonuçta bizi dönüştüren hareketin elimizden kaçtığını fark ederiz. nihayet olgunlaşmışızdır ve belli belirsiz yol alarak doğa durumundan lütuf durumuna geçeriz.

11.05.2017

sanat

elfriede jelinek

sadece sanat, varlığını daha uzun sürdürebilir.

sanatın, bir sürü şeyin yanı sıra, iyi bir teselli edici güce sahip olduğu söylenir; oysa bazen acının davetçisidir sanat.

çoğunluğun hiçbir zaman ulaşamayacağı zirvede, dünyaca ünlü olmak vardır. zirvede soğuk rüzgarlar eser durmaksızın ve sanatçı yalnızdır; bu onun ebedi yalnızlığını da ifade eder.

sanatın tatili yoktur; sanat sürekli peşinizdedir ve sanatçı da bundan hiç şikayetçi olmaz.

insanda en küçük bir öğrenme isteği varsa en az şeyden bile öğrenciye kalan bir şey olurmuş. ancak ilerleyebilmek için bunu hemen aşmak gerekiyor. öğrenci en küçük olanda, en az olanda ısrar etmemeli; böyle olursa üstleri onun öğrenme sürecine hemen müdahale eder.

hiçbir sanatçı, eserinde tamamlanmamışlığa, yarım kalmışlığa tahammül edemez. sadece bazen eser, sanatçı öldüğü için yarım kalır.

sanattan uzak kalmanın tek geçerli nedeni ölüm olabilir. profesyonel sanat dostunun bundan başka bir nedeni anlaşılır bulması mümkün değil.

çoğunluğun gözünde sanatın başlıca çekiciliği, bildiklerine inandıkları bir şeyi yeniden fark etmektir.

yol

özdemir asaf

yoldan geçiyordu, durdu. bir bahçe vardı. donuk adımlarla, adım adım bahçenin duvarına yöneldi. donuk gözlerle çiçeklere baktı, baktı. çiçekler sıcaktı. donmuş bir sesle bahçıvana sustu. "bu çiçekler kesilecek mi? bu çiçekler gidecek mi?" bahçıvan dizlerine bahçeyi çöktü. yüzüne çiçekleri döndü. bir ışık yanmıyordu, yandı, söndü. elleri gözlerine baktı, gözleri ellerine aktı. gözleri ellerini gördü. elleri kördü. sönen ışık yandı. yanan ışık söndü. dün yağmur yağacaktı, gün döndü, yarın yağdı, bugün dindi. ağlayacaktı. kim anlayacaktı?

din üzerine

vladimir lenin

bugünkü toplum, tamamen geniş emekçi kitlelerinin nüfusun ufak bir azınlığı; yani toprak sahipleri ve kapitalistler sınıfı tarafından sömürülmesi esası üzerine kurulmuştur. bütün yaşamları boyunca kapitalistler hesabına çalışan "özgür" işçilere sadece kazanç sağlayan kölelerin yaşamını sürdürmeye, kapitalist köleliğin güvenini ve sürekliliğini sağlamaya yetecek oranda geçim olanağı "tanındığından", bu toplum bir köle toplumudur.

işçilerin ekonomik baskı altında olmaları, kaçınılmaz biçimde her türlü siyasal baskıya, toplumsal aşağılanmaya, kitlelerin ruhsal ve moral çöküntüsünün artmasına yol açar. işçiler ekonomik kurtuluşları adına az ya da çok ölçüde siyasal özgürlük elde etmek için savaşabilirler. ne var ki, kapital gücü yönetimden yok edilmedikçe ne oranda olursa olsun elde edilecek siyasal özgürlük, işçileri yoksulluktan, işsizlikten ve baskıdan kurtaramayacaktır.

başkaları hesabına çalışmaktan, yerine getirilmeyen isteklerden ve yalnız bırakılmışlıktan yılmış halk kitleleri üzerine her yerde büyük ağırlıkla yüklenen ruhsal baskı biçimlerinden biri dindir. doğaya yenik düşen ilk insanların tanrılara, şeytanlara, mucizelere ve benzeri şeylere inanmasına yol açışı gibi, sömürülen sınıfların sömürenlere karşı mücadeledeki yetersizliği de kaçınılmaz olarak ölümden sonra daha iyi bir yaşamın varlığına inanmalarına yol açar.

din, bütün yaşamı boyunca çalışan ve yokluk çekenlere, bu dünyada azla yetinmeyi, kısmete boyun eğmeyi, sabırlı olmayı ve öteki dünyada bir cennet umudunu sürdürmeyi öğretir. oysa yine din, başkalarının emeğinin sırtından geçinenlere bu dünyada hayırseverlik yapmayı öğreterek, sömürücü varlıklarının ceremesini pek ucuza ödemek kolaylığını gösterir ve cennette de rahat yaşamaları için ehven fiyatlı bilet satmaya bakar. böylelikle din, halkı uyutmak için afyon niteliğindedir. *

din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir. ne var ki, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye başlamış köle, kölelikten yarı yarıya çıkmış demektir. fabrika endüstrisinin yetiştirdiği ve kent yaşamının aydınlattığı modern, sınıf bilinçli işçi, dinsel ön yargıları bir yana atar, cenneti papazlara ve burjuva bağnazlarına bırakır ve bu dünyada kendisi için daha iyi bir yaşam elde etmeye çalışır. bugünün proletaryası, din bulutuna karşı savaşta bilimden yararlanan ve işçileri bu dünyada daha iyi bir yaşam adına kavga vermek için birleştirerek öteki dünya inancından kurtaran sosyalizmin yanında yer alır.

* marx'ın bu sözü, din konusundaki marksist görüşün temel taşıdır. marksizm bütün modern dinleri, kiliseleri ve her türlü dinsel örgütü, işçi sınıfının sömürülmesini ve ezilmesini savunmaya hizmet edecek birer burjuva gericiliğinin aracı olarak görür.

10.05.2017

meraklı zihinler

john brockman

"din, insanları yöntemli bir şekilde dolandırma sanatıdır."

richard dawkins: genç bir bilim adamı adayına bir kitabın ya da bir öğretmenin verebileceği en değerli armağan, otoriteyi sorgulama alışkanlığıdır. size herkesin söylediği şeyi hemen kabul etmeyin, kendiniz düşünün.

robert m. sapolsky: din, temelde sadece din adına itaatkar olmaktan ve törensellikten başka bir şey değildir.

paul c.w. davies: gerçekten büyük soruları en iyi şekilde yanıtlamanın yolu, dinden değil ancak kuramsal fizikten geçmektedir. fizik, ne de olsa, beyindeki atomların dans ederken ayak uydurdukları müziktir.

lee smolin: bir yetişkin olarak insanın kendi büyümesiyle ilgili kanıları, büyük oranda kişisel bir efsanedir; arkasında anne ve babalarımızla ilgili dramların gelişimi yatar.

mary catherine bateson: yeni bir dil insanın yeni şeyler düşünmesine olanak sağlar.

theodosius dobzhansky: biyolojide evrimin ışığında görülmeyen hiçbir şeyin anlamı yoktur.

lynn margulis: sağlam verilerin ve gözlemin gerçekliği beni her zaman bir yetkilinin savlarından daha çok etkilemiştir.

j. doyne farmer: bazen beni ben yapan amansız yazgı ile, salt rastgele koşulların oluşturduğu tuhaf karışımı hayretle düşünürüm. tarihsel önemde olaylar bazen, bir tek hayatın doğal akışının sularına karışabilecek, ileriye dönük rastlantısal sonuçlar doğurabilir.

ray kurzweil: ne tür zorluklarla karşılaşırsak karşılaşalım -ister işimizle, ister sağlığımızla ilgili sorunlar olsun, ister ilişki güçlükleri- bizim bunları alt etmemizi sağlayacak bir fikir vardır.

9.05.2017

i, daniel blake

ken loach

büyük komedi, değil mi? göğsünde güzel bir isimlikle orada oturuyorsun ann, olmayan işleri arayan hasta bir adama bakıyorsun; ki artık kaldıramıyorum. kendi zamanımı, işverenlerin zamanını, senin zamanını boşa harcıyorum. ve bütün bunlar beni eziyor, küçük düşürüyor. ya da acaba, şu bilgisayarlardan adımı silme noktasına mı geldik? şey, artık pes ediyorum. yetti artık.

kendine saygını yitirdiğinde işin bitik demektir.

dan bize göre yoksul biri değildi. o bize paranın satın alamayacağı şeyler verdi. öldüğünde bunu üzerinde buldum. yazmak için hep kurşun kalem kullanırdı. bunu başvurusu sırasında okuyacaktı; fakat buna fırsatı olmadı. ve sizi temin ederim ki bu sevgi dolu adamın, vereceği daha çok şeyi vardı. ama devlet onu erkenden mezara yolladı. şunları yazmış:

"ben ne bir müşteri, ne bir alıcı ne de hizmet kullanıcısıyım. ben bir kaytarıcı, bir beleşçi, bir dilenci ya da bir hırsız değilim. ben bir sosyal güvenlik numarası ya da ekranda yanıp sönen bir bip sesi değilim. faturalarımı, vergilerimi zamanında ve kuruşuna dek ödedim; bununla da gurur duyuyorum. kimseye boyun eğmem; ama komşumun gözlerine bakar ve elimden geliyorsa ona yardım ederim. sadaka aramıyorum ve kabul de etmiyorum. benim adım daniel blake. ben bir insanım, köpek değil. bu itibarla haklarımı talep ediyorum. bana saygı duyarak yaklaşmanızı talep ediyorum. ben, daniel blake, bir vatandaşım; ne bir eksik ne bir fazlası."

8.05.2017

büyük taş yüz

nathaniel hawthorne

bir kitap kurdu o; ölü düşünceleri kemirmek için doğmuş biri.

herkes prometheus gibi, cennetten ateşi çalıp getirebilecek nitelikte değildir; ama o bu işi yaptıktan sonra binlerce ocak tutuşturuldu onunla.

yaşamım pek de uyumlu değildi düşüncelerimle. yüce düşlerim vardı, gelgelelim yalnızca düştü bunlar; çünkü -kuşkusuz kendi seçimimdi bu- aşağı ve değersiz gerçeklerin arasında yaşadım. hatta kimileyin -yüzüm tutup da nasıl söylüyorum bunu- kendi yapıtlarımın doğada ve insan yaşamında açığa çıkardığı söylenen yücelik, güzellik ve iyiliğe olan inancımı yitirdim.

yetkin konum ayrılıkları ortadan kaldırılınca, toplum yalnızca inceliğini değil, dayanıklılığını da yitirir.

sen ruhunu ayakta tuttukça, her şey ilk baştaki tazeliğine kavuşacaktır. insan düşlerinin yarattığı maddi nesneler gününü doldurmuş; oysa sen, ruhunla birlikte sonsuza dek yaşayacaksın.

savaşı kaçınılmaz kılan şey şu temiz yürekli beyefendilerin sandığından çok daha derindedir. ne olacak yani? insanlar arasındaki bütün o önemsiz görünen sürtüşmelerin giderilebileceği bir alan mı açılacak? ulusal sorunların çözüme kavuşturulacağı bir yüksek mahkeme mi kurulacak? bu tür davaların görüldüğü tek mahkeme savaş alanıdır.

doğa bir kitaptan daha iyi değil mi? insan yüreği herhangi bir felsefe dizgesinden daha derin değil mi? yaşam, geçmişteki gözlemcilerin onda bulduğunu sanıp da özdeyişlere dökmeye çalıştığından çok daha fazla yol gösterici bilgiyle dolu değil mi? zamanın yüce kitabı hala apaçık duruyor önümüzde; onu doğru düzgün okumayı başarırsak, sonsuz doğruluğun yolunu açacaktır bize.

ağaçlık patikalar katedralimizin geçidi olacak, gök de kubbesi. tanrı ile inananların arasına bir çatı koymak ne diye? inancımız bütün örtülerinden; hatta en kutsal kişilerin onun üzerine geçirdiklerinden bile kurtulacak ve bu yalınlığı içinde daha da yücelecek.

insanın nicedir süren yetkinlik arayışının onu yalnızca kötülüğün alaylarıyla yüz yüze getirmesi, hem de bunu sorunun tam temelinde yatan bir yanlışlığın yıkıma uğradığının sanıldığı bir anda yapması ne kadar üzücüydü! yürek, yürek -onun içinde ilk günahın yattığı küçücük ama sınır tanımaz bir köşecik vardı; dışımızdaki dünyanın suçları ve yanlışları bu ilk günahın birer yansımasıydı sadece.