karl marx: gerçeği belirleyen, insanların bilinci değildir; aksine bilinçlerini belirleyen, gerçektir.
maurice merleau-ponty: felsefe, uzaktan sahip olmanın ütopyasıdır. filozof, uyanan ve konuşan insandır ve insan sessizce felsefenin çelişkilerini taşır; çünkü tamı tamına bir insan olmak için, bir insandan biraz az ve biraz fazla olmak gerekir.
georges gusdorf: filozofun görevi, insanlık durumunu aydınlatmaktır.
moritz schlick: felsefemizin gerçek babası, hepsi uzun bir zincirin son halkaları olan ne comte'dur, ne frege'dir, ne poincare'dir, ne russell'dır, ne bir bilim adamıdır ne de mantıkçıdır. bu kişi sokrates'tir. öğrencilerine doğru sorular sormayı öğreten ilk insan odur.
victor brochard: platon'un gözünde tamamen saf gözlem her zaman yaşamın en mükemmel biçimidir.
immanuel kant: hiçbir bilgi içimizde deneyden önce değildir. her şey deneyle başlar.
maine de biran: herhangi bir nesne veya biçim ancak algılayan veya hisseden özne ile ilişkisiyle kavranabilir. ne kadar çok etkilenirsek o kadar az algılıyor ve biliyoruz.
henri bergson: en fazla tutunduğumuz görüşler, en büyük zorlukla farkına varabildiklerimizdir ve onları doğrulamamızı sağlayan nedenler, çok ender olarak, onları benimsememize yol açanlardır.
bossuet: zihnin en büyük problemi, şeylere gerçekte oldukları gibi değil, olmaları istendiği biçimde inanmaktır. bu, tutkularımızın neden olduğu bir hatadır. doğru olsun veya olmasın, istediğimiz veya umduğumuz şeye inanma eğilimi içindeyizdir.
emile durkheim: gerçeğin içinden karşı konulamaz bir ışık yayılır.
albert burloud: yetişkin birçok bilinçte, bazı soyut kavramlar niteliksel evreyi aşamazlar ve hiçbir zaman gerçekten genel haline gelemezler. yücenin, iyi yüreklinin, güzelin ve çirkinin, adilin ve adaletsizin sadece ayrı değil, aynı zamanda açık bir fikrine sahip kaç kişi vardır?
maurice merleau-ponty: dünyaya tutulmuşuz ve bu dünyadan, kendimizi ayıramadığımız için dünyanın bilincine varamıyoruz. eğer bunu yapabilseydik, niteliğin hiçbir zaman hemen kavranamayacağını ve tüm bilincin bir şeyin bilinci olacağını görecektik.
karl marx: filozoflar yalnızca dünyayı farklı tarzlarda yorumlamışlardır; şimdi söz konusu olan, bu dünyayı değiştirmektir.
moritz schlick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moritz schlick etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17.01.2017
6.11.2014
moritz schlick
david edmonds / john eidinow
21 haziran 1936 sabahı dokuza doğru moritz schlick, prinz eugen strasse'nin başında belvedere palace'ın geniş fransız tarzı bahçelerine bakan apartmanından çıktı, viyana'nın merkezine doğru yokuş aşağı ağır ağır inen tramvay d'ye bindi ve temel bilimler felsefesi bölümündeki kürsüsüne gitmek için viyana üniversitesi'ne yaptığı her zamanki 15 dakikalık yolculuğuna başladı. heybetli ana girişe çıkan taş basamaklara birkaç metre kala tramvaydan indi, demir kapıdan ve uzun, loş ana holden aceleyle geçti; sağa, hukuk ve felsefe bölümlerine çıkan merdivenlere saptı. 54 yaşındaki profesör, doğa felsefesi hakkındaki derse geç kalmıştı; derste nedensellik ve belirlenimcilik, insanların özgür iradesi olup olmadığı gibi konuları tekrar işleyecekti.
schlick coşkulu bir konuşmacı olmaktan çok uzaktı -zorlukla duyulan, monoton bir sesle konuşurdu- ama dersleri hep kalabalık olurdu. öğrenciler, düşüncelerinin netliğini ve bilimden mantığa, etiğe kadar uzanan ilgi alanlarının çokluğunu takdir ederlerdi. kır saçları ve yeleğiyle, ağırbaşlı ve otoriter bir görünümü vardı ve gençler tarafından -nezaketi ve sıcakkanlılığıyla- çok sevilirdi. mantıkçı pozitivizm doktrinlerini felsefenin hakim gücü haline getiren filozoflar ve bilim adamlarından oluşan viyana çevresinin kurucusu ve fikir babası olarak akademide de büyük ağırlığı vardı. daha da önemlisi ludwig wittgenstein'ı felsefeye döndüren kişi olarak biliniyordu.
o derse yetişmek için hızla yürürken, merdivenlerde pek sevmediği biri, eski bir doktora öğrencisi johann -ya da hans- nelböck onu bekliyordu. nelböck, schlick'i tehdit ettiği için iki kere psikiyatri koğuşunda yatmış ve kendisine paranoyak şizofren teşhisi konmuştu. eski danışmanına karşı bu saplantısı kısmen aşık olduğu sylvia borowicka adlı bir öğrenciden kaynaklanıyordu. kendisi de asabi ve dengesiz biri olan borowicka, nelböck'ün bütün teşebbüslerini reddetmiş ve temel bilimler profesörüne karşı duyduğu romantik hisleri dile getirerek nelböck'e göre anlaşılmaz bir muhakeme hatası yapmıştı. amerikalı bir karısı ve iki çocuğu olan schlick'in, borowicka'nın bu hislerine karşılık verip vermediği bilinmiyor. zaten önemi de yok; zira nelböck'ün çılgınca hayallerinde ikisi iğrenç bir ilişki yaşıyorlardı.
ayrıca nelböck profesörün kendisine verdiği tek zararın bu olmadığına inanıyordu. klinikte gözetim altında tutulduğu dönemlerin ardından nelböck iş aramaya başlamış; ancak hüsrana uğramıştı. özellikle de bir iş başvurusunun reddedilmesi içine işlemişti. bir yetişkin-eğitim merkezinde felsefe öğretmeni olması, gizli tutmaya çalıştığı akıl hastalığının ortaya çıkmasıyla kabul edilmemişti. nelböck bu yüzden de schlick'i suçluyordu; çünkü ilk olarak onun şikayetleri yüzünden akıl hastanesine yatması gerekmişti.
bazen ders sırasında -önermelerin ya da gerçeğin doğasının analizini yaparken- schlick başını notlarından kaldırır, öğrenciler arasından kendine bakan nelböck'ün sıska, gözlüklü yüzüyle karşılaşırdı. prinz-eugen strasse'deki evlerinde de huzur kalmamıştı; telefonu açtığında hakaretlerle, kötü tehditlerle karşılaşıyordu.
genelde çok sakin olan profesör korkmaya başlamıştı -arkadaşlarıyla meslektaşlarına bunu itiraf ediyordu. polise haber verip bir koruma aldı. ama bir müddet sonra tehditler sonuçsuz kalınca korumanın askıya alınmasına karar verildi ve schlick polisle bütün temasını kaybetti. "korkarım" demişti bir meslektaşına, "esas benim deli olduğumu düşünmeye başladılar."
saat 9.15'te schlick felsefe bölümüne çıkan merdivenin sahanlığına geldiğinde nelböck otomatik bir tabanca çıkarıp çok yakından dört el ateş etti. schlick'in bacağına saplanan dördüncü kurşun gereksizdi; üçüncü kurşun mideyi ve bağırsakları parçalamış, ilk iki kurşun kalbine isabet etmişti. profesör dr. moritz schlick o anda öldü. bugün olay yeri pirinç bir levhayla işaretlenmiştir.
21 haziran 1936 sabahı dokuza doğru moritz schlick, prinz eugen strasse'nin başında belvedere palace'ın geniş fransız tarzı bahçelerine bakan apartmanından çıktı, viyana'nın merkezine doğru yokuş aşağı ağır ağır inen tramvay d'ye bindi ve temel bilimler felsefesi bölümündeki kürsüsüne gitmek için viyana üniversitesi'ne yaptığı her zamanki 15 dakikalık yolculuğuna başladı. heybetli ana girişe çıkan taş basamaklara birkaç metre kala tramvaydan indi, demir kapıdan ve uzun, loş ana holden aceleyle geçti; sağa, hukuk ve felsefe bölümlerine çıkan merdivenlere saptı. 54 yaşındaki profesör, doğa felsefesi hakkındaki derse geç kalmıştı; derste nedensellik ve belirlenimcilik, insanların özgür iradesi olup olmadığı gibi konuları tekrar işleyecekti.schlick coşkulu bir konuşmacı olmaktan çok uzaktı -zorlukla duyulan, monoton bir sesle konuşurdu- ama dersleri hep kalabalık olurdu. öğrenciler, düşüncelerinin netliğini ve bilimden mantığa, etiğe kadar uzanan ilgi alanlarının çokluğunu takdir ederlerdi. kır saçları ve yeleğiyle, ağırbaşlı ve otoriter bir görünümü vardı ve gençler tarafından -nezaketi ve sıcakkanlılığıyla- çok sevilirdi. mantıkçı pozitivizm doktrinlerini felsefenin hakim gücü haline getiren filozoflar ve bilim adamlarından oluşan viyana çevresinin kurucusu ve fikir babası olarak akademide de büyük ağırlığı vardı. daha da önemlisi ludwig wittgenstein'ı felsefeye döndüren kişi olarak biliniyordu.
o derse yetişmek için hızla yürürken, merdivenlerde pek sevmediği biri, eski bir doktora öğrencisi johann -ya da hans- nelböck onu bekliyordu. nelböck, schlick'i tehdit ettiği için iki kere psikiyatri koğuşunda yatmış ve kendisine paranoyak şizofren teşhisi konmuştu. eski danışmanına karşı bu saplantısı kısmen aşık olduğu sylvia borowicka adlı bir öğrenciden kaynaklanıyordu. kendisi de asabi ve dengesiz biri olan borowicka, nelböck'ün bütün teşebbüslerini reddetmiş ve temel bilimler profesörüne karşı duyduğu romantik hisleri dile getirerek nelböck'e göre anlaşılmaz bir muhakeme hatası yapmıştı. amerikalı bir karısı ve iki çocuğu olan schlick'in, borowicka'nın bu hislerine karşılık verip vermediği bilinmiyor. zaten önemi de yok; zira nelböck'ün çılgınca hayallerinde ikisi iğrenç bir ilişki yaşıyorlardı.
ayrıca nelböck profesörün kendisine verdiği tek zararın bu olmadığına inanıyordu. klinikte gözetim altında tutulduğu dönemlerin ardından nelböck iş aramaya başlamış; ancak hüsrana uğramıştı. özellikle de bir iş başvurusunun reddedilmesi içine işlemişti. bir yetişkin-eğitim merkezinde felsefe öğretmeni olması, gizli tutmaya çalıştığı akıl hastalığının ortaya çıkmasıyla kabul edilmemişti. nelböck bu yüzden de schlick'i suçluyordu; çünkü ilk olarak onun şikayetleri yüzünden akıl hastanesine yatması gerekmişti.
bazen ders sırasında -önermelerin ya da gerçeğin doğasının analizini yaparken- schlick başını notlarından kaldırır, öğrenciler arasından kendine bakan nelböck'ün sıska, gözlüklü yüzüyle karşılaşırdı. prinz-eugen strasse'deki evlerinde de huzur kalmamıştı; telefonu açtığında hakaretlerle, kötü tehditlerle karşılaşıyordu.
genelde çok sakin olan profesör korkmaya başlamıştı -arkadaşlarıyla meslektaşlarına bunu itiraf ediyordu. polise haber verip bir koruma aldı. ama bir müddet sonra tehditler sonuçsuz kalınca korumanın askıya alınmasına karar verildi ve schlick polisle bütün temasını kaybetti. "korkarım" demişti bir meslektaşına, "esas benim deli olduğumu düşünmeye başladılar."
saat 9.15'te schlick felsefe bölümüne çıkan merdivenin sahanlığına geldiğinde nelböck otomatik bir tabanca çıkarıp çok yakından dört el ateş etti. schlick'in bacağına saplanan dördüncü kurşun gereksizdi; üçüncü kurşun mideyi ve bağırsakları parçalamış, ilk iki kurşun kalbine isabet etmişti. profesör dr. moritz schlick o anda öldü. bugün olay yeri pirinç bir levhayla işaretlenmiştir.
