thomas hobbes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
thomas hobbes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31.12.2021

ün

schopenhauer

ün ve onur ikiz kardeştirler. ün, ölümlü onurun ölümsüz kardeşidir. ün, ne kadar uzun sürecekse o kadar geç ortaya çıkar; tıpkı seçkin olan her şeyin yavaş yavaş olgunlaşması gibi.

onur, nesnel olarak, başkalarının bizim değerimiz hakkındaki görüşüdür ve öznel olarak, bizim bu görüşten korkmamızdır.

lessing: kimi insanlar ünlüdür; kimileri de ünlü olmayı hak ederler.

en büyük hazzı hayran olunmaktan aldığımız için; ama hayran olanlar ise, her şeyin nedeni kendileri oldukları halde, buna gönülleri razı gelmediğinden; en mutlu kişi, bunu nasıl başarmış olursa olsun, kendine dürüst bir biçimde hayran olabilendir. böylece başkaları onu yanıltamazlar.

helvetius: onura, onur için değil, getirdiği yarar uğruna değer veririz.

bir kimseyi kıskanılmaya değer yapan, yargı gücü bulunmayan kandırılmış büyük kitle tarafından büyük bir adam olarak görülmesi değil, onun büyük adam olmasıdır; sonraki kuşakların onun adını duyması değil, onun yüzyıllar boyunca korumayı ve üzerinde düşünülmeyi hak eden düşünceler üretmesi büyük bir mutluluktur. ayrıca bu özelliği onun elinden alınamaz. bu, kendi içimizde yer alandır; öteki ise, kendi içimizde yer almayandır. buna karşılık, hayranlığın kendisi asıl unsur olsaydı, hayranlık duyulan buna değer olmazdı.

şövalye onuru, kibrin ve deliliğin çocuğudur.

genel olarak erkekler arasında aptallar ve cahiller, kadınlar arasında da çirkinler sevilir ve aranırlar. kesinlikle iyi bir kalbi olma ününe kolaylıkla erişirler; çünkü herkes, onların ilgisine, kendisi ve başkaları önünde bir perde gibi gerek duyar. tam da bu yüzden her türden zihinsel üstünlük son derece yalnızlaştırıcı bir özelliktir: lanetlenir ve nefret edilir ve bunun bahanesi olarak da sahibine her türlü hata yakıştırılır.

thomas hobbes: zihnin tüm neşesi, tüm canlılık, insanın onunla kendini kıyaslayarak yüksek görebileceği bir kimsenin varlığına dayanır.

ünün ve gençliğin bir arada olması, bir ölümlü için çok fazladır. yaşamımız öyle yoksuldur ki, bu yaşamın mülklerinin daha ekonomik dağıtılması gerekir. gençliğin bütünüyle kendi zenginliği vardır ve bununla yetinebilir. ama yaşlılıkta, tüm hazların ve zevklerin, kış mevsimindeki ağaçlar gibi kurumalarından sonra, en ücra köşede, ünün ağacı gerçek bir kış yeşili olarak kök salar; ün yazın büyüyen ama kışın yenilen kış armutlarına benzetilebilir. yaşlılıkta, gençliğinin tüm enerjisini kendisiyle birlikte yaşlanmayan yapıtlara adamış olmaktan daha güzel bir avunma yoktur.

9.08.2021

homo homini lupus

erich fromm

insanlık tarihi kanla yazılmıştır; insanın istencini kırmak için şiddetin şaşmaz bir biçimde uygulandığı bir tarihtir bu. hitler milyonlarca yahudi'yi tek başına mı yok etti? stalin siyasal düşmanlarını kendi başına mı ortadan kaldırdı?

bu kişiler yalnız değildiler; kendileri için yalnız isteyerek değil, koşa koşa adam öldüren, işkence yapan binlerce yardımcıları vardı; insanın insana karşı acımasızlığına her yerde -acımasız savaşlarda, cinayet ve ırza geçmelerde, güçlünün güçsüzü sömürmesinde, işkence gören, acı çeken canlıların inlemelerine kimsenin kulak vermemesinde, bunlara herkesin yüreğini kapamasında- tanık olmuyor muyuz?

bütün bunlar hobbes gibi düşünenleri homo homini lupus (insan insanın kurdudur) inancına götürdü. bu gerçekler bugün de çoğumuza, insanın doğuştan kötü ve yıkıcı olduğunu, en çok sevdiği eğlenceden, daha azılı katillerden korktuğu için vazgeçen bir katil olduğunu düşündürüyor.

12.03.2020

din ve bilim

carl sagan

dinler her zaman sahte bilimi yuvalandırıp onun yayılmasını sağlayan, devlet korumasındaki barınaklar olmuştur.

gerçek şu ki tanrı, isa ve muhammed adına yobazlarca işlenen suçun ve çocuk tacizinin oranı, şeytan adına işlenen suçları defalarca kez aşıyor. bu ifade çoğu kişinin hoşuna gitmese de hiç kimse aksini öne süremez.

samuel butler: saf bir akıl garip şeylere inanmaktan büyük haz alır. bulduğu ne denli garipse onun için o kadar iyidir. sade ve anlaşılır şeylere ise yüz vermez; çünkü onlara zaten herkes inanır.

t. h. huxley'in bu konudaki çözümlemesi ise şöyle: ahlakın temeli, hakkında kanıt olmayan şeylere inanır görünmekten ve bilgi sınırlarının ötesindeki sorgulanamaz önermeleri yinelemekten vazgeçmeye dayanır.

thomas hobbes: görünmeyen şeyden duyulan korku, herkesin kendi içinde din diye bellediğinin doğal tohumudur.

öğretisel dinler konusunda, filozof david hume şöyle diyor: "insanların öyle konularda besledikleri kuşkuları kendilerine bile itiraf etmeye cesaretleri yoktur. ölçüleri sorgusuz inançtır ve asıl inançsızlığı, verdikleri güçlü hükümler ve yobazlıkla göstermiş olurlar."

albert einstein: gerçeklikle karşılaştırıldığında, bilimde vardığımız düzey ilkeldir, çocuk oyuncağıdır; ama sahip olduğumuz en değerli şey de odur.

vücut için önce yaşamayı sürdürmek, sonra gelişmek geliyor. beslenmenin dayattığı bu önem sıralaması uyarınca vücut öğrenmeyi son sıraya koymak zorunda kalıyor. sonuç olarak organizma için zeki ve ölü olmaktansa aptal ama canlı olmak önemlidir.

hippokrates hastalık tanısında bilimsel yöntemin ögelerini devreye soktu. dikkatli ve titiz gözlemi salık verdi: "hiçbir şeyi şansa bırakmayın. hiçbir şeye göz yummayın. farklı sonuçlar veren gözlemleri bir arada kullanın. kendinize yeterli zaman tanıyın."

27.08.2019

devlet

thomas hobbes

tanrının dünyayı onunla yaratmış olduğu ve yönettiği sanat olan doğa, başka pek çok şeyde olduğu gibi bunda da, yapay bir canlı yaratacak şekilde, insanın sanatı ile taklit edilir. çünkü hayat, organların, başlangıcı içerdeki bir temel parçada bulunan hareketinden başka bir şey değildir. 

bütün otomatların -yaylar ve çarklar yardımıyla kendi kendine hareket eden makinelerin, mesela bir saat- yapay bir hayata sahip olduklarını söyleyemez miyiz?

kalp nedir ki bir yaydan başka; sinirler nedir ki çok sayıda yaylardan başka; ya eklemler, yapıcının planladığı şekilde bütün gövdeyi harekete geçiren çok sayıda çarklardan başka?

sanat daha da ileriye gider, doğanın o rasyonel ve mükemmel eserini, insanı taklit etmeye kadar. sanat iledir ki, yapay bir insandan başka bir şey olmayan, latince'de civitas denilen, devlet adlı o büyük ejderha yaratılır. bu, doğal insanın korunması ve savunulması için tasarlanmış olup ondan daha büyük bir cesamete ve kudrete sahiptir ve onda, egemenlik bütün gövdeye canlılık ve hareket veren yapay bir ruhtur. yargıçlar ve diğer yargı ve yürütme görevlileri, yapay eklemler; egemenlik makamına bağlı her eklem ve organa kendi görevini yaptıran ödül ve ceza, doğal gövdede aynı işi yapan sinirlerdir. tek tek organların/üyelerin servet ve zenginlikleri ise kuvvettir. salus populi halkın esenliği onun görevidir. bilmesi gereken her şeyi ona bildiren hukukçular, hafızadır. adalet ve yasalar yapay bir akıl ve iradedir. uyum sağlıktır. nifak hastalıktır. iç savaş ise ölüm.

son olarak, bu siyasi varlığı en başta kuran, bir araya getiren ve birleştiren sözleşmeler ve ahitler, tanrı'nın yaratılışta buyurduğu fiat veya insanı yaratalım emrine benzer.

31.10.2018

uzun lafın kısası

patti smith: dikkat et, ruhunu sergilerken dikkat et, neyin varsa ortalığa dökme.

jean baudrillard: çünkü farklılık güzeldir, kayıtsızlık ise soylu.

charles bukowski: tanrım, çok tuhaf bir dünyada yaşıyoruz. her şeyimiz var ama hiçbir şeyimiz yok.

thomas hobbes: dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. gelecek korkusu yüzünden insanlar, görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

robert musil: yaşamın zevkler okyanusundan yalnızca bir tutam cinsellik zevki alan bu hayat korkunç bir şey!

comte de volney: insanı, insanın tasarladığı gibi yaratmış olan tanrı değildir. aslında kendi tasarladığı gibi tanrı'yı düşünen, insandır.


woody allen: insan özgürleşmesi, hayatın absürtlüğünün farkına varmaktan geçer.

theodore kaczynski: tarih, genelde ne istediğini bile tam olarak bilmeyen çoğunluklar tarafından değil, kararlı ve etkin azınlıklar tarafından yazılır.


erich fromm: umut etmek, insan olmanın temel koşullarından biridir. insan umut etmekten vazgeçerse cehennemin kapısından girmiş demektir, kendi insanlığını geride bırakmış demektir.

shakespeare: senin kalbinde yaşayacağım, kucağında öleceğim, gözlerine gömüleceğim.

13.10.2018

din

thomas hobbes

dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. gelecek korkusu yüzünden insanlar, görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

şu dört şey dinin doğal kökenini oluşturur: hayaletlere inanmak, ikincil nedenleri bilmemek, korkulan şeylere bağlılık ve geçici şeyleri haberci olarak kabul etmek. bunlar, insanların çeşitli hayal güçleri, muhakeme yetenekleri ve duyguları nedeniyle, o kadar farklı törenlere yol açmışlardır ki bir insan tarafından kullanılanlar bir başka insan için genellikle gülünç olmaktadır.

görünmez güçlerin doğası hakkındaki inançlardan oluşan dinlerde, şurada veya burada paganlar tarafından bir tanrı veya şeytan olarak adlandırılmamış veya şairleri tarafından şu veya bu ruhun harekete geçirdiği, mekan tuttuğu veya tutsak aldığı olarak hayal edilmemiş hiçbir şey yoktur.

şimdiye kadar olmuş veya bundan sonra olacak şeylerin nedenleri olduğundan emin olunduğu için, korktuğu kötülüklerden kendini sakınmak ve arzu ettiği iyilikleri elde etmek için devamlı çabalayan insanoğlu, mutlaka sürekli bir gelecek endişesi içindedir.

böylece her insan, özellikle aşırı ihtiyatlı olanlar, prometheus'unkine benzer bir durumdadırlar. çünkü, kelime anlamı olarak dilimize çevrildiğinde "basiretli, geleceği gören adam" demek olan prometheus, görüş alanı büyük bir yer alan kafkas tepesine bağlanmıştı ve burada, onun karaciğeri ile beslenen bir kartal, onun geceleyin yenilenen karaciğerini gündüz yiyordu. yani gelecekten kaygı duyduğu için çok ileriye bakan bir insanın kalbi, bütün gün, ölüm, yoksulluk veya başka bir felaketin korkusuyla tükenip durur. ve sadece uykuda iken bu insan huzura kavuşabilir veya kaygı dolu kalbi dinlenebilir.

işte bu yolladır ki, insanların hayal gücünün sayısız çeşitlemelerinden, bu dünyada sayısız türde tanrılar yaratmışlardır. işte görülemeyen şeylerden duyulan bu korku, herkesin din dediği şeyin ve başkalarından farklı biçimde o güce tapanlar veya ondan korkanlarda bulunan batıl inancın doğal kökenidir.

şeylerin doğal nedenlerini pek az araştıran veya hiç araştırmayanlar, onlara bu kadar çok iyilik veya kötülük yapma gücüne sahip olan şeyin ne olduğunu bilmemekten gelen korkuyla, çeşitli türden görünmez güçler varsaymaya ve kendilerini bunlara inandırmaya ve kendi tahayyüllerinin önünde huşu içinde durup zor durumlarda bunların yardımına sığınmaya; ve ayrıca, başarılı oldukları vakit, onlara şükranlarını sunmaya eğilimlidirler. böylece, kendi hayallerinin ürünlerini kendi tanrılarına dönüştürürler.

dinin bu başlangıcını tespit etmiş olanlardan bazıları, bunu beslemiş, süslemiş ve yasa haline getirmişler ve ona, gelecekteki olayların nedenlerine ilişkin kendi uydurdukları görüşleri eklemişler, böylece başkalarına hükmedebileceklerini ve kudretlerinden en büyük faydayı elde edebileceklerini ummuşlardır.

merak veya nedenleri bilme isteği, insanı, sonuçların düşünülmesinden nedenleri aramaya götürür ve ayrıca, nedenlerin de nedenlerini. insan, böylece, zorunlu olarak, daha önceki başka bir nedene dayalı olmayan ezeli bir nedene varır. insanlar buna tanrı derler. dolayısıyla başı ve sonu olmayan bir tanrı'nın var olduğu inancına yönelmeksizin, doğal nedenlerin derin bir araştırmasını yapmak mümkün değildir.

ancak insanlar, kafalarında, onun doğasına uygun bir tanrı fikrine sahip olamazlar. çünkü, söz gelimi, insanların kendilerini ateşle ısıttıklarını söylemelerini işiten ve kendisi de ateşle ısınan, doğuştan kör bir adamın, insanların ateş dedikleri bir şeyin var olduğunu ve hissettiği şeyin nedeni olduğunu kolayca kavrayabilmesi ve bundan emin olabilmesi fakat onun nasıl bir şey olduğunu tasarlayamaması; veya onu gözleriyle görenler gibi, kafasında ona ilişkin bir fikre sahip olamaması gibi; insanlar da, bu dünyadaki gördükleri şeylere ve onların hayranlık verici düzenine dayanarak, bütün bunların tanrı denilen bir nedeni olduğunu kavrayabilir. fakat kafasında ona ilişkin bir fikir veya imaj oluşturamazlar.

bu nedenle, tek amaçları halkı itaat ve barış içinde tutmak olan pagan devletlerinin ilk kurucuları ve yasa koyucuları, her yerde ilkin, insanlarda, dinle ilgili olarak koydukları hükümlerin kendi icatlarından değil, bir tanrının veya başka bir ruhun buyruklarından kaynaklandığı; veya kendilerinin ölümlülerin üzerinde bir nitelikte oldukları inancını oluşturmaya gayret etmişlerdir. ki böylece koydukları yasaların daha kolayca kabul edilebilmesini amaçlamışlardır.

yine bu yüzden, numa pompilius, romalılar arasında ihdas ettiği ayinleri egeria adlı nemften aldığını iddia etmiştir. ve peru krallığının ilk hükümdarı ve kurucusu, kendisi ve karısının güneş'in çocukları olduğunu iddia etmiş ve muhammed ise, yeni dinini kurmak için, güvercin kılığındaki kutsal ruh ile konuştuğunu iddia etmiştir.

ikinci olarak, yasalarca yasaklanan şeylerin tanrıların da hoşuna gitmediğine inanılması için uğraştılar. üçüncü olarak, törenler, yakarışlar, kurbanlar ve şenlikler düzenleyerek, bunlarla tanrıların öfkesinin yatıştırılabileceği inancını ve askeri yenilgilerin, büyük salgın hastalıkların, depremlerin ve bireysel sefaletlerin tanrıların öfkesinden ve bunun da, ibadetin ihmal edilmesinden veya gerekli törenlerin unutulması veya yanlış yapılmasından kaynaklandığı inancını oluşturmaya çalıştılar.

bunlar ve bu gibi diğer kurumlar sayesinde, toplumun asayişi demek olan amaçlarına varmak için, sıradan insanların, ters giden işlerini, ayinleri ihmal etmelerine veya ayinleri yanlış yapmalarına veya yasalara uymamalarına bağlayarak, yöneticilerine karşı isyan etmeye daha az eğilimli olmalarını; ve tanrıların onuruna yapılan şenlikler ve spor şölenlerinin şatafatı ve eğlencesiyle hoşnut edilerek, onları devlete karşı muhalefetten, fısıldaşmadan ve hareketlilikten alıkoymak için ekmekten başka bir şeye gerek olmamasını sağlamışlardır.

bu nedenle, o zaman bilinen dünyanın büyük kısmını fethetmiş olan romalılar, roma şehrinde herhangi bir dine müsamaha göstermekten geri durmamışlardır; meğerki o dinde, devlet yönetimlerine aykırı bir şey olsun. ayrıca, tanrı'nın has krallığı oldukları için, ölümlü krallara veya devletlere biat edilmesini gayrimeşru kabul eden yahudiler'in dini dışında, roma'da herhangi bir dinin yasaklandığını da tarih kitapları yazmaz. işte böylece görülmektedir ki paganların dini, onların devlet düzeninin bir parçası idi.

saçma veya yanlış beyanların, evrensel olmaları halinde, anlaşılma imkanı yoktur; yine de pek çok insan, sözcükleri usulca tekrarladıkları yahut iyice kafalarına yerleştirdikleri vakit onları anladıklarını sanırlar.

insanların, güvendikleri kişiler tarafından suhulet ve marifetle, korkuları ve cehaletleri istismar edilerek, herhangi bir şeye inandırılması bu kadar kolaydır.

3.09.2018

leviathan

thomas hobbes

hayat, organların, başlangıcı içerdeki bir temel parçada bulunan hareketinden başka bir şey değildir.

bir cisim hareket halinde iken, başka bir şey onu engellemedikçe, sonsuza kadar hareket eder.

respice finem: yani, bütün işlerinizde, hedefe varmak için bütün düşüncelerinizi yönlendiren şey olarak, elde edeceğiniz sonuca bakın. 

niye bu dünyada kötü insanlar genellikle bolluk içinde yaşamış, iyiler ise ıstırap çekmiştir?

hiç kimse, zihninde sonsuz büyüklükte bir imgeye sahip olamaz; veya sonsuz hız, sonsuz zaman, sonsuz güç veya sonsuz kudret tasarlayamaz.

nedenlerin ve kuralların bilinmemesi, yanlış kurallara dayanmak ve araştırdıkları şeylerin nedenleri olarak yanlış nedenleri seçmek kadar yoldan çıkarmaz insanı.

sadece bize acı vermiş olan şeylerden değil, bize acı verip vermeyeceklerini bilmediğimiz şeylerden de kaçınırız.

büyüklük, haksız veya sahtekarca yolların hakir görülmesidir.

insan arzusunun nesnesi bir defa ve sadece bir anlık haz almak değil, gelecekteki arzularının yolunu daimi olarak güvence altına almaktır.

sadece kendine bağımlı olan bir kişi aslında bağımlı değildir.

savaşın hayatı koruması, barışın ise yok etmesi asla mümkün olamaz.

tutkuların ateşi anlamayı asla kolaylaştırmaz, tersine işleri karıştırıp anlaşılmaz kılar.

özgür bir insan, gücü ve zekasıyla yapmaya muktedir olduğu şeylerde, istediği şeyi yapması engellenmemiş olan birisidir.

bir işten fayda elde edenin o işi yapan olduğu farz edilir. zira, fiilin sonucunda gelen fayda kadar, faili belli eden başka bir şey yoktur.

16.06.2018

mülkiyet

thomas hobbes

cicero, bir kamu davasında, bütün mülkiyeti toplum yasasına bağlar. toplum yasası terk edilirse, demiştir; veya özenle korunmazsa, hele hele yok edilirse, insanın atasından almayı veya çocuklarına bırakmayı güvenle bekleyebileceği hiçbir şey kalmaz.

ayrıca, toplum yasasını kaldırın, hiç kimse neyin kendisine, neyin başkasına ait olduğunu bilemez. öyleyse, mülkiyetin başlaması, ancak onu temsil eden kişinin eliyle bir şey yapabilen devletin bir sonucu olduğuna göre, sadece egemenin işidir; ve egemen güce sahip olmayan hiç kimsenin yapması mümkün olmayan yasalarda yer alır.

22.04.2016

din

thomas hobbes

dinin doğal nedeni gelecek kaygısıdır. gelecek korkusu yüzünden insanlar, görünmeyen şeylerin gücünden korkarlar.

insanların, güvendikleri kişiler tarafından suhulet ve marifetle, korkuları ve cehaletleri istismar edilerek, herhangi bir şeye inandırılması kolaydır.

saçma veya yanlış beyanların, evrensel olmaları halinde, anlaşılma imkanı yoktur; yine de pek çok insan, sözcükleri usulca tekrarladıkları yahut iyice kafalarına yerleştirdikleri vakit onları anladıklarını sanırlar.

görünmez güçlerin doğası hakkındaki inançlardan oluşan dinlerde, şurada veya burada paganlar tarafından bir tanrı veya şeytan olarak adlandırılmamış veya şairleri tarafından şu veya bu ruhun harekete geçirdiği, mekan tuttuğu veya tutsak aldığı olarak hayal edilmemiş hiçbir şey yoktur.

18.05.2015

adalet

thomas hobbes

hiçbir şey, olaydan sonra yapılmış bir yasayla suç haline getirilemez.

adaletin doğası, geçerli ahitlere uyulmasıdır. fakat ahitlerin geçerliliği, insanları onlara uymaya zorlayacak bir devlet gücünün kurulmasıyla başlar ancak. ve mülkiyet de o zaman başlar.

adalet herkese kendisinin olanı sürekli olarak vermek iradesidir. bu nedenle, kendisinin olanın, yani mülkiyetin olmadığı yerde adaletsizlik de yoktur; ve kurulmuş bir zorlayıcı gücün, yani devletin olmadığı yerde de mülkiyet yoktur; herkes her şey üzerinde hak sahibidir. dolayısıyla devletin olmadığı yerde, adalete aykırı hiçbir şey yoktur.

yoksul bir kişiyi soymak, varlıklı bir kişiyi soymaktan daha büyük bir suçtur; çünkü bu, yoksul için, daha fazla hissedilen bir zarardır.

insan eylemlerine adalet katan şey, kişinin, hayatından memnun olmak için sahtekarlığa veya sözünden dönmeye muhtaç kalmaya tenezzül etmediği, pek az bulunan bir soyluluk veya büyüklüktür.

6.11.2014

yazı üzerine çeşitlemeler

roland barthes

kitap anlamı yaratır, anlam da yaşamı.

okumanın verdiği hazları -ya da haz alan okurları, türlerine göre ayırmayı hayal edebiliriz; bu ayrım toplumbilimsel olmayacaktır; çünkü haz ne ürünün ne de üretimin bir parçasıdır; ancak psikanalitik olabilir, okumadaki nevrozla metnin sanrılı biçimi arasındaki bağlantıyı devreye sokar. 

fetişist okur parçalanmış metne, alıntıların, kalıplaşmış sözlerin, harflerin bölünmüşlüğüne, sözcüklerin verdiği hazza bağlanacaktır. saplantılı okur edebiyattan, ayrılmış ikincil dillerden, üst-dillerden hoşlanacaktır. paranoyak okur düzenci metinler tüketecek ya da üretecektir; akılyürütmeler biçiminde geliştirilmiş hikayeler, oyun gibi kurulmuş yapılar, gizli engeller. histerik okur da -saplantılı okurun tam karşıtı olarak- metni nakit para olarak gören okur olacaktır; dilin hiçbir temeli, hiçbir gerçekliği olmayan komedisine girecektir, eleştirel bir bakışa sahip bir özne olmayacaktır hiçbir zaman ve metnin başından sonuna doğru atlayacaktır.

edebiyat deyince aklıma bir dizi yapıt ya da yapıtlar bütünü gelmiyor; hatta bir ticaret ya da eğitim alanı da gelmiyor; edebiyat deyince bir uygulamanın, yazma eyleminin izlerinden oluşan karmaşık grafiği düşünüyorum.

julia kristeva: her tür ideolojik etkinlik, kompozisyonu tamamlanmış sözceler biçiminde ortaya koyar kendini.

duvar, en basit, en bayağı görünümüyle bile -hatta belki özellikle bu görünümüyle- tarih öncesi sanatı taşıyan taştır, heykeltıraşın alçak baskısıdır, camcının vitrayıdır, ressamın tuvalidir, yazarın kağıdıdır, sinemacının ekranıdır ve düşlerimizin çizildiği beynimizin iç çeperleri gibi, karalamaları taşıyan yüzey gibi duvar da, pano da kazıyan, bölen, düz malzemenin üzerine anlamlı bir oyuk açan hareketi taşırlar. üzerine yazı yazılan bir nesne olan duvar aracılığıyla dilin ucuna ulaşılır böylece.

duvar, herkesin bildiği gibi, yazıya bir davettir. kentlerde, grafitisiz bir tek duvar bulunmaz. sanki yüzeyin kendisi, bir yazma enerjisi taşıyor gibidir. duvara yazan "hiç kimse"dir ve bu yazılanları "herkes" okur. bu nedenle duvar, simgesel olarak, modern yazının yerleştiği uzamdır.

küçük harfler, büyük harflerden doğmuştur, tersi sözkonusu değildir. küçük harf, büyük harfin işlek yazım nedeniyle biçim değiştirmiş halidir.

hiçbir yanılsama bilinçli olarak gerçekleştirilemez.

romalılarda yazı, kölelerin uğraştığı bir işti; özgür bir insan yazı yazmazdı, bir köleye yazdırırdı ya da en azından -cicero örneğinden biliyoruz- aceleyle elinden çıkardığı müsveddeleri kölesine verip temize çektirirdi. bugün bile hala, daktilo, sınıf belirten bir araçtır, güç gösteren bir uygulamayla bağlantılıdır. bu uygulama bir sekreterin varlığını öngörür; antik dönemlerdeki kölenin modern uzantısıdır sekreter. sekreterin kendisi, daktiloyla bütünleşmiş bedeni, patronun takma elidir, kolsuz korsanların çengeliyle eşdeğerlidir.

hobbes: hayatımdaki tek tutku, korku olmuştur.

8.03.2014

devlet

thomas hobbes

dünyada, başlangıçları vicdanda haklı kılınabilecek bir devlet pek yoktur.

hiç şüphem yoktur ki, bir üçgenin üç açısı bir karenin iki açısına eşit olmalıdır fikri eğer herhangi bir kimsenin egemenlik hakkına veya egemenlik sahibi insanların çıkarına aykırı bir şey olsaydı, doğruluğu tartışılmasa bile, ilgili kişinin elinden geldiği ölçüde, bütün geometri kitaplarının yakılması suretiyle yeryüzünden silinirdi.

devlet olmadıkça herkes herkese karşı daima savaş halindedir.

ister halk devleti ister monarşik devlet olsun, çok küçük devletlere gelince; hiçbir beşeri bilgelik yoktur ki, onların güçlü komşularının kendi aralarındaki rekabet sona erdikten sonra, onları ayakta tutmaya yetebilsin.

egemenden başka birinin, yaşatmaktan daha büyük ödüller verme ve öldürmekten daha büyük cezalar dağıtma yetkisine sahip olduğu yerde bir devlet ayakta kalamaz.

devlet düzeninin sarsılmasında, ki bu sarsılma asla bir iç savaşsız olmaz, ilk tahrik edicilerden pek azı, planlarının gerçekleştiğini görecek kadar uzun yaşarlar.

2.08.2013

intihar

thomas hobbes

bir grek şehrinde, genç kızlara musallat olan ve onları kendilerini asmaya götüren bir çılgınlık krizi yaşanmış.

pek çok insan, bunun, şeytanın bir işi olduğunu düşünmüş.

fakat genç kızlardaki bu yaşama isteksizliğinin zihinsel bir ıstıraptan ileri geldiğinden şüphelenen birisi, bu kızların yaşamlarına değilse bile onurlarına değer verdiklerini düşünerek, yöneticilere, kendilerini asan bu genç kızları soyup çırılçıplak sallanmaya bırakmayı tavsiye etmiş.

hikâyeye göre, bu tavsiye, o deliliği tedavi etmiş.

11.06.2010

ultra-zone'da ultrason

lale müldür



ağlamayacaksın ağlamayacaksın
kalbindeki kor parçasını
buzmuş gibi söküp atacaksın
ve bir daha asla asla
bir erkeğe ne kadar
masum görünüşlü de olsa
inanmayacaksın

isa isimli bir polis arkadaşım vardı
o iyi bir insandı da gerisinden emin değilim
olmasalar daha iyi gibi geliyor bana

"güzellik, katlanabileceğimiz dehşetin başlangıcıdır."

aşk, yüksek acılar baronu
senin yüzünden asla acısız haz
duyamıyoruz sonsuza dek
nereden ve nasıl olursa
bir kılıç düşüyor ansızın aramıza

beyaz bir zakkumun üstündeki
çiy damlası
bana öyle geliyorsun sen
ne önemi var boşver
hayatımı senin yanında örgü örerek geçirebilirim ben
buna inanmıyor hiç kimse kendim bile
bunu yapamaz mıydım sanıyorsun

senin yanında uyumama şaşıyorsun
herkesin yanında uyurum
uyuyamayacak kadar heyecan verecek kim var ki

ego kırılacak
beden kırılacak
kalp kırılacak
her şey kış ışığı gibi kırılacaktır ki
yeni bir başlangıç olsun

bu dünyayı aşağılık buluyorsan
kendine uzak bakışlı bir herif ara

gösterinin bugünkü başlıca özelliği
kendi çözülüşüne dikkat çekmektir

"insan insanın kurdudur."
(thomas hobbes)

sen hangi dindensin dara
ben istanbulluyum

10.08.2009

iyi dilekler ülkesi

hamdi koç

kimse kanserli bir hastayı hastaneye kaldırmayı kendine iş edinmez ama bir deliyi ya da eski bir deliyi bir yere kaldırmak, paketleyip depoya kaldırır gibi ya da kapatmak, herkesin şehvetle yerine getirdiği bir toplumsal görev, bir insanlık borcudur.

thomas hobbes: kanunun olmadığı yerde adaletsizlik de yoktur.

bu memlekette ses getirmek için faaliyetini ya magazine ya futbola ya da siyasete yaslayacaksın. bak o zaman herkes nasıl peşine düşüyor. bak o zaman nasıl önemli adam oluyorsun. bak o zaman kapının önü de posta kutun da nasıl doluyor. çünkü halkın başka bir duygusal kanalı kalmadı, mesaj alabileceği. bir de belki yunan ve hatta avrupa düşmanlığı üzerine çalışılabilir; bir milliyetçi damar bulup oradan çift şeritli bir yol açılabilir.

utanç, küçük adamların ödediği kefarettir.

nefret genelleme yapmayı öyle sever ki karşısında her zaman bir temsilci bulur; kolaylıkla bulur. inanç ya da nefret; hırs için ikisinden biri şarttır.

insanın başına gelebilecek en kötü şeylerden biri izlendiğini bilmemektir.

her askerin içinde körce de olsa saldırıya geçme duygusu vardır; çünkü zekice bile olsa savunma yapmak insanın içindeki cesareti hızla tüketen bir durumdur.

ii. abdülhamit: bizde ne yapılırsa yapılsın muhakkak tenkit edilir.

"ehl-i dildir diyemem sinesi saf olmayana
ehl-i dil birbirini bilmemek insaf değil"

mutluluk insanı değiştirmez; ama mutsuzluk değiştirebilir.

gurur, bir düşmanda görmek isteyeceğin en son şeydir. gururlu düşman ölüm korkusunu yenmiş düşman demektir.

cihana bir daha gelmek hayal edilse bile
avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle

üslup her şeydir. bir yazarı yazar yapan şey üslubudur. üslup yoksa istersen allame-i cihan ol, palavrasın.

utançları silen yalanlar var. kendi kendilerine çalışıyorlar ve zaman verilince işe yarıyorlar. bir daha ağrı sızı hissetmiyorsun. hissetmeyince, sorun yok. çünkü çözüm yoksa sorunun da bir alemi yok. insan kendini bile silebiliyor; silip yeniden yazabiliyor.

9.06.2008

umrandan uygarlığa

cemil meriç

kasırgalar, toprağın derinliklerine kök salan ağaçları daha da güçlendirir. ama tutkunluklarımız yapraklara benzer. en hafif bir rüzgar altüst edebilir onları.

marx: zaruret tünelinden hürriyet ülkesine götüren tek yol o; ya sosyalizm, ya barbarlık.

attila ilhan: okumak kopmaktır. okuduğumuz ölçüde yabancıyız.

bilinmeyen bir düşman, bilinen on düşmandan daha tehlikelidir.

thiers: tek kişinin hükümeti, hükümdarın iktidar ve ehliyeti ne kadar yüksek olursa olsun, daima tehlikelidir.

condorcet: filozofların aydınlatmadığı toplumu, şarlatanlar aldatır.

cemaleddin efgani: arap dünyası uzun zamandan beri niçin karanlıklarda bocalıyor? burada islam dininin bütün sorumluluğu ortaya çıkıyor. şurası açık: bu din nerede yerleşmişse bilimi boğmuştur. bu uğurda baskıcılarla el ele vermekte tereddüt etmemiştir. dinler, isimleri ne olursa olsun, birbirlerine benzerler. dinlerin felsefe ile uyuşmalarına, anlaşmalarına olanak yoktur. din insana iman ve inancı zorla kabul ettirir, felsefe onu inançlardan kısmen veya tamamen kurtarır. nasıl anlaşabilirler? din galip gelince felsefeyi yok edecektir, felsefe hükümran olunca din ortadan kalkacak. insanlar yaşadıkça dogma ile özgür düşünce, din ile felsefe arasındaki kavga sona ermeyecektir. kıyasıya bir savaş bu. ve korkarım ki bu savaşta zafer özgür düşünceye ait olmayacaktır.

renan: din ayırır, akıl birleştirir.

renan: semavi dinlerin hepsi pozitif bilimlere düşmandır.

renan: müslümanlar müslümanlığa dayanarak kalkınamazlar. müslümanlığın zayıflaması sayesinde kalkınabilirler. islamiyetin ilk kurbanı müslümanlardır. müslümanı dininden kurtarmak ona yapılabilecek en büyük iyiliktir. islam ülkelerindeki rönesans islamiyetten kurtularak gerçekleştirilecektir.

fourier: medeniyet üçkağıtçılara saraylar yaptırır, dahilere kümes.

yaşamak için çaba harcamak yetmez, olmak için de çaba harcamak gerek.

philip bagby: medeniyetler geliştikçe, aklın egemen olduğu dönemler, inançların hakim olduğu dini dönemlerin yerini alır.

insan, doğadaki topyekün olgunlaşmanın anahtarı. kendi bilincine varan olgunlaşma. eskiden soyunun kainatla sona ereceğine inanıyordu. sonra yeryüzü ile birleştirdi akıbetini: ısı değişecek, atmosfer başkalaşacak, yaşamak imkansızlaşacaktı. nihayet anladı ki, kökünü kurutacak kurt kendi içinde.

(modern dünyada tecavüz ve şiddet): bu barbarlık, bu güvensizlik asrı, atom bombası ile molotof kokteylini keşfetti. terörün tekniği ile tekniğin terörünü geliştirdi. günden güne artan cinayet salgınları, işkence, kaçırılıp rehin alınan insanlar, katliamlar vukuat-ı adiyeden sayılıyor. onları da zelzele gibi, su baskınları gibi doğal birer afetmişçesine kabul ediyoruz, hepsine katlanıyoruz. sanki sorumlu da, suçlu da biz değiliz. tezatlar birbirini tamamlıyor, hepsi de aynı bütünün parçaları: amerikalılar ile kuzey vietnamlılar, araplar ile israilliler, öğrenciler ile polisler, hükümetler ile terörist gruplar. herkes kendi davasının farklı olduğuna inanıyor. molotof kokteylinin keşfi atom bombasının keşfinden daha önemli: şiddeti ve patlayıcı maddeyi herkesin emrine veriyor.

herkes tarafından anlaşılmak isteyen, hiç kimse tarafından anlaşılmaz.

acı çeken tarafsız olamaz.

yok senin vasfettiğin dilber bu şehr içre nedim
bir peri-suret görünmüş, bir hayal olmuş sana

almanya'da nasyonal sosyalist parti'ye giriş eğrisi, işsizlik eğrisiyle paralel.

başka çare kalmayınca, kuvvet haktır ve başka bir ümit kalmayınca silah kutsal bir cihat aracıdır.

hobbes: kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi, başkalarına da yapmayın.

bossuet: herkesin istediğini yaptığı bir yerde hiç kimse istediğini yapamaz. efendinin olmadığı yerde herkes efendidir, herkesin efendi olduğu yerde herkes köledir.

dahilerde düşünce gücüyle toplumsallık birleşmez. bu seyyaliyet, orta yetenekteki insanların ayrıcalığı, başarıya götüren bir ayrıcalık. dahi, sosyal ırmağın akış yönünde değildir. akıntıya kürek çeker. ancak ölümünden sonradır ki, dalgalar onun kayığını da suyun akış yönünde sürükler. orta çaptaki yetenekler, sosyal oldukları için doğruyu ve güzeli aramaktan çok, başarıya ulaşmak kaygısındadırlar. bilinçsiz kalabalık onları alkışlarken, aynı zamanda kendi kendini alkışlamaktadır.

publius syrus: suçluyu affeden hakim, kendini mahkum etmiş olur.

charles baudelaire: şairin dev kanatları, yürümesine engel oluyor.

şairliğe heveslenen bir şemsiye imalatçısı yazdıklarını moliere'e yollamış. üstadın yanıtı şu: "siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, yalnız şemsiye yapın."