diderot: sık ağaçlarla kaplı bir ormanın karanlığında, bana sadece ufak, titrek bir ışık rehberlik ediyor. sonra bir din adamı geliyor ve onu da söndürüyor.
czeslaw milosz: edebiyat ve şiirin görevi insan olduğumuzu bize hatırlatmaktır.
felicien challaye: her ulusal dinin yarattığı "sürü gururu"nu, kolektif biçimde kendine hayranlığı kabul etmek olanaksızdır.
semih gümüş: okuduklarımızdır bizim kim olduğumuzu gösteren.
lenin: din, sermaye kölelerinin insancıl düşlerini, insana daha yaraşan bir yaşam isteklerini içinde boğdukları bir çeşit ruhsal içkidir.
bourdieu/darbel: mağaza, yoksulun müzesidir.
tagore: senin kendi gerçeğini keşfettiğin tapınakta ben ibadet edersem kendi yaşamımın amacını yitiririm. herkes kendine bir yol seçmeli.
sun tzu: olabildiğince gizlen; öyle ki görünmez ol. olabildiğince gizemli ol; öyle ki sesin bile işitilmesin. o zaman düşmanının kaderi senin elindedir.
paul nizan: yirmi yaşındayım. kimse bana hayatın en güzel dönemi olduğunu söylemesin.
sevgi soysal: düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.
thomas bernhard: insanlar yalnız değillermiş gibi yapıyorlar; çünkü her zaman yalnızlar.
alain: kişinin etrafındakilere ve kendisine karşı iyi olması, yaşamaları için onlara ve kendisine yardım etmesi, işte gerçek iyilik budur. iyilik neşedir. aşk neşedir.
sevgi soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgi soysal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31.08.2013
22.05.2013
tante rosa
sevgi soysal
"sevgi" sözcüğü bir kadına her zaman bir şeyler anlatır.
her yeni aşka yeni bir aptallıkla başlarsan sonunda orospudan beter olursun. o bile olamazsın; aşkı tadabilmek gibi satabilmek de beceri ister.
durmayacağını, gerilemeyeceğini, hep biraz daha iyisini yapacağını bildiğiniz, sezdiğiniz insanlar vardır. hayatı şöyle olur, böyle olur; iyi gider, kötü gider; ama zekası donuklaşmaz, üretkenliği tıkanmaz.
suluboya kır çiçekleri ölebilen şeylerdendir.
yasaklar prensesler için değildir. prensesler hangi yasayı çiğnerlerse çiğnesinler bir şeycikler olmaz; çünkü bir gün prens atla gelerek prensesi kurtaracaktır.
bir kadın bıktığı kocasını iş yolculuğuna gönderircesine gönderir savaşa. kır çiçeklerinin yapraklarında dudakları. yapraklar soluk, ölü susuz.
yokluk ne rezilliklere gebedir! yoksulluk her zaman küçültücüdür.
sabrın sonu selamet değildir.
bir kedi her zaman güzeldir. açlık, tokluk, aşk, nefret tanımayan sürekli bir güzellik.
insanları sevmemeye başladı mı insan, insan gibi yaşamayı da sevmemeye başlıyor; insan gibi çalışmayı, kazanmayı, yemeyi, içmeyi, sevişmeyi, ölmeyi.
"hayat bir denizdir; yüzme bilmeyen boğulur."
bir duyguyu tek başına yaşamak, acı çekmek tek başına; bundan sadece genç aşıklar hoşlanır. onlar bile bunu şiire döküp acınmak, 'aman nasıl da sevmiş' dedirtmek isterler.
bir kadının yaşamında bir napolyon'la rusya dönüşü olmalı.
"sevgi" sözcüğü bir kadına her zaman bir şeyler anlatır.her yeni aşka yeni bir aptallıkla başlarsan sonunda orospudan beter olursun. o bile olamazsın; aşkı tadabilmek gibi satabilmek de beceri ister.
durmayacağını, gerilemeyeceğini, hep biraz daha iyisini yapacağını bildiğiniz, sezdiğiniz insanlar vardır. hayatı şöyle olur, böyle olur; iyi gider, kötü gider; ama zekası donuklaşmaz, üretkenliği tıkanmaz.
suluboya kır çiçekleri ölebilen şeylerdendir.
yasaklar prensesler için değildir. prensesler hangi yasayı çiğnerlerse çiğnesinler bir şeycikler olmaz; çünkü bir gün prens atla gelerek prensesi kurtaracaktır.
bir kadın bıktığı kocasını iş yolculuğuna gönderircesine gönderir savaşa. kır çiçeklerinin yapraklarında dudakları. yapraklar soluk, ölü susuz.
yokluk ne rezilliklere gebedir! yoksulluk her zaman küçültücüdür.
sabrın sonu selamet değildir.
bir kedi her zaman güzeldir. açlık, tokluk, aşk, nefret tanımayan sürekli bir güzellik.
insanları sevmemeye başladı mı insan, insan gibi yaşamayı da sevmemeye başlıyor; insan gibi çalışmayı, kazanmayı, yemeyi, içmeyi, sevişmeyi, ölmeyi.
"hayat bir denizdir; yüzme bilmeyen boğulur."
bir duyguyu tek başına yaşamak, acı çekmek tek başına; bundan sadece genç aşıklar hoşlanır. onlar bile bunu şiire döküp acınmak, 'aman nasıl da sevmiş' dedirtmek isterler.
bir kadının yaşamında bir napolyon'la rusya dönüşü olmalı.
31.08.2012
uzun lafın kısası
albert camus: kimdir başkaldıran insan? "hayır" diyen biri.
sevgi soysal: bir kadının yaşamında bir napolyon'la rusya dönüşü olmalı.
demokritos: akıllı bir kişi için bütün ülkelerin kapıları ardına kadar açıktır; iyi yürekli aydın kişinin anayurdu tüm yeryüzüdür.
herakleitos: halk yasayı kentin surlarını savunur gibi mücadele ederek korumalıdır.
server tanilli: devlet, egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmek için çoğunluğa karşı verdiği mücadelede bir araçtır.
francis bacon: insanın, pek az şeyin yokluğunu çekerken, pek çok şeyden korkması yürekler acısı bir durumdur.
carl gustav jung: insan anlamsız bir hayata katlanamaz.
john steinbeck: bu dünyada emin olduğum bir şey varsa, o da kimsenin başkasının yaşamına karışmaya hakkı olmadığıdır.
lawrence durrell: kumarbazlarla aşıklar gerçekten kaybetmek için oynarlar.
mine söğüt: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.
paul nizan: bir erkek, kendisine ancak bir kadınla başlar tekrar. ya da savaşla, devrimle.
thomas paine: yahudi, hristiyan veya müslüman olsun tüm ulusal din kurumları, insanlığı korkutarak esir eden, gücü ve kazancı tekelleştirme amacı güden insan icatlarından başka bir şey değildir.
sevgi soysal: bir kadının yaşamında bir napolyon'la rusya dönüşü olmalı.
demokritos: akıllı bir kişi için bütün ülkelerin kapıları ardına kadar açıktır; iyi yürekli aydın kişinin anayurdu tüm yeryüzüdür.
herakleitos: halk yasayı kentin surlarını savunur gibi mücadele ederek korumalıdır.
server tanilli: devlet, egemen sınıfın kendi ayrıcalıklı durumunu sürdürebilmek için çoğunluğa karşı verdiği mücadelede bir araçtır.
francis bacon: insanın, pek az şeyin yokluğunu çekerken, pek çok şeyden korkması yürekler acısı bir durumdur.
carl gustav jung: insan anlamsız bir hayata katlanamaz.
john steinbeck: bu dünyada emin olduğum bir şey varsa, o da kimsenin başkasının yaşamına karışmaya hakkı olmadığıdır.
lawrence durrell: kumarbazlarla aşıklar gerçekten kaybetmek için oynarlar.
mine söğüt: yaşam denilen şey gerçeğin peşinde alınan yoldur. kimi zaman bir arpa boyu da olsa, insan gerçeğe baktığında hep ilerler.
paul nizan: bir erkek, kendisine ancak bir kadınla başlar tekrar. ya da savaşla, devrimle.
thomas paine: yahudi, hristiyan veya müslüman olsun tüm ulusal din kurumları, insanlığı korkutarak esir eden, gücü ve kazancı tekelleştirme amacı güden insan icatlarından başka bir şey değildir.
29.06.2012
uzun lafın kısası
lenin: en iyi okuldur yenilgi yılları.
albert camus: tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır.
paul valery: işinde iyi, düşünüşünde kötü bir adamdan daha tehlikeli bir şey yoktur.
djuna barnes: artık şundan eminim: insanın geçmişi ya da geleceği görebilmesi için biraz deli, yaşamı anlayabilmesi için yaşamın biraz dışında olması gerek.
francis bacon: karanlıkta bütün renkler aynı görünür.
tolstoy: bekarlıkla vedalaşmak geleneği boşuna değildir. ne denli mutlu olursa olsun, özgürlüğünü yitirmek acı gelir insana.
john steinbeck: kavga kadar insanları birbirine yakınlaştıran bir şey yoktur.
solon: talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir halden bambaşka bir hale geçiverir.
carl gustav jung: tımarhanelerdeki her bir hastaya karşı dışarda on deli dolaşır.
apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.
sevgi soysal: erkekler, aptal kadın seyircilerin bolluğu yüzünden pek gelişemezler.
mithat cemal kuntay: güzel düşünülmüş yalana, üstü başı temiz rezalete insanlar muhtaçtır; içtimai silah olan iftirayı, teselli olan dedikoduyu, kazanılmamış parayı kaldır, bütün müesseseler yıkılır.
albert camus: tek başına mutlu olmakta utanılacak bir yan vardır.
paul valery: işinde iyi, düşünüşünde kötü bir adamdan daha tehlikeli bir şey yoktur.
djuna barnes: artık şundan eminim: insanın geçmişi ya da geleceği görebilmesi için biraz deli, yaşamı anlayabilmesi için yaşamın biraz dışında olması gerek.
francis bacon: karanlıkta bütün renkler aynı görünür.
tolstoy: bekarlıkla vedalaşmak geleneği boşuna değildir. ne denli mutlu olursa olsun, özgürlüğünü yitirmek acı gelir insana.
john steinbeck: kavga kadar insanları birbirine yakınlaştıran bir şey yoktur.
solon: talih ne kadar güler yüz gösterirse göstersin, ömürlerinin son günü geçmeden insanlar mutlu saymamalı kendilerini; çünkü insan hayatı kararsız, değişkendir; ufacık bir eylem yüzünden bir halden bambaşka bir hale geçiverir.
carl gustav jung: tımarhanelerdeki her bir hastaya karşı dışarda on deli dolaşır.
apostolos doxiadis: saman alevi gibi birden parlayıp sonra sönüvermek, vaktinden önce yetişen az sayıda dehanın ortak kaderidir.
sevgi soysal: erkekler, aptal kadın seyircilerin bolluğu yüzünden pek gelişemezler.
mithat cemal kuntay: güzel düşünülmüş yalana, üstü başı temiz rezalete insanlar muhtaçtır; içtimai silah olan iftirayı, teselli olan dedikoduyu, kazanılmamış parayı kaldır, bütün müesseseler yıkılır.
6.02.2010
yenişehir'de bir öğle vakti
sevgi soysal
düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.
hep iyi şeyler giymeli insan. alain delon bir zamanlar garsonmuş. yakışıklılığı, güzel giyimi, tabii bir de kurnazlığı sayesinde filmcinin birinin gözüne çarpmış; yakışıklılık hiç olmazsa piyango bileti gibi zengin ediverir insanı; o da olmazsa kız tavlarsın, gönlünü hoş edersin; ama süklüm püklüm, odacı kılığında dolaşmak, çuval çuval patatesleri, soğanları eve yığmak iç karartıcı, bezdirici bir hayattan başka ne getirir?
her iyi ailenin gizleri vardır.
suçlular unutulmaz, cezalar hiç unutulmaz; unutkanlık düzeltici, yapıcı değildir. affetmek sağlıksızdır. mikroplara karşı ilaç kullanmamak, kanayan yaraya tentürdiyot dökmemek gibi bir şeydir affetmek. uygar insan affetmez ve unutmaz. uygar insan cezalandırır; affetmek ve unutmak barbarlık, ilkelliktir.
bir garsonun koşması; savrukluk, kabalık, işini bilmeme belirtisidir.
zimmetine para geçirmek, bir memurun alacağı en doğru tavırdır. devlet, sürekli olarak biz vatandaşların parasını zimmetine geçirmiyor mu? bunu sezen ve gören biri, devletten, şundan bundan gasp etmiş olduğu paranın pek ufak bir kısmını, aslında hakkını, kendi hakkı olmasa bile birçok insanın hakkını geri almış, fena mı?
işe yaramaz boş insanlar böyledir: sokaktan bir cankurtaran ya da itfaiye arabası geçmeyegörsün, hemen durup bakarlar. bir yerde bir kanalizasyon çukuru mu açıldı, başına üşüşüp seyrederler. bir kazma makinesi yol mu açıyor, saatlerce bekleşirler çevresinde. çünkü yoktur önemli bir işleri, bir hedefleri yoktur. her şey, bütün olaylar dışlarındadır. seyircisidirler her şeyin, yapılan yolların, yanan evlerin ve para kazanan insanların.
her şeyin iyisini sevmeli. insan dediğin, yapabileceğinin en iyisine layık görmeli kendini.
adam kısmı bir şeyi gözüne almadı mı hiçbir şeycik olmaz. can dediğin bir kez çıkar. ama canı göze aldın mı hep karşılığını alırsın. canın bir defacık gider ama, canını göze alan hep karlı çıkar. ya sermayen olacak ya da gözünü kırpmadan öne süreceksin canını. bunun dışında hayat boyu uşaklık var.
düzenle bütün bağlarını koparabildiğin zaman, ki bu cesaret ister, bu cesareti gösterebildikten sonra karanlıktan korkmayan biri olursun.hep iyi şeyler giymeli insan. alain delon bir zamanlar garsonmuş. yakışıklılığı, güzel giyimi, tabii bir de kurnazlığı sayesinde filmcinin birinin gözüne çarpmış; yakışıklılık hiç olmazsa piyango bileti gibi zengin ediverir insanı; o da olmazsa kız tavlarsın, gönlünü hoş edersin; ama süklüm püklüm, odacı kılığında dolaşmak, çuval çuval patatesleri, soğanları eve yığmak iç karartıcı, bezdirici bir hayattan başka ne getirir?
her iyi ailenin gizleri vardır.
suçlular unutulmaz, cezalar hiç unutulmaz; unutkanlık düzeltici, yapıcı değildir. affetmek sağlıksızdır. mikroplara karşı ilaç kullanmamak, kanayan yaraya tentürdiyot dökmemek gibi bir şeydir affetmek. uygar insan affetmez ve unutmaz. uygar insan cezalandırır; affetmek ve unutmak barbarlık, ilkelliktir.
bir garsonun koşması; savrukluk, kabalık, işini bilmeme belirtisidir.
zimmetine para geçirmek, bir memurun alacağı en doğru tavırdır. devlet, sürekli olarak biz vatandaşların parasını zimmetine geçirmiyor mu? bunu sezen ve gören biri, devletten, şundan bundan gasp etmiş olduğu paranın pek ufak bir kısmını, aslında hakkını, kendi hakkı olmasa bile birçok insanın hakkını geri almış, fena mı?
işe yaramaz boş insanlar böyledir: sokaktan bir cankurtaran ya da itfaiye arabası geçmeyegörsün, hemen durup bakarlar. bir yerde bir kanalizasyon çukuru mu açıldı, başına üşüşüp seyrederler. bir kazma makinesi yol mu açıyor, saatlerce bekleşirler çevresinde. çünkü yoktur önemli bir işleri, bir hedefleri yoktur. her şey, bütün olaylar dışlarındadır. seyircisidirler her şeyin, yapılan yolların, yanan evlerin ve para kazanan insanların.
her şeyin iyisini sevmeli. insan dediğin, yapabileceğinin en iyisine layık görmeli kendini.
adam kısmı bir şeyi gözüne almadı mı hiçbir şeycik olmaz. can dediğin bir kez çıkar. ama canı göze aldın mı hep karşılığını alırsın. canın bir defacık gider ama, canını göze alan hep karlı çıkar. ya sermayen olacak ya da gözünü kırpmadan öne süreceksin canını. bunun dışında hayat boyu uşaklık var.


