gregory dart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gregory dart etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13.01.2021

aşk

gregory dart

çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

âşık olmadığımız için bir neden göstermek zorunda değiliz; ama nedense hep yaparız bunu. bu, başkalarının bize zorla kabul ettirdiği, bizim de kendimizden beklediğimiz, bizi reddetmek zorunda kaldıkları zaman bizden uzaklaşan sevgililerimizden de beklediğimiz bir şeydir. bu gibi konuların açıklaması olmaz; çünkü aşk da dini inanç gibi ne rasyoneldir ne de isteğe tabi. yapabileceğimiz tek şey, bize sunulan mazeretleri kabul etmek ya da etmemektir.

aşk esasen düşsel bir deneyimdir; arzuların tatmin edilmesinden ziyade genişletilmesini, yayılmasını hedef alan bir deneyim.

stendhal'ın bir arkadaşı bir zamanlar ona şöyle demiş: "bir kadına âşık olduğun zaman kendine şunu sormalısın: bu kadınla ne yapmak istiyorsun?" bu sorunun yanıtı, asla sandığınız kadar aşikâr olmayabilir.

10.03.2019

karşılıksız aşk

gregory dart

herkes hayatının bir başarı hikâyesinden -kendisine devamlı olarak anlatmak zorunda hissettiği masallardan- çok daha fazla bir şey olduğunu bilir. asıl problem yenilgilerimize sadık kalmanın çok zor olması. karşılıksız aşklar bunu kanıtlayan iyi örneklerdir. yaşanan, müthiş ihtiraslı ve ateşli bir duygu olabilir ama yine de karşılıksız aşk hatırlandığında, genel eğilim, olaya bir cins tarihsel ironiyle bakmak ve onu geçmişin absürt kostümlü dramlarından birinin parçası olarak değerlendirip reddetmektir. bu aşklar roma'nın panoramasının içinden geçip giden yıkık su kemerlerine benzer: zamanımızın duygusal coğrafyasıyla bağdaştırmak neredeyse imkansızdır onları.

2.09.2015

karşılıksız aşk

gregory dart

insanın, gururunu inciten kimseleri affetmesi kolay değildir.

çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

aşık olmadığımız için bir neden göstermek zorunda değiliz; ama nedense bunu hep yaparız. bu, başkalarının bize zorla kabul ettirdiği, bizim de kendimizden beklediğimiz, bizi reddetmek zorunda kaldıkları zaman bizden uzaklaşan sevgililerimizden de beklediğimiz bir şeydir. bu gibi konuların açıklaması olmaz; çünkü aşk da dini inanç gibi ne rasyoneldir ne de isteğe tabi. yapabileceğimiz tek şey ya bize sunulan mazeretleri kabul etmek ya da etmemektir.

herkes bir cinsiyet sahibi olmak lanetinden nasibini almıştır. bu, insanların ilk günahıdır. toplumsal cinsiyet kimliklerini kullanma konusunda bazı insanlar çok yaratıcı olabilir; ancak yine de oynamamıza izin verilen rollerin sayısı acınacak kadar yetersizdir.

aşk esasen düşsel bir deneyimdir; arzuların tatmin edilmesinden ziyade genişletilmesini, yayılmasını hedef alan bir deneyim.

ortada alınmaya müsait bir şey varsa o orada elde edilmek için bulunmaktadır.

günümüzün birey kavramı yani bireyin biricikliği, istatistik çağının bir yan ürünüdür; varlığımızın sınıflandırılarak yok edilmesine karşı son umutsuz savunma çabalarımız.

stendhal'in bir arkadaşı bir zamanlar ona şöyle demiş: "bir kadına aşık olduğun zaman kendine şunu sormalısın: bu kadınla ne yapmak istiyorsun?" bu sorunun yanıtı, asla sandığınız kadar aşikar olmayabilir.

çok kolay kazanılan ödülün değeri az bilinir.

11.01.2013

taciz

gregory dart

biz modern insanlar, geçmiş çağların hakikatleri hakkında gittikçe artan sayıda varsayımda bulunuyoruz. geçmişle aramıza bu mesafe koyamama meselesiyle, şu bazı konularda kendinde fazlasıyla hak görme, ortada olmayan bir samimiyeti varsayma arasında belli bir ilişki var; işte bu tür abartılı ve hayali varsayımlar, izleme yoluyla tacizin de özünde yatan şeydir.

tacizciler engeller karşısında sabırsızdırlar. kendileriyle arzu nesneleri arasındaki mesafeyi yıkmak isterler. bu nedenle e-mail, internet ve cep telefonundan bu kadar çok hoşlanırlar: modern iletişim araçlarının sağladığı anında yakınlık kurma vaadi onlara çekici gelir. nesneleri figüratif veya metaforik anlamları ile görmekten zevk almazlar. düz anlamı ile yakınlaşma, yalın bir sahip olma -onlar için bir değer taşıyan şeyler sadece bunlardır.

bilişim toplumu bizlerde, giderek artan bir derecede, başkalarının hayatları üzerinde içgüdüsel olarak, büyük haklara sahip olduğumuz duygusunu yaratıyor. bize, o insanları yakından tanıdığımız hissini veriyor.

dışarıda bir yerlerde bizimle ilgilenen birinin bulunması, davranışlarımızı dikkatle izliyor olması fikri, hareketlerimize yeni bir anlam katmaya yarar. yaşantımızın önemli bir hikayesi olduğunu, bunun izlenmeye değer bir şey olduğunu düşünmemize neden olur ve bizleri yanılgıya düşürür.

"tanrı yok" diyebiliriz kendimize; "ama en azından beni izleyen bir tacizcim var." ancak kısa zamanda, gösterilen bu ilginin gerçek yüzü ortaya çıkar ve daha önceleri bize özgün varlığımızın kutsanması gibi görünen şey bir tür cezalandırmaya dönüşür. ve ne kadar çok cezalandırılırsak o kadar çok kendimize özgü farklılıkları suç olarak kabul etmeye başlarız. bizi dünyanın geri kalanından ayıran özelliklerimizin -o küçük şeylerin- dünyanın nefret etmeye başladığı özellikler olduğundan korkmaya başlarız ve bütün zamanımızı küçük görülmemize neden olabilecek sonsuz sayıda ayrıntıyı kurgulayarak geçirmeye koyuluruz.

çağımızın karşılıksız aşklarının kökeni kitle kültürüdür, kentli kalabalık deneyiminde bulunur bu kökler. çünkü kentli kalabalığı bir topluluk değildir, insanlara kişisel ilişkilerden oluşan bir dostluk ağı, aile bağlarının iletişim ağını sağlamaz. tam tersine kent, çok büyük, soyut ve bağımsız bir varlıktır; hem yakın çevremizdedir hem de soğuk ve uzak; sürekli değişir ama her zaman aynı kalır. dolayısıyla modern kentliler çoğunlukla belli bir fanteziyi düşlemeye, geliştirmeye başlarlar: kendilerinin özel ve eşsiz oldukları hayalini. burada amaç kitlelere karşı bir tür panzehir üretmektir. bir açıdan izleyerek taciz etme takıntısı bu fantezinin aşırı uçlara vardırılmış bir halinden başka bir şey değildir; aynı anda kanıtlanmak istenen şey, hem izlenen nesnenin çok özel oluşu -benim aradığım kişi başka hiç kimseye benzemez- hem de öznenin de kesinlikle özel bir birey olmasıdır -benim ona olan aşkım eşsiz, benzersizdir-.

tacizcilerin sorunu, kimliklerini tanımlama eylemini çok müthiş bir yoğunlukta yaşamaları ve neticede aşık oldukları şeyi mahvedip bitirmeleridir.

taciz, flörtün tüm o sevimli, eğlenceli taraflarını, sevdalanmanın içerdiği tüm o ayrıntılı fetişist ögeleri bir kenara atıp erotik içgüdüleri zorla bir ilkeye dönüştüren bir saplantıdır. tacizciler oyunun sonuna varmak için sabırsızlanırlar; ancak anlamadıkları şey, oyunun sonuna geldiklerinde o oyunun artık biteceğidir. böylesine kutuplaşmış bir tutku kavramının sorunu -ya beni tamamen seviyordur ya da bana karşı hiçbir duygusu yoktur; ya onunla birlikteliğimiz bir cennet yaşantısı olur ya da ben onun hayatını cehenneme çeviririm- yaşam ile ölüm arasındaki mesafeyi kısaltmasıdır. tacizciler ne kendilerine ne de kurbanlarına manevra yapacak bir alan bırakmazlar. onlar aşkın tutucu köktendincileridir.

31.03.2010

uzun lafın kısası

marcus aurelius: yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım.

havelock ellis: modern dünyanın dini karmaşasının sebebi, antik kudüs'te bir tımarhanenin olmamasıdır.

lorca: gün oturan bir hayalettir. bütün geceleri sevmek için tek bir günü iyi anla.

richard rorty: eğer özgürlüğe özen gösterirsek hakikat ve iyilik kendi başlarının çaresine bakmayı bilirler.

rene char: dünyaya gelip de ortalığı karıştırmayan insan ne saygıya ne de sabırla karşılanmaya değer.

uwe timm: evin anahtarına sahip olan bir kadına cinsel yakınlık duymak mümkün değildir.

gregory dart: çoğu kez aşkın peşine düştüğümüzde ruh halimiz, satın alınacak bir meta aradığımız zamanki ruh halinin tıpatıp aynısıdır; yani bir tüketici gibi davranırız.

kiran desai: canavarlıklar hep haklı bir davanın görüntüsü altında işlenir.

hubert dreyfus: hayat artık evrendeki ilgi çekici her şeye seyirci kalıp bu tür eğilimi olan insanlarla iletişim kurarak can sıkıntısını def etmekten ibarettir.

john steinbeck: keşke neyin günah olduğunu bilseydim. hiç durmaz yapardım.

isabel fonseca: yerleşik bir yaşantısı olan insanlar gezginlerden, yabancı oldukları için değil, tanıdık oldukları için korkarlar. çünkü onlar, bize aslında kim olduğumuzu anımsatır.

ingeborg bachmann: ruhun güzel yarınıdır, o hiçbir zaman gelmeyen.